, 26 Mayıs 2018
Şahbanu Davası ve Hindistanlı Müslümanların Medeni Hukuk Mücadelesi

1541

Şahbanu Davası ve Hindistanlı Müslümanların Medeni Hukuk Mücadelesi

Muhammed Ahmed Han ve Şahbanu arasındaki boşanma olayında Hint Kanunlarını uygulayan mahkemelerin bu kararını ilahi olan kanunlarına ve dinlerine bir müdahale olarak gören Hindistanlı Müslümanlar, bu karara şiddetle karşı çıkmış ve ülke genelinde muazzam büyüklükte gösteriler yapmışlardı. Ebul Hasen En-Nedvi de görüşleriyle bu mücadeleye aktif destek vermişti. Enes Ekşi bu olay üzerine yazdı.

İlgili Yazılar
İslam Davetçileri Sıhhatli Bir Mantığa ve Ruhi İnceliğe Sahip Olmalı
İslam Davetçileri Sıhhatli Bir Mantığa ve Ruhi İnceliğe Sahip Olmalı

''İnsanları İslâm'a çağırma metodumuz 'ameli' ve 'ahlâki' olmalıdır. 'Ameli' olmasıyla kastettiğimiz insanların İslâm'ı pratiğimizde görmeleri, 'ahlâki' olmasıyla kastettiğimiz ise davetçilerin güzel bir ahlâka sahip olmaları ve davetlerini bu güzel ahlâka dayandırmalarıdır. Müslüman, amel ve ahlâkıyla temeyyüz ettiği gibi; sağlam, güvenilir, sarsılmaz akidesi ve müsbet anlayışıyla da ön plana çıkar.'' Fatıma Leyal, Ebu’l Hasan En-Nedvi’nin hayatı ve fikirleri üzerine yazdı.
03/05/2018 12:12
İsl m İnsanlığın Onurunu Kurtarır
İslâm, İnsanlığın Onurunu Kurtarır

20. yüzyılın önemli âlimlerinden Ebu’l Hasan Nedvî, ‘’Dünya Kültür ve Medeniyetine İslâm’ın Etkileri’’ kitabında, İslâm’ın getirdiği ölçülerin, bir medeniyetin inşasında nasıl rol aldığını ele alıyor. İsmail Kaplan yazdı.
22/10/2016 11:11
Müslüman önderleri 8 ciltte anlatmıştı
Müslüman önderleri 8 ciltte anlatmıştı

Kronolojik olarak İslam tarihinin kahraman öncülerini içeren eserler pek nadirdir. Bu kategoride kaleme alınmış nadir eserlerden biri de Hasan En Nedvi’nin 8 ciltlik 'İslam Önderleri Tarihi' adlı eseri…
23/06/2013 10:10
Müslümanların gerilemesiyle dünya neler kaybetti
Müslümanların gerilemesiyle dünya neler kaybetti?

Nedvi'nin, dünyanın en buhranlı dönemlerinden birinde yazdığı 'Müslümanların Gerilemesiyle Dünya Neler Kaybetti?' kitabını okurken kendinizi kısa bir dünya tarihi okur gibi hissedersiniz. R.Betül Çetin yazdı.
21/03/2015 14:02
Bu iman ve ahlak buhranı daha nereye kadar
Bu iman ve ahlak buhranı daha nereye kadar?

Pakistanlı âlim Ebu’l Hasan en-Nedvî, Nisan 1956 tarihinde Bağdat’ta 'İman ve Ahlâk Buhranı' başlıklı bir konferans vermiş. Fatih Pala bu konferansa dair yazdı.
12/09/2015 10:10
Modern Zamanların Masal Ülkesi Hindistan ı Şehir Şehir Dolaştık
Modern Zamanların Masal Ülkesi Hindistan’ı Şehir Şehir Dolaştık

Rengarenk, ışıl ışıl, cıvıl cıvıl, sıcacık bir ülke Hindistan. Bir asır süren İngiliz sömürüsüne rağmen kendine has kimliğini, değerlerini büyük ölçüde korumayı başarmış, modernizmin tüm dünyayı tek-tipleştiren ağına düşmemiş özgün bir yer. Bu ülkenin en önemli özelliği çeşitlilik... Yasemin Dutoğlu yazdı.
17/05/2018 08:08

Kimi ülkelerde hukuk birliği varken yani ülkenin her vatandaşına aynı kanunlar uygulanırken, kimi ülkelerde ise toplumun farklı kesimlerine kendi kanunlarını uygulama imkânı verilir. Birincisine ülkemizi misal verebileceğimiz gibi ikincisine de Osmanlı Devleti’nin, gayrimüslimlere kendi dinlerinin kanunlarını uygulamasına izin vermesini misal verebiliriz. Günümüzde de Hindistan’da ve Yunanistan’daki Batı Trakya topraklarında bulunan Müslümanlar bu imtiyaza sahipler.

Elbette azınlıkların bu hakları sınırlı ve bu imtiyaz genellikle medeni hukuk alanında tanınır. Örneğin Hindistan’da Müslümanların kendilerine ait medeni kanuna dayanılarak ceza verilemiyor. Mesela kocanız zina ettiyse boşanma hakkınız doğuyor fakat cezalandırılmasını da istiyorsanız, o vakit Hint Ceza Kanunu uygulanıyor.

Hindistan’da “3 Talak” ile boşama uzun süredir tartışılagelen bir konu. Birçok kişi Müslüman Hint ailelerde, erkeğin “3 Talak” ile karısını boşamasını şiddetle eleştirmekte. Bu yazıda size Hindistan siyasi tarihinde benzersiz bir yere sahip olan, etkisi hâlâ devam eden ve Ebu’l Hasen En-Nedvi’nin “Hindistan Müslümanları benzeri hiçbir dinin ve milletin tarihinde görülmemiş Shah Bano davasında, şeriatlarına bağlılıklarını ve dinlerine olan sadakatini kanıtlamışlardır.” diyerek atıfta bulunduğu Şahbanu Begüm Davası’nı (Shah Bano Case) anlatmaya ve tahlil etmeye çalışacağız. Şunu da belirtelim ki bu yazının yazıldığı sırada, Hindistan hükümeti talak ile boşamayı suç haline getiren 3 Talak Yasası’nı (Triple Talaq Bill) parlamentodan geçirmeyi hedeflemekte ve bu mesele Hindistan’ın birinci gündemini oluşturmaktır.

8 sene süren bir mücadele

1978 senesinde Muhammed Ahmed Han (Şah ve Han isimlerinden bu kişilerin imtiyazlı bir sınıfa dâhil oldukları anlaşılmamalıdır), 62 yaşındaki hanımı Şahbanu’yu boşuyor. Şahbanu’nun nafaka istemesi üzerine, kocası ödemek zorunda olmadığını söyleyerek reddediyor. Zira Hint Müslümanlarının tâbi olduğu medeni kanuna (Personal Law) göre erkek, boşandığı eski hanımına sadece iddet süresince nafaka vermekle yükümlü. Bunun üzerine Şahbanu dava açıyor. Mahkeme Anayasa’ya uymayarak Hint kanunlarına göre yargılama yapıyor ve nafaka verilmesine hükmediyor. Şahbanu nafakayı yetersiz bulup davayı üst mahkemeye götürüyor. Üst Mahkeme nafakayı yaklaşık 2 katına çıkarıyor. Muhammed Ahmed Han davayı nihai mahkeme olan Anayasa Mahkemesi’ne temyiz ediyor fakat Anayasa Mahkemesi Üst Mahkeme’nin verdiği kararı onuyor. Nihayetinde Muhammed Ahmed Han nafaka vermek mecburiyetinde kalıyor.

Bu olayı ilahi olan kanunlarına ve dinlerine bir müdahale olarak gören Hindistanlı Müslümanlar, bu karara şiddetle karşı çıkmış ve ülke genelinde muazzam büyüklükte gösteriler yapmışlardır. Ülke çapındaki mitinglerde küçük şehirlerde dahi yüzbinlerce insan toplanmış ve bu mitinglerin hepsine, Müslümanların medeni hukukunu savunmak için kurulmuş olan Hindistan Müslümanları Medeni Heyeti (All India Muslim Personal Law Board) üyesi âlimler de katılmıştır. Bu mitinglerde alınan kararlar Hindistan Başbakanına telgraf çekilmiş ve nihayetinde heyet üyeleri ile Hindistan Başbakanı resmi ve gayrıresmi olarak 3 ya da 4 defa görüşmüştür. Bu görüşmelerin nihayetinde Başbakan Shri Rajiv Gandhi 1986 yılında “Müslüman Kadının Haklarının Korunması” kanununu parlamentoya sunmuştur.

Bu kanuna göre mahkemenin verdiği karar iptal olacak ve bundan sonra Müslüman ailelerde boşanma olduğunda nafaka ödenmesine karar verilemeyecekti. Bunun aksine, erkek eğer mehrini vermediyse 3 ay içinde mehrini ödemek zorunda olacak ve iddet süresince de karısının nafakasını ödeyecekti. Eğer kadın geçimini sağlayamayacak durumdaysa mahkeme kadını belirlenen vakfa (Wakf Board) yönlendirecek ve vakıf gerekenleri sağlayacaktı. Ebul Hasen En-Nedvi bu olayı şöyle aktarır: “(Başbakan) Birden çok defa âlimlerle görüşmüş ve yürürlükteki kanunlara nazaran boşanma dahil, İslam’ın kadının haklarını daha iyi koruduğuna ikna olmuş ve 1986’da “Müslüman Kadının Haklarının Korunması” kanununu parlamentoya büyük bir ahlaki cesaretle sunmuştu. Sözü edilen yasa 6 Mayıs 1986’da muazzam çoğunlukla kabul edilmişti.”

Nedvi halkını nasıl övdü?

Bu olay yeknesak bir medeni kanundan söz edilmesi, gündeme gelmesi için dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. Nitekim 1991 yılında Hindistan Müslümanları Medeni Hukuku Heyeti yıllık oturumunda Ebu’l Hasen En-Nedvi, bu konu üzerinde konuşma yapmak zorunda kalmış ve şöyle demiştir: “Vahye dayanan dinler, peygamberlikle kutsanmış ve vahiy alan, seçilmiş özel kişiler aracılığıyla bize ulaşmıştır. Basit ama yine de çok önemli bir noktaya değinen bu bilgiden habersiz olmak, kafa karışıklığına sebebiyet vermekte ve insanların, bizden (Müslümanlardan) amaçsız ve mümkünatı olmayan beklentiler veya taleplerde bulunmasına sebep olmaktadır. (Hindistan’da yeknesak medeni kanun talebi için söyleniyor.) Bazı kimseler geniş görüşlülük gösteriyorlar ve dinin adeta bir felsefe, kültür, sosyal sistem veya ekonomik teori gibi yorumlanabileceğini zannediyorlar.

Şimdiye dek Müslümanlar, Kuran’ı, itikadı, ibadetleri (hiçbir kişinin onlarsız Müslüman kalamayacağı şeyleri) vahyeden Allah’ın, medeni kanunlarını da takdir ettiğine ve ilahi olduğuna inanmayı imanlarının ve itikadlarının parçası olarak görmüşlerdir. Bu kanunların Âlim olan, insanı yaratan ve onun zayıf yönlerini ve arzularını bilen Allah tarafından emredildiğini anlamına gelmektedir.”

Müslüman Kadınların Haklarının Korunması Kanunu çıktıktan sonra dahi mahkemeler birçok defa Anayasa’yı ve bu kanunu ihlal ederek Hindistan kanunlarını uygulamış ve yine bu çapta olmasa da tepkilere sebebiyet vermiş. Bu kanunları uygulayan hakimlerin, kararlarını Kur’an- Kerim’den bağlamından kopartılmış ayetlerle savunması hiç de şaşırtıcı gelmedi.

Dinlerine ve hukuklarına müdahale olarak gördükleri bu kararlara saygıya değer ve etkili karşılık veren Hindistan Müslümanlarını tebrik etmek gerek. Rajiv Gandhi’nin bu yasayı parlamentoya sunmasında seçim döneminin etkisi olduğu söylenmekte. Buradan anlaşılıyor ki halk tepkisini yasal yollardan, büyük emeklerle meydanlarda göstermiş ve başarılı siyaset ile istediklerini hükümetten almış. Ebu’l Hasen En-Nedvi bu olay için “…doğruyla yanlışı ayırt etme kapasitesinden, samimiyetten ve siyaset yapma becerisinden mahrum olmayan Müslüman topluluk” diyerek halkını övmüştür.

Allah’ın her beldesine güzide âlimler serpiştirdiği güzel Hint kıtasına selam olsun!

 

Enes Ekşi






İlgili Konular