Barat Hacı Gibi Olanlar…
Çanakkale Harbi devam etmektedir. İngilizler, Hindistan Müslümanlarını:“Halife’ye yardıma götüreceğiz sizi” deyip kandırarak Arıburnu önlerine geldikleri zamanlar… Bir sabah, İngiliz gemisindeki Hindistanlı Müslümanlar dinlenmektedirler. Uzak yoldan gelmişler, payitahttaki Halife dara düşmüştür ve uzaklardaki kardeşlerimiz yardıma gelmişlerdir.
Lakin ters giden bir şey vardır… Silah kuşanıp ateş edecekleri yönden ezan sesi gelmektedir. Halife’ye yardıma gelen Müslümanların kafası karışır. Öyle ya, cihad Müslüman’a karşı yapılan bir eylem değildir. Ezan sonrası anlarlar ki oyuna gelmişlerdir! Bunun üzerine birçok Hintli Müslüman gemilerden, filikalardan denize atlarlar, Gelibolu Yarımadası’na doğru yüzmeye başlarlar. İngilizler durumu fark ettiklerinde denize atlayanların peşi sıra epey kurşun sıkarlar. Bu kurşunlardan kurtulup, kardeşlerinin safına karışan ve “Halife için savaşanlardan” biri vardır ki kaç zamandır adını unuttum ama halini her hatırladığımda yüreğim sızlar. Zira, o güzel adam savaştan sonra ülkesine dönemez ve İstanbul’a gelir. Uzun ve bereketli bir ömrü olur. Müezzinlik yaparak hayatını idame ettirir.
Ancak, günlerden bir gün, minarelerden ‘Allah-u ekber’, çağrısı yerine ‘Tanrı uludur’, diye bir ses duyduğunda; Çanakkale’de bedenine saplanmayan kurşunlar ruhunu delik deşik eder ve kahrından ölür.
![]() |
| (+) |
“Vurun ulan vurun/ Ben kolay ölmem!”
Yukarıdaki efsanevî hali neden anlattım? Açıkçası Barat Hacı, denildi mi, aklıma bu dokunaklı kareler gelir. Dünyanın bir ucundan kalkıp gelen, kardeşlerine yardım etmek için canını feda etmeye kalkışan bir adam… Ve düşmandan değil “dost bildiğinden” yediği hançer.
Barat Hacı da tıpkı bu güzel adamın halini yaşadı uzun yıllar. Ne zaman İstanbul ya da Ankara’daki Çin Büyükelçilikleri’nin önüne dayandı, kameramanlar bir meczubu dikizler gibi kameralarını onun üzerine doğrulttular. Bir zamanların Doğu Türkistan İslam Devleti’nde binbaşılık rütbesiyle çarpışmış, devletin işgaliyle beş yıl hapishanede mahkûm edilmiş ama asla davasından ve vatanından vazgeçmemiş, yeniden kurulan Doğu Türkistan Cumhuriyetinde de en ön saflarda durmuş, devletinin bir kere daha işgal edilmesiyle 21 yıl Çin hapishanelerinde yatmış, hapishaneden çıktığında 38 kiloya düşmüş bu ‘dava adamına’, ‘dava delisi Kerim’ muamelesi yapmışlardır.
Barat Hacı; beratını sağ yanından alan adamların güzelliğinde bir yüzle yürüdü payitaht İstanbul’unda. Dünyanın en kalabalık ülkesine karşı, -dava arkadaşları öldükten sonra da- bir başına kafa tuttu.
Nûr yüzlü bir ihtiyarı düşünmek…
Barat Hacı’yı düşündüğümde aklıma neler gelir?
Vatansızlık, kimsesizlik, rütbeleri sökülmek, milyonlarca kardeşi arasında kalleşlerin tam önüne atılan adam, devletsizlik, tevekkül, cihad ve iman. Nurlu yüzüyle bir ihtiyar; Ömer öfkesinde, Ali ilmine azmetmiş, Ebu Bekir kadar vefalı ve Osman kadar yalnız bir adam.
Tek başına bir devletti Barat Hacı. Doğu Türkistan’ın adının Sincan Özerk Bölgesi olmadığını dünyaya bir başına duyuran adamdı.
Köklerine sahip çıkan tutuşmuş bir çınardan farksızdır her eyleminde… Gençlerin cesaretinin kırıldığı, korkunun ve suskunluğun tüm köşeleri tuttuğu bir zamanda canından başka kaybedecek bir nesnesi olmayan bir adem olup yollara düşen Allah’ın Garibi’ydi.
Allah, gariplerini yolda bırakmaz. Öyle ya Şeyh Şamil de Harem-i Şerif’te irtihal etti dâr-ı beka’ya; Barat Hacı da Mekke’den yürüdü Rabbine.
Kartalların son süzülüşü
Kartallar Yüksekten Uçar, Attila İlhan’dan bize kalmış bir güzel terkip. Hele ki Kafkaslar’dan ve ötelerinden uçan kartalların son uçuşları daha bir yüksek, daha bir dokunaklı oluyor… Kuğuların son şarkısı gibi, kartalların da bir muhteşem bitişleri var; adlarını ve kavgalarını unutturmayacak hüzünde bir bitiş…
Hani, Çağrı filminde Hz Hamza:” Gözümün gördüğü hiçbir şeyden korkmam!” der ya… Barat Hacı’nın yüzüne dikkatle bakarsanız o cümlenin aynısını görmeniz mümkündür. Gözünün gördüklerinden korkmayan bir yüz… Belki de bu korkusuzluğun sebebi asıl korkulacak olandan, hesap verilecek olandan, Rabbinden korkusuydu…
Barat Hacı; doğdu, imanıyla cihad etti ve öldü
Her eylemiyle biraz daha utandık, her yürüyüşüyle biraz daha cesaretlendik. Modern zamanların ve modern orduların azimli bir insan karşısında kolunun kanadının kırılacağına şahit olduk Barat Hacı’nın şahsına baktıkça.
Barat Hacı, artık bizim korkularla yönetilen dünyamızda değil. Urumçi’de bir mazlumun kolunu kırdığında gizli polisler, kolu kırılan mazlum daha çok ağlayacak. Gizli polisler ve her ihanette gizlenmeyi tercih edenler daha cesur olacaklar. Cahillerin cesur olduğu bir dünya zaten Barat hacı’ya ar gelirdi.
Zeki Bulduk, vatanını kaybeden insanların omzuna başını koyarak, hasretle yazdı
Barat Hacı'nın videosunu izlemek için tıklayın
barat hacı'ya allah'tan rahmet diliyorum. zeki bulduk'a teşekkür ediyorum. doğu türkistan'ı ömrüm nihayete ermeden özgürlüğüne kavuşmuş görmeyi rabbimden niyaz ediyorum.





