, 18 Haziran 2018
Ruhul Beyan Tefsiri'nin Mütercimi ile Nasıl Tanıştım

Ömer Faruk Hilmi

4464

Ruhul Beyan Tefsiri'nin Mütercimi ile Nasıl Tanıştım?

Asım Gültekin, çok sevdiği İsmail Hakkı Bursevi'nin kıymetli tefsiri Ruhul Beyan'ın mütercimi Ömer Faruk Hilmi Bey ile Urfa'da nasıl tanıştığını anlatıyor.

On gün kadar evvel Urfa-Hilvan'da idim. Hilvan deyince Mehmed Akif merhumun Mısır'da kaldığı yeri hatırlayan ben, bu Hilvan kelimesi de neyin nesi diye düşünmeden edemezdim. Sorumu davet sahibi Hilvan Kaymakamı Halid Yıldız'a da sordum. Tatlı anlamına geliyormuş deyince aklıma bir güzel eser düşüverdi: Lemezat-ı Hulvi. Sohbetinden az da olsa nasiplendiğimiz güzel mü'min, muhibb-i kitab Mehmed Serhan Tayşi merhumun yayına hazırladığı Mahmud Cemaleddin El Hulvi'nin kıymetli eseri. “Büyük Velilerin Tatlı Halleri” ismi ile sunmuştu Tayşi merhum eseri. Hulvi ile helvanın aynı kökten olduğunu görebilmek güzel. Halavetli kelimesini de hatırlayalım bu vesile ile; Halavet ortaya çıkınca taravetin de zihninizin bir tarafından sökün etmesi zor olmayacaktır umarım.

Varlıkları İslamileştirmeye çalışmayı bırakmalı

Hilvan dedik. Hilvan'da liseli gençlerle Alışmak Ölümüne Karşı kitabım üzerine sohbet ettik. Halid Bey alkış kelimesini anlatmamı istedi konuşmaya başlarken. Konya-Taşkent'te karşısında alkış kelimesinin Divanu Lugatit Türk'te nasıl geçtiğini gençlerle paylaşmama şahit olmuştu, onu unutamamış demek ki. Unutulacak gibi değil esasen. Alkışın el çırpma değil, Hazreti Peygamberimize Allahumme salli ala seyyidina Muhammed diyerek salavat virmek olduğunu söylüyor Kaşgarlı Mahmud Pirimiz. Bu bilgiyi aktardıktan sonra gençlerin salavatlarla alkışları unutulur gibi değildi.

Gençler Alışmak Ölümüne Karşı kitabımı okumuşlardı. Kitapta kendilerini en çok zorlayan yazı “İslam Dünyası”na karşı olduğumu ifade ettiğim yazı olmuş. Bir de “Her şeyin İslamileşmesi mi, Allah Korusun" başlıklı yazıma çok takılmışlardı. İslam’a karşı olduğumu düşünen bile olmuş. Meseleyi izah etmeye çalıştım. Ayaklarımızın yere basması gerektiğini, İslami bir dünya kurma hayallerini bir yana bırakıp dünyada Rabbimize yakışır bir kul olabilme ve yeryüzünde Hakkı hakim kılma mücadelesinden vazgeçmememiz gerektiğini, Dünyayı dünya ve İslam dünyası diye ayırdığımızda dünyada İslam’ı asla hakim kılamayacağımızı anlattım. Nesneleri, şeyleri İslamileştirmeye gayret ettikçe seküler, laisist bir sisteme kendimizi fena şekilde mahkum edeceğimizi. Varlıkları İslamileştirmeye çalışmayı bırakıp tüm varlığın zaten Allah’a bağlı olduğunu görmeye başlamamız gerektiğini… Ve daha birçok hususu…

Tefsirin 24. cildinin tercümesini tamamlamış

Gençlerle sohbetten sonra Urfa merkeze geçip Hz. Eyyüb Makamı’nı ve Balıklıgöl’ü ziyaret ettik. Ardından da evi kitap dolu bir mütercim olduğundan bahsedilen, İsmail Hakkı Bursevi’nin Ruhul Beyan’ını tercüme etmekte olduğu söylenilen Ömer Faruk Hilmi Bey’in evine geldik. Selamlaştık. Kendisini “bu gelen de kimdir, nedir, neyin nesidir” diye yormamak için, “Ben İsmail Hakkı Bursevi Hazretlerinin âşığıyım efendim” dedim. Bu cümlemden memnun olduğunu hissettim. Sohbete daldık. Sohbete dalış hızlı oldu. Gözüm odanın dört tarafındaki kitaplarda. Türkçe, Arapça, Farsça eserler. Arada bir konuşurken yazdığı bir kitabı çıkartıyor. Elime alıp inceliyorum peş peşe birçok eseri.

Ruhul Beyan Tefsiri tercümesinin hangi yayınevinden çıktığına bakıyorum. 24. cildi basılmış tercümenin. 25. cilt ile meşgul. 5 cilt kaldı diyor.

“Bu tercümede en büyük meselemiz, musahhih bulamamamız”

Konuştukça Arapçaya, Farsçaya vukufiyetine şahit oluyorum. İçime tercümesinden biraz okumak isteği üşüşüyor, açıp müsaadesi ile okuyorum sesli bir şekilde; İsmail Hakkı Bursevi Hazretlerinin Osmanlıca eserlerindeki o lezzetli üslup nerdeyse.

Bursevi hazretlerinin birkaç Osmanlı Türkçesi eserinin sadeleştirilmiş halini okuduğumda nerdeyse hiç Bursevi üslubu tadı alamamıştım. Ne güzel tercüme etmişsiniz dediğimde, “ıstılahi kelimelerin Türkçesini kullanmaya çalışmıyorum, nasıl geçiyorsa öyle veriyorum, ondan öyledir” dedi. “Bu tercümede en büyük meselemiz, musahhih bulamamamız. Arapça ve Farsçanın inceliklerine sahip değilse musahhih musahhihlik yapamıyor” dedi. Sonra da Bulak Matbaası ve musahhihler ile ilgili bir vakayı anlattı.

Ömer Faruk Hilmi, dışardan 4-5 üniversite okumuş. Aslen Siverekli imiş. Hatta “Siverekli şeyh geçinenlerin aleyhine bir kitap da yazdım” diyor ve kitabını bize de gösterdi. Kaside-i Bürde’yi yayına hazırlamış. Ataullah İskenderi’nin Hikmetler Kitabı’nın şerhlerini de tercüme etmiş. On cilt Salihlerin Menkıbeleri’ni derlemiş.

Osmanlıdan Günümüze Seçim Kültürü diye bir kitabı da var. Yüzden fazla kitabı yayınlanmış, yüzden fazla kitabı da derlenip toparlanmayı, yayınlanmayı bekliyor imiş. Kitapları Tuğra, İlimşehri, Yasin ve Sultan yayınlarından çıkmış.

Daha pek çok şeyler konuştuk. Doyamadan da müsaade istedik.

 

Asım Gültekin






İlgili Konular