, 27 Haziran 2017
Kitap fuarı bitmeyeydi iyiydi

3283

Kitap fuarı bitmeyeydi iyiydi!

Türkiye’de yılda 50.000 kitap yayınlanıyor. Peki 'biz bu kitapları nerelerde göreceğiz?' Mehmet Erken, günümüz yayıncılığının en büyük problemine dair yazdı.

İlgili Yazılar
Türkiye'nin fuarlarda niteliği
Türkiye'nin fuarlarda niteliği!

Erhan Erken, Paris Kitap Fuarı'ndaki izlenimlerini DünyaBizim okurlarıyla paylaşıyor..
08/04/2010 14:02
Okur Bayazıt kitap fuarından neler bekler
Okur, Bayazıt kitap fuarından neler bekler?

Yılda bir yapılan kitap fuarları okurun isteklerine cevap veriyor mu? Yayınevlerinin fuar yaklaşımları doğru mu?
24/07/2012 14:02
Paris Kitap Fuarının 5 atlısı kimler
Paris Kitap Fuarının 5 atlısı kimler

Geçtiğimiz günlerde biten Paris Kitap Fuarı'ndan şen döndük. Basın Yayın Birliği/Yayıncılık Moderatörü Münir Üstün ile fuarı konuştuk..
07/04/2010 19:07
Yayınevlerimizin misyonuna ne oldu
Yayınevlerimizin misyonuna ne oldu?

TÜYAP, Bursa'da kitap fuarının 9.sunu düzenledi. Fikri Özçelikçi Fuar izlenimlerini aktardı.
09/03/2011 16:04
Beşir Atalay'dan 'Burjuva Gençlik' Eleştirisi
Beşir Atalay'dan 'Burjuva Gençlik' Eleştirisi

İki değerli yazar bir gazetede… Nadirkitap’taki kitap söyleşilerinin ilk konuğu İsmail Erünsal… Beşir Atalay’dan ‘burjuva gençlik’ eleştirisi… TÜYAP sürprizlerle açıldı… M. Murtaza Özeren, haftanın bazı kültürel olaylarını derledi.
12/11/2016 16:04
Çocuklarımızla Torunlarımızla Gezelim Kitap Fuarlarını
Çocuklarımızla, Torunlarımızla Gezelim Kitap Fuarlarını

Çocuklarımızı, torunlarımızı kitapla buluşturmalı, kitabın dünyasına yakın bir yerde tutabilmeliyiz. Bunu sağlamak için onları da bu tür fuarlara sık sık getirerek kitap dünyasını yakından tanımalarını sağlayıp, kitabı sevmelerine imkân hazırlamalıyız. Şakir Kurtulmuş yazdı.
29/06/2016 09:09

Mercan’da bulunan iş yerimize gelirken yürüme güzergahlarımdan bir tanesi, Beyazıt meydanından geçerek aşağı kıvrılmak. Ramazanda da bu adet çok değişmedi. 3 yıldır Ramazan’da bu yolda yürümenin en güzel yanı, tabi ki, meydanda fuar olması. Fuarın da öncelikli “güzelliği” kitaplar değil, klimalı bir mekân olması ve yaz Ramazanında yolda yürümenin yükünü hafifletmesi.

Bu sene de Ramazan sona erip Beyazıt meydanında geldiğimde bu yol, olanca çıplaklığı ile yüzüme vurdu. Hava sıcak, meydan bomboş, oraya ulaşana kadar güneşten kaçındığımız duvarlar tükenmiş, birkaç dakikalık yakıcı bir güneş beni bekliyor. Bu sahneyi, birkaç senedir her Ramazan sonrası yaşıyorum. Fakat bu sene nedense ilk defa meydanın çıplaklığı, sadece güneşten koruyacak duvarların, tentelerin yokluğu olarak değil, meydanda kitapların olmamasının verdiği bir çıplaklık olarak belirdi.

Her ne kadar her geçişimde kitapları incelemeye yeltenmesem de, bir ay boyunca öyle ya da böyle kitaplarla muhatap olarak işyerime yürümüştüm. İyi kötü yayınevlerinin son kitaplarını görmüş, az-çok satan kitaplarına göz ucuyla bakmış, internette ya da muhtelif diğer mecralarda künyesini gördüğüm kitapları canlı kanlı bir şekilde elime almış, kapağından içeriğine tahkik etme imkânı bulmuştum. Şimdi fuar bitmişti ve önümüzdeki seneye kadar, yürürken beni kitaplarla muhatap olmaya mecbur edecek hiçbir yolda yürümeyecektim. Bu nedenle ilk kez “fuar bitmeyeydi iyiydi” diye içimden geçirdim. Bunu derken aklımdan geçen tek şey, şehrin içinde evlerin, işyerlerinin, müşterek buluşma alanlarının hiçbirinin civarında, aradığınız pek çok kitaba ulaşabileceğiniz bir mekân olmamasıydı. Benim açımdan; yolumun üzerinde genişce bir sergi 1 ay boyunca kuruldu ve bunun güzelliğinin, bu manada ilk kez farkına vardım. Sürekli incelemesek de, sadece fuarın içinden geçmenin bile insana ciddi bir kültürel birikim sağlayacağını hissettim. Bu tecrübe beni şu soruları sormaya itti: İstanbul’da kimler isteseler de istemeseler de kitapla muhatap olurlar? İnsanları farketmeden etkileyen kitap kapakları, yazar fotoğrafları, kitaplardan cümleler, vs. şehrin içinde nerelerde öbeklenir?

Televizyonda, gazetede olduğu gibi şehirde de kitabı görmek nerdeyse imkânsız

Şehirde yaşayanların geçiş noktasında olup da, insanların ister istemez kitaplara muhatap olmalarını sağlayan bir öbekleşme bugün için sadece Taksim ve Cağaloğlu’nda bulunuyor. Cağaloğlu’nun insanların ne kadar geçiş noktasında olduğu ciddi manada tartışılır fakat buradan geçen insanların kitaplar ile ister istemez muhatap kaldığı bir gerçek. Taksim ise, İstiklal caddesinde yer alan kitapçılar ile bu görevi az da olsa yerine getiriyor. Bunun dışında, şehirde yaşayan insanlar için, eğer özel bir ilgileri yahut mecburiyetleri yoksa, kitaba denk gelecekleri yerler, alış veriş merkezlerinde ve havaalanlarında bulunan kitapçılar ile, biraz şanslılarsa otobüs-vapur-metro duraklarının yanlarında bulunan büfeler (ki bunlar tabi ki daha çok dergilerin göz önünde olduğu yerler). Bunlar dışında kitapçıları bir arada bulabileceğimiz, yayıncıları bir arada bulabileceğimiz yerler maalesef özel ilgilerimize bakıyor sadece.

Şehirdeki mekânları bir kenara bırakırsak gazeteler ve internet siteleri için de durum bundan çok farklı değil. Televizyonlarda, özellikle çok izlenen saatlerde bir nesne olarak dahi kitaba rastlamak neredeyse imkânsız. Bir kitabın haberini veya reklamını görmek de yine imkânsızlar arasında. Ancak siyasi bir figürseniz, meşhur bir figürseniz ya da olaylı bir kitap yazıp hakkınızda dava açıldıysa kendinize yer bulabilirsiniz dersek, yalan söylemiş olmayız.

Gazeteler için de durum bundan çok farklı değil. Reklam fiyatlarının yüksekliği nedeniyle kitap ekleri dışında yayınevleri için gazetelerin görünür noktalarına reklam vermek pek mümkün değil. E köşe yazarlarının da kitaptan pek fazla bahsettiğini söyleyemeyiz. Bu işi kendine iş edinmiş, beğenilsin ya da beğenilmesin, Doğan Hızlan, Beşir Ayvazoğlu, Hilmi Yavuz gibi isimler olmasa, kitap ekleri ve nadirattan görülen kültür sayfaları dışında gazetelerde de kitap bahsi pek geçmiyor. Tabi hafta sonu ekleri, popüler bir romancının son kitabına dair asparagas haberler, röportajlar, vs. gibi istisnaları bir kenara koyuyorum her halükarda.

Kitabın karşımıza çıkmasını nasıl sağlayabiliriz?

Bu durum, internet siteleri için de şaşırtıcı bir şekilde benzer bir seyir izliyor. Kitap satış siteleri ve “çok satan” kitaplara dair haberler dışında kitabın adına rastlayabileceğiniz yer sayısı oldukça sınırlı. Bu noktada sosyal medya araçlarının bir tür yenilik getirdiğini ve kitapların insanların gözünün önüne gelme ihtimalini artırdığını söylememiz lazım. Öyle ya da böyle büyük çoğunluk akıllı telefon kullanıyor, öyle ya da böyle büyük çoğunluk facebook, twitter, instagram gibi sosyal medya araçlarını kullanıyor ve az ya da çok, karşısına bir kitap çıkma ihtimali beliriyor. Yayınevleri de, (belki benim anlattığım çerçevede düşünmüyor ama), sosyal medya araçlarının etkisinden oldukça memnun.

Kitabın karşımıza çıkmasını nasıl sağlayabiliriz? Hele de okul kitaplarını, test kitaplarını, vs. çıkardıktan sonra dahi yılda 15.000’den fazla yeni kitabın yayınlandığı kültür kitapları dünyasında, yeni yayınlanan bir kitabın, ilgilisini bulmasını nasıl sağlayabiliriz?

Meşhur kitaplar için maalesef, kitabı insanların önüne getiren mekanizma, korsan kitap mekanizması. Çünkü Korsan kitapçılar metro çıkışlarında, otobüs duraklarında, insanların geçtiği yerlerde stand açıyorlar ve bir şekilde bir kitabın adını duymuş kişiler, bu standlardan kitaplarını rahatlıkla temin edebiliyorlar. Bu kitapları alırken de, aldıkları kitabın düpedüz hırsızlık yoluyla üretilmiş ve ayağına getirilmiş olduğunu pek düşünmüyorlar. [Yandaki tabloda/şu linkte, bir kitabın üretim aşamasında geçtiği evreleri ve korsan kitapçıların bu evrelerde kimlerin hakkına girdiğini görebilirsiniz.]

Kitabın okura ulaşamaması bugün bence yayıncılığın en büyük problemi olarak karşımızda duruyor. Bu mekanizmanın oluşturulması ise bireysel çabalardan öte, kollektif bir bilinç ve hareket gerektiriyor.

 

Mehmet Erken






İlgili Konular