, 19 Nisan 2018
Taşranın ahengi bir yeraltı nehri gibidir

Mustafa Kutlu

55745

Taşranın ahengi bir yeraltı nehri gibidir!

Mustafa Kutlu’nun ‘Mavi Kuş’undan çalıntıladığımız ‘ahlak risalesi’nde neler diyor Kutlu?

İlgili Yazılar
Mustafa Kutlu ile Maddeden Manaya İyiliğe Güzelliğe Yolculuk
Mustafa Kutlu ile Maddeden Manaya, İyiliğe, Güzelliğe Yolculuk

Eşyadan hakikate, maddeden manaya doğru yolculuk, Mustafa Kutlu'nun ''İlmihal Yahut Arzuhal'' kitabının temelini oluşturuyor desek yanlış olmaz sanıyorum. Günlük, gündelik meselelerin hikemî bir üslupla ele alınıyor oluşu, bu yazılara, hem zihinlere hem de kalplere doğrudan hitap eden bir mesaj olma özelliği kazandırıyor. Yavuz Ertürk yazdı.
16/04/2018 08:08
Esir Olduk Urus a Sürdü Bizi Sibir e İrfanoğlu İsmail'in
Esir Olduk Urus’a, Sürdü Bizi Sibir’e: İrfanoğlu İsmail'in Esaret Hatıraları

''Çayeli Beyazsu Köyünden İrfanoğlu İsmail Efendi’nin Hatıraları & Sarıkamış, Esaret ve Sonrası'' kitabında, Molla İrfanoğlu İsmail Efendi’nin Çayeli’nin Beyazsu köyünden başlayıp Sarıkamış’a ve oradan Sibirya’ya esaret günlerine uzanan, önemli, bir o kadar da ibretlik hayatından hatıralar yer alıyor. Kâmil Büyüker yazdı.
02/04/2018 08:08
Tanpınar'ın Tamamlanmamış Bir Romanı Daha Suat'ın Mektubu
Tanpınar'ın Tamamlanmamış Bir Romanı Daha: Suat'ın Mektubu

'Huzur' romanının yayımlanmasının ardından Tanpınar ile yapılan bir röportajda, yazar, Suat’ı roman içinde yeterince derinleştiremediğini düşünmüş ve sadece Suat’a özel, onun mektuplarından müstakil bir kitap ve aynı zamanda Huzur’un devamını çıkaracağını söylemiş. Handan İnci, Tanpınar’ın ''Suat’ın Mektubu'' üzerine uzun uzun çalıştığı ama nihayet veremediğini belirtiyor. Sedat Palut yazdı.
25/03/2018 10:10
Manevi Dayanışmanın Korunması Harpte Başarının Garantisidir
Manevi Dayanışmanın Korunması Harpte Başarının Garantisidir

İkinci Dünya Savaşı’nın hemen öncesinde 1935 yılında Alman generali Erich von Lundendorff tarafından yazılan ‘Topyekûn Harp’ isimli eser, o dönemde dünyada büyük yankı uyandırmış, bir Türk gazetesinde de tercüme edilip tefrika halinde yayınlanmış. Metin Uygun yazdı.
03/02/2018 08:08
Koca Bir Kültür ve Gelenek Var Taş'ın Ardında
Koca Bir Kültür ve Gelenek Var Taş'ın Ardında

''Kültürümüzde Taş'', bu yapıcı ve yardımcı unsurun bizim engin hayatımızdaki maddî ve manevî zenginliğini yerinde seçilmiş makalelerle gözler önüne seriyor. Yağmur yağdıran yada taşından sadaka taşına, yitik taşından hamal taşına, loğ taşından dibek taşına, sabır taşından şamşırak (şeb-çerâğ) taşına daha pek çok taşın hikayesini ve işlevini; değerli taşları, taşla ilgili deyimlerimizi, taş işçiliğini-ustalığını ve çocukluğumuzun taş'lı oyunlarını bu yazılardan öğrenmek mümkün. Oktay Türkoğlu yazdı.
11/02/2018 11:11
Osmanlı'da İlk Filmlerle Beraber 'Milli Sinema' Arayışları da Başlamış
Osmanlı'da İlk Filmlerle Beraber 'Milli Sinema' Arayışları da Başlamış

İ. Arda Odabaşı’nın ''Milli Sinema & Osmanlı’da Sinema Hayatı ve Yerli Üretime Geçiş'' kitabı, Osmanlı Devleti’nin son dönemlerindeki sinema faaliyetlerine ve bunun toplumsal yansımasına, dönemin basın yayın organlarında sinemaya ve filmlere dair eleştirilere de yer veren ilgi çekici bir içeriğe sahip... Sedat Palut yazdı.
11/02/2018 08:08

 

Mustafa Kutlu’nun Mavi Kuş’unda “mahremiyet”i anlatan güzel, kısa bir kısım var. Mustafa Kutlu, okuyucusuyla konuşurken, kendi deyişiyle “mevzuyu terk edip ahlâk risalesi” yazmaya başlıyor. Bu satırları, “eskiden şöyleymiş, şimdi böyle; tüh” diyerek değil de, ‘eskiden olanı bugüne taşımanın derdi’ içinde okumak gerekiyor. Bakış açısının farklılığı hasebiyle ç-alıntıya değer bir kısım:

Ev sokağa değil, avluya açılır

Medeniyetimizi oluşturan manevî dinamiklerin dışa dönük zâhirî bir zenginlik ve gösterişi değil; içedönük bir derinlik ve yüceliği hedef aldığını söyleyebiliriz. Bu, bir bakıma zâhire nispetle bâtını kıymetli kılar. İlkeler böyle belirlenince; medeniyet unsurları da bu ilkelerden neşet eden nispetlere, gelişmelere, biçimlere ulaşır.

Mesela evleri ele alalım. Bu evler sokağa değil, avluya bakar. Sokağa dönük yüzünde, insan boyunu aşan duvarlarında pencere dahi yoktur. Çokluk taştan yapılır ve sağırdır. Sokağa bakan kafesli pencereler bu taş kısmın üzerinde yükselen ikinci katta bulunurlar. Evet, ev bahçeye, yani içe açılır. Burası mahrem bir alandır.  Çiçek, meyve, sebze, havuzda su ile bir bakıma tabiatın devamıdır. Güzel ve ferahtır. Saydığımız unsurlarla tezyin edilmiştir.

Evin dış görünüşü sade ve vakurdur. Tezyinat evin içindedir. Oymalar, ahşap bezemeler, göbekli geçmeli tavan süsleri, yüklük ve çiçeklikler hep bu iç güzelliği hedef alır.

Birçok kıymet hükmü fert ve cemiyeti çekip çevirir

Bu incelik ve âhenk büyük-küçük, baba-oğul, ana-kız, konu-komşu, usta-çırak, şeyh-mürit, hoca-talebe münasebetlerine de damga vurmuştur. Çırak bir gün usta, oğul bir gün baba olacağından, yetişmesine itina gösterilir. Ağalık, beylik, hocalık, şeyhlik dahi bir hududa kadardır. Haddi aşmak hiçbir şekilde hoş görülmez.

Haram, helal, mekruh, müfsit, mubah, farz, sünnet, müstahsen, mendup, edep, hizmet, hürmet, merhamet, şefkât, sabır, şükür, bid’at, örf, âdet, gelenek-görenek-mizaç… Sayılmayacak kadar kıymet hükmü belli bir denge içinde fert ve cemiyeti çekip çevirir. Öyle ki, helaya girme âdabından, sofraya oturma âdabına kadar. Bu ahlâk, düzen ve hiyerarşiyi değiştirecek, zedeleyecek her davranış, düşünce, tutum hastalık ve bozulma alameti sayılır; zamaneden şikâyet edilir, durumun düzelmesi için kanun-ı kadime dönülmesi salık verilirmiş.

AvluElbette ki bir değişim yaşanmakta ve taşranın yekpâre zamanı kenarından köşesinden delinmektedir amma, bu o kadar yavaş seyreder ki, değişim hissedilmez bile.

Evler, bahçeler, ustalar, çıraklar, günler, geceler hep birbirine benzer. Sanki tornadan çıkmış gibidirler.

İşte yine yanıldınız.

Bu tıpkı dört fâilâtün ile yazılan şiirleri hep aynı sanmak gibidir. Oysa o şiirlerin içine eğilip bakmak lazımdır. O zaman görülür ki, Fuzûlî ile Bâkî; Hayâlî ile Zâtî farklı insanlardır ve farklı şiirler söylemişlerdir.

Her şair gibi her usta, her ev, her mescit, her hoca, her ağaç, her duvar ayrı birer şahsiyettir.

Taşranın âhengi bir yeraltı nehri gibidir. Üstündekileri besler, büyütür ama gücünün sırrını açığa vurmaz. O sebeple zâhire değil, bâtına bakmak lazımdır.

 

Habil Üler ç-alıntıladı





Yorum
ne mutlu kutlu okuyana
nimetküçüktü
mavi kuş anadolu irfanı konusunda güzel bir gezintiye çıkaran, nev'i şahsına münhasır, dimağlarda bir hoş sada bırakan, pek bir okunulası kitap... mavi kuştan sonra yitirdiklerimize vâ esefâ demedim desem yalan olur
21/03/2012, 22:31
sorular
Emre ŞENER
1- Müteahhitler nasıl kazanacak? 2- Bir EV sahibi olmaktansa 5 apartman dairesi sahibi olma aç gözlülüğümüz nasıl bastırılacak? 3-"Sayılamayacak kadar kıymet hükmü" artık sayılabilir paraya dönüşmedimi?
21/03/2012, 09:08