, 17 Temmuz 2018
Hilmi Yavuz h l Marksist mi

10973

Hilmi Yavuz hâlâ Marksist mi?

Hilmi Yavuz ile Arif Ay arasında bir polemik yaşandı geçen aylarda..

İlgili Yazılar
Yunus bu medeniyet için ne ifade eder
Yunus bu medeniyet için ne ifade eder?

Emir Buhari Sohbetleri’nin 8 Şubat Cumartesi gecesi yapılan yeni dönemdeki ikinci sohbetin konuğu Hilmi Yavuz’du. Ahmet Serin yazdı.
16/02/2014 12:12
Hilmi Yavuz neden Orhan Pamuk u sevmez
Hilmi Yavuz neden Orhan Pamuk’u sevmez

Orhan Pamuk Nobel aldığı dönemde de eleştirilmişti ama bu eleştiriler daha eskiye de dayanır.
13/10/2011 00:12
İstanbul Üniversitesi Yavuz'u dinledi
İstanbul Üniversitesi Yavuz'u dinledi

Geçtiğimiz Pazartesi; gülün, hüznün şairi Hilmi Yavuz, Türk Dili ve Edebiyatı Topluluğu'nun davetlisi olarak İstanbul Üniversitesi'ndeydi.
14/05/2011 14:02
Hayrettin Karaman neden ağladı
Hayrettin Karaman neden ağladı?

'Duran Boz'un hazırladığı eserde kitaplar ile ilgili bir hazine gizli'
02/09/2009 17:05
İstanbul 2010 sorgulanıyor
İstanbul 2010 sorgulanıyor!

Gerçek Hayat'tan Faruk Yücel, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti fenomenini farklı bir açıdan ele aldı!
26/04/2009 11:11
Edep dergisi 5 yıllık serüvenini noktaladı
Edep dergisi 5 yıllık serüvenini noktaladı

Edep dergisinde Arif Ay, 'Elveda' başlıklı yazısıyla beş yıllık dergi serüvenine nokta koydu.
12/03/2015 11:11

Uzun zamandır edebî  tartışmalardan uzağız. Bu, sadece ilgi odaklarımızın değişmesiyle ilgili değil. Soylu ve seviyeli bir dil ve duyarlıkla da ilgili. Siyasilerin polemik bile denilemiyecek ağız dalaşları, ağza bile alınmayacak sözlerin köşe yazarları tarafından yazıya geçirilmesi ve televizyonlarda küfürleşmenin tartışma olarak sunulması gibi aydın sefaletinin arasında elbette böyle bir tartışma dikkatleri çekmeyecekti. Ama doğrusunu isterseniz bu seviyeli tartışmanın göz ardı edilmesine gönlümüz razı olmadı.

Arif AyKüçümseme ve tekebbür içerir!

Tartışma, Ankara’da yayımlanan Edep dergisinde çıkan bir yazı ile başladı. Aynı zamanda Edep dergisinin yayın yönetmenliğini yapan şair Arif Ay, derginin üçüncü sayısında (Mayıs 2010) Sabanın İzi ya da Bir Şiiri Okumak adlı bir metin yayımladı. Söz konusu tartışma, Sayın Ay’ın, Sezai Karakoç’a ait “Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine” adlı şiirini, Okuma Biçimleri adlı kitabında, Sezai Karakoç’un bu metnini Marksist Kuram Bağlamında Yeniden Okuma Denemesi yapan Hilmi Yavuz’a olan itirazları üzerine başladı. Söz konusu yazıda Hilmi Yavuz şöyle diyordu:

“(…) Yazımın başında da belirttiğim gibi şiire bir bütünlük içinde baktığımızda salt düne dair bir yönelim ya da özlem içermediği açıklıkla görülür. Dolayısıyla son bölümde yer alan "Yıllar geçti saban ölümsüz iz bıraktı toprakta " dizesini kriter olarak ele alıp okuma yapmak, şiirin bütünü düşünüldüğünde, şiiri daraltan, aynı zamanda eksik bir okuma olmaz mı? Çünkü bu okumanın çıkarımları, şiirin bütününün imlediği anlamları karşılamıyor. Ayrıca, (saban-toprak) sözcüklerinden hareketle "yaşamın tarımla yeniden üretildiği bir üretim tarzına" gitmek, "bu üretim tarzının" "Üretim Tarzları'ndan hangisine gönderimde bulunduğunu saptayabilmek için de ideolojiyi belirleyen metaforik öbeklere bakmak gerekir." denilerek şiirde bu "metaforik öbeğin" "din" olduğu sonucuna varılıyor. "Bu öbeğin bağlamı dindir ve dinin başat olduğu üretim tarzına işaret eder. Dinin başat olduğu Pre-Kapitalist toplumun, eski Mısır gibi, Asya Tipi Üretim Tarzının (ATÜT) yürürlükte olduğu bir toplum olduğunu öne sürebiliriz."

Arif Ay ise bu “okuma biçimi”ni itiraz ederek: “Bu şiir bizi Osmanlı toplumuna götürür ve ona duyulan özlemi işaret eder. Bu şiirde geçen din İslam olduğuna göre, İslam salt bir feodal yapıya ya da herhangi bir üretim tarzına ait bir din midir? Üretim tarzları sürekli değişir; ama din asla değişmez. Dolayısıyla Hilmi Yavuz'un Marksist kuram bağlamında okuma denemesi, bizi doğru sonuçlara götürmediği gibi şiirin de anlamını dağıttığı sonucuna götürüyor.” diye bitiriyor sözlerini. Bunun üzerine Hilmi Yavuz, gazetedeki köşesinde (9 Haziran 2010) “Bir şiirin 'Şifre'si nasıl çözülür?” başlıklı bir yazı yazdı. Yavuz, söz konusu yazıya şöyle girmiş:

“Bir şiirin anlamlandırılmasında o şiirdeki bütün sözcüklerin belirli bir işlevi var mıdır, yoksa sadece bazı sözcükler ve sözcük öbeklerinden yola çıkmak, o şiirin anlamlandırılması için yeterli olabilir mi? Bu konuyu gündeme taşımamın nedeni, Sezai Karakoç'un bir şiiri üzerine yaptığım okumanın, o şiirin tümünü oluşturan sözcükleri değil, bazı sözcük öbeklerini belirlemiş olmamın, eleştiri konusu yapılmasıdır. Karakoç'un bir hayli uzun sayılabilecek şiirini, birkaç sözcük öbeğine indirgeyerek yorumlamanın, ne kertede tutarlı bir okuma olabileceğini sorgulayanlar oldu. Benim buna vereceğim bir cevabım olmalıydı elbet.”

Hilmi YavuzSorun yokmuş  gibi görünen bu ifadelerde gizli bir küçümseme ve tekebbür var. Küçümseme var; çünkü Hilmi Yavuz hem bu yazısında hem diğerlerinde adı geçen itirazın kimin tarafından, nerede, hangi üslup ve yaklaşımla yapıldığını özellikle söylemiyor. Tekebbür var, o da küçümseme duygusunun ters çevrilmiş şekli ile tavırda gizli. Edep dergisinin ve Arif Ay’ın adını anmaktan sakınan yazarı, isim zikretmekten alıkoyan şey nedir acaba? Arif Ay’ı ve Edep dergisini önemsediğini izhar etmiş olurum düşüncesi mi? Böyle bir paye mi var edebiyatta? Eğer durum bu ise yapılan eleştiriye cevap verme gereksinimini niçin duyuyor Yavuz? 

Buraya Yavuz’un verdiği cevabı uzun uzadıya almaya gerek yok. Merak edenler söz konusu gazetede okuyabilir yazıyı. Hilmi Yavuz “Benim görüşüm şudur, demiş ve özetlemiş: Hangi kuram bağlamında okunursa okunsun, herhangi bir okumanın 'edebî' bir okuma olabilmesi için, metafor ve metonimi gibi retorik araçları kullanarak işe başlamak söz konusu olmalıdır. (…) Riffaterre, şiire özgü bir genel okuma modeli inşa ederken, 'hipogram'lardan ve onların bir alt grubu olarak 'betimleme öbekleri'nden (metafor ve metonimi) yola çıkılmasını önermiştir. Bana göre bu yöntem, yukarıda da belirttiğim gibi, bütün kuramlar için bir genel okuma modeli olabilir.” diyor özet olarak.

Şiir nasıl harcanır?

Arif Ay, Yavuz’un bu yaklaşımına Haziran 2010’da Edep dergisinin 5.sayısında cevap verdi. Ay, özet olarak Hilmi Yavuz’un Kuram Uğruna Şiiri Harcadığından söz etti ve şunları söyledi:

“ Kişilerin, bir şiiri, nasıl ya da hangi kuramla okuyacakları kendilerinin bileceği bir iştir. Kimse kimseye, bir şiiri şu kuramla, şöyle okuyacaksın diye bir yöntem dayatamaz. Kişi, bir şiiri ister Marksist kuramla okur, ister Taocu kuramla okur, isterse Freud'un Psikanaliz kuramıyla okur. Benim buradaki itirazım, yapılan okumanın, bizi doğru sonuca götürüp götürmediği noktasınadır.Yapılan okuma, şiirin anlamını daraltan bir sonuca götürmüştür yazarı. Aslında bu sonuç, yazarın istediği bir sonuçtur. Çünkü bu sonuç, yazarın kuramını doğruluyor. Nedir bu kuram? Altyapı, üstyapı meselesi. Altyapı üretim ilişkileri, üstyapı inanç, kültür, örf ve adetler vs. Şiirde geçen saban ve toprak üretim ilişkisini işaret eder. Neye dayalıdır bu üretim? Tarıma. Tarım hangi toplumsal yapıyı işaret eder? Feodal yapıyı. Feodal yapının ideolojisini ne belirler? Din. Buradaki din ne? İslam. Feodal toplum ne? Osmanlı. Olay çözüldü ve bitti!

İslam'ın, feodal yapının dini olarak gösterilmesine de ayrıca itiraz etmiştim ve şunu demiştim: "Üretim biçimleri değişebilir ama İslam ebediyete kadar değişmeyecektir." Yazar, kendi kuramını doğrulamak için şiirin şifresi olarak sadece bu iki sözcüğü alıyor ve diğer sözcükleri ya da söz öbeklerini "dolgu maddeleri" olarak görüyor. Çünkü elinde şifre çözen bakır bir levha var. O da Marksist kuram!” 

Edep, Aylık Edebiyat Dergisi
(+)

Hilmi Yavuz’a karşı düşmeyen seviye: Arif Ay

Arif Ay, söz konusu yazısında seviyeyi düşürmeden cevaplıyor Yavuz’u. Bir şey daha yapıyor. Hilmi Yavuz’un Edep dergisine ve kendisine karşı takındığı tavrı iade ediyor. Nasıl yapıyor bunu? Yazarın adını ve yayın organını zikretmeyerek. Kibre karşı kibir sadakadır, duyarlığı gösteriyor Sayın Ay.

Hilmi Yavuz benzer tavrını sürdürerek bu kez 30 Haziran 2010 tarihinde “İslamcı Şiir” adını verdiği başka bir yazı ile çıktı okurların karşısına. Yavuz bu yazısında çerçeveyi daha da genişleterek şöyle diyordu:

Bence 'İslam şiiri'ni, (i) İslam Medeniyetinin şiiri (Örnek: Yahya Kemal); (ii) İslam Akaidinin şiiri (Örnek: Mehmet Akif) ve (iii) İslam Siyasetinin şiiri (Örnek: Necip Fazıl) olarak üç kategoride düşünmek gerekir. Bunlardan ancak, İslam Siyasetinin (ya da daha yaygın bir deyişle, (Siyasal İslam'ın) şiirine 'İslamcı şiir' diyebiliriz, sanıyorum. Bugün yazılmakta olduğu söylenen 'İslamcı' şiirin, ne Medeniyet, ne Akaid ne de Siyaset bağlamında 'İslamcı'lıkla uzaktan yakından hiçbir ilgisi yoktur. 'İslamcı şiir' yazmak iddiasında olan genç şairler var mıdır, bilmiyorum, ama bildiğim şu ki, eğer varsa, bunların İslam'ın ne Medeniyeti ne Akaidi ne de Siyasetine şiirsel söylemle (evet, dikkat! 'şiirsel' söylemle!) atıfta bulunmakta başarılı olamadıklarıdır. Hiçbiri, bırakınız Yahya Kemal'i, Akif'i, Necip Fazıl'ı, bir Ziya Osman Saba kadar, şimdi maalesef yok olup gitmekte olan o zarif Müslüman ruhaniyetini lirik bir söylemle dile getirme becerisini gösterememişlerdir.” 

Acaba Yavuz’un sözünü  ettiği şairler, şiirlerinde hangi metaforları kullandıkları  için İslamcı şairdir ve yazdıklarına İslamcı şiir denir? Görüldüğü gibi Yavuz, şairleri önce tasnif ediyor, sonra o tasnife göre yeni şair neslinin var olup olmadığını bilmiyor,  gene de delikli şifre çözücüyü elinden bırakmıyor, varsa bile onların yazdıkları İslamcı şiir değil, diyor. Hayret! 

Şiir ve kuram üzerinden yürütülen bu tartışma, Arif Ay’ın Ekim 2010’da sekizinci sayıda çıkan bir yazı ile noktalanmışa benziyor. Kendi kuramına uygun bulmayanların yaklaşımını taassupla ve vahim olarak nitelendiren Hilmi Yavuz’a cevabı yine onun kelimeleri ile vermiş Arif Ay.

Edep dergisi ve Arif Ay iyi işler çıkartıyor

Sonuç itibariyle edebiyatımız ve sanatımız adına sevinmeliyiz ve umutluyuz diyebiliriz. Çünkü şiir gibi soylu bir sanat idi tartışılan. Eleştiri, metinler üzerinden yürütülmüştü ve seviye korunmuştu. Hilmi Yavuz, Marksist kurama şiir düzeyinde de olsa bağlılığını deklare etti ama muhatabı konusunda örtük bir dil kullandı. Arif Ay, sanat eserine kuramlarla yaklaşmanın, şairin zihnindeki kisveyi şiire zoraki giydirmeye çalışmanın sakıncalarını gösterdi.

Bu vesile ile şunun altını bir kez daha çizmeliyiz.

Edep dergisi hakkında yapılan bir soruşturmaya ‘duruş’un, etkinin, cirimle, sayfa kalabalığı ile ilgili olmadığını söylemiştim. Tuğla gibi kalın, nice obez dergi, suya sabuna dokunmadan edebiyat yaparken; Edep dergisi ve Arif Ay mütevazı ama iyi işler çıkarıyor.  
 

 

 

Kamil Yeşil dikkat çekti





Yorum
...
...
Bu soruyu öğrencilerine soralım bence ne dersiniz
08/12/2010, 16:03

İlgili Konular