, 28 Mayıs 2017
Hiç Boş Durmamış Bir Arap Gazeteci ve İlim Adamı Muhibbüddin

Mektebi Anber (Şam)

2664

Hiç Boş Durmamış Bir Arap Gazeteci ve İlim Adamı Muhibbüddin el-Hatip

Şam'da doğan; Mısır'dan Yemen'e, İstanbul'dan Hindistan'a birçok ülke ve şehre yolu düşen Muhibbüddin el-Hatîb, gece gündüz hiç durmadan çalışan bir kişiydi. Boş vakit bulamadığından doktora bile gidemez, kimseye iade-i ziyaret yapamazdı. Bu hareketli siyasi yaşama pek çok eser de sığdırmıştı. Rahmi Gökmen yazdı.

Muhibbüddin el-Hatîb, 1886 yılında Şam’da dünyaya geldi. Babası Zahiriye Kütüphanesi’nde idareci olarak çalışıyordu. Önce Terakkî Mekteb-i İbtidâîsinde, ardından Anber Mektebi’nde okudu. Okula başladıktan bir yıl sonra babasını kaybetti ve okulu bırakmak zorunda kaldı. Cami derslerini takip etti.

Babasının dostu Şam ulemasından Şeyh Tahir el-Cezâirî’nin ilgisini gördü. Hocasının teşvikiyle babasının Zahiriye Kütüphanesi’nde çalışma fırsatı buldu; bu sayede pek çok kitapla tanışma imkanına sahip oldu. Abdullah el-Azm Paşa’nın medresesinde odaları bulunan Şeyh Ahmed en-Nüveylâtî, Şeyh Tahir el-Müşerref, Şeyh Cemaleddin el-Kasımî ve Şeyh Muhammed Ali Müslim’in derslerini takip ediyordu. Özellikle ailesi olmayan ve medresedeki odasında yaşayan Şeyh Ahmed en-Nüveylâtî’den çok istifade etti. Bir yandan da Anber Mektebi’nin lise kısmına devam ediyordu. Okulun son yılını Beyrut’ta tamamladı.

İstanbul’da okuyan Arap gençleri topladılar

Mezuniyetinden sonra Beyrut’tan İstanbul’a hareket etti ve edebiyat ve hukuk fakültelerine kaydoldu. İstanbul’da o dönemde Arap gençlerin yoğun olarak bulunduğu Çemberlitaş semtine yerleşti. Arap gençler arasında Arap dili ve edebiyatına dair bilgi birikiminin oldukça zayıf olduğunu görünce arkadaşı Emir Arif eş-Şihâbî ile birlikte ücretsiz dil ve edebiyat dersleri vermeye başladılar. Bu ders grupları zamanla Cemiyyetü’n-Nehdati’l-Arabiyye’nin kurulmasına zemin oluşturdu. Bu toplantılarda Muhibbuddin Hatib, arkadaşı Muhammed Kürd Ali’nin postayla gönderdiği Arapça gazete ve dergileri de gençlere dağıtıyordu. Cemiyeti geliştirmek amacıyla aynı yerde bir kahvehaneyle anlaştılar ve burayı düzeltip bir gramofon aldılar. Arapça plaklar getirdiler. Bu mekânı İstanbul’da okuyan Arap gençlerin bir araya geleceği bir merkez haline getirmek istiyorlardı. Cemiyet adına Basra mebusu Züheyrzade Ahmed Paşa’nın Büyükada’daki konağında büyük bir toplantı düzenlediler. Bu toplantıda Muhibbüddin el-Hatib, arkadaşı Emir Arif eş-Şihâbî ile konuşmalar yaptı, kasideler okudu.

İttihad ve Terakki’nin Yemen şubesi

Muhibbüddin el-Hatib bir dönem tahkikata uğradı. 1907’de yaz tatili için memleketi Şam’a gitti ve orada cemiyetin bir bürosunu açtı. Arkadaşı Emir Arif eş-Şihabî bir süre İstanbul’a gelmemesini tavsiye etti. Bu sırada Yemen’de el-Hadîde’deki İngiliz konsolosluğunda Arapça ve Türkçe bilen bir eleman aranması üzerine bu işe başvurdu ve Yemen’e doğru yola çıktı. Yemen’e gitmeden önce Mısır’a uğradı. Şura-yı Osmani Cemiyeti üyeleriyle görüştü. Abdullah Cevdet, Refik el-Azm, Reşid Rıza bunlardan bazılarıydı.

Yemen’de eşrafla ve Yedinci Ordu’ya bağlı on dördüncü alay subaylarıyla ilişkiler kurdu. Özellikle el-Hadide komutanı Binbaşı Şevki el-Azm ile sağlam bir dostluk kurdu. Burada bazı Arap subaylarla birlikte İttihad ve Terakki Cemiyeti’nin bir şubesini kurdu. Başına da Binbaşı Şevki el-Azm’ı geçirdi. 1908’de meşrutiyet ilan edilince Yemen’de Cemiyet olarak büyük nümayişler yaptılar. Cemiyet olarak arkadaşlarıyla birlikte el-Hadide’de bir okul ve matbaa kurarak Cerîdetü’l-Arab adında bir gazete çıkardılar. Şam’a dönme kararı verdiği sırada Yemen’de İmam Yahya isyanı çıktı. İsyanın sonlandırılmasında İmam ile Osmanlı Devleti arasındaki yazışmalara bizzat katıldı ve destek verdi.

1327 yılında el-Hadide’den ayrılarak Şam’a döndü. Bu sırada en-Nehdatü’l-Arabiyye Cemiyeti baskı görmekteydi. el-Kabes gazetesinde yazılar yazdı ve Tara’l-Harac adında mizahi bir gazete çıkardı. Gazete ilk sayısından itibaren yasaklandı. Muhibbuddin önce Beyrut’a, ardından İstanbul’a gitti.

Misyonerlerle mücadelede aktif rol almıştı

İstanbul’da Beykoz’a yerleşti. 1909 yazına kadar İstanbul’da kaldı. Bu tarihte Kahire’ye gitmek zorunda kaldı. Burada bir müddet gazetecilikle uğraştı. 1913 yılında Kahire’de Refik el-Azm’ın başkanlığında Osmanlı Hizbü’l-lâmerkeziyye (Adem-i Merkeziyet Partisi) kuruldu. Muhibbüddin el-Hatib de partinin idare kurulundaydı ve ikinci sır katibi idi.

Yakın tarihte önce Beyrut’ta, ardından Paris’te Cemiyyetü’l-Arabiyye el-Fetat (Genç Arap Cemiyeti) kuruldu. Muhibbuddin el-Hatîb bu partinin Mısır temsilcisi idi. Reşid Rıza 1913’te Medresetü’d-Da’ve ve’l-İrşad’ı kurduğu zaman onu bu okula öğretmen olarak aldı.

Birinci Dünya Savaşı başlayınca Arap liderlerle görüşmeler yapmak için Yemen- Aden’e, ardından Kuveyt’e geçmek üzere Hindistan- Bombay’a geçti. Burada İngilizler tarafından tutuklanarak dokuz ay hapiste kaldı. Sonra salıverildi ve ardından Mısır’a döndü. Arap isyanının başlamasının hemen ardından Şerif Hüseyin tarafından Mekke’ye çağırıldı ve Hicaz hükümetinin resmi gazetesi olan el-Kıble gazetesini çıkarmaya başladı. Emir Faysal’ın Şam’a girmesinin hemen ardından izin alarak Şam’a gitti ve orada el-Âsıme adlı resmi gazeteyi çıkardı.

Melik Faysal’ın Fransa’ya gidişinden sonra bazı sorunlar yaşadı. Ardından Mısır’a gitti ve uzun yıllar burada gazetecilik faaliyetlerine devam etti. el-Feth isimli bir dergi çıkardı ve el-Ehram’da makaleler yazdı. 1927 yılında burada gençlere İslami şuur kazandırmak için Abdülaziz Şaviş, Ahmed Teymur Paşa, Abdülhamid Said, Yahya ed-Derdiri gibi şahsiyetlerle Cemiyyetü’ş-şübbani’l-müslimin adlı bir dernek kurdu. Kahire’de yaşamına bu tür dernek faaliyetleri ve gazetecilikle devam etti. Misyonerlerle mücadelede aktif rol almıştır. 30 Aralık 1969’da Kahire’de vefat etti.

Mısır’da el-Matbaatü’s-Selefiyye’yi kurdu

Muhibbüddin el-Hatîb, gece gündüz hiç durmadan çalışan bir kişiydi. Boş vakit bulamadığından doktora bile gidemez, kimseye iade-i ziyaret yapamazdı. Bu hareketli siyasi yaşama pek çok eser de sığdırmıştı. Mısır’da el-Matbaatü’s-Selefiyye’yi kurmuş ve bu matbaadan pek çok eser basmıştır. Bunların en önemlilerinden biri Sahih-i Buhari üzerine yazdığı muhtasar bir şerh olan Tavzîhu’l-cami’i’s-sahih’tir. el-Hutûtu’l-‘arîza li’l-üsüs elletî kâme ‘aleyha ddinü’ş-şîa adlı kitabı Şiîlik (İmamiyye-İsnâaşeriyye) Dinî Esaslarının Görünen Çizgileri adıyla Türkçeye çevrilmiştir. Sadece kitap ve makale telifiyle yetinmemiş, el-Avasım mine’l-kavasım vb. kitapların neşrini de yapmıştır. Halide Edip Adıvar’ın Ateşten Gömlek adlı romanını, Ahmed Şuayb’ın Devlet ve Cemiyet’ini ve Gazi Ahmed Muhtar Paşa’nın Serâirü’l-Kur’ân’ını Türkçeden Arapçaya çevirmiştir.

 

Rahmi Gökmen






İlgili Konular