, 21 Ocak 2017
Bu uçaklar bizim için mi kalkıyor darbeciler için mi

7948

“Bu uçaklar bizim için mi kalkıyor darbeciler için mi?”

“Demek ki biraz da geçmişin, yaşanılan tarihin ama aynı zamanda yaşanılmayanın ve hafızanın da bugüne, birkaç saate yığılmasıydı. Bütün bir hafıza restorasyonuydu o birkaç saat. Hafızanın isyanıydı demek ki.” Enes Özel yazdı

İlgili Yazılar
15 Temmuz Tokat'ta Okul Duvarlarına Resmediliyor
15 Temmuz, Tokat'ta Okul Duvarlarına Resmediliyor

Resim öğretmeni Metin Durmuş, önce Tokat’taki çeşitli yapıların, sonra da okulların duvarlarına fırçasıyla can veriyor. Mustafa Uçurum yazdı.
14/12/2016 08:08
Hizmet Hareketi'nden Fethullahçı Terör Örgütü'ne
Hizmet Hareketi'nden Fethullahçı Terör Örgütü'ne

''Bundan 40 sene önce Fethullah Gülen’in Altın Nesil sohbetlerinde bahsettiği, çamura saplanan Alman tankları örneği, 40 yılın sonunda kaderin bir cilvesi olarak, halkın üzerine ateş eden tanklar olarak tezahür etmiştir.'' Erhan Erken'in Dunyabulteni.net'te yayınlanan ''Hizmet Hareketi'nden Fethullahçı Terör Örgütü'ne'' başlıklı yazısını alıntılıyoruz.
28/07/2016 10:10
15 Temmuz Kahramanlarının Hik yeleri Bu Kitapta Toplandı
15 Temmuz Kahramanlarının Hikâyeleri Bu Kitapta Toplandı

Okçular Tepesi & 15 Temmuz Kahramanlarının Hikâyeleri kitabında, bu ve bunun gibi o gece yaşanmış, saf akıl ile anlam veremeyeceğimiz, 64 kahramanın hikâyesi tarihe kayıt düşmek adına yayınlandı. Kitabın editörlerinden Gülcan Tezcan, kitabın hazırlık aşamasına ve sonrasına dair Seda Şennik Ateş'in sorularını cevapladı.
14/11/2016 08:08
15 Temmuz a Dair Dolu Dolu Bir İçerik
15 Temmuz’a Dair Dolu Dolu Bir İçerik

Basın İlan Kurumu’nun bünyesinde 38. sayısını 15 Temmuz meselesine odaklayan Basın Hayatı dergisi, içeriği ile sektörel dergi gömleğinden sıyrılarak, tarih ve kültür dergilerine şapka çıkarttırıyor. Seda Şennik Ateş yazdı.
21/10/2016 08:08
Fethullahçılar Neden Bir Dini Cemaat Değil Ebubekir Sifil ile Konuştuk
Fethullahçılar Neden Bir Dini Cemaat Değil? Ebubekir Sifil ile Konuştuk

Ebubekir Sifil Hoca, sahip olduğu perspektifi hakkıyla savunan, söylemlerinde tutarlı olmak için gayret eden ve kendi söylediklerine ters sorular sorulmasından rahatsız olmayan bir ilim adamı. Sifil Hoca, dini cemaat olgusu ve cemaatlerin devlet erkiyle olan ilişkisine dair Deniz Baran'ın sorularını cevapladı.
27/09/2016 11:11
15 Temmuz Vurgusuyla Açılıyor Okullar
15 Temmuz Vurgusuyla Açılıyor Okullar

15 Temmuz’da yaşadığımız darbe girişimi toplumun her kesimi tarafından çeşitli etkinliklerle zihinlerde canlı tutulurken, Milli Eğitim Bakanlığı da yayınladığı bir genelge ile yıl boyunca yapılacak etkinleri belirledi. Mustafa Uçurum bu konu hakkında yazdı.
20/09/2016 08:08

Kazan’da askerin karşısına dikilen amcalardan biriyle hastane yatağında konuşmuşlar. Kazan’daki insanlar dünyanın en sıradan insanları, kimi çiftçi, kimi amele, kimi kalıpçı ustası vs. Biliyorsunuz, darbe girişiminin yönetildiği önemli merkezlerden biri de Kazan’da bulunan Akıncılar Üssü. Ankara’yı vuran F16’lar (hala ancak bir kabusun içinde yer alabilirmiş gibi geliyor Ankara’nın uçakla vurulması fikri) oradan havalanıyor. İşte bu amca, haber aldığı an ayağa kalkıp Üssün kapısına yığılan Kazanlılardan biri. Bir başka Kazanlı amcanın, uçaklar havalanmasın diye görüşü engellemek için mahsulünü yaktığını biliyoruz. Gerçekten inanılmaz bir hareket, özellikle çiftçi bir tanıdığınız varsa bunun ne büyük bir fedakarlık olduğunu daha iyi anlayabilirsiniz. Büyük bir yüce gönüllülük, inanılması güç bir hesapsızlık örneği. Aljazeera’ye konuşan Kazanlılardan anlaşılıyor ki dünyanın en sıradan bu bir avuç insanı, teker teker bir kahramana dönüşmüş o an. “Bu uçaklar bizim için mi kalkıyor, darbeciler için mi kalkıyor?” diyerek askerden hesap soran Okay Yeniçeri örneğin. Bu insanların, üssü işgal eden darbeci askerler tarafından kalleşçe tarandığını ve bir kısmının orada Hakk’ın rahmetine kavuştuğunu biliyoruz. İşte hastane yatağından televizyona olay anını anlatan bu amcanın söyledikleri, bu tahayyülü zor kahramanlık hakkında bir şeyler fısıldıyor bize. Amca kendisine darbe yapıldığını haber verenlerin “asker hükümeti devirmeye çalışıyor, aynı Menderes gibi” dediğini anlatıyor.

Bana nedense amcanın anlattığı hikayede bütün acı ayrıntılar yanında en çarpıcı gelen noktalardan biri bu söz oldu: “Menderes gibi” Bu kalkışmaya karşı halkın tepkisi, adeta Menderes asıldığı zaman ellerinden alındıklarını hissettikleri bir şeyi, uğruna hayatların feda edilmeye değer olduğu bir şeyi geri almak veya en azından ne olursa olsun bu sefer teslim etmemekti. O zaman hissedilen büyük kayıp duygusu Menderes’in şahsıyla alakalı bir şey değildi, tıpkı bugün gösterilen cesaretin tamamen Tayyip Erdoğan’ın şahsıyla alakalı olmadığı gibi. Bu “bu uçaklar bizim için mi kalkıyor darbeciler için mi” sorusunda cisimleşen bir “bu devlet bizim mi?” sorusuydu. Bu soruya Kazanlıların ne cevap verdiğini biliyoruz. Kazanlılar tıpkı Ankara’da veya İstanbul’da olduğu gibi bu soruya hayatlarını ortaya sürerek cevap verdiler. Hem de pısırıkça değil, “bu devlet bizim”in altını ısrarla çizerek. Kolektif hafızada, zamanında açılan bir derin yaranın hiçbir zaman tam olarak kapanmamış olduğunun göstergesiydi bu. Demek ki biraz da geçmişin, yaşanılan tarihin ama aynı zamanda yaşanılmayanın ve hafızanın da bugüne, birkaç saate yığılmasıydı. Bütün bir hafıza restorasyonuydu o birkaç saat. Hafızanın isyanıydı demek ki.

Bu yara hiçbir zaman kapanmamıştı, ben en başta kendi hayatımdan biliyorum bunu. Ece Ayhan’ın, İsmet Özel için kullandığı çok meşhur bir ifade vardır: “cumhuriyetle yaralanmış”. Biz hepimiz cumhuriyetle yaralanmıştık. Şimdi kendi babamı ve eşimin babasını düşündüğümde, bu cumhuriyetle yaralanmışlığın ne kadar bize, hepimize ait olduğunun da daha iyi farkına varıyorum. Bundan daha ötesi, babamdan gelip adeta ulvi bir miras gibi bende yer eden şeyleri düşünüyorum ister istemez. İşin ilginç yanı babamın da kayınpederimin de vefat sebepleri, takdir-i ilahi icabı sadece bir takım biyolojik marazlar değildi ama adeta bu cumhuriyetle yaralanmışlıktı. Babam, gençliğinde milliyetçiydi. Sonra dindarlığı, namaz kılması sebebiyle memurluktan atılmış. O dönem kitapları nasıl koltukların yastıkları içine saklayarak alelacele yaşadıkları şehirden kaçmak zorunda kaldıklarını anlatır annem. Sonra da ilk anlardan itibaren Milli Görüş davasına adamış kendisini. Yopyoksul bir köy çocuğuymuş babam, bebekken babasını kaybetmiş. Küçücük bir çocukken, kar altında dağdan odun çekmeye gittiğinde ayaklarında doğru düzgün bir ayakkabı bile yokmuş. Ayakları mosmor olmuş döndüğünde. O dönem geçirdiği ağır hastalığın daha sonra vefatına sebep olacak kalp rahatsızlığına yol açmış olabileceğini söylemiş doktorlar babam hastaneye yatırıldığında. Babam neredeyse bütün darbeleri yaşadı ama 28 şubat’ı görmeye ömrü vefa etmedi. Yopyoksul bir köy çocuğu olarak, öksüz ve yetim yaşadığı hayatında, hayatını neredeyse herkesin dava diye adlandırdığı Milli Görüş hareketine adamasının, en sevdiği şairin Necip Fazıl olmasının, “Sakarya Türküsü”nde kendisine ve memlekete dair bir şeyler bulmasının bir sebebi olmalı. Ben ne bulduğunu derinden, ta içimde hissediyorum. Milli Görüş hareketi, omurgasını taşralı Müslüman entelektüellerin oluşturduğu bir hareketti. Kaba sabaydı belki, belki biraz muğlak bir doktrin çekirdeği etrafındaki hissiyat yumaklarından oluşuyordu daha çok, ama cumhuriyetle yaralanmışların hareketiydi kesinlikle. Yoksul ve anasız babasız, devlet tarafından da işten atılmış, haklarında dava açılmış, sahiplenilmemiş, ortada bırakılmış insanların hareketiydi.

Kayınpederim ise 80 darbesi öncesinin hızlı ve önde gelen ülkücülerindendi. Bütün derdi memleketti, vatandı, devletti elbette. Gözü pekti, cesurdu, dava söz konusu olunca gözünü budaktan sakınmaz bir gençti. Fakat darbe olduğunda doğrudan bedeninde hissedenlerden biriydi o darbeyi. İşkence gördü, hapis yattı. İşkence ona kronik bir hastalık miras bıraktı. Hapishanede zihnî bir dönüşüm geçirdi. İslamcılığa bağlandı. Anladığım kadarıyla her zaman fazla şüpheci yaptı bu yaşadıkları onu. Mücadeleyi asla bırakmadı ama her zaman ucuz vaatlerden, kolay menfaatlerden sakındı. Bu dönüşümde, kendisini kurtarmak ve yüceltmek için canını defalarca tehlikeye attığı devlet tarafından uğradığı muamelenin, o hayal kırıklığının etkisi var mıdır bilmiyorum. Fakat bugün hayatta olsaydı, kesinlikle darbenin ne demek olduğunu en iyi bilen insanlardan biri olacaktı. Ve tıpkı babam gibi kayınpederim de ilk anda sokağa çıkacaklardı. Tankların önüne düşünmeden dikileceklerdi. Cumhuriyetle yaralanmıştı kayınpederim de. Ve garip bir şekilde, vefatına bahane olan marazın fark edilmesi, işkencenin ona bıraktığı kronik rahatsızlık sebebiyle epey gecikmişti.

Halk haberi aldığı an sokağa indi; o sokaklarda sadece insanların, Ak Parti kitlesinin ya da New York Times’ın twitter adresinden ima ettiği gibi koyunların değil buna benzer binlerce hikayenin isyanı vardı. Halk sokağa indi; çünkü cumhuriyet tarihinin sürekli tekerrür eden zorbalığının yarattığı korkunç döngünün kırılabileceğini biliyordu, artık devletin kendisinin olduğunu kanıtlayabilirdi, kanıtlamalıydı; çünkü tarih, artık o ağırlık altında kirişleri çatlayan birkaç saate birikmişti. İşte bu birkaç saat patladı. İnsanlar, tankın önüne yattı, ekinlerini yaktı, kurşunlar karşısında yerinden kıpırdamadı.

Şu soru bütün bir cumhuriyet tarihi ve bütün cumhuriyetle yaralanmışlar adına soruluyordu, sorulabiliyordu artık:

“bu uçaklar bizim için mi kalkıyor yoksa darbeciler için mi?”

 

Enes Özel

İllustrasyon: Merve Zeyneb İlhan






İlgili Konular