Değiştik hâsılı
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
Resimleri büyütmek için üzerini tıklayın. |
Bizim çocukluğumuz başkaydı, diyerek eskiye taş atmak niyetinde değilim. Herkesin çocukluğu kendine özel ve kendine güzeldir.
Gün dönüyor, devran değişiyor; tutup da topaç/fırıldak çevirmenin güzelliğinden, gazoz kapaklarını taşla düzleştirerek oynadığımız tapalardan, eskiden onlarca kibrit markası olduğu için icat edilen kibrit kâğıtlarından, her yerde farklı bir isim alan bilye, cicoz ya da gülleden, çelik-çomaktan, sek sekten, yakar toptan, saklambaçtan, yerden yüksekten, taş sektirmekten, kutu kutu penseden, çizgiden söz etmenin bir âlemi yok. Benim aklıma ilk elden gelen bu oyunlara daha onlarcası eklenebilir.
Oyunlar varken
Eskinin zevki miydi yoksa zorunluluğu mu bilmem ama hepsi geride kaldı işte.
Çocukluğunu az ya da çok yaşamış olan herkes için bu oyunların bir anlamı vardı şüphesiz. Oyun çağından okul çağına geçişin öyle sert bir virajla değil de yumuşak bir dönüşle yapıldığı dönemlerdi. Oyunla başlayan çocukluk okulla bitmiyor, aksine okulla devam ediyor ve okulun beslemesiyle daha da büyüyordu.
Mesela okullarda sadece beden dersinde yüzünü gördüğümüz meşin yuvarlak ya da onun benzeri olan plastik yuvarlak yerine çam kozalağı ya da kirli kâğıtların tortop edilip iyice sıkıştırıldığı uyduruk toplar peşinde koşmakla geçen teneffüsler…
Çocukluk biraz da oyun/şenlik demektir vesselam.
Şimdinin çocuklarına ne büyük kötülükler ediyoruz, farkında mıyız hiç? Apartman dairelerinde, salonlarda, dershanelerde, duvarlar arasında yok ediyoruz onların çocukluklarını. Çözüm üretebilmekten de aciziz çoğunlukla.
Ebeveynlere kızgınım. Çocuklarını elden gelse üç yaşında liselere hazırlık kurslarına, özel derslere vererek ‘başarılı’ kılmaya çalışan şu günümüz anne-babalarına sözüm… Kendim de bu çarka mahkûm olacağım belki bir çocuğum olduğunda. Ama ama ama, bu haksızlık!!! Çocuklarımız buna mahkûm edilmemeli!
Çocuklar ‘çocuk’ olsun saksıda çiçek değil
Tamam, günümüz eğitim sistemi çocukları ders çalışmaya daha bir zorunlu kılıyor, anlıyorum. Ya anne-babalar?
Onlar sistemden daha ezici, daha baskıcı, daha despot… Sabah akşam masa başında, kitap önünde ders çalışarak görmek istedikleri çocuklarını başarılı olmaya mecbur kılıyorlar akılları sıra. Hâlbuki çocukların yaşamak istediği, yapmak istediği o kadar farklı şeyler var ki!
Çocukların çocuk olmayı öğrenmelerini istiyorlar. Onlar için çocuk demek kurulmuş bir bebek demek galiba. Ders çalış, diyince çalışan; hadi yemeğini bitir, diyince bitiren; hadi artık yat, diyince yatan minik robotlar istiyorlar evlerinde.
Bu sözlerimden şu çıkmasın: Düzene, anne-babaya karşı çıkan anarşist ruhlu çocuklar mı istiyorsunuz?
Tehlike bilgisayarda mı?
Tabiî ki hayır; ancak terbiye sisteminin bu denli yamulduğu ya da yamuklaştırıldığı ortadaysa eğer birilerinin çıkıp ‘kral çıplak’ demesinden daha doğal ne vardır ki?
Bir de çocuğun eğitimine yardımcı olsun diye şimdilerde hemen ‘her eve lazım’ sınıfına dâhil edilen bilgisayarlar var. Kontrolün olmadığı, nasılsa ders için kullanıyor zihniyetiyle odasında bilgisayarıyla bir başına bırakılın çocuk, ister istemez eğitim için alınan bilgisayarı –hele bir de varsa interneti, farklı amaçlar için kullanıyor. Çocuğun ahlaki gelişimini dumura uğratacak şiddet içerikli onlarca oyundan arkadaşlık adı altında daha gelişim dönemini yaşayan genç beyinlere bohem yaşamı, başıboşluğu, cinselliği öğreten yüzlerce siteye yelken açılan bir deniz internet.
Bir yanda çocuğu bekleyen yığınla ödev diğer yanda televizyon ve internet. Öyle ki anne-babasından daha yoğun bir koşuşturmamanın, daha yorucu bir günlük programın vazgeçilmez aktörleri konumunda çocuklar.
Varla yok arası çocuk
Ben onlara ‘depresif çocuklar’, ‘hırçın çocuklar’ ya da ‘hiperaktif çocuklar’ demiyorum. Onlar; ‘evde yok çocuklar’ oldu. Hani nerdeyse anneler evde sekreter gibi, arayanlara; çocuğum şu anda ders çalışıyor, çocuğum şu anda kursta ya da özel derste demek için varlar. Yani ‘evde yok’ artık onlar, onlar ağır bir sorumluluğun altındalar artık; oyun oynamak, gezmek, hatta gülmek yasak büyüyene kadar. Küçükken oyun oynamayan, gezmeyen, gülmeyen insanlardan caniler, zorbalar, tacizciler, hırsızlar, hortumcular, evrimciler, ikiyüzlüler, hırslılar, paragözler, benciller, katiller, acımasızlar, hedonistle, bohemler, nihilistler çıkartıyoruz anlayacağınız.
Sözüm kime? Alt gelir gurubunda böylesi bir problemin yaşanma olasılığı düşük; genelde orta, orta üst ve üst gelir grubu kişilerin daha sıklıkla yaşadığı sorunlardır bunlar.
Bir orta yol bulunmalı; çocuğun gelişimini ayrılmaz bir parçası olan oyun oynama kültürü yeniden canlandırılmalı. Sosyalleşmeyi sağlayan, kaynaşmayı, yardımlaşmayı, birlik olmayı öğreten oyunlara geri dönmeliyiz. Belki bugüne uyarlamakla olur bu iş…
Yarının ulu ağaçları olup şu yaşadığımız ‘küresel köye’ kök salacak çocuklarımızla ilgilenmeyi; özel derse, kursa, okula göndermekle sınırlı görüyorsak o ağaç yaralı büyür, hatta büyümez, kökü toprağın bağrında çürür.
Derslerinde başarılı çocukları görünce ürküyorum onun için, korkuyorum. Bu da ‘evde yok’ çocuklardan birisi mi acaba, diyorum kendi kendime. Ve çoğunlukla ‘yanılmadığımı’ görünce umudum iyice tükeniyor.
Yılmaz Yılmaz hayıflandı da yazdı















