Çok Okunanlar
Son Yorumlananlar
NASA Yeni Gezegenler Keşfetti
Namaz Vakitleri
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
ÇANAKKALE'NİN KARA'SI!
Karabiga filmini izlediniz mi?
Karabiga, Gittik, gördük, gezdik, geldik. Görmeyenler görmüş olsun, duymayanlar duysun istedik.. Taha Bilen'in kaleminden..
08 Şubat 2010 Pazartesi 16:01

Karabiga diye bir film

Çağımızın muzır çocuğu kapitalizm, devamlı olarak “evimizde” halının üstünde lego oynamayı sürdürüyor ve üst üste birleştirdiği kutucukların içine kravatlı adamları dolduruyor… Bir süre sonra o adamların orada canı sıkılıyor,  sinemaya, tiyatroya gidiyorlar sıkıntıları geçmiyor, akşam yemeğe çıkıyorlar, evlerinin koltuklarını değiştiriyorlar, masalarına çiçek koyuyorlar, pikniğe gidiyorlar, halı sahaya gidiyorlar, olmuyor, olmuyor, olmuyor!.. Sonra çoğu şunu diyor: “Ah, şöyle bir küçük sahil kasabasına gitsek birkaç aylığına…”

Bir asrın beşte birine tekabül eden ömrümün hatırı sayılır yada sayılmaz kısmı böyle bir kasabada geçti: Karabiga’da… Önümde iki seçenek vardı: Ya “yaşadığım yer kadar” olacaktım, yahut kendime yeni bir dünya kuracaktım. Ve işte bu –bir filmin ilk cümlesi- gibi olan sözden sonra benim hangisini seçtiğimi tahmin edebilirsiniz; tabi ki ikincisini…

Yeşile giden yol

Karabiga; bir yanı kocaman Biga Ovasına açılan mevki, diğer yanı Çartepe, bir diğer yanı deniz… Kış aylarında dört bin’e yakın bir nüfus; çoğu balıkçılık, çiftçilik ve esnaflıkla geçinen insanlar, kısmen de, küçük bir zümre olarak memurlar… Yaz aylarında nüfus yedi bin kadar olmakla beraber yine de sakin bir sahil kasabası… Senenin en yoğun sosyal faaliyeti Kabotaj Bayramı ve ertesi gece verilen konser… İki günlük bir büyü; sonrasında yine 363 günlük bir sessizlik… Nuri Bilge filmleri gibi, bir yanı mayıs sıkıntısı, bir yanı uzak… Velhasıl hep de uzak olmuştur burası… Çünkü buradan öte yol yoktur… Sonrası deniz; bunun için “gelişmemiştir” kentli modernlere göre…

Henüz Anna yoktu, “dünyanın bütün sabahları” da bizimdi… Küçüktük; sabah namazlarına gider, ensemize ihtiyarların sıcak elleri ve duaları dokunurdu. Sonra güneş doğarken, dalgakıranların ucuna gider, güneşin doğuşunu izlerdik… Çarşıdaki kahvehanelerden bize bakıp endişelenirler; babalarımıza söylerlerdi: “yahu bu çocuklar her sabah yarım saat havaya bakıyorlar, cinlendi mi ne etti bunlar?”… Güneş doğunca ve biz “sıkılınca” yavaş yavaş evin yolunu tutardık. Ben, kayaların bitimine geldiğim andan itibaren ellerimi arkaya bağlayıp, “bir bilen” tavrında “vaatlerimi” sıralardım…

Yazları unutulmuş bir film gibidir burası

Yaz aylarında Karabiga, film makarasında unutulmuş nefis bir Yeşilçam filmidir. İçkili birkaç mekanın dışında, denize nazır iki büyük çay bahçesi vardır… Biri, “Kordon Aile Çay bahçesi” diğeri, nam-ı diğer “Eski Park”… Eğer birgün Karabiga’ya yolunuz düşerse, “aile” iseniz Kordon Çay Bahçesine, yalnız veya arkadaşlarınızla iseniz “Eski Park’a” gitmeyi tercih edin. Tecrübeyle sabittir ki; aile değilseniz bir garson sizi gelip, bahçenin en ücra köşesine yollandırabilir, ee sizde “aile var” düsturuyla ayıp olmasın diye aynen devam eder, kaderinize razı olursunuz…

Karabiga; ancak ikiye kadar sayabilen bir çocuk gibidir… Her şey ya bir tanedir, ya iki… Seramik yüklenilen gemi, haftanın yarısında limandadır ve limanda gemi sayısı hep birdir.  Çarşı’nın delisi bir tanedir, iskele bir tanedir, plaj bir tane… Söğütlüyalı ve Kocakum koyları, yine bu ikili, küçük bir yol zahmetinden sonra sizi önce “denizin ve kumun yaratılmasındaki hikmetler’e” daldırır, sonra ise tuzlu suya...

Karabiga’da balık yemek, Allah’ı hatırlatan bir şeydir… Saat gece yarısına yakındır, çay bahçesinden güzel muhabbetler edip çıkmışsınızdır, limanın yanında, balıkçı barınağının hemen dibinde, sekiz on kadar iskemle ve masa görürsünüz… Canınız çeker; bir ızgara kaparsınız hemen satıcıdan, ama balık yoktur… Size, az sonra gelecek tekneden gidip almanız söylenir. İskeleye gidersiniz, nitekim tekne yaklaşmaktadır ve az sonra iskeleye yanaşır… Üzerlerine su dökülen ve hala canlı canlı oynaşan pırıl pırıl pullarıyla taptaze balıklar… Hemen bir kasanın içinden poşet çıkarılır ve bir tartı koyulur. Ağzının tadını ve vaktinin hesabını iyi bilenler toplanmıştır; kasaba delikanlısı üç genç oradadır, emekli öğretmen Veli bey oradadır, emekli yazlıkçılar ve aileleri oradadır… Az sonra her yer ızgara-balık kokacak, çarşının semirmiş kedileri kılçık derdine düşüvereceklerdir…

Bütün filmlerin eksik sahnesi Kaleburnu ve ucundaki deniz feneridir… Denizin içine doğru giden geniş bir yol. Musa’nın yolu gibi… Ucunda deniz feneri… Karşıda Avşa ve Ekinlik adası… Aşağıda görmeniz muhtemel yunuslar… Bir yaz sabahı, bir buçuk km yürümeyi göze alıp kaleburnuna gitmek ve oradan denize, adalara, kayalara, yunuslara, Karabiga’ya bakmak kadar güzel bir rüyayı uyanık görmek lazımdır…

Karabiga’da mülk satışı için bir reklam yapılsa herhalde tanıtım cümleleri şöyle olurdu: “Şairler, yazarlar! İlhamınız mı kesildi? Uzun zamandır, şiir, yazı yazamıyor musunuz? Çok mu sıkıntınız var? Dert etmeyin! Bir telefon ile sizi deniz, kum, güneş, doğa ve sessizlik ile buluşturacağız, gelin, ayrıntıları konuşalım! 0 212….”

Allah bizi bir Amerikalı’nın zeka seviyesine, çok uluslu şirketlerin ağına, reklam tabelalarının ve bankaların eline düşürmesin.

Velhasıl; elini fondotende, eşarbının iğnesinde, bilgisayarın tuşunda, mağaza vitrininde, sigara paketinde, dekorasyon dergisinde unutmuş kadınlar; elini deri cüzdanında, kredi kartında, ayakkabı çekeceğinde, direksiyon simidinde, kapı zilinde, asansör düğmesinde unutmuş adamlar; yoktular… Geldim gördüm, hala yoklar; Karabiga’da…

Foto galeriye göz atmak için tıklayın

 

Taha Bilen memleketini anlattı

YORUMLAR
karabiga
melek acar.
mükemmel bir yer gelmeyi çok isterim.taha kardeş çok güzel anlatmış memeleketini tebirik ediyorum ve bizimle paylaştığı için tşk. allah razı olsun.inş. birgün yolumuz düşer oralara:)
17 Şubat 2010 Çarşamba 15:17
Karabigaya Davet
Orhan DEMİRAL
Değerli kardeşlerimiz Karabiga'ya gitmek isterlerse konaklamayla ilgili ihtiyaçlarını ben hallederim. Karabiga'da kendilerine evsahipliği yapacak dostlarımızı da ayarlamak üstümüze borçtur.
10 Şubat 2010 Çarşamba 16:08
davet
abdullah kibritçi
taha süren, dunyabizim ekibini, karabiga'ya götürsün, balık yedirsin, gezdirsin. konaklama meselesini hallederiz, çadır bile olabilir, ya da 'o' kulübe... güneş doğarken sandal keyfi, gece ateş...
09 Şubat 2010 Salı 23:49

dunyabizim.com on Facebook