Çok Okunanlar
Son Yorumlananlar
NASA Yeni Gezegenler Keşfetti
Namaz Vakitleri
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
ÇOCUĞA KÖTÜLÜK: ŞEHİR!
Çocuğun kaç zindanı var?
Eskiden, imkânsızlıklar yüzünden çocukluklarımızı yaşayamadığımızı düşünürdük.. Ya şimdiki çocuklarımız?
09 Mart 2010 Salı 09:33

Değiştik hâsılı

İstop oyunu
İp atlama
Teneke futbol
Yakalamaç
Saklambaç
Dönme dolap
Mahalle maçı
Hırsız - polis
Misket
Olmazsa olmaz: Yakartop
tebeşir boyama: her yere

Resimleri büyütmek için üzerini tıklayın.

Bizim çocukluğumuz başkaydı, diyerek eskiye taş atmak niyetinde değilim. Herkesin çocukluğu kendine özel ve kendine güzeldir. 

Gün dönüyor, devran değişiyor; tutup da topaç/fırıldak çevirmenin güzelliğinden, gazoz kapaklarını  taşla düzleştirerek oynadığımız tapalardan, eskiden onlarca kibrit markası olduğu için icat edilen kibrit kâğıtlarından, her yerde farklı bir isim alan bilye, cicoz ya da gülleden, çelik-çomaktan, sek sekten, yakar toptan, saklambaçtan, yerden yüksekten, taş sektirmekten, kutu kutu penseden, çizgiden söz etmenin bir âlemi yok. Benim aklıma ilk elden gelen bu oyunlara daha onlarcası eklenebilir.

Oyunlar varken

Eskinin zevki miydi yoksa zorunluluğu mu bilmem ama hepsi geride kaldı işte.

Çocukluğunu az ya da çok yaşamış olan herkes için bu oyunların bir anlamı vardı şüphesiz. Oyun çağından okul çağına geçişin öyle sert bir virajla değil de yumuşak bir dönüşle yapıldığı dönemlerdi. Oyunla başlayan çocukluk okulla bitmiyor, aksine okulla devam ediyor ve okulun beslemesiyle daha da büyüyordu.  

Mesela okullarda sadece beden dersinde yüzünü gördüğümüz meşin yuvarlak ya da onun benzeri olan plastik yuvarlak yerine çam kozalağı ya da kirli kâğıtların tortop edilip iyice sıkıştırıldığı uyduruk toplar peşinde koşmakla geçen teneffüsler…

Çocukluk biraz da oyun/şenlik demektir vesselam. 

Şimdinin çocuklarına ne büyük kötülükler ediyoruz, farkında mıyız hiç? Apartman dairelerinde, salonlarda, dershanelerde, duvarlar arasında yok ediyoruz onların çocukluklarını. Çözüm üretebilmekten de aciziz çoğunlukla.

Ebeveynlere kızgınım. Çocuklarını elden gelse üç yaşında liselere hazırlık kurslarına, özel derslere vererek ‘başarılı’ kılmaya çalışan şu günümüz anne-babalarına sözüm… Kendim de bu çarka mahkûm olacağım belki bir çocuğum olduğunda. Ama ama ama, bu haksızlık!!! Çocuklarımız buna mahkûm edilmemeli!

Çocuklar ‘çocuk’ olsun saksıda çiçek değil

Tamam, günümüz eğitim sistemi çocukları ders çalışmaya daha bir zorunlu kılıyor, anlıyorum. Ya anne-babalar? 

Onlar sistemden daha ezici, daha baskıcı, daha despot… Sabah akşam masa başında, kitap önünde ders çalışarak görmek istedikleri çocuklarını başarılı olmaya mecbur kılıyorlar akılları sıra. Hâlbuki çocukların yaşamak istediği, yapmak istediği o kadar farklı şeyler var ki!  

Çocukların çocuk olmayı öğrenmelerini istiyorlar. Onlar için çocuk demek kurulmuş bir bebek demek galiba. Ders çalış, diyince çalışan; hadi yemeğini bitir, diyince bitiren; hadi artık yat, diyince yatan minik robotlar istiyorlar evlerinde.

Bu sözlerimden şu çıkmasın: Düzene, anne-babaya karşı çıkan anarşist ruhlu çocuklar mı istiyorsunuz? 

Tehlike bilgisayarda mı?

Tabiî ki hayır; ancak terbiye sisteminin bu denli yamulduğu ya da yamuklaştırıldığı ortadaysa eğer birilerinin çıkıp ‘kral çıplak’ demesinden daha doğal ne vardır ki?

Bir de çocuğun eğitimine yardımcı  olsun diye şimdilerde hemen ‘her eve lazım’ sınıfına dâhil edilen bilgisayarlar var. Kontrolün olmadığı, nasılsa ders için kullanıyor zihniyetiyle odasında bilgisayarıyla bir başına bırakılın çocuk, ister istemez eğitim için alınan bilgisayarı –hele bir de varsa interneti, farklı amaçlar için kullanıyor. Çocuğun ahlaki gelişimini dumura uğratacak şiddet içerikli onlarca oyundan arkadaşlık adı altında daha gelişim dönemini yaşayan genç beyinlere bohem yaşamı, başıboşluğu, cinselliği öğreten yüzlerce siteye yelken açılan bir deniz internet.  

Bir yanda çocuğu bekleyen yığınla ödev diğer yanda televizyon ve internet. Öyle ki anne-babasından daha yoğun bir koşuşturmamanın, daha yorucu bir günlük programın vazgeçilmez aktörleri konumunda çocuklar.  

Varla yok arası  çocuk

Ben onlara ‘depresif çocuklar’,  ‘hırçın çocuklar’ ya da ‘hiperaktif çocuklar’ demiyorum. Onlar; ‘evde yok çocuklar’ oldu. Hani nerdeyse anneler evde sekreter gibi, arayanlara; çocuğum şu anda ders çalışıyor, çocuğum şu anda kursta ya da özel derste demek için varlar. Yani ‘evde yok’ artık onlar, onlar ağır bir sorumluluğun altındalar artık; oyun oynamak, gezmek, hatta gülmek yasak büyüyene kadar. Küçükken oyun oynamayan, gezmeyen, gülmeyen insanlardan caniler, zorbalar, tacizciler, hırsızlar, hortumcular, evrimciler, ikiyüzlüler, hırslılar, paragözler, benciller, katiller, acımasızlar, hedonistle, bohemler, nihilistler çıkartıyoruz anlayacağınız.  

Sözüm kime? Alt gelir gurubunda böylesi bir problemin yaşanma olasılığı düşük; genelde orta, orta üst ve üst gelir grubu kişilerin daha sıklıkla yaşadığı sorunlardır bunlar.

Bir orta yol bulunmalı; çocuğun gelişimini ayrılmaz bir parçası olan oyun oynama kültürü  yeniden canlandırılmalı. Sosyalleşmeyi sağlayan, kaynaşmayı, yardımlaşmayı, birlik olmayı öğreten oyunlara geri dönmeliyiz. Belki bugüne uyarlamakla olur bu iş…

Yarının ulu ağaçları olup şu yaşadığımız ‘küresel köye’ kök salacak çocuklarımızla ilgilenmeyi; özel derse, kursa, okula göndermekle sınırlı  görüyorsak o ağaç yaralı büyür, hatta büyümez, kökü toprağın bağrında çürür.  

Derslerinde başarılı çocukları görünce ürküyorum onun için, korkuyorum. Bu da ‘evde yok’ çocuklardan birisi mi acaba, diyorum kendi kendime. Ve çoğunlukla ‘yanılmadığımı’ görünce umudum iyice tükeniyor. 
 
 

Yılmaz Yılmaz hayıflandı da yazdı

YORUMLAR
haklısınız
m. üftade
Böyle oyundan mahrum bırakılan çocukları görüyoruz ve hayıflanıyoruz. Ben bunları bana gelen çocuklara okutacağım. Selamlar.
13 Mart 2010 Cumartesi 22:47
çocuklar
Esra Bülbül
üstadım çok haklısınız, bazen zamane çocukları deyip kenara ittiğimiz çocuklar; kendi dünyalarında derslerle notlarla boğuşurken bizler hala onlardan sbs lerden yüksek notlar beklemekteyiz, anne-babalar bazen çıldırmış olmalı diye düşünüyorum. nitekim rekabet artık ebeveynler arsında zuhur etmekte ki çocuklar "evde olmuyor" . oysa biz onların zamanında mahalle arkadaşlarıyla evcilikler oynayarak büyürdük... evde kapamadığımız bir çok erdemi dostlardan öğrenirdik..
09 Mart 2010 Salı 23:53
sorun
metinkaya
söylenelere herkes biliyor ama. dillerine düşüremiyorlar.(dilinize sağlık).peki bu halle neye hizmet ediyorlar.cocuklarını değil kendilerini korumuyorlar mı ?
09 Mart 2010 Salı 19:01

dunyabizim.com on Facebook