, 15 Aralık 2017
Popüler Sinema ve Dizi Dünyasının Genel Görünümü

4914

Popüler Sinema ve Dizi Dünyasının Genel Görünümü

Popüler sinema ve dizilerde kamera hangi amaçla kullanılıyor? Serdar Arslan genel hatlarıyla mevcut durumu yazdı.

Kameranın Türkiye’deki macerasına dair bir yazı yazılsa, kamerayla olan ilişkinin hep problemli olduğu görülecektir. O kamera, ilk sinemacımız diyebileceğimiz Muhsin Ertuğrul’un elinde tiyatro oyunları kaydeden bir aygıta dönüşerek ilk kullanım sapmasını yaşamıştır. İkinci Dünya Savaşı ve sonrasında bir süre kullanım imkânı bulamamış, altmışlarda yeniden ele alınmış ama bu sefer de suyu çıkarılırcasına, senede yüzlerce film çekilmek suretiyle işe koşulmuştur. Yetmişlerde çok daha kötü bir kullanıma muhatap olmuş, bu durumdan dolayı Türk insanı gözünde itibarını da yitirmiştir. Sonrasında seksenler, yine sessizlik yıllarıdır. Doksanlar kameranın yeniden ele alınacağı ve değerini, itibarını az da olsa kazanacağı, imkânların çeşitlenmesi, özel televizyonların kurulması ile kullanım sıklığının artacağı yıllardır. İki binler ve sonrası malum multimedya çağıdır. Yani insanın görüntüyü zaptının aksine görüntünün insan üzerinde egemen olmaya başladığı yıllar.

Çok genel hatlarını sunduğumuz bu süreçte kameranın kullanımında hep amaç sapmaları görülür. Gerek sektör koşulları ve gerekse ideolojik, ahlaki, estetik tercihler bu sapmalara yol açmıştır. Dolayısı ile kamera tam anlamıyla tanınmadığı gibi sağlıklı bir sektör oluşturulmak suretiyle de hiçbir zaman dengeli kullanılmamıştır.

Ana akım filmler ve sanat filmleri

Peki, gelinen noktada kamera nasıl kullanılıyor? Bu soruyu sinema ve dizi filmler ekseninde ve ikisini kapsayan sektör koşullarını da hesaba katarak yorumlamaya çalışalım. Türkiye’de halihazırda kameranın iki ayrı kanaldan işe koşulduğunu görüyoruz. İlk kanal para, eğlence ve dolayısı ile popüler, diğer bir tabirle ana akım film yapım koşullarının hâkim olduğu kullanım alanı. Diğeri ise yine klasik ve klişe tabirlerle ifade edecek olursak; bağımsız, sanat filmlerinin yapıldığı alan. Bağımsız sinema filmlerinin yazımızın kapsamı dışında olduğunu belirtmiş olalım.

Ana akım sinema filmleri ve dizi filmlerinin yapım amacını daha fazla seyirci ve reyting belirliyor. Yani kamera sanatın alanından çıkıp tamamen ekonomik bir alanda konumlanıyor. Kullanımı ekonomik parametrelere bağlı olarak gerçekleşiyor. Bu noktada film yapımının paraya endeksli yapısının doğallığı akla gelse bile ülkemiz özelinde bu ilişkinin çok çarpık olduğunun altını çizelim.

Reyting savaşları ve romantik komedi furyası

Dizi sürelerinin fazla reyting ve dolayısı ile reklam alabilmek için iki saati aşkın süreleri bulması, seyirci gelsin de gerisi önemli değil bakışıyla niteliğin gözetilmemesi, bu çarpık yapının ilk göze çarpan yanları. Bir haftalık sürede ortalama bir sinema filminin süresini aşan uzunlukta çekim yapmanın mucizevi bir tarafı olduğunun ve dizilerin mutfağında çalışanların bu noktada inanılmaz bir iş çıkardığının altını çizmiş ve haklarını teslim etmiş olalım. Bu hızla yapılan işlerden nitelik anlamında bir beklenti içinde olmanın beyhude bir durum olduğunun da.

Dizi film noktasındaki bu nitelikten uzak, kazanç odaklı bakışın sinemada ise komedi filmleri kanalı ile yürüdüğünü görüyoruz. Kaba ve romantik komedi filmlerinin (Recep İvedik, Düğün Dernek) oldukça iyi gişe başarısı yakalaması ile başlayan komedi furyasının, ana akım sinemanın üretim bandının nihai şekli olduğunu, geçtiğimiz haftada (23-30 Aralık) vizyona giren beş yerli yapımdan üçünün bu yapıda çekildiğini görüyoruz.

Diziler için TRT bir imkân

Ana akım sinemanın film türleri noktasındaki dönüşümü gişe endeksli olarak değişiyor daha çok. Yani iyi gişe yapan bir filmden sonra o filmin benzerleri, aynı türde filmler yapılmaya başlıyor. Yeni furyanın ne olacağına dair şimdilik bir işaret yok. Dizi sektöründeki çarpık koşulların müdahale edilirliği sinemaya göre daha fazla ama. Zira işin içinde TRT gibi bir kurum var. Birinci önceliği kamu yararı olan ve de özel kanallara oranla ekonomik bağımlılığı daha az olan bu yapı, dizi sektöründe kurucu roller üstlenebilir. Reyting yarışına katılmak yerine, reyting sistemini kısa vadede olmasa bile zamanla dönüştürecek, süreye endeksli olmayan ve daha nitelikli işlerin öncülüğünü yapabilir.

Dizi sektörünün dönüşümünü sağlayabilecek ikinci imkân da 2016 yılı başında ülkemizde de yayını başlayan çevrimiçi TV yayımcılığı seçeneği.

Yeni bir medya biçimi: Netflix

Abonelik sistemine dayanan ve cep telefonları, tabletler, bilgisayarlar gibi farklı aygıtlarda internet bağlantısı üzerinden izleme imkânı sunan bu yapı, henüz yeni olsa da geleceğin televizyon yayın formatının yerini alması muhtemel. Televizyon yayıncılığını farklı bir mecraya taşıyıp televizyon aygıtından da kurtaracağa benziyor. En basit ifadesi ile kanal paketleri aboneliği yerine içerik aboneliği diyebileceğimiz bu sistemin dünya çapındaki ilk hizmet sağlayıcıları Netflix, Hulu gibi yapılar. Netflix, 2016 yılı içerisinde ülkemizde de Türkçe hizmet sunmaya başladı. Amazon, Google ve Apple’ın da çalışmaları hesaba katılınca gelecek noktasında neye denk gelebileceği hesap edilebilir.

Türkiye’de ise Blu Tv ve şimdilik ücretsiz hizmet sunun Puhu Tv, çevrimiçi içerik sunma amacıyla kurulan fakat henüz yolun çok başında olan içerik sağlayıcılar. Abonelik sistemine dayanan bu tarz yapıların çekilen filmleri reyting ve dolayısı ile süre bağından koparıp niteliklerini arttıracağını umuyorum. Nitekim yurtdışında dizi film pratiğinin abonelik sistemiyle değiştiğini ve hem anlatı hem de sinematografik olarak sinema filmlerini aratmayan işler yapıldığını görüyoruz.

 

Serdar Arslan