, 18 Ocak 2017
'Nouman Aligiller''de Bizi Rahatsız Eden Nedir

25642

''Nouman Aligiller''de Bizi Rahatsız Eden Nedir?

Objektif bir değerlendirme yapıldığında tek bir genellemede birleştirilemeyecek; Batı coğrafyasında neşet eden, oranın diline daha hâkim, interneti etkili kullanan –ve çoğu da mühtedi- âlim/hatip takımını bir özne olarak kasteden tabirdir ''Nouman Aligiller'' tabiri. Peki bu envai çeşit isme gösterilen 'standart tepkiler' neleri ıskalıyor? Deniz Baran yazdı.

İlgili Yazılar
Başpiskoposluktan İslam a Vyacheslav Polosin
Başpiskoposluktan İslam’a: Vyacheslav Polosin

Vyacheslav Polosin, lisans eğitimini felsefe üzerine almış bir akademisyen ve yazar / analist. Zamanında Rusya Ortodoks Kilisesi’nin en üst kademelerinde yer almış bir isim olmasına rağmen şu an Rusya’da bir İslami merkezin (Wasatia Center) direktörü konumuna geldiği bir hikâyeye sahip.
07/11/2016 14:02
Hip Hop DJ'liğinden Cemaat İmamlığına Suhaib Webb
Hip Hop DJ'liğinden Cemaat İmamlığına: Suhaib Webb

Suhaib (William) Webb, bugün, geniş genç kitlelere hitap edebilen, öte yandan da küçümsenemeyecek kadar İslami kaynaklara ve Arapçaya hâkim, geleneksel İslami eğitimine saygı duyulan, yıllarca cemaat liderliği (imamlık) yapmış önemli bir isim konumunda. Deniz Baran yazdı.
15/10/2016 00:12
Amerikalı Siyahilerin 'İslam Devrimine' İmza Atan Adam Warith Deen Muhammed
Amerikalı Siyahilerin 'İslam Devrimine' İmza Atan Adam: Warith Deen Muhammed

Warith Deen Muhammed, sadece siyahi-İslami hareketler bir yana, 'ABD ve İslam' denince tarihte en çok öne çıkan figürler arasına adını yazdırmıştı. Hem belki de ülkenin en kalabalık İslami örgütlenmesine liderlik yapmış, hem kendi çapında adeta bir 'İslam devrimi' gerçekleştirip o kitleyi dönüştürmüş, hem de ulusal ve uluslararası çapta çok büyük inisiyatiflerde rol almıştı. Deniz Baran yazdı.
27/08/2016 11:11
Mandela ile Omuz Omuza Bir Müslüman İbrahim Resul
Mandela ile Omuz Omuza Bir Müslüman: İbrahim Resul

İbrahim Resul, Müslüman bilinci ve kimliğiyle yıllardır verdiği mücadelenin karşılığını, Güney Afrika Cumhuriyeti’nde nüfus bakımından azınlık olan Müslümanları devletin üst düzeyinde temsil edecek bir konuma sahip olmakla alacaktır. Deniz Baran yazdı.
01/06/2016 15:03
Alman Diplomatı Bir Mühtedi Murad Wilfried Hoffmann
Alman Diplomatı Bir Mühtedi: Murad Wilfried Hoffmann

Müslüman bir diplomat olarak Alman Dışişleri'nde yıllarca görev alan ve bugün Almanya Müslümanlar Merkezi Konseyi’nin binlerce üyesinden biri olan Murad Wilfried Hofmann, sadece kitap yazmakla kalmayıp İslami kamuoyuna Müslüman kimliğiyle başka şekillerde de katkı yapmaya gayret ediyor. Deniz Baran yazdı.
19/05/2016 08:08
Gençlere Sorduk Neden Yabancı  limleri Dinlemeyi Tercih Ediyorsunuz
Gençlere Sorduk: Neden Yabancı Âlimleri Dinlemeyi Tercih Ediyorsunuz?

Türkiye’de hızlıca yaygınlaşan bir fenomen mevcut: Batı ülkelerinde yetişen âlim/vaizler, özellikle lise-üniversite çağındaki Müslümanlar tarafından büyük bir dikkatle izlenip takip ediliyor. Mehmet Erken, bu fenomeni daha iyi anlamak maksadıyla bir soruşturma yaptı.
25/04/2016 10:10

Nouman Aligiller” tabiri ile kim kastediliyor diye sorulursa şayet, yazının meselesi de bu soruya verilecek cevaptır esasında. Objektif bir değerlendirme yapıldığında tek bir genellemede birleştirilemeyecek; Batı coğrafyasında neşet eden, oranın diline daha hâkim, interneti etkili kullanan –ve çoğu da mühtedi- âlim/hatip takımını bir özne olarak kasteden tabirdir Noumanaligiller tabiri. Bir yandan da hepsini içerecek bir genelleme yapılamayacağı hâlde “topuna birden lafımı yapıştırayım” refleksi ile hepsini bir potada eriten yaklaşıma karşı ironik bir sataşmadır.

Yazıya bir not daha düşerek başlayalım: Bu yazı bir denemedir ve gerekirse polemiğe açılan bir kapıdır. Bu bakımdan hafifçe hodri meydan derken aynı zamanda düşünce kurgusunda eksik-gediklerin olabileceğinin en baştan kabulüdür.

Lakin…

Bu polemiğe kapıyı ilk açacak olan ben değilim. Benim nezdimde tartışma, Nouman Ali Khan’ın Türkiye ziyareti sonrasında Dünya Bizim’in yahut farklı sosyal medya mecralarının yaptığı yayınlara gelen bazı tepkilerle başladı:

* “Kim bu Numan Ali kardeşim, GBTsi nedir? Bizim ülkemizin ilim adamlarının köküne kibrit suyu mu döküldü?

* “Arapçılığa hayranlık yetti artık…

* “Kur’an’ı kendileri yorumlayarak sahte bir İslam tasarlıyorlar, buna Amerikan patentli de diyebiliriz

* “Sünnet ve 4 hak mezhebi tanımayanlarda uzak durun

* “Orta Doğu’nun kan ağlıyor olmasına dair bir kelam etti mi?

* “Bizim millet hıyarım var diyene tuzu alıp koşmaya meraklı, kaç kişi araştırdı bunun gibilerin itikadını?

* “Yeni pop ikonumuz…

Bunlar, sadece Nouman Ali Khan’ın son etkinliği sonrası yazdığımız yazıların altında yer alan birkaç yorumdu. Ne ilkti ne de sondu tabi… Dünya Bizim’deki çalışmalarında ağırlıkla diğer coğrafyalardaki İslami figürlere, kimi zaman mühtedilere eğilen biri olarak internet ortamında daha nice yoruma rastlamışlığım var. Nitekim sadece Nouman Ali Khan için de değil bu yorumlar. Zaten benim derdim de spesifik olarak Nouman Ali’nin avukatlığını yapmak değil... Envai çeşit isme gösterilen “standart tepkilerin” neleri ıskaladığını vurgulamak derdindeyim.

Herkes bu nevzuhur hatiplerimizi beğenmek zorunda mı?

Hayır, tabi ki değil. Eğer alıntılar yapıp doğrudan aleyhte olan yorumlara hücum etmem, topyekûn bir itham gibi algılandıysa, “ille de hayran olacaksınız” der gibi bir hava bıraktıysam not düşeyim: Elbette yukarıda yazılan tarzdaki yorumların –en azından bir kısmına- hak vermiyor ya da saygı duymuyor değilim. Ancak madem tartışmaya polemik adını koyduk, o hâlde söyleyeceklerimizi de dolandırmadan söylemek icap eder ki derdimizin ne olduğu anlaşılsın. Yani net olmaya çalışıyorum. Şimdi de meramımı daha iyi anlatabilmek için de bir sistematik uygulayacağım:

Daha önceleri bu konu (yani bir nevi “internet meşhuru görülen” yabancı âlimler/hatipler konusu) açıldığında dönen tartışmaları rayına oturtmak için verimli bir yöntem izlendi: Bu isimlere gençlerimizin neden teveccüh ettiğine cevap niteliğindeki unsurlar tek tek derlendi, toplandı, sıralandı. Hatta Dünya Bizim –bana bu yazıda ilham olan- bu tip çalışmaların en derli toplu örneğini ortaya koydu (http://www.dunyabizim.com/22nouman-ali-khan22/23890/genclere-sorduk-neden-yabanci-limleri-dinlemeyi-tercih-ediyorsunuz)  Ben ise bu yazıda kendi sistematiğimi bunun tersinden kuracağım. Yani mevzubahis “yabancı” hatiplerimize dair rahatsızlıkları –gözlemleyebildiğim kadarıyla- derleyip toplayacağım. Hem cevap yetiştirmek de o şekilde daha kolay olacaktır J

Nouman Aligillerde bizi rahatsız eden(ler) ne(ler)dir?

1. Batı’da yaşıyorlar ve Batı’ya angaje, buraları dejenere edecek bir İslam anlayışını öne sürüyorlar.

2. Hatta Batı’nın ajanılar (?)

3. Batı ile ilk iki maddedeki gibi bir etkileşimleri olmayabilir ama yine de İslam coğrafyasından uzakta kalmışlıktan doğan bir “usulsüz âlimlik”leri var gibi… Yani İslami ilimlerde asırlardır takip edilen usulleri kimi zaman by-pass edip bilinçli veya bilinçsiz tehlikeli bir modernistlik ortaya koyuyorlar.

4. Hatta ve hatta mezhepleri, kimi zaman Sünnet’i by-pass ediyorlar

5. Siyasete girmiyor, suya sabuna dokunmuyorlar. Olur mu öyle iş?

6. Arapçılık özentisi bunlar.

7. Selefiliği öne çıkarıyorlar.

8. Hitabetleri süslü ama sözleri boş. Ortaya koydukları bir dava, bir metod yok.

9. Yeni pop ikonları mahiyetindeler adeta. İngilizce konuşunca da daha bir havalı oluyorlar.

10. Gençliğin dilini yakalamak için ilim adamı vakurluğundan taviz veriyorlar.

11. (En tükenmek bilmeyen argümanımız da) Bizim âlimlerimizin, hocalarımızın köküne kibrit suyu mu döküldü? Bunlara mı kaldı gençliğimiz?

Benim toparlayabildiklerim bunlardır vesselam. Zaten polemiğe malzeme olması açısından yeter de artar. Yine de eksik kalanlar varsa katkıları memnuniyetle beklerim.

Şimdi yazımızı tek tek bu maddeler üzerinden götürmeden evvel ilk büyük karşı eleştirimi ortaya koymak istiyorum. Zira yukarıdaki maddelere vereceğim cevapların tümüne hitap eden ortak bir noktadan bahsedeceğim: Şu genelleme huyumuz fazla dar görüşlü durmuyor mu gerçekten?

Demem odur ki “yabancı âlim/hatip” derken aslında çok geniş bir yelpazeden bahsetmemize rağmen oldukça standart bir şekilde, yukarıdaki karşı çıkışların farklı kombinasyonlarıyla karşı karşıya kalıp duruyoruz. Acaba eleştirenlerin biraz ezberden konuştuğunun, eleştirdikleri kişiler hakkında pek malumat sahibi olmadıklarının göstergesi olabilir mi bu “standartlık”? Zira birazcık takipte olan birisi Nouman Ali Khan ile Hamza Tzsortzis’in, Zakir Naik ile Siraj Wahhaj’ın; efendime söyleyeyim Ingrid Mattson ile X’in, Hamza Yusuf ile Y’nin birçok açıdan oldukça farklı olduğunu görebilir. Hani bizim burada bin bir çeşit hocamız ve İslami hareketimiz var ya, işte Batı’da da olamaz mı? Batı dediğimiz coğrafyada neşet eden her türlü İslami figüre neden tek tip muamelesi yapıyoruz ki? Sanırım bu muamelenin kökeni çok daha farklı bir yere, bizlerin “Batı”ya dair oksidentalist zihin kodlarımıza uzanıyor ama konuyu dağıtmayayım. Ana fikrim, Batılı âlim deyince akla gelen o herkesi bir potaya koyan muamelenin hakkaniyetsiz ve mantıksız olduğudur.

En başa bunu koyduktan sonra…

“Rahatsızlık” sebeplerini irdeleyelim:

1.Batı’da yaşıyorlar ve Batı’ya angaje, buraları dejenere edecek bir İslam anlayışını öne sürüyorlar.

Evet, bu durumun dejenerasyon açısından bir tehlike olduğunu hatta yeri gelip ciddi bir tehlikeye dönüşebileceğini biliyoruz. Tarihte de Batı sultasına girmiş hareketlerin yahut “hocaların” İslam dünyasının zihin yapısını aşındırıcı planlara dâhil olduğunu gördük. Bunu kimi zaman farklı menfaatler için yani heves için, kimi zaman da hevâları için yapabilmişler. Lakin bu tehlikenin mevcudiyetinin bizleri, Batı’da ikamet eden tüm İslami figürlere cephe almayı götürmesi oldukça adaletsiz bir genelleme olur. Nitekim birçoğunun hiç de itham edildiği gibi olmadığı ve çağımızın birçok önemli mütefekkirinin de bu tip insanlardan çıkabildiği malumumuz…

Kaldı ki Batı dünyası ile iç içe yaşamış bir âlimin/hatibin, bilakis, çok önemli düşünsel katkıları da olabilir, zira “modern problemlerimize” dair perspektif derinliği katabilme konusunda genellikle daha kabiliyetli olduklarını düşünüyorum.

Son hatırlatacağım şey ise bu “dejenerasyon korkusunun” sadece Batı’daki İslami figürlere dair bir korku olmadığıdır. İşte efendim “değerlerimizi sarsıyor, Amerika’yı baştan icat ediyor” vb. söylemlerle itham edilen tek âlim/hatip grubu, Batıdakiler değil. Biz bu tartışmalara pekâlâ kendi içimizde de girebiliyoruz. O hâlde sırf Batı’dan diye bir grup âlimi toptan, önyargıyla itibarsızlaştırmak neden?

2. Hatta Batı’nın ajanılar…

Olmaz değil, olabilir ancak yukarıda açıkladığımız gibi, pire için yorgan mı yakacağız? Hep suizan (hani dinimizin kınadığı) ile mi yaşayacağız?

Birinci maddeye de ikinci maddeye de sunulması gereken formül, başkalarını şeytanlaştırmada değil kendimizi diri tutmada yatıyor. Yani o halde “İslam coğrafyasının” bir parçasındaki insanlar olarak tembelleşmeyeceğiz, kendimizi eğiteceğiz, açık fikirli olup farklı yorumlara/görüşlere nüfuz edeceğiz ki –sözüm ona- Batı’nın servis ettiği yahut öne çıkmasını sağladığı “3-5 âlim kılıklıya” pabuç bırakmayacağız. Hani durum öyleyse…

3. Batı ile ilk iki maddedeki gibi bir etkileşimleri olmayabilir ama yine de İslam coğrafyasından uzakta kalmışlıktan doğan bir “usulsüz âlimlik”leri var gibi… Yani İslami ilimlerde asırlardır takip edilen usulleri kimi zaman by-pass edip bilinçli veya bilinçsiz tehlikeli bir modernistlik ortaya koyuyorlar.

Bu oldukça karışık bir konu, zira Batı’yı bir yana koyalım; kendi içimizdeki tartışmaların dahi ekseriyeti de usul meselesine dair aslında. Ben de bu hususta kafası karışık biri olarak fazla ahkâm kesecek durumda değilim. Fakat sadece iki şeyi not etmek isterim: Birincisi, bizim toplumlarımızın genelde sahip olduğu bir taassup var. Taassup da hâliyle belli kalıpları beraberinde getiriyor. Bu kalıpların dışına çıkan herkes ve her şey de “usulsüz, değersiz, hevâ sahibi modernist” vb. sıfatlarla ele alınıyor. Evet, böylesi de olabilir ama neticede “karşı tarafta problem yoksa eğer… ya ben ezberlerimin bozulmasına çok tahammülsüzsem” diye sorgulamak lazım ara ara… Mesela Nouman Ali Khan’ı överken şu satırları yazmıştım:

Nitekim kendisini bilgi derinliği ve İslami ilimler hususunda bu kadar iyi donatabilmesinin de aklındakileri bu kadar etkileyici şekilde tebliğ edebilmesinin de sebebi o tutku ve azim. Nouman Ali anlatılarını yaparken beni en çok etkileyen şey, anlattığı meselelerin ‘gerçekliğini’ kavratabilmesi. Neyi mi kastediyorum? Kastettiğim şu ki Nouman Ali’nin anlattığı birçok şeyi Siyer-i Nebi yahut İslam tarihi kitaplarında okumuş olmamıza rağmen hem ilk kez dinliyormuş gibi hissedebiliyoruz hem de farklı bir duygu yoğunluğu ile dinleyebiliyoruz. İşte bunun sebebi, Nouman Ali’nin, anlatılan hikâyelerin uzak, çok uzak bir zaman ve diyarda yaşanmış gerçeküstü hikâyeler olmayıp bizzat ‘bizim hikâyelerimiz’ olduğunu hissettirebilmesi. Anlatılanları dinlerken sahabenin de etten kemikten insan olduğunu, insani taraflarını ve hatta zaaflarını görmek hiçbir şeyi itibarsızlaştırmadığı gibi hepimiz için verilen mesajı çok daha berrak ve güçlü kılıyor. İşte bu hepimiz için bir nimettir, değerlidir

Fakat ben Nouman Ali’nin “gerçekçi” anlatımından böylesine haz alırken birçokları sahabemizin böyle “insani yanlarıyla” anlatılmasını dahi saygısızlık addediyorlar. Şimdi belli bir kesimin toplumsal algısına göre saygısızlık addediliyor diye bu tarz bir anlatımı usulsüzlük mü sayacağız?

İkinci diyeceğim de bir üst maddede belirttiğim bir hususa dair: Yahu bu usul/usulsüzlük tartışmaları vs. sırf “Batı çıkışlı âlimler”in mi alevlendirmesiyle ortaya çıkıyor? Ümmet olarak bu coğrafyada, kendi hâlimize bırakılınca dahi bin bir türlü hizbe ayrılmıyor muyuz? Ümmetin tarihinde itikadi konular dâhil olmak üzere onca ayrım yok mudur? Bu kadar aktüel olgu ve tarihsel gerçeklik ortada iken sırf Batı etiketi var diye faturayı belli bir grup âlime ve harekete kesmek çok mu doğru?

4. Hatta ve hatta mezhepleri, kimi zaman Sünnet’i by-pass ediyorlar.

Evet, bunu yapanlar var olabilir ve Batı’daki yaşam tarzı ile iç içe bulunmaları sebebi ile bu yola sapmak daha kolay da olabilir. Batı’daki birçok mühtedinin bir nakil yahut görgü yoluyla değil doğrudan Kur’an’dan ve diğer kaynaklardan okumalar yaparak bu alana adım atması, onları geleneksel-tarihsel zinciri yani bir açıdan da mezhep meselelerini by-pass etmeye sürüklüyor olduğu bir vakıadır. Lakin hem bunu yapmakla itham edilenlerin çoğu (içimizde veya yurtdışında) sırf öyle itham edildiler diye “Sünnet’i komple by-pass etmiş” sayılmaz hem de gerçekten ciddi itikadi sıkıntılara sahip olanlar var desek bile yine sırf Batı’dakiler değil kendi coğrafyamızda da bu tarz itham edilen kişi ve hareketler var.

Ayrıca mezheplerin önemini yeni yeni kavramış ve mezhepleri önemli gören biri olarak hâlâ iddia ediyorum ki “mezhepleri by-pass” edici diye itham edilen her tartışma, her yorum da şeytanlaştırılmamalı. Kanaatimce, bu tip birçok tartışmayı entelektüel düzeyde bir arayış/tartışma gibi görmeli ve birbirimizi hızla sahih daire dışına itmek yerine icabında uyarma, münazara etme yoluyla problemleri çözebilmeyi alışkanlık hâline getirmeliyiz.

5. Siyasete girmiyor, suya sabuna dokunmuyorlar. Olur mu öyle iş?

Her şeyden önce bu yanlış bir söylem, çünkü hem doğru değil hem de yansıttığı beklenti yanlış. Siyasete giren giriyor, pekâlâ giriyor hem de… Ama birincisi, herkes her daim politik meselelere (misal Orta Doğu’daki zulümlere) değinmek zorunda değil. Her konuşmanın bir bağlamı vardır, herkesin ileteceği mesaj için kendi seçtiği bir kanal vardır. İkincisi, bu konulara girildiği zaman illâ senin beklediğin çerçevede girmek zorunda da değil kimse. Ama kimi zaman sırf beklediği perspektif ortaya konmadı diye köpürenler oluyor!

Üçüncüsü de, her şey laf değil. Mesela Nouman Ali Khan geçtiğimiz bayramı Meksika’daki fakir Müslüman topluluklarla geçirmiş. Oradan aktardıkları, birçok kimsenin yüreğini ısıttı. Yani her şeyin lafta kalmasındansa mütevazı dahi olsa eylemsel işler daha işe yarar olabiliyor.

Bir de not düşeyim, tuhaftır, belli âlimleri/hatipleri suya sabuna dokunmuyor diye itham edenlerin kimisi, yeri gelince de “bu ne biçim hoca, siyasete bulaşıyor” demekten kendilerini alamıyor!

6. Arapçılık özentisi bunlar.

Tek cevap: Hiç değiller. Önemli bir kısmı Arap dahi değil bir kere… Arapça eğitimi için Arap ülkelerine gitmiş bir kısmı için de sırf bu bilgi neyi ispatlar? Neyse, çok tartışmaya değecek bir itham dahi değil.

Belki de şu, değerli bir soru olabilir: Mesela neden Türkçe öğrenen, burada yüzyıllardır serpilmiş İslami geleneğe nüfuz etmeye ilgi duyan mühtedi âlim figürleri yok? Ama bu da nihayetinde Batı’dan neşet eden âlimlere yöneltilebilecek bir ithamdan ziyade bizim kendimize soracağımız bir soru olabilir gibi geliyor. İkincisi de –yukarıda belirttiğim gibi- Batı’daki âlimlerin veya hatiplerin büyük kısmı İslam’ı bir gelenek içerisinden değil de doğrudan kendi ulaştıkları metinlerden ve eğitim müesseselerinden öğrendiği için birincil kaynaklara yönelmek ve hâliyle İslam geleneğini zenginleştiren dillere yönel(e)memek durumunda kalıyorlar gibi bir durum söz konusu.

7. Selefiliği öne çıkarıyorlar.

Yine tek cevap: Çok az kısmı… Birçoğu tam tersine tasavvuf ile haşır neşir. Herhalde bıraktıkları sakala bakılarak böyle söyleniyor çoğu için. Yoksa biraz izleyenlerin böyle bir genelleme yapması imkânsız.

Hem ayrıca aralarında Selefi mantaliteye sahip azınlık samimi olarak Selefi akımdan etkilenmişse ne olacak? Onlara odaklanmak yerine Selefizmin kaynağına yönelmek, ilmi açıdan Selefi akımla mücadele etmek gerekmez mi o hâlde?

8. Hitabetleri süslü ama sözleri boş. Ortaya koydukları bir dava, bir metot yok.

Kesinlikle katılmıyorum. Daha doğrusu çoğu isim için katılmıyorum, belki bazıları öyle gelebilir ama fazla zandan Allah’a sığınırım. Bana söylemleri boş gelenleri de yabana atmıyorum; sadece diyorum ki: Benim beklentimi karşılamıyor, benim zihnimi doyurmuyor.

Daha önce bir cümle kurmuştum: Bizim beklediğimiz çerçevede bir şeyler ortaya koymayanlar ille de “bir şeyler ortaya koymuyor” diye itham edilemez. Hayat bu kadar siyah beyaz değil, herkesin tutturduğu yolun yolcusu, söylediği sözün muhatabı farklı olabilir. Ayrıca o insanların içinde yetiştiği ortamı ve hitap ettiği hedef kitleyi de unutmamak lazım. Önemli olan ortada yapılan bir katkının, samimi bir çabanın olup olmadığına bakmaktır. Batı’dan çıkan âlimlerin hepsinin de devrimci fikirlerle gelme yahut müthiş bir entelektüel derinlikle kapsayıcı toplumsal doktrinler ortaya koyma zorunluluğu yok. Senin beklentin budur ama onlar çok daha basit bir metot izliyor olabilir. Bu çerçevedeki tartışmaları Hamza Tzortzis veya Hamza Yusuf’ta yaşadık mesela. Misal olarak Tzortzis’in çalışmaları benim de hiç ilgimi çekmiyor ancak modern bir tebliğ hareketi olarak ciddiye alabilirim. Yahut Hamza Yusuf suya sabuna dokunmaz deniyor ama onun tutturduğu yol ve sahip olduğu vizyon zaten bambaşka. Sırf bizlere göre naif kalıyor diye ABD’deki onca çabasını çöpe mi atacağız? Ya da Nouman Ali Khan’ın anlatımı kimini çekmezken beni derinden etkiliyor, ufkumu genişletiyor; kullandığı akılda kalıcı metodoloji, kendisini bilgi derinliği ve İslami ilimler hususunda bu kadar iyi donatabilmesini sağlayan o tutku ve azim bana bir şey ifade ediyor. Eğer onun metodu ve vizyonu sana boş geliyor fakat benim yüreğimde karşılık buluyorsa ne yapacağız şimdi?

İşte bu tip ithamlarda bulunurken tek hakikatın kendimiz olmadığını hatırlamak, ayrıca herkesi de bir Rene Guenon ile, bir Muhammed Esed ile kıyaslamamamız lazım. Bizim her âlimimiz bir Elmalılı, bir Hamidullah mı ki mesela?

9. Yeni pop ikonları mahiyetindeler adeta. İngilizce konuşunca da daha bir havalı oluyor.

Vallahi bu durum o insanların problemi değil, izleyen kitlenin problemi. Nouman Ali Khan, etkileyici bir ders işlemek için sahneye çıkıp olanca konsantrasyonuyla saatlerce konuşurken, onlarca insanın, çektirecekleri selfienin hesabını yapması o kitlenin sorunudur çünkü. Özellikle ABD ve İngiltere’deki âlimler/hatipler modern iletişim aygıtlarının imkânlarından faydalandıkları için daha tutucu algıları olan bizlere popstar gibi gelebilir ama çoğunun böyle bir derdi olduğunu hiç sanmıyorum. Söylediklerini ve etkinliklerini bu şekilde öne çıkarmak onlar için verili bir durum; ekstra bir caka satma çabası değil.

Zakir Naik’i ele alalım mesela. Bir arkadaşımız onun konuşmalarının popüler olması hususunda şu satırları yazmıştı: “İnsanlar kendisini ilmi için değil, karşıdakine nasıl cevap verdiğini görmek için izliyorlar. Özetle demek istediğim insanlar ilmin peşinde değil.” Demek ki Naik’in takipçileri nezdinde bir “pop ikonluğu” söz konusu değil. Az âlimde bulunan bir özellik ve bu özelliğin insanlara pratik olarak yardım etmesi söz konusu. Çok mu zor bunu görmek?

10. Gençliğin dilini yakalamak için ilim adamı vakurluğundan taviz veriyorlar.

Bu çok çelişkili bir söylem. Cevabımı uzatmamak için en yukarıda linkini verdiğim yazıda gençlerin neden bu âlimlere yöneldiğine yönelik cevaplarını sıralayayım:

* “Dile dair meziyetlerini bizler için etkileyici kılan, onu izlerken gördüğümüz samimiyet ve genç dimağların arayışlarına temas eden üslubu… Tabi biraz da mizah kabiliyeti.”

* “Tebliğini yaparken etkileyici bağlantılar kurabilmesine yol açan şey de Allah vergisi muhakeme yeteneği sanırım.”

* “İnsanlar günümüzde ilimden ziyade; izledikleri zaman kendilerinden bir şeyler buldukları, "aaaa evet ya" dedikleri videoları izlemeyi seviyorlar.

* “Nouman Ali Khan okullardaki kız- erkek ilişkilerini sıkça gündemine alırken, Hamza Yusuf pornografiden aile içi şiddete, finans sisteminden fastfood kültürüne kadar hayata temas eden birçok meseleye eğiliyor. Açık yaralara sahip gençler bu merheme teveccüh ediyor.”

* “Gençlerin gündemindeki bu meseleleri ele alabilmek için İslami ilimler haricinde belli bir entelektüel birikime ihtiyaç var. Neo-liberal ekonomik düzeni ‘Siyonistlerin oyunu’ ya da karşılaştırmalı teoloji tartışmalarını ‘hak yol İslam’ diye haykırarak çözemeyeceklerini bildikleri için, Batıdaki âlimler, içinde bulundukları felsefi/ dini/ politik/ ekonomik vs. ortamdaki kaynaklardan beslenmek zorundalar.”

* “Sorunlara takılmak, sebepler aramak, bahaneler bulmaktan çok yoruldum. Artık hayat tarzımızda değişiklikler yapmak zorundayız ve bu değişikliklerde bize önder olacak, yol gösterecek insanlara ihtiyacımız var. Bu insanlar yalnızca yapmamız gerekeni söylemeyecek, yaptıkları ile bize ilham kaynağı olacak.”

* “Ulemamızda gençlerin dilini yakalamama problemi var. Hatta bu bir problematiktir çünkü başka birçok etkenle birlikte bu tavır bir yakalayamama değil, yakalamama durumudur.

Tüm cevapların gösterdiği şey şu ki “din âliminin vakur duruşundan taviz” denen noktaların bizzat kendisidir Batıdaki âlimleri/hatipleri gençlerimiz için ilgi çekici kılan. Bir sonraki maddede ele alacağız, bir yandan “bizim âlimlerimiz mi bitti?” diye sorarken bir yandan da Batı’daki âlimleri dahi tek tip bir üsluba sokma beklentisi ne kadar mantıklı?

Ayrıca bu vakurluk (sanırım vakar demeliyim) nasıl bir şeydir ki belli noktalarda çakılı kalmayı, belli konulara girememeyi, gençlerin frekansını yakalayamamayı beraberinde getirsin? Evet, ben de bir din âliminde vakar bekliyorum ama benim vakar tanımım sanırım oldukça farklı.

11. (En tükenmek bilmeyen argümanımız da) Bizim âlimlerimizin, hocalarımızın köküne kibrit suyu mu döküldü? Bunlara mı kaldı gençliğimiz?

Bu argümanı da oldukça kompleksli buluyorum. Tabi ki gençlerimiz tarafından bu toprağın değerlerinin, buranın tarihini idrak etmiş âlimlerin farklı coğrafyalardaki âlimlere öncelenmesi kültürel açıdan daha doğru olabilir. Sırf uzaktaki egzotik geliyor diye ona meyledenler de bol olabilir; bir şey demiyorum. Fakat bu durum bizi, kendimizi Batı’da neşet eden hocalara kapatalım, aman sınırlarımız dışına çıkmayalım noktasına mı götürmeli? Kendi bünyemizden beslenmemiz kültürel açıdan doğru olduğu kadar bir yandan da sınırlayıcıdır, bunu da görmemiz lazım. Hani bir pergel gibi derler ya, biz neden bir pergel gibi bir ayağımızı burada sabitlerken diğer ayağımızla dışarıda büyük bir çember çizmeyelim? Zihin dünyamızın bu kadar stabil kalması neden isteniyor? “Aman gençlerin kafası karışmasın” korkusu zaman zaman mantıklı gelse dahi doğru bir korku mu? Unutmayalım, İslam medeniyetinin düşünsel üretim açısından zirve noktalarından biri, Batı’dan ve Doğu’dan felsefi eserlerin çevrilip literatüre dâhil edildiği dönemlerdi ki biz şu an farklı medeniyetlerden dahi bahsetmiyoruz, İslam âlimleri söz konusu olan…

Yine yukarıdaki yazıdan bir alıntı ile özetlersek: “Hep yenik, hep ezilmiş bir topluluk gibi ‘ama sıkı sarılın, yoksa kaybedersiniz’vari üslup çok rağbet görmüyor. Temel meselelerle uğraşmak ve hedef çizmek yerine geleneği muhafazada katı ya da geleneği yıkma konusunda mahir iki ayrı kutubun varlığı da gençleri bir taraf olmaya zorlamıştır ve zorlamaya devam etmektedir. Bu hengamede bir dönem İran merkezli çeviri hareketi nasıl rağbet görüp yankı buldu ise, şimdilerde yüzümüzü Batı’ya dönüp ‘acaba aradığımız burada mı’ diyebileceğimiz hiç aklımıza gelir miydi? Yine de biz pergelin bir ayağı bu topraklarda sabit olmak üzere ‘ol mâhiler ki derya içredirler, deryayı bilmezler’ fehvasından şaşmayalım derim.

Batıdaki âlimlerin büyük kısmı bir arkadaşımızın deyimiyle “insana dini değil, daha çok kendini sorgulattırıyor.” Birçoğumuzun hissettiği bu iken olması gereken şey “Batıdakilere çamur atmak” değil, bizim âlimlerimizin gençlerin arayışlarına yönelik neler yapabileceklerini düşünmesidir. Hem kendi üzerine düşeni yapmayıp hem de birçok çaba gösterip, kendini yetiştirip, tefekkür edip ulaştıklarını bizlere sunan Batı’daki birçok ismi küçümsemek hiç doğru gelmiyor bana.

Fakat mevcut hâl nasıl? “Bizim âlimlerimizin köküne kibrit suyu mu döküldü” deyip Batı’daki âlimleri küçümserken, gençlerin kafalarındaki sorulara temas etmeye uğraşan çok mu çalışma yapılıyor? Yoksa şöyle bir imaj mı var:

Bizdeki âlimler, kendi cemaat ve hiziplerine hitap edip bu grupları genişletmekle meşguller. Ayrıca birçoğu siyasete de haddinden fazla angaje olmuş durumda, farklı iktidar savaşlarında kılıç sallıyorlar. Bu arada aktüel problemler kaçıyor; âlimler hayatın farklı alanlarına dair kendilerini derinleştirmiyor, girift ilişkileri yakalayamıyor, yeni iletişim kanallarını verimli kullanamıyor, yabancı dil öğrenmiyor ve bir süre sonra asıl yakıcı sorulara net bir cevap sunamaz, belli ezberleri tekrarlar hâle geliyorlar. Üstüne üstlük bu süreçte bir de farklı görüşlere ve hiziplere tahammül sıfıra iniyor, vakar sahibi olayım diye gençlerin diline inmekten imtina eden hocalar birbirine ulu orta bin bir türlü hakareti etmekten çekinmiyor. Gençler “modern ve seküler/pozitivst dünya” problemleri ile cedelleşirken, âlimler, hatipler, hizipler durmaksızın kendi içinde cedelleştiği bir sarmala giriyor.

Onlarca değerli âlimimiz varken hamasi genellemeler yapmak istemem lakin tam olarak da genel itibariyle böyle bir imaj var. Bir hocanın, cemaatin vb. takipçisi olanlar da genelde her açıdan oraya saplanmış durumda, dışarıya kafasını çıkarmıyor. Hâliyle de ne oluyor? “Bizi düşündürecek” başka mecralar aramaya koyuluyor gençlik. Batıdakilerin de sosyal medya gibi iletişim kanallarını etkili kullanması sayesinde de bu arayış içerisindeki kitlelere ulaşmaları çok kolay oluyor.

Vakıa ortada

Uzun süredir aklımdan geçenleri sistematik olarak sunmak istedim. İnşallah faydalı bir münzaraya, polemiğe kapı aralayabiliriz. Amacım bir savunu yapmaktı, hücuma kalkmak değil. Israrla tekrar vurguluyorum ki savunumu yaparken “Batı’daki âlimler ne güzel anlatıyor, bizdekiler hep farklı hesaplar peşinde” modunda olanlardan asla ve asla değilim, bilakis yukarıdaki eleştirilerimi yönelttiğim âlimlerimizin dahi çoğunu takip ediyor ve kendilerine hürmet besliyorum. Fakat vakıa da ortada… Mesele “Batı’daki âlim” etiketine sahip olanlara haksızlığa geldiğinde de bu vakıayı ortaya koymak zorunda idim.

İki husustan daha bahsederek noktayı koyayım:

Birincisi, bizlerin “yeni nesil pop ikonu, Batılı âlim” diye yaftaladıklarının bir kısmı kendisine âlim dahi demiyor. Mesela Nouman Ali Khan’ın kendisine yönelik eleştirilere çok güzel bir cevap metni vardı (bu yazıyı tamamlayıcı olarak okunmasını tavsiye ederim), orada açıkça kendisini sadece bir Arapça hocası olarak gördüğünü söylüyordu. Biz belki de kendi âlimlerimize genelde bir hizip liderliği, bir bayraktarlık misyonu yüklediğimiz için Batı’daki her hatibe, her tebliğciye de büyük misyonlar yükleyip sonra o yükün altında onları eziyoruz.

Diğer mesele de şu ki, eleştirileri yaparken insanların içerisinde bulunduğu çevreyi, ortamı, atmosferi, koşulları hesaba katmıyoruz. Hayatın her alanında bu hâle geldik esasında, tahammülümüz de düşmanlığımız da buna doğru orantılı olarak artıyor. Hâlbuki bir fark etsek, kendimizin de içinde bulunduğumuz atmosferden ne denli etkilenebildiğini…

Not: Hakan Albayrak da geçenlerde bu meseleye değindi Karar gazetesindeki köşe yazılarında. Göz atılabilir.

 

Deniz Baran





Yorum
Mantıklı ve tutarlı bir yazı
Selahattin Çetin
Yazar,gerçekten de mantıklı ve tutarlı bir yazı yazmış.Burada söylenilenlere katılıyorum.Eleştirilere çok güzel cevaplar verilmiş.Ben de bir eğitimci olarak Nouman Ali'den bir hayli yararlanıyorum.Derslerimde kısa videolarla gençlerin kafalarındaki soru(n)lara cevap vermeye çalışıyorum.Gençlerin ilgisi çok fazla.Nouman Ali,anlatacaklarını çok kısa ve etkili bir şekilde,uzatmadan anlatabiliyor.Açık ve net konuşuyor;samimiyeti de üslûbuna yansıyor.Gönülden daha çok akla hitap ediyor.Yazara tebrik.
27/11/2016, 18:14
Tedbir tedbir nereye kadar!
Abdullah
Allah aşkına, tedbir diyor bir abimiz, tamam bodoslama gitmeyelim, duygusal davranmayalım da, "kimdir, ne eğitim almıştır bilmiyoruz" diyerek sadece içinizdeki şüpheyi ve tavrı ortaya koyuyorsunuz. Kim olduklarına dair ufak bir araştırma ile nereli olduklarını, nerelerden geçtiklerini, hangi hocalardan eğitim aldıklarını görebilirsiniz... Eğer mesele bağlam farklılığı ise, Mevdudi bize ne kadar uzaksa, o Süleymaniye'deki alimlerimiz (ARO) de bir o kadar, hatta daha fazla uzaktalar...
10/11/2016, 15:09
Helal olsun!
Abdullah
Deniz kardeşimi tebrik ediyorum. Uzun ama güzel bir yazı kaleme almış. Gereksiz, absürd dememiş bu meyve veren ağaçları taşlayanların iddialarına tek tek cevap vermiş... Bir sözde "onlara": Bizimkiler kim Allah aşkına? Aramızdaki tek belirleyici dil midir, coğrafya mıdır? Bu ülkede halden anlayan, ilim, hitabet ve dünya ufku olan çoktu da biz mi dinlemedik? Yapmayınız abiler, bu kadar taraftargirlik, bu kadar hamaset fazla... Çamur atmayın... Haset etmeyin o güzel insanlara...
09/11/2016, 09:46
"Nouman aligiller
Muhammed Turgut
Böyle düşünceleri olanlar nasıl dar ufuklu olduklarını belli ediyorlar zaten. Bütün bu alimlerin samimiyetine sonuna kadar inanıyorum. Yerimizde oturup komploculuk yapmak yerine buzde elimizi taşın altına koysak daha hayırlı olur.
09/11/2016, 02:10
Yinede 4
İbrahim Kuş
Biz bu noktada sine-i millet gibi sine-i ulemamıza, sine-i kütüphanelerimize dönüp bunları gün ışığına çıkarmalı, istifade edebilmeliyiz. Ebubekir hocanında tenkit ettiği gibi Süleymaniye el yazmalarının 3kitaplığının fihristi 7-8 cilt tutmuştur, çareyi başka yerlerde aramamız yanlış olur. Şimdilik bu kadarla iktifa ediyorum. Bahsettiğin itiraflardan bazılarını tekrarlamak zorunda kalsamda, içini doldurduğunu düşünüyorum. Hüsnü zannın nelere malolduğu şu günlerde bence bunlar çok ehemmiyetli.
07/11/2016, 17:34
Yinede 3
İbrahim Kuş
Şimdi bunlar ışığında bir netice cümlesi kuracak olunursa, Ebubekir Sifil hocanında bahsettiği bir arızaya sıkıntıya maruz kalıyoruz. Nedir bu, Tanzimattan beri uğraştığımız farklı kültür ve metotları aynen alma, o zihniyette nesiller ve ürünler verme. Şimdi Mevdudi'nin hayat tecrübesiyle yazılan kitabı Türkiye'de okumak nasıl zararlı ise bu zatlarda da aynı tehlike var. Bizim meselelerimiz, dertlerimiz farklı. Binaenaleyh devamı, şifamızda başka kitaplarda hocalarda. Devamı 4.de
07/11/2016, 17:28
Yinede 2
İbrahim Kuş
Devamı... Şimdi bu hocalar kimlerdir, açık bir şekilde bilmiyoruz. Eğitimleri, icazetleri var mıdır, Nereye kadar hadleri var konuşmaya bilmiyoruz. Hatiplik sanatını iyi icra ediyorlar lakin hayranlığı bunun haricindeki özelliklerinde aramak gerekir. Tebliği daha çok inandırmaya yani gayri müslimlere yönelik. Bu bizde sadece cedele yol açıyor. Gençlerimiz ucuzculuğa, anlık galebe haklarına mağlup oluyorlar. Devamı 3.yorumda
07/11/2016, 17:22
Yine de tedbir
İbrahim Kuş
Muhterem kardeşim, makalenin yarısına kadar okudum. Bir süre sonra sıkıldım. Mezkûr hatip/hoca/mühtedi ler hakkında itiraz sebeplerinden umumi ve avamî olanlarını tercih etmişsin. Avamiden kastım, seninde rahatsız olduğun propaganda varî itirazlar. Benim şahsi düşüncem ve nihayet kanaatim ise şöyle; ki bunları söylememdeki gaye, senin yorumlar sonrası tekrar yeni bir makale yazmana olan ümidim. Devamını ikinci yorumda devam edeceğim İnşaAllah.
07/11/2016, 17:17
Harika Bir Yazı
Aylin
Kimse bizim alimlere de sallamasın dışardakilere de. En sevdiğim dinlerken mest olduğum iki hoca var. Biri Cübbeli Ahmet Hoca , diğeri Nouman Ali Khan.. Mürşidim de Gavsi Sani..
05/11/2016, 15:56