, 24 Mayıs 2018
Kanadalı Bir Genç İmam Şeyh Navaid Aziz

Şeyh Navaid Aziz

5646

Kanadalı Bir Genç İmam: Şeyh Navaid Aziz

Kanada'da Müslüman toplumla diğerleri arasındaki iletişim kanallarını açmak için uğraştığı gibi toplulukların kendi içine kapanmamasını; birbirini tanıma, ziyaret etme faaliyetlerini de teşvik eden bir âlim Şeyh Navaid Aziz... Ayrıca, genç yaşına rağmen, şu ana kadar 4 kıtada-18 ülkede dersler vermiş, konuşmalar yapmış bir isim... Deniz Baran yazdı.

İlgili Yazılar
Atipik bir  lim Nouman Ali Khan'ın hikayesi
Atipik bir âlim Nouman Ali Khan'ın hikayesi

Nouman Ali Khan Kur'an Arapçası ve linguistik tefsir çalışmaları yapan Beyyine Enstitüsü'nün kurucusu. 2005'te kurduğu enstitüde son on yıldır birçok genci yetiştirdi ve yetiştirmeye devam ediyor.
12/11/2015 12:12
ABD'de Müslümanların Haklarının Yılmaz Savunucusu Nihad Awad
ABD'de Müslümanların Haklarının Yılmaz Savunucusu Nihad Awad

Minnesota Üniversite’sinde inşaat mühendisliği diploması alan Filistinli Nihad Awad, Amerikan-Müslüman İlişkileri Konseyi’nin de (CAIR) kurucularından biri ve hâlâ bu konseyin yöneticisi olarak görev yapmakta. Bu kurum, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Müslümanların haklarını savunan ve kâr amacı gütmeyen en büyük sivil toplum kuruluşu.. Dilara Yabul yazdı.
16/04/2018 11:11
ABD'de Mühim İslami Çalışmalar Yürüten Bir İsim Abdulnasır Jangda
ABD'de Mühim İslami Çalışmalar Yürüten Bir İsim Abdulnasır Jangda

Abdulnasır Jangda, ABD’nin Dallas şehrinde doğup büyüyen bir isim. Kur'an hıfzını ve İslami ilimler eğitimini Pakistan'daki Jamica Binoria'da tamamlayan Jangda'nın, ABD'de kurduğu Kelam Enstitüsü'nde (Qalam Institute) öğrencilere, Müslümanların gündelik hayatlarındaki sorunlarına cevap verecek şekilde pratiğe dönük eğitim veriliyor. Ayrıca 'Namazı Anlamak' ve 'Yuvada Mutluluk' gibi ABD'li Müslümanlarda doğrudan karşılık bulan projeler yürütülüyor. Dilara Yabul yazdı.
28/03/2018 10:10
The Daily Show daki Müslüman kadın aktivist
The Daily Show’daki Müslüman kadın aktivist

The Daily Show’da Trevor Noah'ın konuğu olan Dalia Mogahed, İslamafobi ve medyanın yanlış algıların yayılmasındaki rolünü konuştu. Ayşenur Gökşen Aydın yazdı.
19/01/2016 10:10
Yaşayan Dini Liderlerin En Etkililerinden Biri Habib Ömer bin Hafız
Yaşayan Dini Liderlerin En Etkililerinden Biri: Habib Ömer bin Hafız

Yemen'de ilme değer verilen bir ailede doğan ve ilme yönelmesi için teşvik edilen Habib Ömer bin Hafız, ilim yolculuğuna henüz çocuk denilebilecek yaşta başlar. Kendisi 'The Muslims 500' isimli ''Dünyanın En Etkili 500 Müslüman’ı'' listesinde 2009 yılından beri yer alıyor. Dilara Yabul yazdı.
20/12/2017 11:11
Mail Grubundan Online Derslere Faraz Rabbani ve İslami Eğitim Faaliyetleri
Mail Grubundan Online Derslere: Faraz Rabbani ve İslami Eğitim Faaliyetleri

Faraz Rabbani interneti aktif bir şekilde kullanan ve bu sayede tüm dünyada milyonlarca Müslüman’a hitap eden bir isim. İlmî derinliği, tasavvuf ehli olmasıyla dikkat çeken Faraz Rabbani’nin gerçekten de internet üzerinden eğitim alanında çok başarılı bir kişi olduğunu ifade etmek gerek. Dilara Yabul yazdı.
15/12/2017 11:11

Şeyh Navaid AzizPakistan asıllı ve Kanada doğumlu olup hâlen Kanada’da yaşayan genç bir imam. Henüz 35 yaşında olmasına rağmen on binlerce (Facebook’ta neredeyse yüz bin) takipçisi olan ve Batı’da mukim İslami figürlerden alışık olduğumuz üzere sosyal medyanın bahşettiği imkânları oldukça iyi kullanmayı beceren bir din adamı. Onun verdiği mesajlar, yaptığı faaliyetler ve sergilediği duruş, Kanadalı/Kuzey Amerikalı Müslümanlar için bir anlam ifade ediyor. Daha doğrusu, öncelikle Kuzey Amerikalılar için diyelim… Zira Aziz, genç yaşına rağmen, şu ana kadar 4 kıtada-18 ülkede dersler vermiş, konuşmalar yapmış bir isim. Bu da kendisinin uluslararası çapta bir ilgiye mazhar olduğunu gösteriyor.

Sanıyorum ki Aziz’in bu kadar ilgi çekmesinin sebebi, son derece kapsayıcı, kucaklayıcı ve ılımlı bir dil kullanmasının yanıında ümitvar ve sevecen bir tavra sahip olması. Ayrıca, hani “Batı’daki âlimler neden bu kadar ilgi görüyor?” tarzı sorularımıza sık sık gelen “gençlerin dilinden anlıyorlar” cevabı var ya, Navaid Aziz o bahsettiğimiz âlimlerden dahi daha avantajlı bir konumda olabilir, zira nispeten yaşça küçük olması itibariyle gençlerin dilini yakalaması daha da kolay olsa gerek. 

İktisat ve sosyal bilimler okuyan din âlimi

Çocukluk ve gençlik yıllarını Montreal’de geçiren Aziz, şu an Calgary’de yaşıyor; Al-Maghrib Institute adlı kurumda dersler veriyor ve çok iyi bir eğitmen olarak anılıyor. Ayrıca Müslüman çocuklar için çıkan Little Explorers Magazine isimli derginin editörlüğünü yürütüyor, Islamic Information Society of Calgary adlı kurumun dini ve sosyal hizmetler bölümünün direktörlüğünü yapıyor ve –şu ana kadar bu satırlara taşıdığımız bazı isimlerin yaptığı gibi- ailelere danışmanlık yapıyor. (Bu yazı dizisine devam ederken Kuzey Amerika’daki imamların/âlimlerin ekseriyetle “ailelere danışmanlık” işini yaptığını fark ettim, demek ki bu bakımdan ciddi bir ihtiyaç söz konusu.)

Navaid Aziz’in ilgi çekici bir özelliği de sadece dini eğitim almış olmayıp farklı bir lisans eğitimi de almış olması. Bu eğitim de iktisat ve sosyal bilimler üzerine. Hâlen de akademiyle teması zaman zaman devam ediyor, yukarıda sıraladığım sıfatlarına ek olarak The Southern Alberta Institute of Technology Üniversitesi’nde 2012-2015 yılları arasında din işleri memuru/görevlisi olarak görev almış. 2015 yılında benzer bir görevi Calgary Polis Departmanı için de yürüten Aziz, orada bu görevi icra eden ilk Müslüman din adamı unvanına da sahip olmuş.  

“Allah’ın benim için bu yolu seçtiğine inanıyorum”

Aziz’in bugünkü konuma gelişindeki en önemli dönüm noktası, Suudi Arabistan’daki Medine İslam Üniversitesi’ne 17 yaşında gidişi. Bu uzun yolculuğuna dair ilginç bir hikâyesi var. Genel akışa bir ara verip Aziz’in hikâyesini kendi dilinden aktarayım:

“Allah’ın benim için bu yolu seçtiğine inanıyorum… 16 yaşındayken inancım hakkında daha fazla şey öğrenmeye ve ibadetlerimi ifa etmeye karar verdim. Beş vakit namaza başladım. Sonrasında Arapça öğrenmeye başladım. Her haftasonu Arapça kursuna gitmek için South Shore’dan St.Laurent’e otobüsle 1,5 saat yolculuk yapıyordum. Sonra bir Müslüman kardeş çıktı ve ‘Seni kurstaki derslerden sonra eve bırakırım.’ dedi. Bir gün yine dönüş yolundayken bu kardeş, bir mescidde durmak istedi çünkü orada Medine Üniversitesi’nden profesörler vardı ve bu kardeş orada okumak için başvuru yapmak istiyordu. Bahsettiği üniversite hakkında hiçbir fikrim yoktu, bu yüzden sadece arabanın içerisinde bekleyecektim. Fakat beni mescide davet etti. Girer girmez elinde not panosuyla bekleyen bir adamla karşılaştım ve o adam adımı panoya yazdı. Daha sonra bir yoklama yapar gibi, panoda yazılı isimleri okumaya başladı; alfabetik sıra yapılmış olması sebebiyle ben de ilk sıradaydım. Benim adımı söylediklerinde bir ofise girdim ve ofisteki adam teolojiden hadis ilmine ve Kur’an’a kadar birçok alanda rastgele sorular sordu. Neler olduğunu anlayamadım… O sorulardan sonra ‘Bana dört fotoğraf ver.’ dedi. Ben de ‘Niye fotoğraflarımı istiyorsunuz?’ diye sordum. Daha sonra sorduğu soruların Medine İslam Üniversitesi için mülakat olduğunu açıkladı ve ben de Medine İslam Üniversitesi’ne başvurmak istemediğimi belirttim. Ben öyle deyince, ‘Bak, mülakatı henüz bitirdin, bu yüzden bana dört fotoğrafını ver ve şansını dene.’ dedi. Ben de metro istasyonuna gidip bir fotoğraf kabini buldum, parayı atıp makineden fotoğraflarımı aldım ve dönüp ona bunları verdim. Sonra, Allah’ın izniyle, başvuru yapan 65 kişi arasından tek kabul edilenin ben olduğumu öğrendim. Daha 17 yaşımı yeni dolduruyordum.

Ailem başlarda pek mutlu olmadı, o dönemde lise son sınıftaydım ve Concordia Üniversitesi’nde yönetim bilişim sistemleri bölümünden bursum hazırdı. Kesinkes reddetmekle duygusal bir döngüye girmek arasında gidip geldiler ve sonunda, ‘Yapman gereken neyse onu yap ama bundan dönüş yok!’ dediler. Bir süre ne yapmam gerektiğine dair duygusal bir karmaşa yaşadım. Sonunda ailem, ‘Tamam, git, şansını dene; beğenmezsen en azından yeni bir yabancı dil öğrenmiş olursun ve devam etmek zorunda da değilsin, geri dönersin.’ dedi. Ben de Medine’ye gittim ama geri dönmedim…”

Aziz’in ilk cümlede dediği gibi, görünen o ki, gerçekten bu yol ona nasip olmuş…

Radikalleştirilme riski olan Müslüman gençlere rehberlik yapıyor

Yazıya, Aziz’in hikâyesinde kaldığımız yerden devam edebiliriz. Hiç yoktan Arapça öğrenirim diye gittiği Medine’de İslami eğitimine devam eden, fıkıh ve fıkıh usulü konusunda uzmanlaşan Aziz daha sonra Kanada’ya döner. Döner dönmez de hem Kuzey Amerika’da hem de başka ülkelerde konuşmalar yapmaya, dersler vermeye gayret eder. Müslüman ailelere ve gençlere danışmanlık yapmaya da o dönemde başlar.

Şu anki vazifelerini yürüttüğü Calgary’e geldiğinden beri ise eğitim faaliyetlerinin yanısıra bir Müslüman din adamı figürü olarak odaklandığı mesele –ABD’deki birçok isim gibi- gençlerin radikalleşmesidir. Yazılanlara bakılırsa, Aziz, Müslüman gençlerin sivil topluma dâhil olması ve suça bulaşmaması konusunda önemli katkılarda bulunmuş. Müslüman gençlerin radikalleşmesine karşı çabaları vurgulanıyor. Kendisi de gayretini şöyle anlatıyor: “İşimin merkezinde yer alan mesele, şiddet yanlısı ideolojilerce radikalleştirilme riski olan Müslüman gençlere rehberlik yapmak. Gençleri onların zaafiyetlerinden faydalanmak isteyenlerden korumaya çalışırken saatlerimi topluluğumuzdaki gençlerle konuşarak ve onlara öğütler vererek harcıyorum…”

Bir yandan İslamofobi’ye karşı da sesini yükselten Aziz, Müslümanlara karşı hücumların, İslamofobik hareket ve eylemlerin kendi işini nasıl etkilediğinden de sıklıkla bahsediyor:

“Genç Müslümanların radikalleşmesini engellemeye çalışıyorum. Bize olan hücumlar ise işimi daha zorlaştırıyor… Pazar gecesi, Quebec’teki camiye yapılan saldırıyı ilk duyduğumda (Not: Bu saldırı Ocak 2017’de gerçekleşmişti) inanamadım. Bir insanın camiye girip ibadet etmekte, Allah’a secde etmekte olan insanları nasıl tarayabildiğini idrak edemedim. Artık kutsal hiçbir şey kalmadı mı?

Ayrımcılık normalleştiğinde ve bunun gibi hissiz saldırılar gerçekleştiğinde yalnızca marjinalleşme ve yabancılaşma hissi yoğunlaşıyor. Bu da gençleri kendilerinin zafiyetlerinden faydalanma isteyenlere karşı daha kırılgan hale getiriyor ve onları tehlikeli bir yola sokuyor.

Ne zaman İslam adına bir terör saldırısı gerçekleştirilse tüm Müslüman toplumdan bunu kınaması isteniyor. Şimdi saldırıların kurbanı olanlar Müslümanlar olarak, o hâlde bir kınama için kime başvurmalıyız?

Ne zaman İslam adına bir terör saldırısı gerçekleştirilse tüm Müslümanlar aynı kefeye konuyor. Şimdi biz gayrımüslimleri aynı kefeye mi koymalıyız?”

Müslüman toplulukların kendi içine kapanmamasını, birbirlerni ziyaret etmelerini tavsiye ediyor

Bu şekilde sitemlerini dile getiren Aziz, Kuzey Amerika’daki Müslüman toplumun periferilere itilmemesi için çaba gösteren onlarca isimden biri. Eşitliğe ve herkesin hürriyetine saygı duyduklarına, aşırıcılığın en çok Müslümanları vurduğuna ve tüm dünyayı tehdit ettiğine, nefret dilinin sadece daha fazla nefret ve şiddet doğurduğuna, önyargıları kırmak gerektiğine dair vurgularını bu sebeple tekrar tekrar dile getiriyor. Bu bağlamda, Müslüman toplumla diğerleri arasındaki iletişim kanallarını açmak için uğraştığı gibi toplulukların kendi içine kapanmamasını; birbirini tanıma, ziyaret etme faaliyetlerini de teşvik ediyor.  

Çünkü Aziz’in mottosu şu: “Nefret ve korku normalleştiğinde hepimiz kaybederiz!”

Bugün revaçta olan nefret dilinin gün gelip nasıl da herkesi vuracağını ise bizim dilimizdeki karşılığı “O sarı ineği vermeyecektik” olan ve İngilizce’de “I was eaten the day that the White Bull was eaten.” diye bilinen fıkra ile izah ediyor.

Bilmeyenler, bu yazıdan sonra kısaca bir o hikâyeye göz atıversinler…

 

Deniz Baran