, 18 Ocak 2017
İstanbul Erkek Lisesi Vefa Galatasaray Mezunlarıyla Bizimdir

22402

İstanbul Erkek Lisesi, Vefa, Galatasaray Mezunlarıyla Bizimdir

Mehmet Erken, İstanbul Erkek Lisesi'nde başlayan ve pek çok liseye yayıldığı söylenen olaylardan hareketle, Galatasaray, Vefa ve İstanbul Erkek lisesi mezunlarına farklı bir yönden bakıyor...

İlgili Yazılar
Galatasaray Lisesi'nde Ramazan Nasıl Geçerdi
Galatasaray Lisesi'nde Ramazan Nasıl Geçerdi?

Ziyad Ebuzziya Galatasaray Lisesi'nde geçirdiği günlere dair mufassal çalışmasında ilgi çekici bir detaydan bahsediyor: Mekteb-i Sultânî'de Ramazan. Bu çalışmasından kısa bir bölümü alıntılıyoruz.
24/06/2016 15:03

Geçtiğimiz günlerde İstanbul Erkek Lisesi’nde öğrenciler okul müdürünün konuşmasını protesto etmek amacıyla arkalarını dönerek konuşmayı dinlediler ve sonrasında bir bildiri yayınladılar. Bu durum İstanbul’un diğer “köklü” okullarına da yayıldı, öğrencilerin elinden çıktığı söylenen metinler yayınlandı. En son farklı okullardan öğrencilerin bir arada yazdığı iddia edilen bir metin ortaya çıktı. Bu okullar Galatasaray Lisesi, Vefa Lisesi, Cağaloğlu Lisesi, Kadıköy Anadolu Lisesi gibi okullar. Temel talepler ve şikayetler şunlar: Hükümet karşıtlığı, daha çok özgürlük, yapılan işlerin engellenmesi, var olan müdürlerin öğrenciyi çok da ciddiye almamaları ve okulların uzun yıllara dayanan geleneklerine darbe vurulması. 

İlk ​sayılan okullar arasında Vefa Lisesi, benim de mezun olduğum okul olduğundan meseleyi biraz daha dikkatle takip ettim. Öğrencilerin fotoğraflara yansıdığı şekilde “bir dönemin tamamı müdüre karşı” gibi bir konumda yer almadıklarına, tüm dönemin birleşip bildiri yazmadığına kendi yaşadıklarımı baz alarak emin olduğumu söyleyebilirim. Öğrencilerin taleplerinin de kısmen haklı, kısmen abartılmış, kısmen de yanlış bilgiye dayanan şeyler olduğunu söyleyebiliriz. 

Bu okulların üzerine yapışan imaj gerçeği ne kadar yansıtıyor?

Haklısı ne bunun diyenler olacaktır. Şöyle örnek vereyim. Vefa Lisesi’nin dışarıdan bakıldığında çok saçma görülen “Boza Günü” vardır. Bir müdür bunun formatını değiştirmeye çalışırsa, muhtemelen infial çıkar. Bu tür geleneksel, aidiyet artırıcı sembolik tarih, olay ve mekanlar kurumlar için, toplumlar için önem taşır. Müdürler veya hocalar, farklı niyetlerle bu geleneklere dayanan şeylere ufak hamleler dahi yapmışsa, öğrencilerin tahmin edilmez tepkiler vermesi içten bile değildir. Hele ki sembollere dayalı düşünmesi daha muhtemel lise öğrencilerinin… 

Fakat bu sembolik her şey, zaman zaman gerçek, fakat çoğu​ zaman muhayyel bir tarih ile birleşir ve bir kült meydana getirir. Galatasaray, İstanbul Erkek, Vefa, Cağaloğlu gibi okulların yıllardan beri “sahip olduğu” imajı hep “öğrenci ve hocaları çok dindar olmayan, rahatlıkla namaz bile kılınmayan, batıcı bir eğitimin ve öğretimin hakim olduğu okullar” olarak yaygındır. Muhafazakar aileler çocuklarını bu okullara gönderirken çekinir, Batıcı-laik çevreler ise bu okulları sahiplenir. 

​Bunun çok da gerçeği yansıtmayan bir algı olduğunu açıklıkla söylemek gerekir. Hepsi Cumhuriyetten eski bu okulların alamet-i farikaları, tevhid-i tedrisatın içinde kendilerine imtiyazlı yer edinmeleridir örneğin. ​

Okulların “önemli” mezunları

Benim değinmek istediğim nokta, duydukça şaşırdığım bazı bilgileri derlemek. Mezun olduktan sonra dikkatimi çeken, Mahmud Esad Coşan'ın da Vefa Lisesi mezunu olduğu gerçeği ve sonrasında okulu(m)un mezunlarına karşı kulak kesilmem.

Ben okulda öğrenci iken okulumuzun "önemli" mezunları arasında ön sıralarda hep Müjdat Gezen, Kemal Sunal, Uğur Dündar gibi isimler sayılırdı. Bunlar dışındakiler ikinci planda olurdu, bu isimler her sene muhakkak okulu ziyarete gelir, bir konuşma yapar ve okulun "değerlerinden" bahsederlerdi. İnternet bu kadar yaygın olmadığından ve dahası okulun adam akıllı bir arşivi de ulaşabileceğimiz bir uzaklıkta olmadığından, bize "verilen" bilgi ile iktifa ederdik. Örneğin okul mezunlarından Mehmet Akif Ersoy'un dahi ismi öyle çokça zikredilmezdi. ​

Bu haberde de kendi okulumun hoca ve öğrencilerinden başlayarak birkaç okula dair bu bilgi yanlışını bir nebze olsun tashih etmek, başka isimlere dikkat çekmek istedim.

Vefa Lisesi

Türkiye’nin Türkçe eğitim yapan ilk lisesi olarak bilinir Vefa Lisesi. Bu bilginin neye dayandığını tam manasıyla bilmiyorum. 19. yüzyılda farklı isimler ve mekanlar altında eğitim veren okul çok geç dönemde Vefa Lisesi adını alıyor. Lisenin çok meşhur mezunları arasında, yukarıda da değindiğim gibi en şaşırtıcı isimler -bence - Mehmet Akif Ersoy ve Mahmud Esad Coşan. Bu önemli zevatın yanında edebiyatçı Orhan Okay, Nihat Sami Banarlı, Yahya Kemal, Süheyl Ünver, Ali Nihat Tarlan, Sabahattin Zaim, Turan Oflazoğlu, Ekrem Hakkı Ayverdi, Sadettin Ökten, ​Hüseyin Cahit Yalçın, Şemsettin Günaltay, Mahir İz, Asım Taşer, Mahmud Erol Kılıç gibi isimler okulda öğrencilik yapmış. 

Öğrencilerinin yanında hocaları ile de önemli bir okul Vefa Lisesi. Nurettin Topçu, Celal Ökten Hoca, Celal Öğütçü, Abdülhakim Arvasi, Abdülbaki Gölpınarlı, Abdurrahman Şeref Güzelyazıcı, Yusuf Ziya Yörükan gibi isimler var hocaları arasında. 

İstanbul Lisesi

Olayların başladığı İstanbul Lisesi Türkiye’nin ilk Almanca eğitim yapan lisesi. Neden Almanca eğitim yaptığı bence ciddi bir araştırma konusu. Özellikle Enver Paşa idaresi altında Almancaya geçmiş olması dikkate değer bir detay.

Türkiye Cumhuriyeti’nin “dindar başbakan” tanımına giren 3-5 başbakandan ikisinin İstanbul Lisesi’nden çıkmış olması, yine çok dikkat çekici önemde bana kalırsa. Bu iki isim Ahmet Davutoğlu ve Necmettin Erbakan

Okuldan yolu geçmiş diğer bazı mezun isimler ise şunlar: Mitat Enç, Nihal Atsız, Ezel Erverdi, Muzaffer Civelek, Murat Ülker, Nurettin Topçu, Nihat Sami Banarlı, İsmail Niyazi Kurtulmuş​.

Galatasaray Lisesi 

Galatasaray Lisesi özelinde daha yaygın görülen fakat diğer okullar için de geçerli şöyle bir yargı var: “Bu okullar her daim ilerici okullardı, hiçbir zaman kimseye boyun eğmedi, öğrencileri ve hocaları her daim Batıcılığı, ilericiliği savundu.” Bu cümle/yargı/kanaat çok cüzi doğrular kadar, genelde yanlışlardan oluşmuş bir cümledir. Örneğin bugün öğrencilerinin ve mezunlarının (muhtemelen pek Osmanlıca bilmemelerinden kaynaklanan) pek çoğu, eski kelimeleri anlamama problemi nedeniyle, ismi Mekteb-i Sultâni olan bir okulun hiçbir zaman sultan ile, iktidar ile iyi ilişkisi olmadığını iddia edebiliyorlar. Halbuki Sultanî “sultanın okulu” demek… Lisenin de açılışını şeyhülislamın yaptığını ara not olarak belirtelim.

Batıdaki eğitim kurumları örnek alınarak açılan bu okul, Fransızca ağırlık olmakla beraber hem din derslerini ihtiva etmiş hem de Arapça, Farsça gibi dilleri de muntazaman öğretmiş bir okul. Okul açıldığında içinde bulunan büyükçe mescidin ise “sümen altı” edildiği söyleniyor. Tabi ki delil yok. 

Örneğin okulun eski Arapça muallimlerinden bir tanesi Mehmet Zihni Efendi, Arapça eğitimi konusunda ciddi çalışmalar yapmış, Avrupa’da Osmanlı adına konferanslara katılmış, ödüller almış bir zat-ı muhterem. 

Galatasaray Lisesi açıldığı günden bugüne kilit bir noktada yer aldığı için, mezunları arasında pek çok önemli isim mevcut. Babanzade Ahmed Naim, Kenan Rıfai, Cemalettin S. Revnakoğlu, Şehbenderzade Ahmet Hilmi, Ziyad Ebuzziya, Refik Halid Karay, Ziya Osman Saba, Mesut Cemil, Mehmet Şevket Eygi, Haluk Dursun, Aydın Gülan gibi isimler bunlar.

Okulda hocalık yapan isimler arasında ise Remzi Oğuz Arık, Nihat Sami Banarlı, Hamamizade Mehmet İhsan, Ercümend Ekrem Talu, Reşat Nuri Güntekin, Orhan Şaik Gökyay, Veled Çelebi İzbudak, Muallim Naci, Mükrimin Halil Yinanç, Hakkı Tarık Us, Hasan Ali Yücel gibi isimler yer alıyor. 

Basit bir hoca – öğrenci ilişkisinden çok daha fazlası

İsimlerini bir çırpıda geçtiğimiz insanların, hem mezuniyetleri sonrasında etkileri hem de bu okullarda hocalık yapanların öğrencileri üzerinde etkileri üzerine düşünmemiz gerekmektedir. Örneğin lisedeki hocası Nurettin Topçu’yu çok seven, onun peşinden giden, fikirlerinden etkilenen Ezel Erverdi’nin Hareket mecmuasını tekrardan çıkarması ve sonrasında bugüne kadar hayatiyetini sürdüren Dergah Yayınları’nı kurmasını hoca - öğrenci ilişkisi üzerinden okuyabiliriz. Yahut pek de dindar bir aileden gelmeyen, Haydarpaşa Lisesi öğrencisi Ertuğrul Düzdağ’ın, çalışkanlığı ve zekası ile okuldaki hocası Mahir İz’in ilgisini çekmesi, hocadan etkilenerek namaza başlaması, hayatını bu davaya vermeye niyet etmesi, hocasına yıllarca asistanlık etmesi ve hem hocasının hem de hocasının hocası Mehmet Akif’in hatırasını yaşatmak için elinden gelen tüm gayreti sarfetmesini nasıl okumalıyız? 

İmam hatipler versus “Batıcı” okullar?

Şunu açıklıkla söylememiz mümkün: Hem ülkenin Batıcılarında hem de muhafazakarlarında ciddi bir ayrım var. Muhafazakarların çoğunluğu, eğitim sistemi içinde dindar bir öğrencinin ancak imam hatiplerden yetişeceğini düşünürken, Batıcılar, ülkenin belirli mahfillerinin hakimiyetinin kendilerinde olduğunu ısrarla vurguluyorlar. Fakat haberde bahsi geçen isimler dahi bu iki düşüncenin de yersiz olduğunu gösteriyor. İmam hatiplerle hiç alakası olmayıp da ülkede İslam’ın yayılmasında en ön saflarda yer alan pek çok ismin var olduğunu görebiliyoruz. 

Bu noktada bir insanı, bulunduğu inanca, yaşam tarzına götüren şeyin okul mu, kendi eğilimleri mi, ailesi mi, yoksa arkadaşları mı olduğu sorusu gündeme geliyor. Ama net cevabı olmayan bu soruyu şimdilik ertelememiz gerekiyor.

 

Mehmet Erken

Mezun isimleri derleyen: ​ M. Murteza Özeren 





Yorum
Ahmet yüksel
Bal tuçe
Bir önce yoruma kesinlikle katılıyorum.kitabıda okudugum meşhur şahsiyetlerden biridir merhum özemre
03/12/2016, 00:57
Ahmed Yüksel Özemre
Akif YAZICI
Küçük bir eklemede bulunayım. Rahmetli Ahmed Yüksel Özemre de Galatasaray Lisesi mezunudur, hatta "Galatasarayı Mekteb-i Sultânîsi'nde Sekiz Yılım" adında bir kitabı mevcuttur. "Dindar bilim adamı" mevhumunun ideal şahsiyetlerindendir.
16/06/2016, 16:16