
Sizin hiç meczup dostunuz oldu mu? Benim birçok dostum oldu; akılla arası iyi olmayan, halleri dilleri olmuş mecnunlara benzerler… Şehrin ruhudur mecnunlar.
Biz, olanca gayretimizle günü yakalamaya, parayı, itibarı, şöhreti, kavgayı, sevmeyi, akıl oyunlarını, kısa ve uzun vadeli hesapları yakalamaya çıkarken bir meczup tutar şehrin üzerine bir kahkaha bırakır: Yalandır yaşadığınız yalan! diye.
Tarkan Başer’in bir şiiri vardır; Bir Melek Neresinden Öpülür? adlı. Ben de Tarkan’dan mülhem söylüyorum: Bir deli neresinden öpülür? Bütün meczuplar gözlerinden gözlerinden öpülür, diyorum Tuncay’ın yüzü gözümün önüne geldikçe. İnsanda gam, keder bırakmayan dostlar vardır hani… Onların yüzlerini görmemiz, iki kelamlarını dinlememiz, tam bir dost haliyle sarılmamız bizi dertlerimizden sıyırıp alır ya; Tuncay, işte tam da o aranan dosttur .
Aşk deli eder; çöllere düşürür.
Dert deli eder; dillere düşürür. Dilimizi yerlere düşürür.
Akıl deli eder; tek hece kalmaz dilimizde, mantığa, yasalara, ilişkilere dair.
Gün gelir gücünün yetmediği deli eder insanı. Önce dişini sıkarsın, sonra aklını. Taşı sıksa suyunu çıkaracak nice yiğit haksızlık karşısında karınca olduğunda deli olur!
Kimi doğuştan mecnundur, kimi yalan dünyayı gördükten sonra dellenir.
Tuncay ne zaman mecnun oldu? Bilmiyoruz. Ona dair bildiğimiz; kötü davranana mislince ses verdiği; iyilik yapana ise dünyanın en güzel hediyesi olan gülüşünü bağışlaması. Kırşehir’de onu tanımayan yok neredeyse. Terme Caddesinde gezerken karşılaşabilirsiniz mesela. Ya da liseli delikanlılar koluna girmişler onu maça götürmektedirler; biraz gülsün, biraz güldürsün, biraz coşku versin sahici cinsinden diye…
Ya da, eski bir alışkanlıkla eline bir taş parçası alıp yemeye durduğunda bir esnaf görmüştür ve içi sızlayarak kolundan tutup dükkanına getirmiş lokantadan ısmarladığı fasulye pilavı yemektedir gözleri ışılayarak.
Tuncay, gülmeyi unutanlar için Allahın bir lütfudur
Tuncay, kahır damının bacası yoktur, diyen Arapların sözünü hem hatırlatan hem de dürüp büküp Kılıçözü çayına atan adamdır.
Tuncay, denildi mi içimden ulu kayalar kopup garipliğe, dertlerin denizine, Neşet Ertaş bozlaklarına yuvarlanır. Zira, hesapları olan insanlarız bizler. Bir çatı altında uyumanın rahatlığını biliriz. Sıcak ekmeğin kokusunu, tenin ve nefsimizin ihtiyaçlarının kırbaç gibi canımızı dövmesini… Bir mecnun uyuyacağı yeri, yiyeceği yemeği, gideceği yolu düşünmez. Bu, belki de iyidir, diye düşünürüz. Oysa, mecnunlar yolda kalırlar. Aç kalırlar. Gidemedikleri evlerin içine acı ile kederi bırakırlar. Tek sahipleri Allah’tır diyerek teselli ederiz kendimizi. Sonra, Tuncay gibi mecnunlara kim tokat atmışsa onlara diş bileriz, zamanında hesabını sormamamızın acısıyla dişimizi etimize geçiririz…
Tuncay Obama’ya karşı!
Meczupların evliyalar gibi ağırlandığı bir şehirde doğdum. Meczupların psikopatlarla aynı ırktan olmadığını Tuncay’ın insanın içinde nehirler çağlatan gülüşünü duyduğumda bir kere daha idrak ettim. Oyun oynamayı seven ademoğulları ve adem kızlarına inat, aklını bir dereye fırlatmış, kelimelerini bir kör kuyuya fısıldamış, bir gülüşü ve bir mazlum duruşundan gayrı dünyalık nefesi kalmamış bir adem Tuncay.
Kırşehirli gençler onu yakışıklı aktörlere, güçlü kuvvetli başkanlara benzetiyor; hayranı ve hürmeti bol Neşet Usta’ya yaren kılıyorlar. Öyle ki, Tuncay için Facebook’te azımsanmayacak hayranı olan bir sayfa bile kurmuşlar. Belki birçok kişi o sayfaya gülmek için giriyor. Olabilir. Öyle ya, en güzel gülüşlü meczubumuza, Kırşehir’in gülüne bakıp gülmemek elde değil… Ve gülenler alay etmek için değil, sanki ev halkından birini görmüş gibi sevinerek gülüyorlar. Oysa ben, daha derin kederlere, daha yakıcı hüzünlere yol almak için giriyorum Tuncay’ın kırık dişleriyle Obama’ya benzetildiği resimlere bakarken.
Bana öyle geliyor ki Tuncay hakikate ermiş güzel insanlardan. ‘Bir dost bir post’ hikmetince üzerindeki elbisesinden başka malı, Allah’ından başka dostu yok! Öyle ya, bizler ne kadar seversek sevelim onun “hareketlerini”, yolda kaldığında, evine gidemediğinde, aç- açık kaldığında haberimiz olmayacak. Haberi olan Rabbimiz ise bizlerin önüne Tuncay’ı gönderip “yalandır yaşadığınız yalan” diyor adeta.
Meczuplarını öldüren şehirlerden öç almak zamanı…
Tuncay, Neşet Ertaş türkülerinin tüm yüz hatlarına sahip tek kahraman. Yüzünde acı, sevinç, hayret, mutluluk, keder, hasret… dedim ya insanlık hallerine dair ne ararsanız var; bizim maskeli yaşamlarımıza inat. “Vade tekmil olup ömrün dolmadan” Tuncay’la ya da Tuncay tıynetinde bir gönül adamıyla çay içmediysen dünyanın aklı sende olsa kaç yazar ey yazıcı!
İsmet Özel’in Esenlik Bildirisi’ndeki “Bir şehrin urgan satılan çarşıları kenevir / Kandil geceleri bir şehrin buhur kokmuyorsa ...” dizeleri düşüyor aklıma, Tuncay Uzun Çarşı’da yürürken elinde poşetlerle… Eğer Tuncay benden önce ölürse “O şehirden öç alma vakti gelmiştir!”
Zeki Bulduk, nefsine ‘aklım var diye övünme’ telkiniyle yazdı
Baki selam.ni
olmaz ki ama bir de meczup demişsin
pek melek gibi de değil hani dayağını yedim ufakça..





