, 20 Temmuz 2018
Abdullah Biraderler'den Pascal Sebah'a Eski İstanbul Fotoğrafçıları

Guillaume Berggren Fatih’te bir Çeşme ve Süleymaniye

3106

Abdullah Biraderler'den Pascal Sebah'a Eski İstanbul Fotoğrafçıları

Osmanlı İmparatorluğu sınırları içerisinde fotoğrafçılık, icadından çok kısa bir süre sonra etkili olmuştu. Peki eski İstanbul fotoğraflarının paylaşıldığı birçok mecradan bildiğimiz bu fotoğraflar kimler tarafından çekilmişlerdi? Oktay Türkoğlu, Girault de Prangey'den Ernest de Caranza'ya, James Robertson'dan Abdullah Biraderler'e, Basile Kargopoulo'dan Guillaume Berggren ve Pascal Sebah'a, Osmanlı İstanbul'unu fotoğraflamış üstadları yazdı.

İlgili Yazılar
Zamana Meydan Okuyan 7 Çivisiz Ahşap Cami
Zamana Meydan Okuyan 7 Çivisiz Ahşap Cami

Ahşap oymacılığı cami yapımında kullanılınca mimari tarihimize göz kamaştıran eserler kazandırılmış. Anadolu’da bolca örneklerini gördüğümüz çivisiz ahşap camiler de bunlar arasında. Munise Şimşek, Selçuklu ve Osmanlı döneminde yapılan birbirinden güzel 7 çivisiz camiyi derledi.
08/05/2018 08:08
Eğitim Temalı Ödüllü 5 Kısa Film
‘Eğitim’ Temalı, Ödüllü 5 Kısa Film

Eğitim Bir-Sen tarafından 4’üncüsü düzenlenen “eğitim” temalı kısa film yarışmasında ödül alan 5 kısa filme dair Abdullah Güner yazdı.
30/03/2018 10:10
Kudüs ü Anlatan Ödüllü Kısa Filmler
Kudüs’ü Anlatan Ödüllü Kısa Filmler

ÖNDER İmam Hatipliler Derneği tarafından ortaokul, lise ve üniversite öğrencilerinin katılımıyla düzenlenen Kudüs Kısa Film Yarışması’nın kazananları belli oldu. İşte öğrencilerin gözünden kısa filmlerle Kudüs… Abdullah Güner yazdı.
06/04/2018 10:10
Güven Temalı Ödüllü 5 Kısa Film
‘Güven’ Temalı, Ödüllü 5 Kısa Film

‘Güven’ teması ile geçen hafta Ali Emiri Efendi Kültür Merkezi’nde düzenlenen 3. Genç Öncüler Kısa Film Yarışması’nın ödül töreninde, filmleri finale kalan yönetmenlere ödülleri takdim edildi. Abdullah Güner bu filmleri değerlendirdi.
28/04/2018 11:11
Kitabı meşhur kendisi mestur 6 s fi
Kitabı meşhur, kendisi mestur 6 sûfi

Ülkemizin inanç ve düşünce dünyasına eserleriyle hayli tesiri bulunan bazı sûfilerin hayatı, malesef ki pek bilinmiyor. Adeta yazdıkları eserlerin ardına saklanmışlar. Ahmed Sadreddin o isimlerden bazılarını derledi.
04/10/2015 15:03
Osmanlı nın 9 sultanı ve 9 velisi
Osmanlı’nın 9 sultanı ve 9 velisi

Osmanlı Devletinde sultanlar ve veliler arasındaki yakınlık, pek çok alanda Osmanlıyı zirve noktalara taşımıştır. Burak Özkanlı, 9 padişah ve 9 veli üzerinden bir okuma yaptı.
25/02/2016 10:10

Endüstri devriminden sonraki en önemli buluşlarından biri olan fotoğrafın ortaya çıkışı 19. yy'ın başlarına tarihlenir. Birçok muhtelif faktörün yanı sıra fotoğrafın icadı ve kısa bir zamanda üretiminin kolaylaşması, modernitenin dünya sathına yayılmasının en büyük itici güçlerinden biri olmuştur.

Osmanlı İmparatorluğu sınırları içerisinde fotoğraf, icadından çok kısa bir süre sonra etkili olmuş, kimi zaman belge mahiyeti taşıyacak çok önemli işlevleri üstlenmesinin yanında, gravür ve resimlerin yerini alarak oryantalizmi daha etkin bir biçimde üretmeye de katkı sunmuştur.

Profesyonel fotoğraf stüdyoları 19. yy’da açılmaya başlıyor

İlk olarak Fransa'dan hareket eden ''gezgin fotoğrafçılar'', içinde İstanbul'un da olduğu Doğu yolcuğu sırasında çeşitli fotoğraflar çeker. 1840'lı yıllara tarihlenen bu fotoğraflar hem fotoğraf tarihi açısından hem de İstanbul'u belgelemek açısından oldukça kıymeti haiz örneklerdir.

19. yy'ın ikinci yarısının başlarında ise imparatorluk topraklarında birçok profesyonelfotoğraf stüdyoları açılmaya başlar. İstanbul'da, husûsen de Pera bölgesinde yoğunlaşan fotoğraf stüdyoları, kısa süre sonra Padişahların himayesiyle işler yapmaya başlar ve bunun için ''Serfotoğrafi Hazret-i Şehriyari'' denilen Saray Fotoğrafçılığı bile kurulur.

Şimdi biraz eski İstanbul fotoğraflarının paylaşıldığı birçok mecradan bildiğimiz bu fotoğrafların kimler tarafından çekildikleri hakkında bir araştırmaya girişelim.

İstanbul’un ilk fotoğrafçıları

Pratikte kullanılabilen ilk fotoğraf tekniği olan dagerreotip ile (ismini mucidi Louis Daguerre'den alıyor) fotoğraf çeken Girault de Prangey, Doğu yolculuğu sırasında, içinde Osmanlı’nın sınırları dahilindeki yerlerin fotoğrafları da olan binlerce fotoğraf çekmiş ancak bunlardan bir kısmı yalnızca günümüze ulaşmıştır. Efes ve Afrodiyas gibi antik yerlerin ilk fotoğraflarının yanısıra İstanbul'un ilk panoramik fotoğrafını çekmesi dolayısıyla Prangey önemlidir.

Girault de Prangey  - Üsküdar Selimiye Camii

En kıymetli İstanbul fotoğrafçılarından biri de İngiliz James Robertson'dur. Londra'da darphane ressamı olarak görev yapan Robertson, Osmanlı Darphanesi'nde başhakkak olarak çalışmak için çağırılır. O dönemdeki birçok fotoğrafçı gibi yanuğraş olarak fotoğraf çekmeye başlayan Robertson'un fotoğraflarında çoğunlukla anıtsal bir mimari eserin ön planında insan figürleri bulunmaktadır. Bahaettin Öztuncay'a göre; ''Sokak satıcıları ve değişik kıyafetlerdeki insan figürleri fotoğraflarına doğal bir görüntü vermiş, aynı zamanda mimari eserlerin boyutlarını algılamak amacıyla karşılaştırma ölçeği olarak kullanmıştır.''

James Robertson - Kılıç Ali Paşa Camii

Fransız kimya ve fizik mühendisi Ernest de Caranza da Dökümhane ve Baruthane'de çalıştırılmak üzere Robertson gibi yurtdışından getirilen isimlerdendir. 1852'de fotoğraf stüdyosu açan Caranza, İstanbul'da kaldığı süre içerisinde “Saray Fotoğrafçısı” ünvanını taşıdı. 1855'te Paris’te sergilenen fotoğrafları ona büyük bir ün kazandırmıştır.

Ernest de Caranza - Mihrişah Valide Sultan Sebili

Rum asıllı fotoğrafçı Basile Kargopoulo ise yerleşik ilk stüdyoyu açan kişi olması hasebiyle önemlidir. 1850'de Pera'da stüdyosunu açar, 1879'da da II. Abdülhamid tarafından kendisine saray fotoğrafçılığı verilir ve bu görevi öldüğü 1886 yılına kadar sürdürür. Manzara fotoğraflarının yanısıra seyyar satıcıların fotoğraflarını çekerek şehrin tarih ve folklorunun korunmasına büyük bir katkıda bulunmuştur. Engin Özendes'in aktardığına göre, ayrıca; Kargopoulo'nun Tünel meydanı 4 numaralı fotoğrafhanesinde, süslenme heveslisi ayaktakımı gençlerin kıyafet değiştirip fotoğraf çektirmeleri için, geniş bir gardırobu varmış.

Basile Kargopoulo - Nuruosmaniye Camii

Ressam-ı Hazret-i Şehriyari: Abdullah Biraderler

Eski İstanbul fotoğraflarına tutkun birçok kimsenin aşinalık duyduğu Abdullah Biraderler de bahsedilmeye en çok layık isimlerdendir. Viçen, Hovsep ve Kevork adlı 3 kardeşten oluşan fotoğraf ekibinin üyeleri çok küçük yaşlarından itibaren sanatla iştigal etmişler. Ailesi Kayseri'den İstanbul'un Samatya semtine göçen bu kardeşlerin adları, I. Abdülhamid döneminde sarayın mübaayacıbaşı olarak çalışan büyükbabaları Asdvadzadur Hürmüzyan'ın, ismini Abdullah olarak değiştirmesinden gelir. Zaten Osmanlı'da ihtida eden kişilerin adlarını Allah'ın kulu anlamında Abdullah olarak değiştirmeleri de âdettendi.

Kevork ve Viçen kardeşler Paris'e gidip bir süre orada eğitim aldıktan ve kabiliyetlerini geliştirdikten sonra İstanbul'a dönmüşler ve Pera'da stüdyolarını açmışlardır. Onların rüşdlerini ispatladıkları hâdise ise Sultan Abdülaziz'in, portresini çekmek üzere onları İzmit'teki Av Köşkü’ne davet ettiği gündü. Sultan, kardeşlerin çektikleri fotoğraftan o kadar memnun kalmıştı ki onları akabinde ''Ressam-ı Hazret-i Şehriyari'' pâyesi ile ödüllendirmiştir.

Abdullah Biraderler'in, yurtdışındaki ilk başarıları ise 1867 yılında gerçekleşen Paris Uluslararası Sergisi dolayısıyla olmuştur. Bu sergiyi aynı zamanda yurtdışına ziyaret maksatlı giden ilk padişah olan Sultan Abdülaziz'in yakından izlemesi, sergiye atfedilen önemin ve alâkanın açık göstergesiydi. On üç bölümden oluşan serginin son bölümü sanata ayrıldı ve bu bölümde Abdullah Biraderler'in çektikleri Sultan'ın portrelerinin yanısıra, Beyazıt ve Galata kulelerinden çekilmiş panoramik fotoğraflara inanılmaz bir ilgi gösterildi. Öyle ki yabancı basında isminden övgüyle söz edilen birkaç fotoğrafçıdan biri de Abdullah Biraderler'di.

Abdullah Biraderler - Alay Köşkü

Fotoğrafçılıkta 40 yıl süren hâkimiyet

Abdülhamid tahta geçtikten sonra da saray fotoğrafçılığı ünvanını koruyan Biraderler'in başına kısa bir süre sonra kötü bir durum gelmiştir. 1877-78 Osmanlı-Rus savaşı sırasında Yeşilköy'e kadar gelen Ruslar buraya bir süre yerleşmişlerdir. Ordunun başındaki isim Gradük Nikolayeviç, kendisinin ve generallerin fotoğrafını çekmek üzere Kevork Abdullah'ı kaldığı Dadyan Konağı’na çağırmıştır. Çekilen fotoğraflardan memnun kalan Gradük onu Rusya'ya davet etmiş, Kevork bunu reddetmişse de onu kendi evine davet etmiş. Bu hâdise Abdülhamid'in kulağına gidince de Abdullah Biraderler 1878'de saray fotoğrafçılığından azledilmiştir.

Ancak dünyaca tanınan bir fotoğraf ekibi olan Abdullah Biraderler, bu süre zarfında çeşitli işlerle uğraşmışlardır. Bu işlerden en önemlisi, Mısır Hıdivi Tevfik Paşa'nın daveti üzerine Kahire'ye gitmeleri ve Hıdiv'in himayesiyle burada bir stüdyo açmalarıdır.

1890 yılında ise onlara Abdülhamid tarafından ünvanları tekrar verilmiş ve bundan sonra büyük bir gayretle şehrin muhtelif noktalarının onlarca fotoğrafını çekerek Sultan'ın takdirini kazanmak için ellerinden geleni yapmışlardır.

Abdullah Biraderler'in neredeyse 40 yıl süren alanlarındaki hakimiyeti, arkalarında İstanbul meftunlarını büyülemeye devam eden nice fotoğraf bırakarak, 1895'te Kahire'deki 1900'de de İstanbul'daki şubelerini ellerinden çıkarmalarıyla son bulmuştur.

Bu gizemli şehri keşfetmek için fotoğrafçılık

Guillaume Berggren ise fotoğrafçılık işine ülkesini terk ederek farklı kültürler ve yerler keşfetmek için çıktığı seyahati neticesinde girmiştir. 1855-66 arasında Avrupa'nın çeşitli şehirlerini gezip işin inceliklerini öğrenmiş, 1866 yılında Doğu seyahati için Odesa'dan kalkan gemiye binmiş ve gemi İstanbul'a yanaştığında bir daha burdan ayrılmamak üzere bu gizemli şehri keşfetmek için burada inmiştir. 1870'te İstanbul'da bir Rum kızıyla evlenmiş, 80'lerin başlarında da Cadde-i Kebir'de bir fotoğraf stüdyosu açmıştır. Boğaziçi kıyılarının fotoğrafları ve üç beş sene aralıklarla çektiği çeşitli panoramalar müthiş bir belge hüviyeti taşımaya devam etmektedir.

Guillaume Berggren - Fatih’te bir çeşme ve Süleymaniye Camii

Foto Sabah’lı yıllar

İstanbul fotoğrafları sözkonusu olduğunda en göz kamaştırıcı isimlerin başında -hatta ilki de diyebileceğim- Pascal Sébah'ı ise en sona bıraktım. 1857 yılında fotoğrafçılığa başlayan Sébah, Pera'da ticari anlamda en uzun soluklu fotoğraf stüdyonlarında biri olan El-Şark'ı açmıştır. Sébah adından ciddi anlamda ilk olarak 1863 yılında Sultanahmet Meydanı'nda gerçekleştirilen Sergi-i Umum-i Osmani dolayısıyla söz ettirmiştir.

Osman Hamdi ile tanışması onun sanat çevrelerine dahil olmasına ve şöhretinin gitgide büyümesine zemin hazırlamıştır. 1873 yılında Viyana'da gerçekleşecek 'uluslararası' serginin sergi komiserliğine atanan Osman Hamdi, İmparatorluk dahilindeki topraklarda yaşayan halkların geleneksel kıyafetlerini fotoğraflamak için Pascal Sébah'ı görevlendirmiş, o da bu işi layıkıyla yerine getirmiştir.

Pascal Sébah - Üsküdar sahilinden Kız Kulesi ve Beyoğlu

Bu sergiden sonra ününü katlayan Sébah; 1873 yılının sonlarında Mısır'da bir şube açarak İskenderiye, Kahire, Nubye gibi şehirlerin fotoğrafını çekmiştir. Pascal Sébah, işlerinin en olgun olduğu zamanlarda, İstanbul ve Kahire şubeleri arasında sık sık mekik dokumaktan ve başka türlü sebeplerden olacak bir hastalığa dûçar olmuş ve 3 yıl yatalak kaldıktan sonra 1886 yılında 60 yaşındayken vefat etmiştir. Şirketi ise 1887 yılında Polycarpe Joaillier ile birleşerek Sébah & Joaillier ismiyle bir süre daha devam etmiştir. Cumhuriyetin ilanıyla birlikte Foto Sabah adını alan stüdyo 1950'lere kadar faaliyetlerini sürdürmüştür.

Abdülhamid’in fotoğrafları

İstanbul'un birbirinden kıymetli fotoğraflarını çeken sadece bir kısmını andığımız sanatçıların yanısıra, fotoğrafa özel bir değer veren Sultan Abdülhamid'i de anmak gerekir diye düşünüyorum. Onun Yıldız Arşivi olarak adlandırılan yüzlerce fotoğraftan oluşan albümü, imparatorluk sınırlarındaki birçok noktanın kayıt altına alınması açısından önemliydi.

Bununla birlikte şöyle ilginç bir şeye temas etmeden de geçmeyelim. Abdülhamid henüz şehzadeyken çekilen fotoğraflarının dışında, uzun soluklu hükümdarlığında Abdülaziz'in aksine hiçbir fotoğrafının çekilmemesi, ya da daha doğrusu kamusal olarak sunulmaması ilginçtir. Edhem Eldem'e göre; ''Büyük ihtimalle portresinin özel hayatına ait olduğunu düşünüyor, ve kamuyla paylaşmaktan hoşlanmıyordu. Böyle yaparak bir hükümdarın kamusal imaj ve prestijinin kilit öğelerinin birinden, yani tasvir-i hümayundan vazgeçmiş oluyordu.'' O, fotoğrafının aksine sembolü olarak daha çok tuğrasını seçmiş, böylece Osmanlı padişahlarının 19. yy'ın başından beri tercih ettiği resim-fotoğraf tutkusunu da bu yönüyle askıya almıştır diyebiliriz.

Eski fotoğraflara, o fotoğraflardaki insanlara bakmak

Eski fotoğraflara bakmak, o fotoğraflardaki insanları ve şehirleri izlemek, Alman filozof Walter Benjamin'in 'aura' kavramını açıklarken söylediği ''bir uzaklığın eşsiz bir şekilde ortaya çıkması''nı yakînen deneyimlediğimiz bir hâdise olarak tebellür eder. Yaşadığımız çağda oldukça uzağında kaldığımız insanları ve şehirleri belleğimize kazıdıkları için İstanbul fotoğrafçılarına bu yüzden çok şey borçluyuz.

 

Oktay Türkoğlu






İlgili Konular