Çok Okunanlar
Son Yorumlananlar
NASA Yeni Gezegenler Keşfetti
Namaz Vakitleri
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
HAYRİYE ÜNAL'A SORDUK!
"Babamın kitabı çoktu!"
Hayriye Ünal ilk çıkışıyla dikkatleri üzerine toplayan bir şairimiz. Ünal ile yazı serüvenini konuştuk.
08 Mayıs 2009 Cuma 10:00

Hayriye Ünal değerli bir şairimizdir. Ben şair diyorum belki bazıları şaire diyorlardır. Şiirleri yayınlandığından bu yana ilgimi çekmiştir. “Âdemin Kızlarından Biri”dir. Şiir vadisinde sağlam bir yeri vardır. İyi şair Hayriye Ünal beni kırmadı ve sorularımı cevapladı. Teşekkür ederim…  Nurettin Durman 
 

Hayriye Ünal yanıtlar 

 

Yazmaya nasıl ve nerede başladınız? 

 

—Okuma alışkanlığının getirdiği doğal bir sonuç olarak başladı yazmam. Tetikleyen şeye gelince; okulda öğrenci işi entrikalı bazı olaylardan sonra depresif bir halete girmiştim. Yazmaya abandım amansızca. Babamın kitabı çoktu. Kitap tozu yutarak büyüyünce yazmayı hemen benimsiyor insan. Babamın daktilosuna ortak oldum ilkin. Sonra daktilo bana kaldı zaten. Geceleri daktilonun altına fazla ses çıkarmasın diye bir sürü örtüyü katlayarak koyup yazardım.   

 

Kaç yaşında olduğunuzu anımsıyor musunuz? 

 

—Lise 2'de şiir yazmaya başladım. 15 yaşımdaydım. Ciddiye alınacak şiirler miydi şimdi anımsamıyorum; ama bir defteri bir hafta sonu tamamen doldurup edebiyat öğretmenim olan Osman Çeviksoy'a götürmüştüm öylesine. Yanımda da bir kız arkadaş vardı, kıkırdayıp duruyorduk, işin dalgasındaymışız yani aslında. Hani edebiyattan o anlar sadece filan diye düşünüyorsun o yaşta. O da çok iyi bir öğretmendi doğrusu. Hikâye kitapları ve romanı vardır. Kulakları çınlasın. İyi şeyler söyledi belleğim yanıltmıyorsa beni.  

 

Sizi yazmaya veya okumaya teşvik edenler oldu mu? 

 

—Babacığım tarafından okumaya teşvik edildim daima. Annem de aşırı saygılı idi hep bu işlere. Doğrusu annemin koşulsuz desteğini inkâr edemem. Büyüdükten sonrakiler de sayılıyorsa, eşimle tanıştığımda çok gençtim, şiire başlayalı 1–2 yıl filan olmuştu işte. O, şiirlerimi sözcük sözcük eleştirerek beni yerin dibine sokardı. Her seferinde biraz mesafe kaydetmem gerekiyordu. Ben de bunu yapmayı kendime iş edindim. Hiç unutmam bir gün Dergâh dergilerinin ilk sayılarını alıp gelmişti. Dergi takip etmem gerektiğini filan anlattı. Şiirin yazılıp geçilen bir şey olmadığını ilk ondan öğrendim diyebilirim. Yazma konusunda başka bir teşvik hatırlamıyorum. Maddi veya manevi... Ama yanılıp şaşırıp uluorta “şiir yazıyorum” filan dediğimde “ne kazanıyorsun?” diyenlere borçluyum. Kazandığım şeyi düşünürken şiirin kazancın kendisi olduğunu anlamışımdır.

 

İlk yazdığınız yazı-şiir yayınlandığında ne hissettiniz? 

—İlk yazdıklarım yayımlanmadı zaten. Yayımlanan ilk şiirler/yazıları soruyorsanız, sevinirken bir taraftan kendime inancımın doğrulandığını hissetmiştim. Başta öyle oluyor işte ister istemez. Kendin dışında arıyorsun onayı.  

 

Yazma tutkunuzu başından başlayarak anlatır mısınız? 

 

—Tutku, hep varolan, ama keşfedilen bir şey. Bugün dahi yazmakla ilgili farklı bağlarım olduğunu keşfediyorum gün gün. Hedefsiz gerçekleşmiyor, ama hedef olarak koyduğunuz menzil bitince hedef ortada yok. Maksat yolda imiş… Yazmaktaki oluş ve süreç beni cezp ediyor. Küçülmekten ölesiye korkuyorum. Azalmak, yarımlık, ifadesizlik, yaşadığı çağı fark etmemek… bunlara karşı tiksintiye varacak derecede nefret var bende. Unutmaya da. Bunlar yazmanın itici güçleri. Tamamlanayım diye desem olmaz ama o başka. Doğru düzgün yazmanın getirdiği bir şey var: Büyük yazarların başardığı da o: kendine vurulan vurulacak olan damgayı gerisin geri şak diye yapıştırıyorsun o belirsiz kalabalığa. Kişiliksizliğe karşı kişililiği, ahmaklığa karşı aklı, ahlaksıza karşı ahlakı, fıtratı bozulmuşluğa karşı insanî olanı getirmenin en iyi yollarından biri yazmak... Öğrenilmiş bir şey mi, bir tutkunun ifadesi mi bu, emin değilim. Fıtrî bir eğilim de olabilir. Öğrenirken kendimde de buluverdim bunu dersem daha doğru olacak. Yazı veya şiir, ikisi için de geçerli, yazmadığımda kabahatliymişim gibi kötü hissediyorum kendimi. Çok klasik bir yanıt olacak ama, bu benim karşı koyma biçimim, savaşma biçimim. Sevme biçimim de bu üstelik. En sevdiklerim; bana tutkuyla, öfkeyle, hınçla… yazdıranlardır, sevgili esinleyicilerim.  

 

Daha çok ve özellikle çocukluk döneminizi anlatır mısınız? 

 

—Çocukluğumla ilgili anılarım, hep kendimi fark etme ve kendimi kurma üzerine kurulmuş. Belleğimi her zorladığımda aynı anıları yeniden aklıma getirmekle geçmişi sürekli yeniden kurguladığımı fark ediyorum. Anlatmaksa oldukça zor… Her deneyişimde yabancılaşmam gerekiyor.  

1980'de babamın Ankara'ya sürülmesi ile kaderim Ankara oldu. Egeliyiz biz. Ankara Egeliler için fazla 'teklifli' bir yer. Bende en belirleyici olay bu… Kendime hiç yakıştıramadım bu kenti. Ferah, teklifsiz ve kendiyle barışık insanları severim; Ankara'da pek yoktur böyleleri. Ama Ankara 'doğru' bir kenttir. Dürüstlük üstüne bir yaşam kurabilirsiniz burada. Eninde sonunda dürüstlüğü öğretir size. Ankara'dan yetişmiş yazarların çoğuna bakın, özgüvenleri bağırmaz hiç, ama kendilerine saygıları vardır.  

    

Ankara'ya gelir gelmez, annem hastalanmıştı. Güzel ve nazlı annemin boğazına açılmış bir delik yüzünden sesinin uzun süre hiç çıkmamasına çok üzülmüştüm. Ameliyatlar ne kadar ilkelmiş o zaman. Babam ve annemin bir gün öleceklerini düşünüp sık sık üzüldüğümü anımsıyorum. Ama bedbin bir çocuk değildim. Bir polisiye roman yazmaya başlamıştım dördüncü sınıfta. Şiir hiç ilgimi çekmiyordu. Antolojilerdeki siyah-beyaz fotoğraflarda mutsuz görünümlü şairler içimi karartıyordu.  

 

İlk okuduğunuz kitap, şiir, hikâye veya yazı, dergi, gazete? 
 

—İlk okuduğum kitabı hatırlamıyorum. Çocuk dergisi Can Kardeş'e abone etmişti babam. Hayat-Tarih dergilerinin ciltleri vardı, hepsini okudum. Peyami Safa'nın mahlasla yazdığı kitapları hatırlıyorum. Yavuz Bahadıroğlu okurduk ablamla. Gülten Dayıoğlu'nu da çok erken okudum. İlk ciddi okumalara kadar hep öyle ne bulduysam okudum. Orta üçte Suç ve Ceza'yı buldum birinin kitaplığında. Gerisi geldi işte. Romandır tercihim, ama hikâye değil. Dişe dokunur bütün Türk romanlarına ve bütün çevirilere ulaşmaya çabaladım, çabalıyorum hâlâ.

 

Artık yazar olmuştum dediğiniz zamana kadar yazar mısınız? 
 

—Soruyu doğru anladıysam, şunu söyleyebilirim: Bugün de o kadar emin değilim yazar olmaktan. Yazar olmak bir vasıf değil bence. Yazar yazar işte o kadar, yazı yazan kişidir yani. Başında da sonunda da… Yazı da bir çalışma biçimi sadece. Eskiz ve taslaktır üstünde uğraştığımız her şey. Bu anlamda her zaman arzuladığım şeyin gerisindeyim. İlk şiirim 1997 yılında yayımlandı. İlk kitabımsa 2000 yılında. Artık yazarım, şairim demesem de işin ciddiye bindiğini akranlarıma bakarak anladım. Edebiyat dünyasında kalem oynatan akranlarımın arasından ciddiye aldıklarımın hemen hepsi yazdıklarımla bir biçimde ilgiliydi. Olumsuzlamak veya olumlamak adına, malum ikisi de son tahlilde aynı şeydir. Bilirsiniz şiir işlerinde belirleyici olan kitabınızı satın alan herhangi biri değildir, şair-olan-okurdur; çünkü ilk etkilerinizi başka şiirlerde görürsünüz.  

 

1992'de sanırım şiir kitabı almaya başladım. Önemli sayılan bütün şairleri birer birer incelemeye koyuldum. Üstünde durduğum her şairin defterini de kafamda dürdüm aslında. Dönüp dönüp okuduğum şair yok denecek kadar az mesela. Tüketici biriyim galiba; derinlemesine okuduktan sonra önemini koruyan şair olmadığını –ya da az olduğunu diyelim- gördüm. Bu nedenle farklı kitaplardan yararlanmayı tercih ediyorum şiir dünyamı geliştirmeye çalışırken. Birkaç yıldır böyle. Heyecanlanmak da giderek zorlaşıyor, şunu bilince: “En yorgun nehirler bile bir gün denizle birleşirler” (Swinburne) En asi nehirler de bundan kaçamaz, değil mi?  
 
Nurettin Durman sordu!

YORUMLAR
yorum farkı
murat
kendisi ne der bilemem, ama kadın yazar lafına gerek var mı? erkekler içinde de müstesna bir yazar bence. bazı erkeklerden daha erkek söylemesi ayıp :-) baktım bizim ihl sözlükte yok, ekşi sözlükte de feminist demişler. orası beni aşar.
12 Mayıs 2009 Salı 13:30
şaire ve kadın yazarlar
ince işler
ilk cümle için teşekkürler.
yani şu "Hayriye Ünal değerli bir şairimizdir" cümlesi.
11 Mayıs 2009 Pazartesi 14:33
hayriye ünal
vural kaya
iyi şairdir hayriye ünal. bu kadarı yeterli mi bilmiyorum. iyinin de ötesinde. insanlığı, ahbaplığı, dostluğu da öyle.
10 Mayıs 2009 Pazar 21:19