, 22 Şubat 2018
İslami Yayıncılık ve Tercüme Faaliyetlerinde Bir Merkez Şahsiyet Nihat Armağan

Nihat Armağan

2454

İslami Yayıncılık ve Tercüme Faaliyetlerinde Bir Merkez Şahsiyet: Nihat Armağan

Nihat Armağan, 60’lardan sonra yükselen İslami yayıncılığın ve tercüme yayınların en merkezindeki isimlerden bir tanesi idi. 10 yıl kadar Hilal Yayınları’nın editörlüğünü yapmış, sonrasında Fikir Yayınevi’ni kurmuş ve yönetmişti. Mehmet Erken yazdı.

İlgili Yazılar
Çengelköy Çınaraltı'nda bir renk
Çengelköy Çınaraltı'nda bir renk

İsmail Kazdal büyüğümüz temel düşünce metodunu 'Kur'an'la Birlikte Düşünmek' üzerine bina etmiş bir fikir adamı.
15/02/2009 15:03
Hil l Yayınları nın dikkat çekici tarihçesi
Hilâl Yayınları’nın dikkat çekici tarihçesi!

Salih Özcan’ın kurarak birçok âlimin kitabını Türkçede okumamıza vesile olduğu Hilâl Yayınları, kitaplar aracılığıyla İslam Birliği’ni sağlamış olduğumuzu gösteriyor!
21/07/2012 16:04

Nihat Armağan… 60’lardan sonra yükselen İslami yayıncılığın ve tercüme yayınların en merkezindeki isimlerden bir tanesi. 10 yıl kadar Hilal Yayınları’nın editörlüğünü yapmış, sonrasında Fikir Yayınevi’ni kurmuş ve yönetmiş. Bu yayınevi 90’ların ortasına kadar çok ciddi kitaplar yayınlamış ve sonra ismi görülmez olmuş. Nihat Armağan ismini bundan sonra ancak vefat ettiği 2005 tarihinde yazılmış vefayat yazılarında görebiliyoruz. Eski dergilere, kitaplara, gazetelere veya muhtelif internet aramalarına dayanarak bilgi sahibi olmak ise neredeyse imkansız. Kendisinden en detaylı bahseden isim, Hilal Yayınları’nda beraber çalıştığı İsmail Kazdal. Peki, kimdir Nihat Armağan?

Hocazâdeler ismini hak eden bir aile

Oğlu yazar, TV programcısı Yusuf Armağan, “net bir şekilde bilmesek de kimliğinde yazan doğum tarihi 1935 idi” diyor. Nihat Armağan Urfalı. Ailesinin adı Hocazadeler. Bu isim bile eğitimli bir aileden geldiğinin kanıtı. Soyadı kanunundan sonra Armağan soyadını almalarının sebebi ise, dedelerinin Urfa’dan Çanakkale’ye gidip de sağ dönen nadir isimlerden olması; “Bir armağan olarak geri döndük, o zaman soyadımız Armağan olsun” diyorlar yani.

Nihat Armağan’ın kardeşi, üniversiteye başörtüsü ile girmeye çalışıp kapıdan çevrilen ve döneminde ciddi bir şekilde gündem olan Melahat Armağan. Hukuk profesörü Servet Armağan da, yazar Mustafa Armağan da yakın akrabası. Hocazâdeler ismini hak eden bir aile yani.

Nihat Armağan’ın muhtemelen ilk eğitim durağı, Urfa Balıklı Göl’ün civarında bulunan medreseler. Fakat oğlu, bu manadaki eğitimini pek anlatmadığını söylüyor. Nihat Armağan’ın Arapça’dan tercüme ile yayınladığı pek çok kitabının olması hatta kendisinin de bir tercüme kitabının bulunması, örgün eğitimi dahilinde Arapça öğrenmediğini bildiğimiz Armağan’ın, bu medreselerde Arapça ve İslami ilimler tahsil ettiğine dair varsayımı kuvvetlendiriyor.

Zübeyir Yetik ve Akif İnan’la tanışma

Muhtemel kısa-uzun süreli medrese hayatı dışında Armağan’ın eğitimine dair bildiğimiz ilk iz, Urfa Lisesi mezunu olduğu. Armağan burada iki isimle çok yakın dostluk kuruyor: Zübeyir Yetik ve Akif İnan.

Zübeyir Yetik, Umran dergisinin Şubat 2005 tarihli sayısında yer alan “Kardeşim Nihat İçin” başlıklı yazısında (sf. 77-78) Nihat Armağan ile tanışmalarını şöyle anlatıyor:

“Urfa Lisesinin bahçesi.. Teneffüs zamanı.. Öğrenciler kendi havalarındayken, içlerinden biri okul bahçesinin bir köşesinde, sırtını duvara yaslamış elindeki dergiyi okuyor.. Serdengeçti mi desem, Sebilürreşad mı, yoksa Büyük Doğu mu; onlardan biri.. Bu öğrenci, benim..

O sıra, süreli yayınların her birinden birer nüsha edinerek koleksiyon yapma merakına düşmüşüm. Gazete bayiine bu amacımdan söz ettiğim için de, her yeni yayından beni bilgilendirmekte, birer tane edinmemi sağlamakta ve ben satın aldığım tüm yayınları da son satırına dek okumaktayım. Sonuçta da, o günkü anlatımla “milliyetç̧i - mukaddesatç̧ı” yayınları izlemeğe karar vermişim..

İşte yaptığım bu seçim doğrultusundaki okumalarımı yoğunlaştırdığım o günlerden birinde okul bahçesinde elimdeki dergiyi okurken birden bir el omzumu sıkarak alabildiğine soüuk bir sesle “ne okuyorsun?” diye soruyor.. Başımı kaldırıyorum.. Karşımda aynı sınıftan fakat ayrı şubeden olmamıza karşın Fransızca derslerinde bir araya geldiğimiz için kendisini tanıdığım Nihat’ı görüyorum. Sorgulayıcı tavrını çok itici bulduğum için tepki gösterip, “sana ne!..” karşılığını verip, tekrar dergime dönüyorum. Nihat uzaklaşıyor.. Bir iki gün sonra dergi okuma seansımda yine Nihat’a yakalanıyorum.. Bu kez tavrı daha sert ve üstelik “bunları evinde oku; başına iş mi açmak istiyorsun?” deyip, uzaklaşıyor. Ben bunu bir tehdit olarak algıladığım için, çalınan zilin çağrısına uyarak sınıfa girer girmez, dergi sayfalarını kara tahtaya raptederek sergileme cihetine gidiyorum.. Tesadüf dersimiz Fransızca ve Nihat da sınıfta. Hemen gelerek dergi yapraklarını topluyor, bana, “şimdi hoca gelecek, akıllı-uslu ol; teneffüste konuşalım” diyor.

Teneffüse birlikte çıkarken, ben öfkeliyim; Nihat ise, muzip bir sakinlik içinde.. Bahçeye doğru yürürken, “bak” diyor, “ben de bunları okuyorum; ama, okulda okumak başına iş açar, o yüzden böyle davranıyorum”.. Bir iki sıradan laf ederek ayrılıyoruz..

Bir iki gün sonra, yine Nihat’a yakalanıyorum... Bu kez gülümseyerek, “Siverek damarı, söz dinlemez ki..” diyor ve ekliyor; “Bunları okuyan bir arkadaşımız daha var, tanımak ister misin?” deyip, ardında da “Akif... Akif’ diye sesleniyor ve yanımıza gelen gençle tanışıyoruz. Bu, Akif İnan.. Benim de şiir yazmam bizi daha bir yakınlaştırıyor, hele yerel bir gazetede müstear isimle köşe yazıyor olmam onun ilgisini daha bir arttırıyor..”

Sonradan Akif İnan’ın Maraş’a gitmesi ve burada “Maraş Ekibi” ile tanışması, Zübeyir Yetik ve Nihat Armağan’ın da Maraş ekibi ile yakın bir ilişki kurmasını sağlıyor. Mavera dergisi içinde yahut Mavera dergisi ile ilgili yayınlarda, yazılarda Nihat Armağan’ın ismine hiç denk gelmedim. Fakat Yusuf Armağan, “babam Ankara’ya gittiğinde onlarda kalırdı; onlar İstanbul’a geldiğinde muhakkak bir çiğköfte toplantısı yapılırdı” diyor.

İstanbul yılları

Nihat Armağan liseyi bitirdikten sonra, 1959 senesinde İstanbul’a gelmiş ve İlim Yayma Cemiyeti, İbnülemin Mahmud Kemal İnal Yurdu’na yerleşmiş. Burada kaldığı dönemden arkadaşları arasında Alaaddin Özdenören, Mümin Çevik, Esad Coşan gibi isimler var. İstanbul’a geldiğinde birinci elden hiçbir tanıdığı olmayan Armağan, üniversiteye başladığı gibi muhtemelen hemşerisi olması dolayısıyla tanıştığı Salih Özcan’ın yayınevi Hilal Yayınevi’nde çalışmaya başlıyor ve 1972 yılına kadar burada bulunuyor.

60’lı yıllar, Türkiye dışından pek çok ismin kitaplarının yayınladığı yıllar ve bu yayınları en çok yayınlayan firmalardan bir tanesi de Hilal Yayınları. Bu firmanın editörü de Nihat Armağan. Yani Nihat Armağan için rahatlıkla, Türkiye’de Seyyid Kutub, Mevdudi, Nedvi gibi isimlerin bilinmesinde emeği olan en önemli isimlerden biridir diyebiliriz. Hatta Hamza Türkmen’in, İsmail Kazdal’ın yorumlarına göre bu dönem Hilal Yayınları’nın bahsi geçen yönde yayın yapması Nihat Armağan ve İsmail Kazdal’ın kendisi vesilesi ile oluyor.

Fikir Yayınevi yılları

Yukarıda da değindiğimiz gibi Nihat Armağan 1972 yılında Fikir Yayınları’nı kuruyor. Yayınevini önemli kılan etkenlerden bir tanesi, dönemin tartışmalarına doğrudan temas eden yayınlar yapması. Bu alanların başında, İslam iktisadı geliyor. Dönemin önemli isimleri, kimi zaman müstear isimle tercümeler yapıyorlar yayınevi için. Yayınevini öne çıkaran bir diğer etken ise, şekil açısından da farklı tip-boyutta yayınlar yapması. Yusuf Armağan bu konuda, “kitabın bir öğrencinin rahatlıkla montunun cebine girebilmesini önemsemişti babam. Bu ince uzun görünüm de insanların dikkatini çekmişti ve hoşuna gitmişti” diyor.

Fakat Armağan, yayıncılığı kâr eden bir firma olarak değil, bir mücadele aracı olarak düşünüyor ve icra ediyor. Bu noktada en dikkat çekici uygulaması, bugün “askıda ekmek” uygulamasına benzer bir şekilde işleyen; öğrencilere, ihtiyaç sahiplerine kitap verme uygulaması. Yusuf Armağan’ın naklettiğine göre babasının bir veresiye defteri varmış. Yayınevine gelen talebelere, mektup ile Anadolu’dan yahut hapishanelerden kitap isteyen insanlara hiç sormadan kitabı verirmiş ve bu deftere kaydedermiş: “Gelen mektuplara hemen her gün birer koli hazırlardık ve adreslere gönderirdik. Bunun yanında Aydınlar Han’daki dükkanımıza gelip de eli boş giden hiçbir öğrenci hatırlamam. Babam onlara mutlaka “bunu okudun mu, şunu okudun mu?” diye sorar, eline bir kitap verir, “bu kitabı oku, bir daha geldiğinde bunun üzerine konuşalım” der. Yani bizim büro aynı zamanda bir buluşma mekanıydı bu şekilde.”

Nihat Armağan bu sistemi bazı arkadaşları ile anlaşmalı bir şekilde hayata geçirmiş. Yani defteri Nihat Armağan tutmuş, arkadaşları da bu defterde biriken borçları kendi imkanları nispetinde düzenli olarak silmiş. Yusuf Armağan’ın bir çırpıda saydığı bazı isimler ise şöyle: Nuri Gökalp, Sefer Ağaçhan, Prof. Yaşar Bağdatlı, İbrahim Halil Çelik, Nizamettin Kurultay

Bu kadar hizmete bir elin parmakları kadar insandan vefa

1990’lı yılların ortalarına kadar sürdürüyor yayıncılığı Nihat Armağan. Büyük bir düzen içinde yıllarını Cağaloğlu’nda geçiriyor. Sabah çıktığı saat belli, akşam eve girdiği saat belli. Fakat 90’ların ortalarına doğru bir hastalığa yakalanıyor. Amansız ve geri dönüşü olmayan, Alzheimer benzeri bir hastalık. Hastalığı metanet ile karşılıyor, aile meclisini karşısına topluyor, zaman içinde nelerle karşılaşacaklarını anlatıyor. Elden ayaktan düşeceğini, konuşmasında güçlük olacağını, hafızasını yitireceğini birer birer anlatıyor. Anlattıkları da birer birer karşısına çıkıyor. 1994 yılında yayınevi kapanıyor, Armağan da eve kapanıyor. Hastanın bakımı zorlaştıkça eşinin memleketi olan Bursa’ya taşınıyorlar.

Ve 16 Ocak 2005 tarihinde, bir deri bir kemik kalmış Nihat Armağan hakkın rahmetine kavuşuyor. Şairi, düşünürü, mutasavvıfı, selefisi, hocası, âlimi, öğrencisi, öğretmeni ile her çevreden arkadaşı olan Nihat Armağan, hiçbir grubun içine dahil olmadan ömrünü geçiriyor. Belki de bu nedenle bu kadar hizmeti geçtiği islami camiadan, bir elin parmakları kadar insan anıyor sadece onu. Ali Bulaç, Bekir Karlığa, Ahmet Kekeç, Rasim Özdenören, Hamza Türkmen, Zübeyir Yetik hakkında birer yazı yazıyorlar. Vefatını takip eden ay içinde Umran dergisinde bir bölüm kendisine ayrılıyor.

Umarız bu yazı bir nebze hatırlanmasına vesile olur. Allah rahmet eylesin.

 

Mehmet Erken

Not: Yazıda Yusuf Armağan’a referans verdiğimiz ve italik olarak belirttiğimiz bölümler, kendisi ile babası hakkında yaptığımız görüşmeden notlardır.