, 21 Kasım 2017
İsmail Kara'yı Neden Seviyorum

İsmail Kara, Mustafa Kutlu ve Mustafa Kara

7940

İsmail Kara'yı Neden Seviyorum?

''Demek ki, diyorum, benim, daha doğrusu benim kuşağımın yabancısı olmadığı ama dâhil de olamayacağı bir atmosferin, birlikteliğin insanı onlar. O zaman okuyucu koltuğundan kalkma. Ne yazıyorlarsa oku. Kısmet olursa dinle onları. Ve çokça sev ve say.'' Ömer Yalçınova yazdı.

İlgili Yazılar
Medreseler ve hilafet kanunla kaldırılmadı
Medreseler ve hilafet kanunla kaldırılmadı

İsmail Kara, fotoğraflar eşliğinde cumhuriyet dönemi din politikasını anlattı..
31/01/2013 08:08
Hangi Ramazan'ı yaşıyoruz
Hangi Ramazan'ı yaşıyoruz?

İsmail Kara'nın Ramazan ile ilgili Server Bedii'den yaptığı bir alıntıyı Dergah dergisinden çalıntılıyoruz.
23/08/2009 17:05
Türkiye'de Kitap Okunuyor mu Yazarlara Sorduk
Türkiye'de Kitap Okunuyor mu; Yazarlara Sorduk

Son zamanlarda bazı kurumların yaptıkları araştırmalar Türkiye'de kitap okuma oranının oldukça düşük olduğunu, okuma alışkanlığımızın kalmadığını vurguluyor. Peki bu ne kadar doğru? Ayşe Sonuşen, Cevat Özkaya, Selim İleri, Erhan Afyoncu, Cemal Şakar, İsmail Kara, Hasan Aycın ve Münir Üstün'e, bu konu hakkında görüşlerini sordu.
02/03/2017 13:01
Hüseyin Kutlu Hoca ile Birlikte Bir Cami İmamındaki Aşkı Gördük
Hüseyin Kutlu Hoca ile Birlikte Bir Cami İmamındaki Aşkı Gördük

Geçtiğimiz günlerde düzenlenen Hüseyin Kutlu Saygı Gecesi’ne Yrd. Doç. Dr. Ali Rıza Özcan, Prof. Dr. İsmail Kara, Prof. Dr. Mahmut Kaya konuşmacı olarak katıldı. Şakir Kurtulmuş etkinlikten notlarını aktarıyor.
27/01/2017 08:08
Akademik Kıyafetler Nereden Geliyor
Akademik Kıyafetler Nereden Geliyor?

Türkiye’de ilk akademik kıyafetimiz tarihi köklerimizden gelmiş. Peki, bugün neden Batıcı bir kıyafet ile karşı karşıyayız? Melih Turan yazdı.
06/11/2016 10:10
Şehbenderzade Ahmed Hilmi Üzerine Konuşuldu
Şehbenderzade Ahmed Hilmi Üzerine Konuşuldu

İsmail Kara, Ahmet Koçak, Tahsin Görgün ve Uğur Uçar, geçtiğimiz günlerde Şehbenderzade Filibeli Ahmed Hilmi üzerine düzenlenen bir panelde konuştu. M. Murtaza Özeren etkinlikten notlarını aktarıyor.
02/11/2016 08:08

Kısmet işte! Dört yıla yakın İstanbul’da ikamet ettim. Dergâh Yayınları’nın bürosuna kaç defa gidip geldim. Fakat bir kez bile İsmail Kara’yla sohbet edemedim.

Kendimi şöyle avutuyorum: Mustafa Kutlu ve İsmail Kara’yla içli dışlı olmayı, onların sohbetinde bulunmayı, onların yönlendirmeleriyle hareket etmeyi çok istedim. Ama çok çok istedim. Yani sadece isteseydim belki gerçekleşirdi bu. Fakat çok çok isteyince olmadı diye düşünüyorum.

Beni İsmail Kara’yla tanıştıran Mustafa Kutlu olmuştu. Sanırım bu tür tanıştırmalar Dergâh Yayınları’nda çok oluyordu. Ya da İsmail Kara’nın kafası bir şeylerle meşguldü de o yüzden mi öyle olmuştu bilemiyorum, İsmail Kara uzaktan gülümsemiş, Kutlu’yla sohbetimize dâhil olmamıştı. İşin doğrusu Kutlu’dan başımı çevirip, inceden inceye İsmail Kara’yı inceleyememiştim. Fakat gördüğüm kadarıyla masasındaki kalın bir dosyadan gazete kupürleri, küçük kâğıtlar çıkarıp okuyordu. Bunların bazılarını da yırtıp atıyordu. Yani gayet meşguldü. Benim kulağım ise Mustafa Kutlu’daydı. Kulağım Kutlu’daydı dediğime bakmayın, bunca anlattığım şey zaten ya on ya da on beş dakika sürmüştü. Yıl 2006 olmalıydı.

Kısmet işte! İstanbul’da o kadar istememe rağmen İsmail Kara’nın uzun bir sohbetine katılamamıştım. Şiir ve yazılarım Dergâh dergisinde yayımlanıyordu o sıralar. Fakat Dergâh camiasına bir türlü intisap edemiyordum. Oysa halen kendimi o camianın içinde görürüm. Nurettin Topçu, Mustafa Kutlu ve İsmail Kara’nın yazdığı her şeyin altına düşünmeden imzamı atarım. Dergâh dergisini elime aldığımda içim kıpır kıpır eder. Her satırını her harfini okurum. Bu isimleri duyduğumda sanki kendi köyümden birilerinin ismini duymuş gibi olurum.

Doya doya İsmail Kara’yı dinlediğim gün

Allah’ın işi diyorum. İsmail Kara’yla İstanbul’da gerçekleştiremediğimiz sohbetlerden ikisini Maraş’ta gerçekleştirdik. Meğerse İsmail Kara’nın damadı Maraşlıymış. O yüzden arada sırada Maraş’a gelip gidermiş. Bir geldiğinde, onu benim gibi seven, okuyan, sayan ama benden daha sosyal, özgüveni yüksek ve insan canlısı sayın hocam Sabahattin Kala, Abdülhamit Han Camii’nde görmüş, selam vermiş ve Erdem Düşünce ve Kültür Derneği’ne davet etmiş. Telefonuma mesaj geldiğinde inanamamıştım. Çünkü halen Mustafa Kutlu ve İsmail Kara benim için ulaşılmaz kişilerdir. Ulaşılmaz kişiler oldukları için de yanlarına gittiğimde dut yemiş bülbül kesilirim. Neyi, nasıl konuşacağımı şaşırırım. Ne desem yanlış olacak sanırım, nasıl davranırsam davranayım onlara sanki saygısızlık yapmış olacağım ve fırçayı yiyeceğim diye düşünürüm. Telefonuma gelen mesajda ise İsmail Kara’yla dernekte sohbet edileceği yazıyordu. İnanamadım ve koşa koşa derneğe gittim. Hatta dernekteki arkadaşlara “Yanılmıyoruz değil mi, İsmail Kara gelecek, hani kitaplarını su içer gibi okuduğumuz İsmail Kara?” diye tekrar tekrar sormuştum.

İsmail Kara o gün bize fikir şöleni sundu. Sanki açlığım biraz gitmişti. Doya doya onu dinlemiştim. Hatta daha çok konuşsun diye araya soru bile sıkıştırmıştım. Sorularıma kısa cevaplar vermişti. Konuşmasam iyiydi. Kısa cevaplar, konuşmamam, soru sormamam gerektiğini gösteriyordu. Fakat sağ olsun diğer arkadaşlar İsmail Kara’yı daha çok konuşturacak sorular bulmakta mahirdiler. Bir de işin doğrusu sorduğum sorular, artık bir şekilde kendi kendime cevap verdiğim cinstendi. Belki bundan on yıl önce böyle bir imkânım olsaydı, İsmail Kara’ya farklı sorular sorabilirdim. Yaşım otuz altı olmuştu. Bir genç gibi düşünmüyordum artık. İsmail Kara’yı okumuş, onun meseleler üzerine mütalaasını üç aşağı beş yukarı öğrenen, hayat ve insana bakışını anladığımı sandığım bir dönemimdeydim. O yüzden ben onun sadece hal ve hareketlerine dikkat kesilmiştim. Verdiği cevaplar okumalarımın tasdiki, adeta pekiştirmek için üzerinden bir kez daha geçilmesi hükmündeydi.

Namaz kılmaktan dolayı hafif ütüsü bozulmuş ve diz vermiş kumaş pantolonu, bol gömleğiyle İsmail Kara tam da günümüzde lükse düşkün gençlerin örnek alması gereken, benim yaştaki insanların ise ne olduklarını hatırlatan biriydi.

İşimiz bu: Okumak, araştırmak, düşünmek ve yazmak

İsmail Kara’nın ikinci uzun sohbetine yine Maraş’ta denk geldim. Bu sefer ilki kadar açık seçik konuşmadı. Sorulara çok kapalı cevaplar verdi ya da hiç cevap vermedi. İlkinde “Kitaplarımızı yazalım, bu işlere daha çok zaman ayıralım diye emekli olduk.” demişti. “İşimiz bu!” diyordu. Yani okumak, araştırmak, düşünmek ve yazmak… Bizimle birlikte geçirdiği zamanı da bunlara ekliyordu. Maraş’ta böyle bir toplulukla karşılaştığı için de sevindiğini belirtmişti. O zaman anlamıştım, İsmail Kara her türlü uğraşını bir çalışma haline dönüştürmüştü. Sürekli çalışma halindeydi de diyebilirim. “İşte İstanbul’dan çıktım, Maraş’a geldim, işler güçler, düşünceler, tespitler hele bir on gün benden uzak kalsın.” demiyordu. Her gördüğü insan ve mekânla çalışmaları arasında bağ kurup, gizli gizli notlar almaya devam ediyordu. İsmail Kara’nın bu yönü de bizler ve gençler için ayrı bir örnek teşkil ediyordu.

Üç beş yıllık meseleler değil uğraştığı

İsmail Kara’nın sohbetleri de kitapları gibiydi. O, biraz “Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla,” biraz da “Lafın tamamı aptala söylenir, ben bu kadar söylüyorum, gerisini sen anla,” tarzı konuşuyor ve yazıyor. Gazete ve dergilere verdiği röportajlarda da böyle. Hem sohbetlerinde hem de yazılarında sorular sorarak, dinleyicilerin de düşünmesi ve katkıda bulunmasını sağlamak istiyor. Hazır reçete sunmuyor. Daha doğrusu klişe tabirle balık tutmayı öğretiyor, balık tutup sana vermiyor. O yüzden İsmail Kara’nın kitapları çok besleyicidir. Okuyucusuna işin başında olduğunu ihtar eder. Ve gidilecek yolun uzun olduğunu.

Bitmeyecek bir çalışmanın içine çeker İsmail Kara hem dinleyenlerini hem de okuyucularını. O yüzden olsa gerek onun kitaplarını uzun süre baştan sona okuyamadım. Hangi kitabına başlasam, ben İsmail Kara’nın bütün kitaplarını okumalıyım, ona ayrı bir zaman ayırmalı, örneğin beş yıl boyunca onun eserleriyle meşgul olmalıyım diye düşünmüşümdür. O yüzden önce bütün kitaplarına ulaşmalı diyerek eserlerinin peşine düşmekten, onları temin etmekten, bir türlü okumaya sıra gelmiyordu. Maşallah İsmail Kara imzasına rastladığım kitapları topladığımda ise binlerce sayfayla karşılaştığımı fark edip, yılgınlığa düştüğüm de olmuştur. Ama ne zaman ki gün bugün saat bu saat deyip, herhangi bir kitabını açıp okumaya başladım, işte o zaman anladım, İsmail Kara külliyatının neresinden başlarsan başla fark etmeyecek, o seni konuya çekecek ve alıp götürecek. Onun için ayrı bir zaman ayırmana gerek yok. Sadece oku yeter. O bakışı ve duruşu zamanla kavramaya başlayacaksın.

Ama sorular bitmeyecek. Çünkü İsmail Kara’nın soruları Türkiye’de herkesin aklından geçen, aslında içinde kördüğüm olmuş sorulardır. O yüzden bitmez. O yüzden herkesi alakadar eder. Çünkü İsmail Kara idealist olduğu kadar gerçekçidir de. Suni gündemle uğraşmaz. Meselenin kalbine doğru yavaş yavaş ilerler. Oyalanmayı sevmez, dişe dokunur şeylerle meşgul olur. Kanayan yaramıza dokunur her seferinde. Yalancı pansumanlarla, günlük ağrı kesicilerle o yarayı savuşturmaz. Yaranın tedavisi için adeta bir doktor gibi çalışır. Neşter vurduğu yaranın iyileşmesi de zaman alır. Çünkü İsmail Kara’nın uğraştığı meseleler, öyle üç beş yıllık değildir. Belki iki yüz yıllık yaralarımızdır onlar.

Başka bir atmosferin, birlikteliğin insanı onlar

Mustafa Kutlu ve İsmail Kara’yla içli dışlı olmak, çok vakit geçirmek, yakın talebelerinden sayılmak gibi hayallerim biliyorum çok istediğim için olmadı. Mustafa Kara’yla da benzer bir şey yaşamıştım. Üniversitedeki odasına gitmiştim ve on-on beş dakika içinde üç beş cümleden fazla konuşamamıştık. Yıllar sonra Mustafa Kara bir yazımdan dolayı beni aradığında o yüzden elim ayağıma dolaşmıştı. Demek ki, diyorum, benim, daha doğrusu benim kuşağımın yabancısı olmadığı ama dâhil de olamayacağı bir atmosferin, birlikteliğin insanı onlar. O zaman okuyucu koltuğundan kalkma. Ne yazıyorlarsa oku. Kısmet olursa dinle onları. Ve çokça sev ve say. Fakat yakınlarında olmayı düşünme. Ancak bu şekilde onlarla dilediğin yakınlığı oluşturabilirsin.

Her birine ayrı ayrı selam eder, ellerinden öperim.

 

Ömer Yalçınova





Yorum
Bir baskasinin sözlerinde kendini bulmak
Ayşe GÜRSOY
Yaziniz için içtenlikle tesekkur ediyorum.zira mustafa kutlu lara ismail kara lari yakin.olmayi onlarin talebesi olmayi hayal etmek cokca istemek. Hep müşterek duygular. Ben daha da ileri.gidip bu yüksek arzuyu cahit zarifoğlu cemil meric ler içinde hissederim. Ve kendimi soyle teselli ederim; cok sukur ki ebedi dünya var.Rabbim bizleride sevdikleriyle beraber eylesin insallah.
10/10/2017, 15:08
allah razı olsun
tarkan koca
Okurken çok keyif aldım. Rabbim dualarınızı kabul etsin.İnşaallah hocalarımızdan istifade edip sizdende bereketli yazılar bekleriz.
08/10/2017, 18:12

İlgili Konular