, 28 Mayıs 2017
Hat Sanatımıza Kalem Güzeli'ni Hediye Eden Bir Elmalılı Mahmut Bedrettin

7743

Hat Sanatımıza Kalem Güzeli'ni Hediye Eden Bir Elmalılı: Mahmut Bedrettin Yazır

''M. Hamdi Yazır, kardeşi Mahmut Bedrettin Yazır için Nuri Arlasez’e 'Biraderimin ilme kabiliyeti benden fazladır, lâkin hoca eline düşemedi' der imiş. Mahmut Bedrettin Efendi’nin hat sanatı için yazdıkları, iyi ki hoca eline düşmedi, dedirtecek ehemmiyeti taşımaktadır.'' M. Murtaza Özeren yazdı.

İlgili Yazılar
Kitaplar Hakkında Yazılmış Kitaplar
Kitaplar Hakkında Yazılmış Kitaplar

Ekrem Sakar ve Mehmet Erken, kitaplar hakkında yazılmış pek çok irili ufaklı yayının içinden bakılmaya değeceğini düşündüklerini seçip alfabetik olarak listeledi.
13/02/2017 10:10
M Bedrettin Yazır Anlatıyor Hakiki Takva ve Kerem
M. Bedrettin Yazır Anlatıyor; Hakiki Takva ve Kerem

Mahmud Bedrettin Yazır'ın iki adet daktilo edilmiş vaazına ulaştık. Bunlara üst başlık olarak "Mev'izalarım" başlığı seçilmiş. Mahmut Bedrettin'e ait bu iki yazıyı Dünya Bizim olarak yayınlayalım istedik. Vefatından kısa bu süre önce 1952'nin Ramazan ayında (Mayıs-Haziran) verdiği bu vaazlardan ikincisini istifadenize sunuyoruz.
03/02/2017 08:08
M Bedrettin Yazır Anlatıyor Vaaz Nedir Vaaz Dinlemek Ne Demektir
M. Bedrettin Yazır Anlatıyor; Vaaz Nedir? Vaaz Dinlemek Ne Demektir?

Mahmud Bedrettin Yazır'ın iki adet daktilo edilmiş vaazına ulaştık. Bunlara üst başlık olarak "Mev'izalarım" başlığı seçilmiş. Mahmut Bedrettin'e ait bu iki yazıyı Dünya Bizim olarak yayınlayalım istedik. Vefatından kısa bu süre önce 1952'nin Ramazan ayında (Mayıs-Haziran) verdiği bu vaazlardan ilkini istifadenize sunuyoruz.
26/01/2017 13:01
İstanbul İlahiyat Duvarlarında Hüsn-i Hat Bezemeleri
İstanbul İlahiyat Duvarlarında Hüsn-i Hat Bezemeleri

'Amacımız okul koridorlarının soğuk duvarlarını yazılarla ısıtmak, Kur’an merkezli hat sanatımızın mesajlarını, sanatlı dokunuşlarla ruhlara yansıtabilmekti. Ayetler, hadisler tesbit edip yazılacağı hat türlerini seçtik ve işe koyulduk.' İzzet Elitaş yazdı.
18/02/2017 08:08
Hattat H mid Aytaç'ın Hastanede Verdiği Son Röportaj
Hattat Hâmid Aytaç'ın Hastanede Verdiği Son Röportaj

1983 Suffe Yıllığı’nda, 1982’de vefat eden hattat Hâmid Aytaç ile yapılan ve Kök dergisinin 17. sayısında yayınlanmış olan son mülakat yer alıyor. M. Murtaza Özeren bu röportajı alıntıladı.
13/04/2016 08:08
H z Osmanlı H z Hoca H z Sanatk r
Hâzâ Osmanlı, Hâzâ Hoca, Hâzâ Sanatkâr: Ali Alparslan

''Hayatı boyunca öne çıkmayı sevmeyen, gösterişten kaçınan, sesini dahi yükseltmeden gerektiği kadar konuşan, eve dahi girip çıktığını duyamayacağınız kadar sessiz, lügatinde haset kelimesi bulunmayan, herkese yardım etmeğe hazır, üniversitedeki odasının kapısı herkese açık, alçakgönüllü, derviş tabiatlı, dedikoduyu hiç sevmeyen, insanlara hep sevecen yaklaşan bir zattı Ali Alparslan.'' İbrahim Ethem Gören, vefatının 11. sene-i devriyesi münasebetiyle Eski Türk Edebiyatı profesörü Hattat Ali Alparslan'ı yazdı.
24/01/2017 14:02

Elmalılı dendiğinde hemen aklımıza tek isim, Muhammed Hamdi Yazır gelir. Oysa ki en az onun kadar bahse değer bir başka Elmalılı daha vardır ki, o da Hamdi Yazır’ın kardeşi Mahmut Bedrettin Yazır’dır. Hat ile çok yakından ilgilenmiş olan Mahmut Bedrettin Yazır, yaşadığı dönemde eskimez yazıya ve hüsn-ü hatta olan ilgisizliğin bir yansıması olarak unutulmaya yüz tutmuş isimler arasındadır. Fakat Mahmut Bedrettin, alfabe inkılabından sonra milli yazının unutulmaması için neşirler yapmış, hat sanatı geleneğinin yitip gideceği endişesi ile olsa gerek Medeniyet Âleminde Yazı ve İslâm Medeniyetinde Kalem Güzeli adında üç ciltlik muazzam bir eser kaleme almıştır.

Mahmut Bedrettin 1895’te dünyaya gelmiştir. İlk tahsilini Antalya-Elmalı’da tamamlayıp 1908 yılında İstanbul’a abisinin yanına gelmiştir. Çeşitli rüştiyelerde okuduktan sonra Nuruosmaniye Medresesi’ne girdi. Bu sırada Birinci Dünya Savaşı patlak verdiği için eğitimini yarıda bırakıp askere gitti. Döndükten sonra eğitimini tamamladı ve abisinden İslamî ilimlere dair eksiklerini tamamladı.

Daha sonrasında Medresetü’l-Mütehassisîn’in Kelam şubesine kaydoldu. Bu medrese için İslamî ilimlere has yüksek ihtisas okulu diyebiliriz 1924’te de buradan mezun oldu ve yaşadığı müddetçe sahip olacağı dersiamlık payesi verildi. Yazır vefatına kadar dersiamlık, yani hocalık vazifesini sürdürmüştür.

“Dünyada hiçbir hattatın namı kalmazdı”

Mahmut Bedrettin İstanbul’daki öğrenciliği sırasında çeşitli hocalardan hat dersleri almıştır. İlk hocası da abisi Hamdi Efendi olmuştur. Abisi her ne kadar tefsir ilminde yaptıkları ile meşhur olmuşsa da gençliğinde hat sanatına merak sarmış ve Bakkal Arif Efendi, Sami Efendi gibi hattatlardan ders almıştır. Hatta, aynı hocalardan meşk eden Necmeddin Okyay’ın, Hamdi Efendi’nin hattatlığı hakkında, “Hamdi Efendi daha fazla ilim ile uğraşmakla beraber ekseri vaktini yazıya ayırsaydı dünyada hiçbir hattatın namı kalmazdı” dediği rivayet edilir. Abisinin dışında Mahmut Bedrettin, Nuruosmaniye medresesinde hat muallimi olan Rakım Efendi (Bakkal Arif Bey’in oğlu), Hırka-i Şerif Camii hatibi Ömer Vasfi, Aziz Rifâî ve Mehmet Hulûsi Yazgan gibi üstatlardan hat meşk etmiştir.

İstanbul’da Meşihat dairesinde ve Evkaf idaresinde çeşitle görevlerde bulunan Mahmut Bedrettin, 1938 yılında ise Vakıflar Genel Müdürlüğü’nde göreve başlamıştır. Aynı dönemde Ankara Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nde Paleografya dersleri de vermeye başlar ve bu görevleri sırasında, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce basılan iki eser kaleme alır. İlki Eski Yazıları Okuma Anahtarı isimli eserdir. Bu kitapta Mahmut Bedrettin “noktadan elifin, bundan da diğerlerinin doğması” esası üzerine bir eski yazı okuma kılavuzu hazırlamıştır. Bu eser eski yazıya dair birçok hususiyeti örnekler ile birlikte göstermektedir. Diğer eser ise Siyâkat Yazısı adındaki kitaptır. Bu da okuması zor olan siyakat yazısı için hazırlanmış bir rehberdir.

Muhammed Ali Cinnah’ın kabrini de onun levhaları süslüyor

Hamdi Efendi, kardeşi için Nuri Arlasez’e “Biraderimin ilme kabiliyeti benden fazladır, lâkin hoca eline düşemedi” der imiş. Mahmut Bedrettin Efendi’nin hat sanatı için yazdıkları, iyi ki hoca eline düşmedi, dedirtecek ehemmiyeti taşımaktadır. Memuriyetleri sebebiyle her ne kadar çok yazı meşk edemediyse de hüsn-ü hatta dair kaleme aldığı yazılar ve Kalem Güzeli bu sanata çok şey katmıştır. Şaheseri Kalem Güzeli’ni tanıtmadan evvel Mahmut Bedrettin’in kaleminden çıkan eserlerden bazılarını zikretmek istiyorum: Fatih İskenderpaşa Camii’nde ve Ankara Bahçelievler Camii’nde Yazır’ın levhaları bulunuyor. Ankara’da ikamet ettiği yerin yakınlarında, Denizciler Caddesinde Ermeni bir mimarın elinden çıkan bir mescitte de (bu mescidin mihrabı Kabe’ye gelmemekteymiş, acaba akıbeti ne olmuştur aradan geçen 70-80 senede) Yazır’ın levhaları bulunuyormuş. 1951’de DTFC’den Pakistan’a giden bir öğrenci kafilesi Muhammed Ali Cinnah’ın türbesine asılması için birkaç adet Mahmut Bedrettin’in meşki levha götürmüşler.

Bu levha çalışmalarının yanında Mahmut Bedrettin’in kaleminden çıkan çok güzel bir eser daha vardır. O da özel bir istek doğrultusunda istinsah ettiği abisinin tefsiridir. Bu eser 15 sene öncesine kadar özel koleksiyonda yer alıyormuş, ancak sonrasında Çamlıca İlam Kütüphanesi’ne bağışlanmış. Yakın zaman önce de Diyanet İşleri Başkanlığı’nca 13 cilt olarak basıldı. Üzücü olan husus şu ki 1935 baskısı Hak Dini Kur’an Dili ile Mahmut Bedrettin Efendi’nin istinsah ettiği nüsha arasında cümle ve paragraf farkları olduğu halde, bunun bir edisyon kritiğinin daha yapılmamış olması. Yazır vesilesi ile bunu da belirtmiş olalım.

Felsefî bir nazar, sûfiyâne bir neşve ile kaleme aldı Kalem Güzeli’ni

Şimdi gelelim Mahmut Bedrettin Yazır’ın şaheserine… Mahmut Bedrettin Efendi, Kalem Güzeli’ni dokuz senelik bir zaman diliminde (20 Nisan 1942 – 3 Şubat 1951) kaleme almış. Cumhuriyet’in ilk devirlerinde hat sanatına olan ilgi giderek azalınca kendisi bunun eksikliğini fark etmiş ve bu mufassal eseri kaleme almış. Osmanlı devleti zamanında doğrudan hat sanatı üzerine değil de hattatlara dair eserler kaleme alınmıştır. Zaten pratik olarak hat eserleri üretilebildiği için böyle bir teorik, felsefi eserin yazılmasına ihtiyaç duyulmamıştır. Ancak harf inkılabı ile yok olma tehlikesi ile yüz yüze kalan hat sanatına dair Mahmut Bedrettin Yazır, “felsefî bir nazar, sûfiyâne bir neşve” ile bir eser yazmaya karar vermiş ve ortaya Medeniyet Âleminde Yazı ve İslâm Medeniyetinde Kalem Güzeli çıkmış.

Yazır’ın vefatından sonra bu eser Diyanet İşleri Başkanlığı’nca alınmış fakat basılamamıştır. Çünkü basım raporu yazması istenen İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu, kendi fikirlerine zıt hususları görünce olumsuz kanaatler belirtmiş ve böylece eser neşredilmemiş.

Uğur Derman, Halim Baki Kunter ile bir muhabbeti esnasında bu eserden haberdar oluyor ve hemen bu eseri görmeye gidiyor. Muazzam bir rik’a ile kaleme alınmış yüzlerce sayfayı inceledikçe inceliyor ve bu eserin en kısa zamanda o güne göre gözden geçirilerek basılması gerektiği kanaatine varıyor. Birkaç sene içerisinde Diyanet İşleri Başkanlığı eseri basmayı kabul ediyor ve neşre hazırlama vazifesi Uğur Derman’a veriliyor. Derman eseri bir daha gözden geçirince “Yazır’ın … tebcile lâyık mühim bir iş başardığını” görüyor. Eser üç cilt halinde uğur Derman’ın açıklayıcı dipnotları ve eklenen görseller ile neşrediliyor. Eserde mürekkepten kaleme, harflerden yazı tarzlarına kadar, hüsn-ü hatta dair ne varsa yer almaktadır. Bu kitabın güzel ismi, bugün bir internet sitesine de isim olmuştur: http://www.kalemguzeli.org/.

Hattât idi, sâhib-i kalemdi; Bir zât-ı edîb ü muhteremdi

Mahmut Bedrettin Yazır 1 Aralık 1952’de Rahmet-i Rahman’a kavuşmuş ve abisinin yanına, Sahra-yı Cedid mezarlığına gömülmüştür. Vefatının ardından Kemal Edip Kürkçüoğlu bir manzume nazmetmiş, rahmet dileği ile buraya alalım.

Mahmûd Yazır, bu merd-i kâmil

Bir bu’d-i baîde göçdü gitdi.

Göğsünde berât-ı sıdkı hâmil,

Bir âlem-i îde göçdü gitdi.

         Vârisdi kemâl-i Ahmedî’ye,

         Mazhardı zuhur-ı sermedîye;

         Rehberdi reşide, mübtedîye;

Meydân-i ümide göçdü gitdi.

Hattât idi, sâhib-i kalemdi,

Bir zât-ı edîb ü muhteremdi;

Azâde meyl-i bîş ü kemdi,

Evsâf-ı hamide göçdü gitdi.

         Emvâc misâli cûş ederdi,

         Allah deyip hurûş ederdi;

         Bir özge şerâb nûş ederdi;

         On nûr-i dü dîde göçdü gitdi.

Aşmışdı hudûd-ı Lâ vü Lât’ı,

Geçmişdi merâhil-i Sıfâtı;

Bulmuşdu reh-i şühûd-i Zâtı;

Bir şevk-ı mezîde göçdü gitdi.

         Maksûdu olup ilâh yekser,

         Ekvânı görüp tebâh yekser;

Düny’ayı bulup siyây yekser,

Bir cem’i sefîde göçdü gitdi

Duydukta Kemâl olup perîşân

Târîhini yazdı zâr ü giryân

MAHMÛD YAZIR, BU ÖZLÜ İNSAN

SAHRÂ-YI CEDİD’E GÖÇDÜ. [1372]

 

Not: Kütüphane taramamız sırasında Yazır’ın daktilo edilmiş iki adet vaazına rastladık. İnşallah önümüzdeki günlerde bunları Dünya Bizim’de yayınlayacağız.

Mahmut Hamdi Yazır'ın hat eserlerinden bazı örnekler foto galerimizde:

 

M. Murtaza Özeren





Yorum
Çok güzel bir yazı olmuş.
Fatmagül Çuhadar
Gizli kalmış şahsiyetleri bizlere tanıtmanız ne güzel bir hizmet. Allah sizden razı olsun. Merhumun ruhu şâd, mekânı cennet olsun.
13/03/2017, 12:10