Bir Entelektüel Tedirgin: Cemil Meriç üst başlığıyla yayınlanan dergide üslubundan, edebiyat zevkine, kültür yorumlarından, eleştirmenliğine, fevriliğinden dine bakışına dair Meriç hakkında önemli yazılar bulunuyor.
Cemil Meriç'ten bahsederken, en yalın, katıksız, insan yanından tutup söylemeli diye tahayyül ediyorum hep, üslûbundaki heyecanın, fevriliğin, hesapsızlığın da verdiği güvenle.
Türkiye'nin Ruhu: Cemil Meriç belgeselindeki şu sahne mesela, odadaki ampulün kablosu kısa ve yeterli aydınlık sağlamamakta, kabloyu uzatmaya da güç yetiremeyen Meriç, çareyi masanın üzerine yerleştirdiği saldalyeye oturup kitap okumakta buluyor.
Boş yere değil bu tedirginlik!
Hece'nin Bir Entelektüel Tedirgin: Cemil Meriç sayısını okumaya başlarken aklım bu sahnedeydi ve hemen Celâl Fedai'nin yazısını açtım, başlığı yeterince uygundu kafamdakilere:
'Baş, Kitaba Boş Yere Eğilmiş Olmayacak'. Cemil Meriç ve Walter Benjamin'in başlarını önlerindeki sayfalara eğmiş birer fotoğrafı üzerinden kurguladığı yazısında Fedai, doğru yere eğilen başların göstergelerini incelerken şöyle diyor:
''Meriç, büyük boy bir kitaba (muhtemelen bir ansiklopedi) açık alnını, zaten hep içiyle gören bedeninin gözleriymiş gibi eğmiş; içinde yaşayan akrep yazgısından intiharı sık sık düşünse de yüklendiği sorumluluklardan ötürü ölümün efendisi Azrail hazretlerine canını bırakmaya boyun eğişin melankolisi içinde belki de; o da eline kendini bırakan kitabı uçlarından kavramış.'' ve yazının sonlarında ekliyor, ''yanlış yere eğilen baş esaretten bıkmaz çünkü.''
I. bölüm olan 'Hayatı, Kişiliği, Düşüncesi' bölümünde üç yazı Cemil Meriç'in genel anlamda Türkiye'deki siyasî gruplarla, özel olarak da milliyetçi/muhafazakâr kitlelerle olan temasları üzerine odaklanıyor.
Akif Emre, 'Öteki Seyyare Ne Yana Düşer?' yazısında ''Yerli olanı ihya etmek, batılılaşma adına gelenekte açılan yaralara işaret ederken muhafazakâr-sağın ruhunu okşadı, ilgilerine hitap etti. Bu nedenle sağ çevrelerde yoğun bir Cemil Meriç ilgisinin olması normaldi. Bu anlamda muhafazakâr sağ kesimin Osmanlı nostaljisinden dolayı Cemil Meriç'e gösterdiği ilgi entelektüel anlamdan yoksundur.
Sağlı sollu takdir eksikliği
Kendisini sağın anlamadığını düşünür ama sol da ona iltifat etmemektedir.'' cümleleriyle bu ilişkiyi yorumlarken, Ekrem Özdemir 'Cemil Meriç Lâneti' yazısında ''[D]üşüncesiyle sağcı yaşantısıyla solcu üstadın ruhundaki zehir, bir gencin yüreğine bir kez bulaştığında onu hayat boyu etmez.'' dedikten sonra, bu insanların Meriç'in havariliğini yaptığını ve ''Bir zamanlar radikal biçimde savundukları fikirleri bugün terketmiş ve yaşadığı dönüşümden memnun olan bu havarilerin bir gün daha iyisini bulduklarında Cemil Meriç'i terk etmeyeceklerini kim söyleyebilir?'' sorusunu sorarak aynı yere işaret etmekte.
Tanıl Bora ise bunların üzerine şu tepitini yerleştiriyor, daha geniş bir perspektiften Cemil Meriç'in git-gellerini yorumladığı 'Cemil Meriç: Tutarsızlığın Verimi' başlıklı yazısında: ''En geç Yahya Kemal'den beri Türkiye'de muhafazakârlar, muhafazakâr boyuttan yoksun milliyetçiliğin ülkeye/millete-halka/tarihe gösterdiği ilgiyi aşırı-politikleşmiş, 'kâfi' romantizmden uzak, kitabî, sentetik bulmuşlardı. Meriç, bu rahatsızlığı ifade etme ve giderme arayışına yeni bir ivme vermiştir.''
Zevk-i selim sahibi
'Edebiyat ve Kültür' bölümünde ise ilk olarak Şaban Sağlık'ın 'Cemil Meriç Düşüncesinin Anahtar Kavramları' yazısı göze çarpıyor. Medeniyet, kültür ve insanlar başlıkları altında sıralanan liberalizm, Avrupa, rejim, tercüme, hiciv, üslup, sınıf gibi kavramlar Meriç'in eserlerinden örneklerle temellendirilmiş. Hilmi Uçan 'Fransız Edebiyatı ve Cemil Meriç', Bekir Şakir Konyalı 'Cemil Meriç'in Mihenk Taşı: Balzac' yazılarında Fransız edebiyatı ile özelde de Balzac'la münasebetini ele alıyorlar Meriç'in. İdris Ekinci ise tercümelerinden de hareketle yazarın Batı düşüncesiyle diyalogunu konu ediniyor yazısına.
Gürsel Aytaç Cemil Meriç'in karşılaştırmalı edebiyat başlığının altına giren değerlendirmelerini toparladığı yazısının ardından, Hayriye Ünal'ın Cemil Meriç'i ''gizli bir eleştirmen'' diye belirtmekle başladığı 'Zevk-i Selim Sahibi ve Coşkun Bir Eleştirmen: Cemil Meriç' başlıklı yazısına da değinmeliyim. Mehmed Âkif'in 'İntikad' adlı makalesinde belirttiği eleştiride 'zevk-i selim sahibi olma' düsturuna gönderme yaparak, hem sahte parayı gerçeğinden ayırmak demek olan intikad'ın hem de zevk-i selim sahibi olma'nın eleştirmen kimliği söz konusu olduğunda Cemil Meriç'e uygun düşen sıfatlar olduğunu belirtiyor.
Hareket meseleye, kişiye değil
Yazarlar ve eserleri hakkındaki eleştirilerine değindikten sonra ''Meriç'in pervasızlığından öğrenilmesi gereken çok şey vardır. Çok sert bulunabilecek yargılarında bile meselenin kişisel olmayışı, kesinlikle buna tevessül etmemesi, mevzu daima en sıcak en hararetli konumda iken bile bir edebiyat olgusu olarak değerlendirme becerisi göz kamaştırmaktadır. Meriç'in kendi dil, edebiyat zevkini öne sürdüğünde bile açıklamalarındaki vüs'at, meselenin daima bir edebiyat olgusu olduğunun kanıtıdır.'' yargısını dillendiren Ünal'ın hem bu satırları hem de Âkif'ten aktardığı not dikkate değer.
''Ben araftan ileri geçemedim.''
''Birinin hayali bir başkasını bu denli ancak yakalayabilir ve birini ancak bu şekilde kendine ram edebilir'' cümlesiyle özetliyor Mustafa Karaosmanoğlu, Bu Ülke kitabının okuru üzerindeki tesirini ve yazısında Bu Ülke'yi okurken aldığın notlardan mürekkep bir bütün oluşturuyor. 'Eserlerinin Bakışaçısı' bölümünün devamında Cemil Meriç'in Bir Dünyanın Eşiğinde'sini Mehmet Aydın, Saint Simon: İlk Sosyolog, İlk Sosyalist'i Mehmet Ali Aydemir, Kültürden İrfana'yı İshak Yetiş, Kırk Ambar'ı konu-yöntem-üslup açısından Selim Somuncu ve Mağaradakiler'i Abdurrahim Karadeniz'in değerlendirmelerinden okuyoruz.
Asım Öz'ün 'Bir Birikimin ve Konumlanışın Denemelerinde Görme Biçimleri', Hüseyin Tuncer'in 'Nemesis’e İnat Körlüğün Nârını İlmin Işığına Çeviren Adamın Aforizmaları' ve Köksal Alver'in 'Cemil Meriç’in Sosyoloji Tasavvuru' yazıları da bu bölümde yer alan eserlerden. Nazan Bekiroğlu ise 'Jurnallerdeki Trajik Kimlik ve Ruh Hali' adını verdiği yazısında harikulâde bir şekilde anlatırken 'harikulâde!' diyerek bitiriyor yazısını Jurnal I'den şu alıntıyı yaparak: ''Ben araftan ileri geçemedim. Geçemem de artık. Ama sana cennetin haritasını veriyorum. Unutma ki biraz da seni taşıdığım için dizlerimin dermanı kesildi. Bu bir şikâyet değil bir ikaz. Nerelerden geçtik bilemezsin.''
En fazla tez çalışması Ankara İlahiyat'ta
Derginin sonundaki, Yusuf Turan Günaydın ve İsmail Çakmak'ın Cemil Meriç Bibliyografyası'ndan başlamak istiyorum, zira ilginç bilgiler barındırıyor. Cemil Meriç hakkında yazılmış toplam yirmi adet telif eser bulunuyor ve bunlardan on iki adedi 2000 yılı ve sonrasında yayınlanmış. Aynı zaman dağılımı Cemil Meriç düşüncesi üzerine hazırlanan tezlerde de geçerli. Hakkında yirmi dört tez çalışması var yazarın ve bunlardan on dört adedi 2000 ve sonrasında yapılmış.
En fazla tez hazırlanan fakülte ise yedi çalışma ile Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi. Bu bilgilerden hareketle Cemil Meriç düşüncesi üzerine yokluğundan şikayet edilen entellektüel ilginin 2000 yılı ve sonrasında kısmen de olsa arttığını söyleyebiliriz. Özel sayılarında daima bir soruşturmaya da yer veren Hece'nin bu sayısındaki soruşturmaya katılan Hüseyin Atlansoy'un Cemil Meriç yorumuyla bitirelim: ''Çevirilerinin bir kısmını okudum, teliflerinin de çoğunu. En müthiş eseri, Ümit Meriç hanımefendidir.''
M. Fatih Kutan dergiyi sıklıkla heceledi
dergiye abone iseniz zaten özel sayılar için ekstra bir ücret talep edilmiyor. yani 10 lirya geliyor. ikincisi; yurtdışı kitap satışarı konusunda bilginiz yok galiba kitaplar ortalama 8-22 dolar arası satılıyor avro bazında 5-18 avro ortlama var. kitap kıymetli bir meta yani orda. aynı hacimde başka kitaplar da ortalama o fiyata gidiyor türkiyede.
aslında mesele bu değildi ya neyse... emek verilmiş, kalıcı bir özel sayı..



