, 20 Temmuz 2018
Bu Dünyadan Bir Şeyh Emced Hasan Khan Geldi Geçti

Şeyh Emced Hasan Khan (Hakim Sahib)

8325

Bu Dünyadan Bir Şeyh Emced Hasan Khan Geldi Geçti

Hakîm Sâhib diye çağırdığımız Şeyh Emced Hasan Khan'ın en önemli özelliklerinden birisi dünya malına rağbet etmemesi ve dünyevi heyecanlarının, planlarının olmamasıydı. Yaptığı ilaçları fakirlere ve dostlarına ücretsiz dağıttığı gibi asıl büyük hizmeti bugün neredeyse ölmüş olan bu geleneksel tıbbı talebelerine dünyevî hiçbir beklentisi olmadan öğretmesiydi. Muhammed Uysal yazdı.

İlgili Yazılar
Himalayalar da 100 Pakistanlı Genç ile Bir Hafta
Himalayalar’da 100 Pakistanlı Genç ile Bir Hafta

''100 yüksek tahsilli Pakistanlı gencin arasında bir hafta kalıp da onların Pakistan politikası hakkındaki fikirlerine dair gözlem yapmamam düşünülemezdi sanırım. Her şeyden önce Pakistan’ı bir konuda daha küçümsediğimi ve Orta Doğu’daki birçok ülkeyle haksız bir şekilde aynı kategoriye koyduğumu fark ettim: Politikaya olan sivil katılım.'' Deniz Baran, bir toplantı vesilesiyle gittiği Pakistan'ı, Pakistan'ın doğal güzelliklerini ve Pakistanlı gençlerin ülkeleri ve Türkiye hakkındaki düşüncelerini yazdı.
04/10/2017 11:11
Pakistan'da Her Yüz Kilometrede Bir Dil ve Kültür Değişir
Pakistan'da Her Yüz Kilometrede Bir Dil ve Kültür Değişir

''İngiltere’nin kolonyal egemenliğine karşı hareketin öne çıkan figürlerinden olan ve Pakistan’ın kurulmasına öncülük edenler, kendi medreselerini ve okullarını siyasi aktivizm uğruna terk eden ulemaydı.'' Türkiye'de öğrenim gören yabancı öğrencilerle soruşturmamızda bu kez Pakistan'dan Abdul Basit Adeel, Deniz Baran'ın sorularını cevapladı.
11/10/2016 13:01
Seyyid Ebu'l  l Mevdudi Kimdir video
Seyyid Ebu'l Âlâ Mevdudi Kimdir? (video)

Pakistanlı müfessir, ilim, fikir ve mücadele adamı Seyyid Ebu'l Âlâ Mevdûdî, 75 arkadaşıyla birlikte 1941 yılında Hindistan, Pakistan, Keşmir ve Bangladeş'te İslam'ın yayılması için çalışmalar yapan Cemaat-i İslami'yi kurmuştu.
03/10/2016 12:12
Beş ülke için turizm rotası video
Beş ülke için turizm rotası (video)

Pakistan, Lübnan, Tahran, Kosova ve Arnavutluk. Her biri kendine has turizm güzelliklerine sahip. Bu ülkelere gitmeyi düşünenler için bir turizm rotası çizdik.
21/07/2016 14:02
Pakistan'da Ramazan Sofralarının Üç Lezzeti video
Pakistan'da Ramazan Sofralarının Üç Lezzeti (video)

Pakistan'da iftar sofralarının baş tacı lezzetleri: pakora, samosa ve çelebi tatlısı. İftar vakti yaklaşırken, bu geleneksel lezzetlerin satıldığı dükkanlar günün en kalabalık saatini yaşıyor.
01/07/2016 12:12
Pakistanlılara Osmanlıyı Anlatan Kitap video
Pakistanlılara Osmanlıyı Anlatan Kitap (video)

Ruslar’ın Afganistan’ı işgali sonrası Pakistan’da yaşamaya başlayan Muhammed Türk, son olarak üzerinde iki yıl çalıştığı 'Osmanlı Saltanatının Özeti' isimli kitabını yayınladı.
24/05/2016 15:03

İnsanın gittiği beldeler, karşılaştığı kişiler, okuduğu kitaplar ve ders aldığı hocaların da o kişinin kaderinden olduğuna inananlardanım. Çünkü insan, hayatında hiç tahmin etmediği kişilerle/hocalarla karşılaştığı gibi farklı vesilelerle çeşitli mekânlara da sefer ediyor.

Denizli İmam Hatip Lisesi mezuniyetinin ardından üniversite eğitimi için gittiğim Pakistan benim için farklı tecrübelerin de kaynağı oldu. Ümmetin ilmî alanındaki elit tabakasından tanıdıklarımın yüzde 90’ını Pakistan’da tanıdım desem gerçeğe en yakın beyan olmuş olur.

Pakistan’a gittikten birkaç yıl sonra kronik bir hastalığa yakalanmam benim farklı şahsiyetler ve ilmî alanlarla tanışmama vesile oldu. Endonezyalı oda arkadaşımın ayak masajından (reflexiology) başlayarak Pakistan’da oldukça yaygın olan Homoepathy tedavisine kadar pek çok tedavi yöntemleriyle ve bunların uygulayıcılarıyla tanıştım. Fakat hayatımda derin etkiler bırakan tanışma, Türkiye’de bitkisel tedavi adıyla bilinen fakat ondan daha büyük ve kapsamlı olan geleneksel tedavi üstadlarından bir üstatla tanışmamla birlikte oldu. Bu tanışma bana hem yeni ufuklar hem de ilmî anlamda yeni alanlar açtı. Yine Pakistan’da şehirlerin çok uzak köşelerinde nice büyük insanlar olduğunu farketmeme vesile oldu. İşte bunlardan biri hem dostumuz, hem doktorumuz hem de üstadımız olan ve kısaca Hakîm Sâhib (Pakistan’da geleneksel tıpla uğraşanlara Hakîm lakabı verilmektedir) diye çağırdığımız Şeyh Emced Hasan Khan’dır.

Hakîm Sâhib’i tanıdıkça…

Şeyh Emced Hasan Khan ile tanışıklığım, uzun süredir çektiğim hastalıktan kurtulamadığımı bilen Kafkasyalı bir arkadaşın “benim tanıdığım bir hakîm var, seni onunla tanıştırayım, belki o seni tedavi eder.” demesiyle başladı. Bu tekliften bir müddet sonra Hakîm’in İslamabad’a bir ziyaret vesilesiyle geldiğini duyunca hemen yanına gittik. Asık suratlı olduğunu pek görmediğim hakîm mütebessim çehresiyle bizi karşıladı. Hastalığın tanısı için oralarda yaygın olan nabız kontrolünden sonra “anlaşılan sen memlekette çok turşu suyu içmişsin” dedi. (İlk ders olarak doğal sirkeyle yapılmayan turşuların zararlı olduğunu öğrenmiş oldum. ) Ardından “çok büyük bir hastalığın yok fakat bunu tedavi etmem için Lahor’a, bizim mekanımıza geleceksin.” dedi. Tabi bu hastalıktan kurtulmak için ben her teklife açıktım.

Hakîm’in Lahor’a dönüşünden birkaç ay sonra yanımda bir arkadaşla yola çıktım. Hakîm’in verdiği adresi sora sora bulduk. Gittiğimiz yer şehrin dışında, doğru dürüst yolu bile olmayan küçük bir yerdi. Şehir hayatına alışmış benim için burası ilk başta çok cazibeli bir yer gibi görünmedi fakat orada kaldığımız günler uzadıkça ve Hakîm Sâhib’i tanıdıkça, o mekânla aramdaki bağ on yılımı verdiğim üniversiteden daha güçlü hale geldi. Orası benim için bazen beden sağlığım için tedavi, bazen sâlih insanlarla tanışıp muhabbet ettiğim ruh terapisi mekânı, bazen de kafamı dinlemek için bir sığınak oldu. Hakîm Sahib’in yanına ilk gidişim tedavi olmak için olsa da, yanımdaki arkadaşın hocadan tıp dersleri almak istemesiyle geleneksel tıp alanına da adım atmış olduk. Hoca arkadaşa ders anlatırken ben de dinler, kendime göre notlar alırdım.

“Bu duayı her gün okuyun”

Burada geleneksel tıbbın yanında hayatımda iz bırakan şeylerden bir diğeri ise medreseye varır varmaz Hakîm Sahib’in elimize tutuşturduğu hızbu’l bahr duasıydı. “Bu duayı her gün okuyun” dedi. Onun tavsiyesiyle bu duayı hocanın verdiği günden bu yana okumaya çalışırım. Daha sonraları kaderin bir tecellisi olarak bu duanın Şeyh Ahmed Zerrûk’un şerhinden alıntılarla tercümesi de bize nasip oldu. Ebu Zeyd Belhi’nin Beden ve Ruh Sağlığı kitabı da hocanın yanında okuduğumuz bir aylık tıp derslerinden sonra tatile geldiğim Türkiye’de Süleymaniye Kütüphanesi’ni gezerken dikkatimi çekmiş, uzun bir süre sonra matbu nüshasını görünce de Türkçe’ye tercüme etmiştim. Kısacası Hakîm Sahip’ten din ve dünya adına çok şey öğrendik. Bunların detaylarının anlatılmasının burada imkânı yok. Bunun yerine biraz da asıl mevzumuz olan Hakîm Sâhib’in kendisinden bahsetmeyi arzu ediyoruz.

Babası, dedesi de hakîm/tabip idi, amcası da Eşrefiyye Medresesi’nin kurucusuydu

Hakîm Sâhib’in ailesi uzun bir süre önce Afganistan’dan şu anda Pakistan’ın bulunduğu topraklara göç etmiş bir aile. Dedesi, büyük amcası ve babası Hindistan’da, Amritsar’da eğitim görmüşler. Bugün Lahor’da en büyük medreselerden biri olan ve Eşrefiyye Medresesi olarak bilinen medrese büyük amcası tarafından kurulmuş. Geleneksel tıpla bağları aileden gelme bir bağ. Yani babası, dedesi de hakîm/tabip imiş. Bu yüzden bazı ilaçlar için “bu bize dedemden kaldı” derdi. Böyle ailecek hakîm/tabip olanlara oralarda Handâni hakîm denilmektedir. Geleneksel tıpta üstad olmasına rağmen ulemadan bir aileye müntesip olması sebebiyle Hakîm Sâhib’in asıl ilgisi hadis ve fıkıh ilmineydi. O yüzden mütalaa ettiği ve öğrencilere okuttuğu kitaplar bu alanlardaydı.

Hakîm Sâhib bildiği bir şeyi çok iyi bilirdi ve neredeyse her şeyi bilirdi. Bildiği pek çok şeyi tesadüfen öğrenirdik. Mesela onun hattat olduğunu bir arkadaştan yazımı güzelleştirmek için aldığım derslerin defterini görünce öğrenmiştim. Yazılarımı görünce hataları göstermiş ve birkaç tür hattan defterime yazılar yazmıştı. Hatta yemek yapmasını da çok iyi bilirdi. Söylediğine göre annesi uzun süre hastalık çekmiş, o yüzden annesi tarif edermiş, yemekleri de Hakîm Sâhip yaparmış. Bana “hangi yemeği yemek istediğini söyle, onu yiyebileceğin en lezzetli şekilde yaparım” derdi ve yapardı da. Bazen Delhi’de Babürlülerin sarayında yapılan yemekleri anlatırdı.

Geleneksel tıbbı talebelerine dünyevî hiçbir beklentisi olmadan öğretti

Hakîm Sâhib’in en önemli özelliklerinden birisi dünya malına rağbet etmemesi ve dünyevi heyecanlarının, planlarının olmamasıydı. Yaptığı ilaçları fakirlere ve dostlarına ücretsiz dağıttığı gibi asıl büyük hizmeti bugün neredeyse ölmüş olan bu geleneksel tıbbı talebelerine dünyevî hiçbir beklentisi olmadan öğretmesiydi. Pakistan’da oldukça yaygın olan medreselerde eğitimlerini tamamlamış pek çok genç talebeyi (hoca onlara ulêma derdi) medresesine toplar ve tıp öğretirdi. “Bunlara tıp öğretiyoruz ki memleketlerine döndüklerinde dînî ilimleri öğretirken kimsenin maddi yardımlarına muhtaç olmasınlar, dini parasız öğretsinler, dünyevi ihtiyaçlarını da tedaviden kazansınlar” derdi. O yüzden 15 yıllık tanışıklığımızda hocayı her ziyaret edişimde farklı farklı medreselerden gelmiş tıp talebeleriyle karşılaşırdım. Hoca belki bu şekilde benim bildiğim en azından yüz kişiye tıp öğretmiştir.

Bu, Pakistan’daki geleneksel tıbbın işleyiş tarzını bilmeyenler için basit gibi görünebilir. Fakat hocanın yaptığı şey kimsenin kolay kolay yapmayacağı bir şeydir. Oralarda hikmetle/tıpla uğraşanlar bildiklerini kolay kolay öğretmezler. Çünkü hayatlarını bu bildiklerinden kazanıyorlar. Bütün bildiklerini olduğu gibi öğreten sadece Hakîm Sahib’i gördüm. Ancak o, işin teorik kısmından daha çok pratik kısmıyla ilgilenirdi. Kendi kafasında bir şablon vardı ve onu bir ayda okuturdu. “Tıp ilmi kitap okumakla olmaz, hasta görmekle, ilaç vermekle olur” derdi. Onun tıp adına okuttuğunu gördüğüm tek kitap hastalanmadan önce bir grup öğrenciye düzenli olarak okuttuğu “Kanunçe” kitabıydı.

Türklere özel bir muhabbeti vardı

Misafirperverlik Hakîm Sâhib’in diğer bir önemli meziyetiydi. Her gittiğimde çoğu zaman bir hafta on günden az kalmamama rağmen bizi hep evinde ağırlardı. Bazen de evine misafir üstüne misafir gelir, pek çok misafirle birden ilgilenirdi. Bana bir defasında “ben hanıma ‘ben senden şahsım adına hiçbir hizmet istemiyorum, sadece misafirlerime iyi bak yeter’ dedim” demişti.

Hâkim Sâhib’in babası Hindistan’da İngiliz işgaline karşı bir direniş olarak ortaya çıkan hilafet hareketinin destekçilerindenmiş. O yüzden Türklere özel bir muhabbeti vardı. Hilafete çok büyük anlamlar yüklüyordu. Urduca Hilal dergisinden bana Enver Paşa’nın, Cemal Paşa’nın fotoğraflarını gösterirdi. Hindistan Müslümanları nezdinde Enver ve Cemal paşaların saygınlığı olduğunu da orada görmüştüm.

Hâkim Sâhib’in kendisi gibi öğrencileri ve dostları da yüksek ahlak sahibi insanlardı. Mesela Müftü Fakirullah’ı orda tanımıştım. Özellikle fıkıh olmak üzere hadis, tefsir, tasavvuf gibi İslami ilimlerin her alanında üstaddı. 60 yaşını aşınca medresesinin idaresini oğullarına bırakmış, Hakîm Sahib’in medresesine gelmişti. Sadece mütâlaa ve ibadetle uğraşıyor ve Hakîm Sâhib’in telif ettiği kitaplar hakkındaki sorularına cevap veriyordu. Hâkim Sâhib’in kendisi gibi muttaki ve güleryüzlü şeyhiyle de Lahor’da tanışmıştım. Pakistan âlimleri bol bir ülke. Fakat garip bir şekilde bunlar bazen bir dağ köyünde bazen de Hakîm Sâhîb’in mekanı gibi şehrin en ücra köşelerinde bulunuyorlardı. Mutad olduğu üzere sadece büyük şehirlerde değil.

Biz dünyada Hakim Sahib gibi bir insanla karşılaşmadık

Pakistanlı olsun bizim gibi dışarıdan gelenler olsun Hakîm Sâhib’i tanıyan herkesin müttefik olduğu ortak nokta şuydu: “Biz dünyada böyle bir insanla karşılaşmadık.” Hakîm Sâhib özellikle ahlakı, tevazusu, cömertliği, dostluğu, vefası, güler yüzlülüğü, hoşgörüsü, misafirperverliğiyle sanki kitaplarda anlatılan mazideki büyük şahsiyetlerin içinden alınıp zamanımıza gönderilmiş biri gibiydi. Bu çivisi çıkmış dünyada sanki bize geçmişi hatırlatan ve bu zamanda dahi dünyada iyi insanlar olduğunu gösteren bir şahsiyetti. Kendisi aynı zamanda bir mutasavvıf olan üstad tasavvufu yaşayarak gösteriyordu.

Hakîm Sâhib, ilmi faaliyetlerine çok fazla olmasa da bazı telifatı da ilave etmişti. Akâid ve fıkıh alanlarında birkaç çalışması vardı. Ama benim şahsi görüşüm onun asıl önemli yönü bugünlerde artık ölü bir ilim haline dönüşen İslam tıbbını az da olsa diriltme çabalarıydı. Ömrü yetse belki bu alanda pek çok şey daha yapacaktı. Ama insan için Allah’ın takdirinden başkası yoktur.

Bu yazının yazılmasına vesile olan da bu 15 yıllık dostumuz ve hocamızı iki ay önce kaybetmiş olmamızdı. Bu vesileyle hem İslam dünyasının farklı coğrafyalarında gizli köşelerde nice büyük şahsiyetlerin olduğunu göstermek hem de okuyuculardan hocamıza dua etmelerini ve ruhuna birer Fatiha okumalarını istemeyi hedefledik. Allah gani gani rahmet etsin, mekânını cennet eylesin.

 

Muhammed Uysal





Yorum
Hakim ve Hekim
Muhammet
Evet bizdeki hekim de bu isimden gelmiş diyebiliriz. Fakat Pakistan'da geleneksel tedavi ile uğraşanlara hakîm diyorlar.
04/04/2018, 14:36
selam
nilufer
"hakim" yaziyor ya, o "hekim" degil mi bizim anlayacagimiz sekliyle?
29/03/2018, 17:06
Özledim seni seyhim
Musa
Allah sizden razi olsun, Bende seyh efendiye tanirdim bana cok yardim etti Onu cok özledim bu haberi okuyunca o günleri hatirladim Bende evinde misafir olmusdum
27/01/2018, 02:20
inşaallah
Osman Üzer
hocam biz gayret edeceğiz inş
06/01/2018, 16:51

İlgili Konular