, 17 Ağustos 2017
Taşranın ahengi bir yeraltı nehri gibidir

Mustafa Kutlu

54102

Taşranın ahengi bir yeraltı nehri gibidir!

Mustafa Kutlu’nun ‘Mavi Kuş’undan çalıntıladığımız ‘ahlak risalesi’nde neler diyor Kutlu?

İlgili Yazılar
Çeşitli Yayınevlerinden Yeni Çıkan Kitaplar Temmuz 2017
Çeşitli Yayınevlerinden Yeni Çıkan Kitaplar / Temmuz 2017

Her ay başında, sitemize hangi yayınevleri yeni çıkan kitaplarından neleri göndermişse onları toplu olarak siz okurlarımızla paylaşıyoruz. İşte Temmuz-2017 döneminde Dünyabizim'e gönderilen yeni kitaplar...
01/08/2017 11:11
Tanpınar'ı Bir de Böyle Okuyalım Hep Aynı Boşluk
Tanpınar'ı Bir de Böyle Okuyalım: Hep Aynı Boşluk

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın gazetelerde, dergilerde kalmış yazılarının bin bir emek verilerek bir araya getirilmesinden oluşuyor 'Hep Aynı Boşluk'. Sedat Palut yazdı.
28/06/2017 08:08
Damsız Duvarsız Mekteplerin Öğrenci ve Öğretmenleri
Damsız Duvarsız Mekteplerin Öğrenci ve Öğretmenleri

Mustafa Kutlu’nun son kitabı ''İyiler Ölmez'', önceki birçok kitabıyla örtüşen, benzeşen hatta birbirini tamamlayan özellikleri ile ön plana çıkıyor. Küçük hikayeciklerden müteşekkil bir uzun hikaye. Yavuz Ertürk yazdı.
09/06/2017 09:09
Çeşitli Yayınevlerinden Yeni Çıkan Kitaplar Mayıs 2017
Çeşitli Yayınevlerinden Yeni Çıkan Kitaplar / Mayıs 2017

Her ay başında, sitemize hangi yayınevleri neler göndermişse onları toplu olarak siz okurlarımızla paylaşıyoruz. İşte Mayıs-2017 döneminde Dünyabizim'e gelenler...
01/06/2017 08:08
Kırk Yıl Sonra Dün Gibi Nurettin Topçu
Kırk Yıl Sonra Dün Gibi Nurettin Topçu

Nurettin Topçu, samimi, idealist, menfaatçiliğe karşı bir fikir ve kalp adamı olarak yaşadı. 'Kırk Yıl Sonra Dün Gibi Nurettin Topçu' kitabıyla, onun öğrencisi olan, Topçu’nun Hareket dergisinde yazıları yayınlanan, Topçu’yla sohbet etme şansı yakalayan Muzaffer Civelek, hatıralar ışığında bir kez daha hocasını gündeme getiriyor. Muaz Ergü yazdı.
09/05/2017 13:01
Hoca da amma uzattı denir mi hiç gülüm
Hoca da amma uzattı denir mi hiç gülüm!

Gülzar-ı Aşk’da şerh vesilesiyle birçok konu ve kavram ele alınıyor. Süleyman Çelebi’nin hayatı, Mevlîd-i Şerîf’in yazılma sebebi, Mevlîd-i Şerif okumanın bid’at olup olmadığı bunlardan birkaçı..
12/06/2012 14:02

 

Mustafa Kutlu’nun Mavi Kuş’unda “mahremiyet”i anlatan güzel, kısa bir kısım var. Mustafa Kutlu, okuyucusuyla konuşurken, kendi deyişiyle “mevzuyu terk edip ahlâk risalesi” yazmaya başlıyor. Bu satırları, “eskiden şöyleymiş, şimdi böyle; tüh” diyerek değil de, ‘eskiden olanı bugüne taşımanın derdi’ içinde okumak gerekiyor. Bakış açısının farklılığı hasebiyle ç-alıntıya değer bir kısım:

Ev sokağa değil, avluya açılır

Medeniyetimizi oluşturan manevî dinamiklerin dışa dönük zâhirî bir zenginlik ve gösterişi değil; içedönük bir derinlik ve yüceliği hedef aldığını söyleyebiliriz. Bu, bir bakıma zâhire nispetle bâtını kıymetli kılar. İlkeler böyle belirlenince; medeniyet unsurları da bu ilkelerden neşet eden nispetlere, gelişmelere, biçimlere ulaşır.

Mesela evleri ele alalım. Bu evler sokağa değil, avluya bakar. Sokağa dönük yüzünde, insan boyunu aşan duvarlarında pencere dahi yoktur. Çokluk taştan yapılır ve sağırdır. Sokağa bakan kafesli pencereler bu taş kısmın üzerinde yükselen ikinci katta bulunurlar. Evet, ev bahçeye, yani içe açılır. Burası mahrem bir alandır.  Çiçek, meyve, sebze, havuzda su ile bir bakıma tabiatın devamıdır. Güzel ve ferahtır. Saydığımız unsurlarla tezyin edilmiştir.

Evin dış görünüşü sade ve vakurdur. Tezyinat evin içindedir. Oymalar, ahşap bezemeler, göbekli geçmeli tavan süsleri, yüklük ve çiçeklikler hep bu iç güzelliği hedef alır.

Birçok kıymet hükmü fert ve cemiyeti çekip çevirir

Bu incelik ve âhenk büyük-küçük, baba-oğul, ana-kız, konu-komşu, usta-çırak, şeyh-mürit, hoca-talebe münasebetlerine de damga vurmuştur. Çırak bir gün usta, oğul bir gün baba olacağından, yetişmesine itina gösterilir. Ağalık, beylik, hocalık, şeyhlik dahi bir hududa kadardır. Haddi aşmak hiçbir şekilde hoş görülmez.

Haram, helal, mekruh, müfsit, mubah, farz, sünnet, müstahsen, mendup, edep, hizmet, hürmet, merhamet, şefkât, sabır, şükür, bid’at, örf, âdet, gelenek-görenek-mizaç… Sayılmayacak kadar kıymet hükmü belli bir denge içinde fert ve cemiyeti çekip çevirir. Öyle ki, helaya girme âdabından, sofraya oturma âdabına kadar. Bu ahlâk, düzen ve hiyerarşiyi değiştirecek, zedeleyecek her davranış, düşünce, tutum hastalık ve bozulma alameti sayılır; zamaneden şikâyet edilir, durumun düzelmesi için kanun-ı kadime dönülmesi salık verilirmiş.

AvluElbette ki bir değişim yaşanmakta ve taşranın yekpâre zamanı kenarından köşesinden delinmektedir amma, bu o kadar yavaş seyreder ki, değişim hissedilmez bile.

Evler, bahçeler, ustalar, çıraklar, günler, geceler hep birbirine benzer. Sanki tornadan çıkmış gibidirler.

İşte yine yanıldınız.

Bu tıpkı dört fâilâtün ile yazılan şiirleri hep aynı sanmak gibidir. Oysa o şiirlerin içine eğilip bakmak lazımdır. O zaman görülür ki, Fuzûlî ile Bâkî; Hayâlî ile Zâtî farklı insanlardır ve farklı şiirler söylemişlerdir.

Her şair gibi her usta, her ev, her mescit, her hoca, her ağaç, her duvar ayrı birer şahsiyettir.

Taşranın âhengi bir yeraltı nehri gibidir. Üstündekileri besler, büyütür ama gücünün sırrını açığa vurmaz. O sebeple zâhire değil, bâtına bakmak lazımdır.

 

Habil Üler ç-alıntıladı





Yorum
ne mutlu kutlu okuyana
nimetküçüktü
mavi kuş anadolu irfanı konusunda güzel bir gezintiye çıkaran, nev'i şahsına münhasır, dimağlarda bir hoş sada bırakan, pek bir okunulası kitap... mavi kuştan sonra yitirdiklerimize vâ esefâ demedim desem yalan olur
21/03/2012, 22:31
sorular
Emre ŞENER
1- Müteahhitler nasıl kazanacak? 2- Bir EV sahibi olmaktansa 5 apartman dairesi sahibi olma aç gözlülüğümüz nasıl bastırılacak? 3-"Sayılamayacak kadar kıymet hükmü" artık sayılabilir paraya dönüşmedimi?
21/03/2012, 09:08