, 16 Aralık 2017
İbnülemin Mahmut Kem l Bey in Ardından

2947

İbnülemin Mahmut Kemâl Bey’in Ardından

Namık Yaz'ın, 24 Mayıs 1957 tarihinde vefat eden İbnülemin Mahmut Kemal İnal Bey'in ardından yazdığı yazıyı alıntılıyoruz.

İlgili Yazılar
Vefatının 43 Yılında Hasan Hüsnü Erdem
Vefatının 43. Yılında Hasan Hüsnü Erdem

Veli Ertan'ın, eski Diyanet İşleri Başkanlarından aynı zamanda kayınpederi olan Hasan Hüsnü Erdem'in Vefatı'nın birinci yılı münasebetiyle Tohum dergisinde yayınlanan yazısını alıntılıyoruz.
22/08/2017 08:08
Sözü Tesirli Kalemi Kuvvetli Üslubu Sade Bir  lim Ahmet
Sözü Tesirli, Kalemi Kuvvetli, Üslubu Sade Bir Âlim: Ahmet Hamdi Akseki

Veli Ertan, Tohum dergisinin Mart 1976 tarihli 94. sayısında Ahmed Hamdi Akseki’yi yazmıştı. Önemine binaen sözkonusu yazıyı alıntılıyoruz.
19/04/2017 08:08
Bir Müc hidenin Ardından Hatice Suad Safayhi
Bir Mücâhidenin Ardından: Hatice Suad Safayhi

Yahya Efendi Dergâhı’nın son şeyhi Abdülhay Efendi Hazretleri’nin kerime-i muhteremeleri ve islâm kadınlığının medar-ı iftiharı Hatice Suad Safayhi'nin vefatının ardından Aynur Mısıroğlu'nun yazdığı yazıyı alıntılıyoruz.
10/07/2017 08:08
Ayasofya Camii Hakkında İslamcı Dergiler Neler Söyledi
Ayasofya Camii Hakkında İslamcı Dergiler Neler Söyledi?

Ayasofya Camii'nin müzeye çevrilmesi kararnamesinin üzerinden 80 küsur yıl, Sezai Karakoç 'Ayasofya Ne Kadar Sabırlısın!' başlıklı yazıyı yazalı ise yarım yüzyıl geçti. Melih Turan, İslamcı Dergiler Projesi arşivinden 1950-80 arasında İslamcı dergilerde Ayasofya'ya dair kimler neler yazmış, kısaca derledi.
18/05/2017 11:11
İslam  leminin Yetiştirdiği Nadir Hadis  limlerinden Biri M
İslam Âleminin Yetiştirdiği Nadir Hadis Âlimlerinden Biri: M. Tayyib Okiç

Veli Ertan, Tohum dergisinin Haziran-Temmuz 1977 tarihli 103. sayısında ''Prof. M. Tayyib Okiç’i Anarken'' başlıklı bir yazı kaleme almış. O yazıyı önemine binaen alıntılıyoruz.
16/04/2017 08:08
Kültür Hayatımızda Bir Mümtaz Sima İhsan Babalı ve Cağaloğlu Yayınevi
Kültür Hayatımızda Bir Mümtaz Sima: İhsan Babalı ve Cağaloğlu Yayınevi

1960'lı yıllarda Cağaloğlu Yayınevi'nde önemli eserler yayınlayan; çıkardığı İslam Düşüncesi dergisi hâlâ yâd edilen; yayınevinin kapanması sonrasında pek çok hayır faaliyetinin içinde bulunan M.İhsan Babalı'nın hayatını, torunu Fatmanur Babalı kaleme aldı.
10/01/2017 13:01

Türk tarih ve edebiyatının, hele Fatin tezkiresinden sonra yüz senenin canlı mümessili ıtlakına seza kıymetli bir varlığı olan merhum Mahmut Kemâl Bey nev’i şahsına münhasır ricalden idi. Süleyman Nazif merhum:

“Ne kendi kimseye benzer ne kimse kendisine” demişti. Yahya Kemal Bey ise bu mısraı işitince evveline bir mısra ekleyerek beyit haline koydu.

Hezar gıpta o devri kadim efendisine

Ne kendi kimseye benzer ne kimse kendisine

Hakikaten Ali Emiri ve Hoca Hayret Efendilerin vefatından sonra kendisine benzeyen kimse kalmamıştı. Mühürdar Emin Paşa'nın üç erkek evladından biri olan Ahmet Tevfik Bey’le Babıali'deki vazifelerine ve hususi ziyaretlerine birlikte gittikleri için kendilerini tanıyanlar arasında "Ahaveyn" tesmiye edilirlerdi. Mahmut Kemal Bey’in ifadesine göre Ahmet Tevfik Bey çok vakur müeddep, her haliyle kemal ehli bir zat imiş. Sadrazam Talat Paşa zamanı Babıali evrak kaleminde müdür iken Meşrutiyetten evvel âdeti olduğu gibi daireye daima mesai saatinden on beş dakika sonra gelirmiş, fakat bu zamanı takdim ve tehir etmezmiş. Tevfik Beyin bu kaide halini alan itiyadını Talat Paşa'ya söylemişler, bir gün Paşa kendisiyle bilhassa karşılaşmak için giriş salonunda durmuş ve mumaileyhe "Tevfik Beyefendi gecikmediniz mi?" deyince “Hayır Paşa Hazretleri her günkü saatimdir” demiş. Mahmut Kemâl Bey der ki: Babıali’yi başımıza yıkanlara bu sözü söylemek bir tecellüttür. İbnülemin’in küçük kardeşi Selim Bey’in de inceliğini, zarafeti mahsusasını, şairliğini ve bu evsafta ağabeylerinden üstün olduğunu ifade etmişti. Her üç birader de İstanbul konaklarının kahvelerde yetişen beyzadelerinden değil, irfan ocağında büyüyen paşazadelerinden idiler. Mahmut Kemâl Bey; Hersekli Arif Hikmet, Ali Emiri, Adanalı Hoca Hayret Efendiler gibi tok sözlü ve hadidülmizaç bir şahsiyet-i mümtâze idi. Pek küçük yaşında okuma yazma hevesi başladı. Sultan Hamid devrinde ilim ve irfana müntesip ricalin konakları gibi Emin Paşa merhumun konağı da mecma-ı efâzıl idi.

Tabii böyle bir muhit ilim ve edepte yetişen bir genç âlim ve ariflerin sohbetinde bulunarak feyz alır ve şahsi mesaisiyle kemale ulaşır. Şair Mehmet Akif Bey’in pederi dersiamlardan Temiz Tahir Efendi her iki kardeşin muallimi idi. İlk ve esas bilgilerini merhumdan almışlardı. Yazmış olduğu eserlerin adlarını "Kemal" kelimesiyle terkip ederek "Kemalüşşüara", "Kemalülvüzera" diye isimlendirdiği için Hüseyin Vassaf Bey merhum da yıllarca evvel Mahmut Kemal Beyin tercümeihalini yazdığı esere "Kemal’ül-Kemal" adını vermişti. Şayet bu eser tabedilirse merhum hakkında yazılacak âsâra bir mehaz teşkil eder. Yıllarca refakatinde ve meclislerinde bulunanların canlı hatıraları bir araya getirilirse büyük bir cilt teşkil edeceğinde şüphe yoktur. Mamafih yazmış olduğu âsârın birçok yerlerinde kendisinden de bilmünasebe bahsetmiş olduğundan yazılacak esere bu hatıralar da alınırsa şümul itibariyle daha kıymetli olur. "Şairlere verdiğim emeği şiire verse idim sayılı şairlerden olurdum" derdi. Ciddi ve mizahi birçok kıta ve manzumeleri de vardır. Şu na’tı pek beğendiği eserlerindendir. Teberrüken yazmak isterim. Zira aşk-ı Muhammedi lisanının nakaratı idi.

Na’tı Şerif

Ey rûh-i müşahhas ki bütün canlara cansın 
Ağyare nihansın, dil-i yarane ıyansın

Boyundur eden güllere îras-ı revâyih 
Rûyunle de mihr-ü mehe envar feşansın

Her zerre senin lem’a-i vechinle celîdir 
Zâhirde fakat mihr-i hafiyyülemansın

Hüsn-i ezelî âşık-ı hüsn-i ezelindir 
Bir öyle cemilsin ki, cemallerde nihansın

Aşkındır eden sureti hestî-yi nümâyân 
Aşkınla ki âyine-i imkân-ü mekansın

Keşf eyle nikab-ı ruhını sırrına göster 
Görsün ki, cihan rûh-ı latifüssereyansın

Dünyada yere düşmedi sayen fakat ey Nur 
Ukbada ruûs-i beşere saye resansın

Ey nuhbe-i mahlûk-ı ehad gelmedi mislin
Vallahi ve Billahi vahîd-i dü cihansın

Ümmîd-i kerem etmededir sâlih-ü tâlih

Sen kân-ı kerem melce-i âfetzedegânsın

Atf-ı nazar et hâline bîçare Kemâl’in

Bîçarelere lutf ile her dem nigerânsın

Tarihe, edebiyata, musikiye olan derin vukuf ve alakasıyla memlekette ve hariçte büyük şöhret temin etmiştir. Şiir ve edepten de feyz nasibi olan bu kıymetli şahsiyet ilim ve edep âleminde hakiki bir ziyadır. Mamafih ilmi edebine galipti. Cenabı Hak Habib-i edibi hürmetine garik lücce-i gufrân eylesin. Bütün ömrünce iffet ve istikametle geçen hayatında muharremat-ı şer'iyye sebketmiş değildir.

Konağını İstanbul İmam ve Hatip Okuluna vakfetmiş olması hayratı cariyesinin başında gelir. Mücerret yaşadığı için bundan sonra adı geçen okuldan yetişecek ehli Kur'an evladı manevisi olup kendisini hayır ile yâd edecekler, çünkü bu suretle talebeyi zımnen tebennî etmiştir. Bu tarz hareketi kendisine muhakkak bir ilhâm-ı ilahidir. Ricali devletle olan münasebatı gibi urefâ-yı meşâyıh ile hembezm-i ülfet olmuştur. İmanındaki salabet, seciyesindeki metanet, şahsındaki mehabet ile her üç devirde hürmet ve tevkir görmüştü. Nasipsizlikten şikâyet eden ahbaplarına zaman zaman elini alnına vurarak “Huzur-u Hakta bu, yere gelmedikçe izzet bulamazsın” derdi. Hak ve hakikat ile birlikte yaşadı ve öyle gitti.

NOT: İlim âleminin bu acısı bir üzüntümüzü depreştirdi.

Merhumun belli başlı âsârından "Son Asır Türk Şairleri" ve “Son Sadrazamlar” Maarif Vekâletinin muzaharetıyla basılabilmiştir. Öyle olmasa idi merhumun hâli ve vakti yerinde olmasına rağmen bu büyük eserlerin basılması mümkün değildi. Nice nice ilim erbabının bırakıp gittiği ne kadar eserler vardır ki bir yere vakfetmemiş iseler verese elinde kaybolup gitmiştir. Bizde Avrupa'da olduğu gibi bu işler için vakıf müesseseleri yoktur. Şimdilik bunları devletin himayesi gerekmektedir. Maarif Vekâleti bütçesine her yıl muayyen bir tahsisat korsa hiç olmazsa kütüphanelere vakfedilmiş kıymetli ilmi yazma eserleri basmaya imkân elverir. Vekâletin bu hususa bilhassa dikkatini celp ederiz.

 

Namık Yaz

Bu yazı İslam Mecmuasının Ağustos 1957 tarihli 12. sayısında yayınlanmıştır. Yazıyı temin etmemizi sağlayan İslamcı Dergiler Projesine Teşekkür Ederiz.