, 26 Mayıs 2018
Türk Kültür ve Edebiyat Tarihinin Önemli Bir Siması Şemseddin Sami

5790

Türk Kültür ve Edebiyat Tarihinin Önemli Bir Siması: Şemseddin Sami

Şemseddin Sami’nin Türk dili ve kültürü bakımından üzerinde durulması gereken en önemli yanı ansiklopedi ve sözlük yazarlığıdır. Kamus-i Türki isimli büyük Türkçe lügat kitabı, o günün konuşma ve yazı dilinde kullanılan Türkçe asıllı kelimelerle birlikte Arapça, Farsça ve Batı kaynaklı kelimeleri de bir araya getiren zengin muhtevalı bir sözlüktür. Metin Uygun yazdı.

İlgili Yazılar
K m s-ı Türk nin Yeniden Doğuşu
Kâmûs-ı Türkî’nin Yeniden Doğuşu

Türkiye’de son yıllarda yayınlanan büyük sözlükler, Şemseddin Sâmî’ye ait öncü bir sözlüğün tahtını sarsamadı: Kâmûs-ı Türkî... Orijinal Arap harfleriyle yeniden dizilerek yayınlanan eser hakkında Bedri Gencer yazdı.
12/04/2017 10:10

Şemseddin Sami Bey, kültür tarihimiz açısından bazı ilklere imza atmıştır. Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat romanıyla Türk edebiyatının ilk romanını telif etmiş, tiyatro dalında verdiği eserler onun ilk tiyatrocular arasında sayılmasını sağlamış, büyük emeklerle hazırladığı Kamus-ü’l-a’lam ilk ansiklopedimiz olmuş ve ilk defa modern metodlarla vücuda getirdiği Kamus-ı Türki lugati değerini bugüne kadar muhafaza emiştir. Gazetecilik yapmış, gazete ve dergi çıkartmış, yazarlık ve başyazarlık yapmış, çeşitli devlet memurluklarında bulunmuştur. Onun aslen Arnavut olduğu halde Türk milliyetini benimsediğini, Türk’ün büyük bir millet olduğuna inandığını, Türk dilinin mazisini aydınlatan, istikbalini zenginleştirmeye çalışan faydalı eserler kaleme almış olduğunu belirten Nihad Sami Banarlı, Şemseddin Sami Bey’i “orta derecede bir edip, salahiyetli bir mütercim, bilhassa çalışkan ve büyük bir dil âlimi” olarak niteler. (Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, c.2, s. 1074)

Şemseddin Sami, 1 Haziran 1850 yılında Yanya vilayetinin Ergiri sancağına bağlı Fraşiri köyünde doğmuş, Arnavutça literatürde Sami Frasheri olarak tanınmıştır. Hem anne ve hem de baba tarafından köklü ve soylu bir aileye mensuptur. İlköğrenimine Fraşeri’de başlamış, Kalkandelenli Mahmut Efendi’den Arapça ve Farsça dersleri almıştır. Modern bir eğitim ve öğretim programının uygulandığı Zosimea Rum Lisesi’ne kaydolmuş, sekiz yıllık okulu yedi yılda tamamlamış ve bu okulda Latince, Rumca, İtalyanca ve Fransızca öğrenmiş. Müderris Yakub Efendi gibi bazı hocaların yanında Arapça ve Farsça’sını geliştirmiş ve Yanya Mektubi Kalemi’nde bir süre çalışmıştır. (Abdullah Uçman, DİA, c. 38, s. 519,520)

1872 yılında İstanbul’a gelen ve Hadika gazetesinde yazılar yazmaya başlayan Şemseddin Sami, Siracgazetesinde yazarlık, Trablusgarb’da Türkçe-Arapça yayınlanan Trablusgarb gazetesinde başyazarlık yapmıştır. Muharrir mecmuasını çıkarmış, Sabahgazetesini kurmuş ve buranın başyazarlığını üstlenmiştir. En son olarak Tercüman-ı Şark gazetesinin başyazarı olmuş, bu gazete kapanınca gazetecilik hayatı sona ermiştir. Şemseddin Sami Bey, memurluk hayatında da muhtelif görevlerde bulunmuştur. O dönemde çalkantılı bir süreçten geçen Balkan meselesiyle de ilgilenmiş, liderliğini ağabeyi Abdül Bey’in yaptığı Arnavut İttihadı grubuna yakın alaka göstermiş, Rumeli ve Balkan meseleleriyle ilgili siyasi içerikli yazılar yazmıştır. Yazılarında, Arnavutların Osmanlı Devleti’nden ayrılmak gibi bir niyetlerinin olmadığını belirtmiştir. (Uçman, s. 520, Harun Tuncer, Yedikıta Dergisi, S. 43, s. 44, 45, 2012)

Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat romanıyla Türk edebiyatının ilk romanını ortaya koyan Sami, bu romanında, kadın-erkek ilişkilerini farklı bir bakış açısı ile ele almış, anne-babanın zorlamasıyla gerçekleşen bir kısım evliliklerin faciayla sonuçlanması üzerine görücü usulü evliliğin tenkidini yapmış, toplumda kadına değer verilmemesi gibi meseleler üzerinde durmuş. Besa, Gave, Seydi Yahya isimli tiyatro eserleri onun Türk tiyatrosunun ilk sanatkarları arasında sayılmasını sağlamış. Nihad Sami Banarlı, Şemseddin Sami’nin roman ve tiyatro eserlerini edebi bakımdan başarılı bulmamakla beraber, onun tiyatro ve edebiyat alanında en mühim eserlerinin Fransızcadan yaptığı tercümeler olduğunu belirtir. Banarlı’ya göre, özellikle Victor Hugo’dan çevirdiği Sefiller tercümesinin, Batıdan yapılan ilk tercüme romanlar arasında değerli ve önemli bir mevkii vardır.

Lugat kitabı bir lisanın hazinesi hükmündedir

Şemseddin Sami’nin Türk dili ve kültürü bakımından üzerinde durulması gereken en önemli yanı ansiklopedi ve sözlük yazarlığıdır. Türk kültür hayatında ilk ansiklopedi olarak kabul edilen Kamusü’l-a’lam, müellif tarafından ‘tarih ve coğrafya fenlerinin bir mahzen-i kebiri’ olarak nitelendirilmiştir. Bu eserde, tarih, coğrafya, dünya sahnesinden çekilmiş devletler, milletler ve ülkeler, meşhur adamlar konuları yer alır. Doğu ve Batı kaynaklarından faydalanılarak hazırlanmıştır. Devrinde şarkiyatçıların takdirini kazanmış olup önemli bir başvuru kaynağı olma özelliğini hala muhafaza etmektedir.

Şemseddin Sami’nin en önemli eseri Kamus-i Türki isimli büyük Türkçe lügat kitabıdır. O günün konuşma ve yazı dilinde kullanılan Türkçe asıllı kelimelerle birlikte Arapça, Farsça ve Batı kaynaklı kelimeleri de bir araya getiren zengin muhtevalı bir sözlüktür. Namık Kemal 1866 yılında yayımlanan ‘Lisan-ı Osmani’nin Edebiyatı Hakkında Bazı Mülahazatı Şamildir’ başlıklı makalesinde bir yazı dili ve bir edebi dil meydana getirmek için o dildeki bütün kelimeleri içeren bir lugate ihtiyaç olduğunu belirtmiştir. Şemseddin Sami eserini bu görüş doğrultusunda hazırlamıştır. İfade-i Meram başlıklı önsözünde Lugate Kamus-i Türki ismini vermesini; ‘Lugat kitabı bir lisanın hazinesi hükmündedir. Lisan kelimelerden mürekkeptir ki bu kelimeler dahi her lisanın kendine mahsus birtakım kaidelerine uygun olarak tasrif ve terkip edilerek insanın ifade-i meram etmesine yararlar… Dilimiz Lisan-ı Türki’dir, bu lisana mahsus lugat kitabına dahi başka isim düşünmek abestir’ sözleriyle açıklar.

Şemseddin Sami sözlükteki kelimelerle ilgili deyimler üzerinde durmuş, her kelimenin farklı anlamlarını belirtmeye çalışmış, gerekli durumlarda kendi verdiği örneklerle açıklama yoluna gitmiştir. Eserini hazırlarken daha önce hazırlanan lugatlerin hazırlanış şekillerini eleştirmiş, bu hususta Batı’daki sözlükleri örnek aldığını söylemiş, Türkçe, Arapça, Farsça asıllı kelimelerde alfabetik sıraya uyduğunu ifade etmiştir. Ayrıca kelimelerin hangi dile ait olduğunu belirttiği gibi hangi kökten türediklerine de işaret etmiştir. Sözlükte yaklaşık 29.000 kelime yer almaktadır. Bu kelimelerin üçte biri Türkçe, geri kalan kısmı Arapça, Farsça, Fransızca, Rumca, İtalyanca ve diğer yabancı dillerden giren kelimelerden ibarettir.

Kutadgu Bilig: Milli edebiyatımızın esası

Şemseddin Sami dilin ıslahı, Türkçe kelimelerle zenginleştirilmesi ve Türkçülük konularında da söz söylemiş, düşüncelerini dile getirmiş. Türkçeyi Şark Türkçesi ve Garp Türkçesi olarak iki ayrı bölüm halinde ele almış. Garp-Osmanlı Türkçesinin en zarif Türk dili olduğu neticesine varmış, Çağatayca Türkçesini de Şark Türkçesi olarak adlandırmış, hakikatte bunların ikisinin de Türkçe olduğunu ortaya koymuş ve bunları birbirinden ayırmayı ihmal ve cehalet olarak kabul etmiş. Çağatay Türkçesini safi bakımdan daha zengin bulan müellif, Türk dilini tedvin ederken Çağatayca’daki bu saf Türkçe kelimelerin asla ihmal edilmemesi gerektiği fikrindedir.

Türk dilinin ıslahı konusunda Şemseddin Sami’nin en çok üzerinde durduğu diğer bir husus, konuşma ve yazı dilinin Arapça ve Farsça kelime ve terkiplerin hakimiyetinden kurtarılmasıdır. Ancak burada aşırılığa kaçmamış, sadece Türkçe’de karşılığı bulunan ve konuşma dilinde kullanılmayan kelimelerin tasfiyesini istemiş, kökeni ne olursa olsun konuşma dilindeki kelimelerin Türkçe’ye dâhil olduğu fikrini savunmuş. Avrupalı Türkologların çalışmalarıyla da yakından ilgilenen Şemseddin Sami, Radloff neşrinden faydalanarak, Türk dilinin en eski yadigarı olan Orhun Abidelerini Türkiye Türkçesine tercüme etmiş. Yine Türk edebiyatının en önemli eseri olan Kutadgu Bilig’i Vambery’nin neşrettiği kısımlardan istifade ederek ilk defa o incelemiş. Kutadgu Bilig’i milli edebiyatımızın esası olarak görmüş ve onun mekteplerimizde okutulmasını, hatta ezberletilmesini istemiş.

Telif ve tercüme 50’ye yakın eser veren Şemseddin Sami Bey, 18 Haziran 1904 yılında vefat etmiş, Erenköy’deki Sahrayıcedit mezarlığına defnedilmiştir. 1968 yılında kemikleri Feriköy aile kabristanına nakledilmiştir.

Türk kültür ve edebiyat tarihimizin önemli bir siması olan Şemseddin Sami’yi tekrar hatırlıyor ve hayırla yad ediyoruz. Ruhu şad olsun.

 

Metin Uygun






İlgili Konular