, 22 Ekim 2017
Sosyal Medya Araçları ile İmtihanımız

1655

Sosyal Medya Araçları ile İmtihanımız

''Benim için 'Facebook' mahalle gibi bir şey, başka bir şeye benzetemedim zaten; 'Twitter'ı daha yakından tanıyınca, 'İnstagram'da bir kaç resim paylaşınca... Tamam, biraz modern, biraz hızlı ama yine de sonuçta bir mahalle. Semt pazarı havasında bir pazarı bile var.'' Necdet Subaşı sosyal medya üzerine yazdı.

İlgili Yazılar
Arşivleme Alışkanlığı ve Snapchat Devrimi
Arşivleme Alışkanlığı ve Snapchat Devrimi

Hiçbir şeyin unutulamadığı dünyada, dijital alanda yapılan neredeyse her şeyin dijital bir iz bıraktığı bugün, aynı dijital dünya yeni bir yola doğru evriliyor birkaç senedir. Ve bu yeni yol, örnekler vermeye çalıştığım eski yola dair HİÇ-BİR-ŞEY konuşulmadığı ülkemizde, yine ıskalanan bir dünya gerçeği olarak hayatlarımızın tam merkezine yerleşiyor. Mehmet Erken yazdı.
20/12/2016 13:01
Teknolojiyi ve Kapitalizmi Kendi Silahıyla Vuran Dizi
Teknolojiyi ve Kapitalizmi Kendi Silahıyla Vuran Dizi!

''Black Mirror'' dizisinin her bölümünde teknolojinin insan hayatını nasıl kolaylaştırdığını ya da yeniliklerle tanıştırdığını da izliyoruz fakat ortaya serilenler öylesine dehşet verici ki, kolaylıkların da problemin bir parçası olduğunu anlıyoruz. Teknoloji, kaşıkla veriyor kepçeyle alıyor.'' Muhammed Özbey yazdı.
26/12/2016 13:01
Gerçekle Sanalın Karıştığı Yeni Bir Yaşam ve Varlık Alanı Sosyal
Gerçekle Sanalın Karıştığı Yeni Bir Yaşam ve Varlık Alanı: Sosyal Medya

''Sosyal medyaya dair tartışmalarda gözden kaçırılan şey; birey özgürleştiğini, sosyalleştiğini, bütün mahalle baskılarından kurtulduğunu düşünürken, çok daha makro ölçekte ne tür bir küresel tahakküm ile karşı karşıya kaldığı gerçeğidir.'' Mehmet Emin Babacan, 'Sosyal Medya ve Gençlik' kitabı etrafında Yusuf Tunçbilek'in sorularını cevapladı.
27/10/2016 11:11
Görünmek' 'olma'nın önünde bir engel
'Görünmek', 'olma'nın önünde bir engel

Nihayet dergisi, Şubat 2016 tarihli 14. sayısında, bir çoğumuzu ağına düşüren sosyal medyanın ruhumuza verdiği acılardan bahsediyor. Seda Şennik Ateş yazdı.
20/02/2016 08:08
Sosyal medya nasıl sosyal sermayeye dönüşür
Sosyal medya nasıl sosyal sermayeye dönüşür?

Mehmet Emin Babacan’ın 'Sosyal Medya ve Gençlik' kitabı iki temel kavram üzerine şekilleniyor: 'Sosyal medya' ve 'sosyal sermaye'. İsmail Kaplan yazdı.
12/01/2016 12:12
Sosyal medya devrimlerin en etkin aracıydı
Sosyal medya, devrimlerin en etkin aracıydı

İlmi Etüdler Derneği, 27 Temmuz 2015 günü ilgi çekici bir seminere ev sahipliği yaptı. Michigan Üniversitesi’nden Dr. Muzammil Hussain 'Dijital Medya ve Arap Baharı' konulu bir seminer verdi. Deniz Baran etkinlikten notlarını paylaştı.
30/07/2015 12:12

Güncel olanın bir tarafında yer alma özelliğim sıfır sayılır. Bir şey oldu, daha demin oldu. Peki, ben bu konuda ne düşünüyorum? Böylesi durumlarda benim bir kanaat belirtmem bayağı bir zaman alır. Olayı anlamam, onu kavrayıp değerlendirebilmem için hem bana hem de bunu bekleyenlere bir hayli sabır gerekir. Güncelin hızla değişen yapısı içinde benim başkaları gibi çarçabuk görüş beyan etmem sadece zor değil bir o kadar da tuhaf sayılır.

Facebook bir mahalle gibi

Ben “facebook”u her şeye rağmen içini dışını az çok bildiğimiz bir mahalle gibi hissediyorum. Tamam, biraz modern, biraz hızlı ama yine de sonuçta bir mahalle. Semt pazarı havasında bir pazarı bile var. Ortalıkta vakitli vakitsiz dolaşan üniformalı zabıtalara vergi ödeyip satışını yapan çakılı esnafları da var, hiç kimseyi iplemeyen vergi nedir bilmeyen seyyar satıcıları da. Kiracıları da var, ev sahipleri de. Mahalleden geçenleri belki biraz bize yabancı ama mukimleri kesin tanınıyor. Her biri birer fenomen. Takip ettiklerimiz var, umurumuzda olmayanlar var, illaki haberdar olmak istedikleriniz kesin var.

Sonuçta kafanıza uymayan olursa kapı dışarı edersiniz ya da kapıyı içerden kilitler, odanıza çekilir yatarsınız. Mahalle eskiden daha güvenli bir alandı. Tamam, bugün biraz sorunlu ama yine de onun gibisi yok. Siz çıkın bir ana caddeye, mahallenin ne olduğunu daha iyi kavrarsınız. Facebook da ancak başka mecralarla kıyaslanarak değerlendirilebilir bir alan. Benim için o da mahalle gibi bir şey, başka bir şeye benzetemedim zaten; “twitter”ı daha yakından tanıyınca, “instagram”da bir kaç resim paylaşınca. Giren çıkan belli değil tamam amenna.

Eskiden mahalleden bir futbol takımı çıkardı. Şimdi hakemler dâhil 8-10 takım bir anda hem de aynı sokaktan çıkabiliyor. Ama yine de tanıdık, bazıları sonradan gelmiş ama olsun, biraz yoklayınca birinden birine tanıdık çıkabiliyorsun. Facebook öyle bir şey, mahalle iyice bozulmadan ben bu mecrada yaşamayı seviyorum. Mahremiyeti aklından çıkarman vacip, bunların hiçbirinde duvar yok, arada tüller var, şeffaf pencereler var. Sen mahremiyeti unut. Artık ne bu mahalle eski mahalle ne de sokak eski sokak.

Twitter adeta bir otoban

Twitter öyle değil. Ona mahalle zaten diyemeyiz ama şehir de diyemeyiz. Ben onu kendi zihnimde sadece otobana benzetiyorum. Otobanın kenarında bir kulübede yaşıyor gibiyim twittera her girdiğimde. Aralıksız geçen araçlar, taksiler, kamyonlar, tırlar, askeri araçlar, resmi araçlar, sirenli arabalar, süslü, çakma ne varsa rastlayabileceğin taşıtlar, birbirini ezecek gibi giden konvoylar, çocuğunun çişi geldiği için o hızlı akış içinde her şeye rağmen cesaret edip kenarda eylenen masum aile arabaları, vesaire vesaire. İnsan bu hız içinde laf olsun diye sırf merak saikiyle oturup bu akıp giden vesaitin plakalarını okumak istese hiçbirini zapt edemez. Hızını almış her biri, almış başını gidiyorlar. Birinden biri dursa arkadan gelenler bütün güçleriyle toslayacaklar, ortalık mahşere dönecek. Siz ancak şu çişini tutamayan çocuğun ailesinin arabasının plakasını alabilirsiniz, çünkü o durdu, tam da sizin karşınızda sizinle aynı hizada durdu ve ihtiyacını sizi görmeden gideriyor. İşte tam da karşınızda, görünüyor plakası. Başka her şeyi de görünüyor bir bakın. Hem ne yapacaksınız o plakayı?

Etrafımızda twitter daha çok kullanılıyor. Bu hıza, bu koşuşturmaya karşın yine de bir kimlik beyan aracı olarak en çok da ona bakılıyor. Güncel hızla gelişiyor, karmaşıklaşıyor, çoğalıyor, büklüm büklüm sarılıyor, içinde yok oluyor insan. Ne zarif ev hanımlarının yemek tarifleri var burada ne de paha biçilmez kıymette başarı öyküleri... Bu mecrada önü ardı 140 kelimeden ileri bir milim ilerlemeyecek kısa, özlü ama fettan hikayeler yer alır. O yoldayız ya, takip ettiğimiz şeritten sık sık ayrılarak, bazen ağır araçların yerine, bazen orta şeritte bir hız takibi içinde, bazen de soldaki azgın sürat sınırına dahil olarak koşuşturmaya devam ederiz; twitter böyle bir şeydir. İhlaller hırla gider, sağ kalma telaşı sizi yorar, perişan eder. Bu nedenle olsa gerek sizin oradaki duruşunuzun anlamı her daim muğlaktır. Onayladıklarınız, reddettikleriniz, dâhil olduklarınız, iç geçirdikleriniz, hatta aklınızdan geçen her ne varsa üşenmez hepsi ordadır, orda kendine bir yer bulur. Linyit işletmelerine atanan bir amir hakkında kanaat bildirmek, artık evde soba kullanılmıyor, kömürle linyit arasında gidip gelmiyorsanız bile üzerinize düşen bir vazifedir. Belki siz artık doğalgaza geçtiniz, belki yeni muhitinizde ısınma meselesini basit bir fanla geçiştirecek kadar rahatsınız. Olsun, siz yine de linyit işletmeleri hakkında ne düşünüyorsanız onu içinizde saklayıp kokutmadan oturup yazacaksınız. Hem twitter niye var? Hiçbir şey içinizde kalmasın, habire boşaltın, habire rahatlayın diye var.

Hayırlı olsun trafiği

Başka şeyler de var: Bir hayırlı olsun trafiği var, onun da vakti var, saati var. Taziyenin de düğünün de başka birtakım ilginç şeylerin de asla kaçırılmaması gereken bir vakti, saati var. O saatte tetikte olacaksınız. Çok sevdiğiniz bir arkadaşınız oradan duyurmuş ama siz kenarda o kulübede gelip geçen arabaların plakalarını sayacağım derken bu arabanın kornasını duymamışsınızdır. Oysa orada sizin bir kulübeniz olduğu bilinmekte ve onca arabanın arasında lütfedip size bir korna çalınmaktadır. Gaflet sizindir, ayıp varsa sizde, ihmal varsa o da sizdedir.

Ben bunun hızına yetişemedim. Ondandır, milletten çok sonra uyandım, milletin çoktan yola revan olduğu seferlere ben güç bela arkadan koştur koştur ancak yetişebildim. Yoruldum, artık bu ağır bedenimle başkaları için oldukça değerli olduğunu düşündüğüm yolculuklara sırf rahatlamak pahasına bile olsa dâhil olmak istemiyorum. Biliyorum ziyan olacağım, biliyorum mahvolacağım.

Zeka mezbahanesi

Twiter, şimdilerde yeni öğrendiğim bir kavramla birebir ölçüşüyor. Peyami Safa yıllar önce neyi kastetmiş de böyle demiş, oturup onu öğrenmek için pekala akşam edilebilir ama benim için sanki yüksek bir öngörü ve tamamen bugünü ve tabii ki twitteri düşünerek bu terkibi kurmuş olmalı: “Zeka mezbahanesi.”

Evet, tamı tamamına öyle. Benim de bu yazıyı çıkarabilmem için demek ki böyle kışkırtıcı bir kavrama ihtiyacım varmış. Twitter bir ilan tahtası, bir ima hatta replik deposu. İçinde kimine pandomim kimine teatral gelebilecek sunumlar var ama açıkçası çoktandır beni yoran bir sahne.

Düşünsenize biri çıkıp bir şey yazacak, başkası da onu hemencecik mal bulmuş mağribi gibi paylaşacak, siz de başka işiniz yokmuş gibi oturup o metni hem okuyacak hem de beğeneceksiniz. Çok affedersiniz, beğenmek zorunda değilsiniz tabii. Ses çıkaracaksınız, katılmıyorsanız kendinizi ifade edeceksiniz, katılmıyorum diyeceksiniz. Mesela unlu gıdaların insanı semirttiği iddiası tamamıyla yalan, Güzin ablanın önerileri çok doğru, Şaziye’ye gelince o şiirden ne anlar? Amenna ama Hüsamettin’in de söze ne diye karıştığı hâlâ muamma.

Epey bir müddet hem zamana hem de etrafımdakilere ayak uydurmak için ben de twitter kullandım. Bir ara baktım, ortalık kan ağlıyor, ben hiçbir şey dememişim; bir baktım etrafta bir şenlik bir şamata, ben yine yokum. Sonra varlığımın tartışma konusu olmasına ramak kala ben de bu hıza ayak uydurmaya karar vermişim. Ne var ki nefes nefeseyim, yoruldum ve tık nefes gitmeden buna bir çare bulmak için şu çocuğunu çişe çıkarmak isteyen adam gibi yanlarda bir yerlerde sakin bir cep bulup oraya arabayı sağa çektim. Bilenler bilir, bu arabanın o cepten çıkıp tekrar akan trafiğe dâhil olması, insanı ter kan içinde bırakıp ağlatacak kadar zordur. Arabalar sınırlarınızı yalayıp geçmektedir. Abarttım değil mi? Evet abarttım. Peki, başka nedir benim o telaşta orda gördüklerim, başka nedir?

İnstagram: Meraklı bakışlar

Bir de instagram var. Çektiğiniz resimleri ufak notlarla paylaşıyorsunuz. Kendi yüzünüzü nasıl istiyorsanız öyle gösteriyorsunuz. Başkalarının sizin için, sizin gibi binlercesi için hazırlayıp sunduğu resimlere bakıyorsunuz. Behzat arabayı yenilemiş, Suniye Ihlara vadisinde birazdan kiliselerin önünde resim çektirecek, sen yine o koltukta ofisin tadını çıkarıyorsun, Merdude camiyi arkasına almış, ne güzel ha girdi ha girecek. Martılara yem atanı tanıyor muyum, aa onun bir de annesi mi varmış, babası da ordaymış ama neden öyle asık suratlı, ne diye gülmemiş? Olsun yine de meğer sağlam ailelermiş. Biraz onlardan resim baktım, biraz da ben koydum önlerine. Mişa’yı az günde meşhur ettim. O tanınınca sayesinde az kalsın ben de dillere düştüm.

Ben instagramı kapıların daracık anahtar deliğine gözünü yerleştirmiş meraklı bakışlara benzetiyorum, belki perde arkası, belki odaya yerleştirilmiş gizli bir kamera ya da metroda çantasını unutmuş teyzenin ortalığa saçılmış resim albümü gibi görüyorum. Bazen mutsuzum ama orda hep mutlu görünüyorum. Bazen benim acılarımı, benim sıkıntılarımı diline dolayan bir şarkı yazılmamıştır diye düşünürüm. Orhan Gencebay zaten kesmez ama merhum Müslüm Gürses’in de ne şarkısının ne de önümüze attığı jiletlerin keseceği bir hüzündür benimkisi. Yine abarttım. Ama olsun, orada bir başka pavyon var, sergiler, camekanlı vitrinler, üzerine emek verilmiş raflar. Siz orda sıra sıra dizilmiş koleksiyonlarınızla başkasının merakını, başkasını ilgisini cezbetmek için insanlığınızdan çıkarsınız. Belki öyle değil, belki orda arada iyi ve mutlu olduğunuzu duyurmak hem size hem de başkalarına iyi gelebilir. Yok, hayır, benim için orası öyle değil, cinnet diye bir şey varsa onun kaynayıp durduğu yerlerden biri de orası. Kalsın orda. Ama ne dersiniz, bunlar modern şeyler. Bu dünyadan gafil olmamak için uğranılması gereken birkaç afilli istasyondan biridir bunlar.

Yine de whatsapp insanın hoşuna gider

Bir de whatsapp var. Aslında telefon icat oldu olalı her şey değişti. Bazıları mikrop denen “nalet” şeye kadar götürüyorlar bu kötücül icat hikâyelerini, bazıları buhara, bazıları elektriğe. Biliyorum mikrop keşfedilmese de vardı, buhar zaten. Ya sis, ya duman.. hep vardı. Whatsapp’la vakitli vakitsiz herkese ulaşabiliyorsunuz. Uyuyor mu uyanık mı? Şimdi kimi düşünüyor? Anahtarları unutmuş mu? Kapıyı bir daha kontrol etmiş mi? Bak demezsen aklım çıkar, baksana ne var ne yok? Deli saçması binlerce şey sizin telefon numaralarınıza sahip olanlarla aranızda geçen bir muhabereye doluşmaktadır. Bunları kabullenirsiniz. Dostlarınız bir saçmalıktan malulken siz daha fazlasını yaparsınız. Sonra hepsinin sözüm ona şeytaniliği vardır, filtreleri vardır, engellemeleri. Bu diğerlerinde de var; mesela instagram’da şu milletten saklamak istediğiniz o muhteşem parlak yüzünüzü sadece istedikleriniz görebilir, facebook’ta bütün kâbus şu mendebur adamı, şu şirret kadını engellersiniz olur biter.

Yine de whatsapp insanın hoşuna gider. Mesajı okuyup okumadığınız karşıda merakla beklenmektedir. Muhatabınız bir ne yazacağını düşünür, iki mesaja sarılır, üç mesajı gönderir, dört takip başlar, beş ekranınıza düştü mü, altı görüldü mü? Hah tamam. Hadi cevap versene, ne duruyorsun, hadi hadi hadi! Kolayı vardır; hayır yoktur. Siz bu cendereye hapsolmuş durumdasınızdır.

Ben biliyordum da ne kazandım, o bilmiyordu da ne kaybetti?

Neyse, başka mecralar da var ama şükür ki daha onlardan haberdar değilim. Mesela babam onların alayından habersiz, dün akşam “aa teyzem internette” deyip anneme resimlerini gösterdiğimde şaşırıp kaldı. Onun zaten ne uçağın nasıl kalktığına aklı kesiyor ne de sesin telefonla karşıya nasıl gittiğine. Ben biliyordum da ne kazandım, o bilmiyordu da ne kaybetti?

Neyse böylece ben nitelikli bir MR taramasında öğrenilen bilgiler gibi şeker ne kadar, tansiyon ne âlemde, midemde neler var bunları öğrenir gibi bu sosyal medya araçlarının hangisiyle yaşıma başıma uygun bir hikâye yaşayabilirim diye kendime sordum ve sonuçta mahallede kalmaya, diğerlerinden vazgeçmeye karar verdim.

 

Necdet Subaşı






İlgili Konular