, 23 Kasım 2017
Batı Müslümanların Yaralı Bir Bilinçle Yaşamasını İstiyor

Erol Göka

12138

Batı, Müslümanların Yaralı Bir Bilinçle Yaşamasını İstiyor

Özellikle Müslümanların modernlik karşısındaki yılgınlıkları, Erol Göka'nın, ''Mutedil Müslümanların Günümüzdeki Düşmanları'' kitabında üzerine eğildiği meselelerin en çok çözüm arananı... Yağız Gönüler yazdı.

İlgili Yazılar
Çocuk Gelişiminde Ebeveynlerin Hataları ve Çözüm Önerileri
Çocuk Gelişiminde Ebeveynlerin Hataları ve Çözüm Önerileri

Yaşamlarından aile sevgisini alıp yerine kariyer zirvesini koyan ebeveynler, çocuklarını tam donanımlı birer robot gibi yetiştiriyorlar. Prof. Dr. Erol Göka, Prof. Dr. Kemal Sayar, psikolog Cihan Çelik ve pedagog Ertuğrul Şahin; çocukları yetiştirirken ebeveynlerin yaptığı hatalar ve çözüm önerileri üzerine Yağız Gönüler'in sorularını cevapladı.
14/11/2016 14:02
Erol Göka'ya sorduk
Erol Göka'ya sorduk!

İlgili çekici bir söyleşi gerçekleştirdik: Başarılı psikiyatrist-yazar Prof. Erol Göka bakın neler dedi..
01/12/2010 15:03
Vadi'nin İyi Adamlarından Biri
Vadi'nin İyi Adamlarından Biri

Murat Güzel bizi çok eskilere götürüyor. Zaman gazetesinde Erol Göka'nın yazdığı yıllara.
12/08/2009 19:07
Psikiyatristler din büyüklerinin mirasçıları mı
Psikiyatristler din büyüklerinin mirasçıları mı?

Türkiye'nin ilk nöropsikofelsefe sempozyumu, Üsküdar Üniversitesi'nde düzenlendi. Kemal Sayar, Ali Osman Gündoğan ve Erol Göka'nın tebliğlerini Hüseyin Kahraman izledi ve yazdı.
12/11/2013 12:12
Erol Göka öyle soğuk entelektüellerden değil
Erol Göka öyle soğuk entelektüellerden değil

Uzmanlık alanı psikiyatri olmasına rağmen bir alanda çakılıp kalmış bir akademisyen değil. İnsan psikolojisini, psikolojik bakışı bilmenin avantajlarını da kullanarak alabildiğine derin ve renkli bir yelpazenin içinden konuşuyor..
16/03/2013 14:02
Cemal Süreya'yı da Etkilemiş Hazreti Ali Cenkleri
Cemal Süreya'yı da Etkilemiş Hazreti Ali Cenkleri

İslam dinini kabul edişimizden beri okunagelen ve toplum hayatımızda en etkili metinlerden olan Hazreti Ali Cenkleri’ni N. Ahmet Özalp yayına hazırlamış. Recep Şükrü Güngör bu eser üzerine yazdı.
04/11/2017 08:08

Son iki yüz yıldır yaşadığımız ve el'an yaşamakta olduğumuz sarsıntıların ruhumuzda açtığı yaraları kapatmakta güçlük çekiyoruz. Yalnız ruhumuzda değil; aklımızda, zihnimizde, düşüncelerimizde, fikirlerimizde çok boyutlu çatışmalarla karşı karşıyayız. Ülkemizin dört bir yanı ateş hattına dönüşmüş durumdayken yalnız şefkat, merhamet, sağduyu üzerine düşünmekle bir yere varamıyoruz. Şu dönemde kimlik, kişilik, fanatizm, cemaatler, psikolojik sağlık, İslâmofobi, Türk korkusu, öfke, demokrasi, hoşgörü, değerler eğitimi, modernlik, mezhep kavgaları, hoşgörü, sahih muhafazakârlık ve Batı üzerine yeniden konuşmamız ve tartışmamız gerekiyor. Özellikle bu kavramları çok doğru bir şekilde açıklamalıyız. İhsan Fazlıoğlu hocadan ilhamla; kendimizi ve çevremizi tam manasıyla tanımlayamazsak, başkaları tarafından tanımlanabilir hâle düşeriz. Bu düşüş hiç şüphe yok ki geri dönülmesi mümkün olmayan sıkıntılarla, birlik olmaklığımız hususunda hiç kapanmayacak yaralar açabilir. Gerçek şu ki; tanımlamaya, tahlile, tedaviye muhtacız.

Bütün fanatikliklerin arkasında aynı mekanizma dönüyor

Ankara Numune Hastanesi Psikiyatri Kliniği Eğitim ve İdari Sorumlusu, aynı zamanda Yeni Şafak köşe yazarı olan Prof. Dr. Erol Göka'nın "Mutedil Müslümanların Günümüzdeki Düşmanları" adlı kitabı Kasım 2016'da Kapı Yayınları tarafından neşredildi. Kitap, Göka’nın köşe yazılarından oluşuyor. Bu tip metinleri köşe yazılarından takip edenler için kitap elbette yeni bir şey söylemiyor, daha önceki Göka kitapları gibi deneme kategorisinde değerlendirmek mümkün değil. Yazılar konuları itibariyle veya kronolojik olarak birbirini takip eder nitelikte. Bu hem okuma kolaylığı sağlıyor hem de zamanın güncel mevzularına tekrar dönüp bakmak için ideal. Hiç şüphe yok ki Erol Göka gibi isimlerden muhtelif, daha önce yayımlanmamış, yepyeni düşünce kitapları beklemek de biz okuyucuların naçizane beklentisi.

Mutedil Müslümanların Günümüzdeki Düşmanları bir tarafıyla PKK, DAEŞ, 15 Temmuz, FETÖ, İslamofobi gibi günümüzde zihinlerimizi yoğun biçimde meşgul eden konuları psikolojik açıdan incelerken, diğer tarafıyla kirli tuzakların ve ihanetlerin perde arkasındaki sebepleri açıklıyor. 167 sayfalık kitap dört bölüme ayrılmış: “Kimlik Kişilik Fanatizm”, “Manevi Topluluklar ve Psikolojik Sağlık”, “İslam'a ve Müslümanlara Bitmeyen Öfke”, “Çare: Demokrasi, Hoşgörü, Değerler Eğitimi”.

Erol Göka hoca ilk bölümde kişilik ve kimlik perspektifinden demokrasiyi irdeliyor. Kimlik yorumları arasında kaybolan bireyi anlatırken etnik ve dinî kimlik üzerine düşünüyor, düşündürtüyor. Sekülerlikle etnik kimliğin birbiriyle kardeşliğine dair kritik tespitler içeren yorumları, toplumumuzun gittikçe sekülerleşiyor olmasıyla alakalı olarak net bilgilere ulaşma imkânı sağlıyor. Özellikle fanatizm üzerine, hocanın tabiriyle 'bizimkiler taassubu' üzerine düşünmemiz lâzım. Bütün fanatikliklerin arkasında aynı mekanizma dönüyor. Bu mekanizmayı keşfetmemiz gerekiyor. Gözlem gücümüzü artıracak detayları okurken zihnimizde oluşan misaller, kimi zaman en yakınımızdakinin bile fanatik olabileceğine dair ciddi bir uyarıda bulunuyor: "Neyin fanatiği olursa  olsunlar, ister bir insana, ister bir ideolojiye, bir gruba bağlansınlar, fanatikleri bağlanma yerlerine yapışma biçimlerinden hemen tanırsınız. Hastalıklı ve sağlıklı bağlanma biçimleri arasındaki farklılık, her şeyden önce kişinin psikolojik yapısıyla ilgilidir. Hastalıklı bağlanma biçimleri esasen sağlıksız psikolojilerin, kişilik organizasyonlarının işidir. Onların birbirlerine benzerlikleri, hasarlı çocukluklarından, büyüdükleri sevgisiz aile ortamından kaynaklanır."

Güvenden ve taahhütten uzak bir hayat yaşanıyor

İkinci bölümde geçmişte ve günümüzde sansasyonel olaylarla gündeme gelmiş manevi toplulukların psikolojik dünyasını okuyoruz Erol Göka'nın kaleminden. Politik paranoya, paranoid derebeyleri, mehdilik iddiaları, manevi topluluklar, ilk Haşhaşîler, militan ezoterizm, spiritüel cinnet gibi meseleler özellikle şu günleri daha iyi kavrayabilmek için dikkatle tahlil edilmesi gereken kavramlar. Göka, onlarca ilaçla ve terapiyle bile endişenin önünün alınamadığından bahsederken modernlik treninin insanlardaki varoluş açığını çok iyi yakaladığını, bu boşluğun giderek derin korkularla, provokasyonlarla, paranoyalarla, 'inanç guru'larıyla dolduğunu söylüyor.

Şu paragrafı dikkatle okuyup üzerine düşünelim: "Kamusal insan çöktü. İncecik bir buz tabakasında paten kayan, düşmemek, soğuk suda donmamak, hem de boğulup ölmemek için sürekli sürat yapmak zorunda kalan, güven ve taahhütten uzak bir yaşamı sürmeye mahkûm günümüz insanı... Siyasi kategorileri psikolojik kategorilere indirgeyen bir mahremiyet ideolojisi yükseliyor. Bir yanda özgürlük ihtiyacı, diğer yanda aidiyet açlığı; bir yanda yalnızlık, diğer yanda topluluğun içinde erime korkusu... 'Senin hayatın, senin seçimlerin, senin kimliğinin parçası...' gibi sözlerin eşliğinde can havliyle kimliğinin peşinden koşan insanlar, yalnızlıktan kurtulabilmek için tutunacak dal arıyorlar. Ama artık sadece bazı noktalardan, dünya görüşü, yaşam tarzı gibi açılardan 'benzerlik cemaatleri'ne katılma şansınız var. İnsanlar kendi kimliğine yakın olanları 'biz' olarak niteleyip, onları kardeşleri olarak görürken diğerlerini dışlama eğiliminde. Fanatik için saldıracak birçok ötekisi var, olmadı rakip takımın taraftarlarına hücum ediyor. Görünüşte birey, ama âdeta kararnameyle bu unvanı ele geçirmiş gibi."

Batı, Müslümanlardan sürekli bir 'öteki' üretiyor ve saldırıyor

Üçüncü bölüm İslam'a ve Müslümanlara karşı bitmeyen öfkelerin kaynağına iniyor. İmparatorluklar çağından itibaren kolonyalist tavırlarının yanında çoğu zaman cinayetlerle, işkencelerle ve üstelik bunların ibret-i âlem olsun diye gösterilere dönüştürmesiyle Batı, kocaman bir "katil" etiketine sahipti. Kuzey Afrika'daki insanları birer sirk hayvanı gibi Avrupa'da gezdiren, umumi tuvaletlere yalnızca beyaz ırkların girmesine izin veren, toplu taşıma araçlarına zencileri kabul etmeyen, nerede bir Müslüman görse onu katletmeyi görev bilen ve tarihin en acı sayfalarında daima parmağı olan Batının artık kendine yeni bir öteki, yeni bir düşman yaratması gerekiyordu. Çareyi İslâm'ı korkunç bir şey olarak göstermekte buldu. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Berlin duvarının yıkılışı bir yanda Rusya'yı, diğer yanda İngiliz-Yahudi Medeniyeti'ni ortaya çıkardı. İngiliz sosyolog Herbert Spencer'ın "En güçlü olan hayatta kalır" sözü devreye girdi. Aslında onun çıkışı da çağlar öncesinden yine bir İngiliz olan Thomas Hobbes'a aitti: “İnsan, insanın kurdudur”. Doğunun yorumu ise hep aynıydı: “İnsan, insanın umududur”.

Batı kendi içinde birbirine düşmemek için yeni, yepyeni bir öteki'ye ihtiyaç duydu. Önlerinde koca bir coğrafya bulunuyordu Müslümanları sürebilecekleri ve korkutup kaçırabilecekleri: Bosna, Cezayir, Filistin, Afganistan, Irak, Suriye ve nicesi... 'Terörist' sosuna bandırılmış Müslümanlık o zamandan beri Batı'nın gözde 'öteki'si. Bu vazgeçilmezlik, Islamophobia olarak 'universal' bir isim kazanalı da çok oluyor. Konuyu açmak için Erol Göka hocadan gidelim: "Berlin duvarının yıkılmasının ardından başlayan İslamofobi ve İslam düşmanlığıyla birlikte Batılı bilinç, kendisini eski günahlarından arındırmak için de bir fırsat yakaladı. İslamiyet'in ve/veya Müslümanların (ikisinden birisi mi, ikisi birden mi; daha Batılılar da karar veremediler) ötekileşmesi sayesinde Yahudi-Hristiyan inanışlarının bir arada anılması imkânı ortaya çıktı. Reforme edilen Evanjelizm, tam da bu arzuyu tatmin etmek için biçilmiş kaftan oldu. Holocaust mağdurluğundan 'Filistin sorunu'na neden olan ve dünya demokratik kamuoyu nezdinde kendisi işgalci ve katliamcıya dönüşen İsrail, bırakın itiraz etmeyi, bu gelişmeden çok memnun oldu."

Milletin organik aydınının sırtındaki sorumluluk

Son bölümde çare için demokrasi, hoşgörü, değerler eğitimi üzerine düşüncelerini paylaşan Göka, esasen Müslümanlardaki demokrasi geçmişinin çok eskiye dayandığını ve bundan istifade edilmesi gerektiğini vurguluyor. Fakat köşe yazılarındaki alan darlığından olsa gerek, demokrasi geçmişimizin aktarımı konusunda okuyucunun aradığı mahiyette bir derinlik yok. Gönül isterdi ki daha uzun soluklu olsun ve kara günlere dair sebep-sonuç ilişkilerini de içeren yazılar peş peşe aksın. Buradaki demokrasi yazıları daha çok kötünün iyisiyle yetinmememiz gerektiğini, doğru bir demokrasi için toplum psikolojisinin nasıl gözlenmesi lâzım geldiğini sade bir dille anlatıyor.

Özellikle Müslümanların modernlik karşısındaki yılgınlıkları, hocanın üzerine eğildiği meselelerin en çok çözüm arananı… Şöyle diyor: "Modern dünyada Müslümanca bir rota belirlemeye çalışırken, siyasetçilere, din büyüklerine, hepimize görev düşüyor. Modern dünyada yaralı bir bilinçle yaşamak zorunda kalan Müslümanları bu girdaptan, modernliğin açmazlarından çıkarma konusunda en büyük sorumluluk da milletin organik aydınının sırtında. Modern bilginin müthiş karmaşık yapısı nedeniyle bilerek din âlimleri demiyor, milletin organik aydınlarından bahsediyorum."

Hem terörle hem de terörün psikolojisiyle savaşmak zorundayız

Hiçbir manevî silsileye dayanmaksızın topluma kendini şeyh, âlim, mürşit ve hatta mehdi olarak sunan bir takım kimseler için kendi uzmanlık alanından 'güvenlik önlemleri'ni sunuyor Göka. Bu hususta hem dünyada hem de ülkemizde oranı gittikçe artan mani, şizofreni, şizoaffektif bozukluk, hezeyanlı bozukluk, narsistik kişilik bozukluğu üzerine değerlendirmelerde bulunan Göka, özellikle 'paranoid derebeyleri'ne, "Yabancılaştırıcı birçok arzunun arasında bölünmüş günümüz insanı, kendisine garanti sağlayacak, koruyucu birleştirici bir faktör, inanacak, bağlanacak bir kimse arıyor. Bunlar, psikoloji tablomuzun yalnızca bir tarafı. Diğer yanda ise bu sürekli olarak parçalanmış ve içsel şüphelerle dolu insanları kendisine çeken, her şeyi bilen  ve bu bilgiyi bir kehanetmişçesine bildiren, en ufak içsel şüpheye sahip olmayan, kendine aşırı güven hissi içinde bulunan paranoid derebeyleri bulunuyor. Geçmişin büyük liderlerinin, aile reislerinin, kâmil insanlarının yerini şimdi bu çağdaş derebeyleri dolduruyor." sözleriyle dikkat çekerken, özellikle FETÖ/PYD ihanetiyle birlikte iyice gündemimize giren tarikat-cemaat-örgüt ayrımını yapabilmek için kısa bir kurtuluş formülü de veriyor: "Spiritüel cinnete batmış militan ezoterik yapıları değerlendirebilmek için tasavvufî geleneğe dayanan veya inanç mücadelesinin tarihinde meşruluk bulan sahih topluluklarla modern kültleri titizce ayırmak şart."

Mutedil Müslümanların Günümüzdeki Düşmanları, hem üzerimizdeki terör psikolojisini yenebilmemiz hem de yeniden dirayet sahibi insanlar olabilmemiz için köşe yazılarının arşivlendiği bir kitap olması sebebiyle kolayca bakılabilir, üzerinde daha gelişmiş makaleler yazılmasını sağlayabilir.

Psikolojimizi ayakta tuttukça teröre teslim olmamız da mümkün değil. Sonrasında ise Prof. Dr. Erol Göka hocanın yazdığı gibi "Gerçek İslâm bu!" diyerek birbirimizin gözünü oymaktan bir an evvel vazgeçip, bütün dünyaya Müslümanlığımızın kardeş kuvvetinden misaller sunmak, kardeşliğimize sahip çıkarak safları sıklaştırmak, hiç şüphe yok ki Batıya hem ders hem de hakiki bir meydan okuma olacaktır.

Erol Göka, Mutedil Müslümanların Günümüzdeki Düşmanları, Kapı Yayınları

 

Yağız Gönüler