, 22 Eylül 2017
Ey apartman sakini sakin ol

25884

Ey apartman sakini, sakin ol!

Hayatı apartman merdivenlerinde ve daracık katlarda yaşayan nesli ne çok şey kaçırmıştır.

İlgili Yazılar
Çıkmaz sokaklar insana çıkıyordu
Çıkmaz sokaklar insana çıkıyordu!

Şehirlerin isim değiştirip 'kent'e dönüşmesi, sadece bir varlığın isim değiştirmesiyle sınırlı kalmadı asla.
28/06/2011 13:01
Nesneye aşık olduk yağmaladık geleneği
Nesneye aşık olduk, yağmaladık geleneği!

Hepimizin büyüdüğü, hepimizi büyüten bir mahallemiz vardı. Şimdi neye dayanacağız?!
28/02/2012 13:01
Evimiz Çalınmıştır Buradan Başlayalım
Evimiz Çalınmıştır, Buradan Başlayalım

''Ev hakkı madde ile değil doğrudan ve sonuna kadar insan olmanın köküyle ilgilidir ve adalet düşüncesi tam olarak ‘ev’den başlar.'' Yağız Gönüler, Ömer Erdem'in 'Ev Meselesi' başlıklı yazısını alıntıladı.
14/02/2017 10:10
Taşranın ahengi bir yeraltı nehri gibidir
Taşranın ahengi bir yeraltı nehri gibidir!

Mustafa Kutlu’nun ‘Mavi Kuş’undan çalıntıladığımız ‘ahlak risalesi’nde neler diyor Kutlu?
20/03/2012 15:03
Müslümanlar Apartman Yığınlarını Mahalle Zannediyor
Müslümanlar Apartman Yığınlarını ‘Mahalle’ Zannediyor

''Mahalle, kırk haneden oluşur. Kırk kapı komşu birbirine kefildir. Avarız akçası da bu kefaletin senedidir. Bir şehir, mahallelerden oluşur. Şehir inşa edemezsek medeniyet de inşa edemeyiz.'' Lütfi Bergen, 'Şehir Sünnettir' kitabı etrafında Yağız Gönüler'in sorularını cevapladı.
08/11/2016 12:12
Bahçe istiyorum Rabbim bahçe
Bahçe istiyorum Rabbim, bahçe!

Daralan yalnız odalar değil elbette apartman hayatında. Daralan kültürümüz, medeniyetimiz, saadetimiz ve hatta ahlakımız..
24/11/2010 08:08

 

Bir şiirden taşan duygunun kararsızlığı içindeyim. Hayat, apartman kültüründen müteşekkil, birkaç parça sahte tebessümle çevrili. İyi insanların iyi atlara binip gittiği günler bile çok gerimizde kaldı. Gözümüzde şen şakrak günlerin hayali asılı dururken, adına keskin yalnızlıklar aşkıyla şiirler yazdığımız bu dünya, bizlere, yani yıldırılmış ham bir vatan çocuklarına dar artık. Elbette yüzümüz bakır çalığı, elbet korkak divançelerden, kaydı silinmiş nüfus suretlerinden ve elbet rıhtımlarında serapa hayal düşüncelerden ikrah ettik!..   

İçiniz rahat olsun ama...

Bahçe yüzü görmeden büyüyen çocukların bu iki cümle arasındaki bağlantının öznesini, nesnesini ve yüklemini bulma konusunda epey zorlanacaklarını biliyorum. Aslında buna hiç gerek de yok. Nasılsa apartman kültürü dediğimiz şey, adına insan denilen varlığın kendi dokusunu bozmakla eşdeğer anlamlar taşıyor. Niyetim oldukça halis, sözü kemliğe çekip veryansın edecek değilim. İçiniz çarşaf gibi bir deniz kadar rahat ve berrak olsun…Apartmanda yaşamak...

Fakat yine de içinden cin çıkan bu lambanın ucundan kıyısından tutmak istiyorum. Eğer siz de benim gibi insan yüzlerinden okunan kelimelerin, hecelerin avcısı iseniz buyurun satır aralarına. Tevekkeli boşuna dememişler, tespihte hata olmaz diye. Bir imame etrafında toplanmış otuzüç danenin teşbih ile ne ilgisi olabilir ki hem? Yeni bir yuva yapmanın dişilere mahsus olduğunu pek âlicenap meslektaşlarımın sohbetlerine kulak kabartarak öğrendim. Onbeş yirmi yıl sürecek kiracılık hayatının inceliklerine bakacak olursanız, ev sahibi kahrı çekmek zor müşkülat!.. Hani çoluk çocuğun boy verip hadise çıkarmaları olmasa neyse… Ancak komşuluk albümüne yerleştirilecek ahiretlik nerdee? Varını yoğunu aslanlar gibi masaya döküp yekûn ile ay sonunu getirmenin iflahsızlığı beter vallahi! Sonra hakkıdır elbet sıcacık kalorifer peteğine sırtını verip hanımın örgü örmek dileği. Kızın yaşı geldi, oğlan yüksek okul son sınıf, daha ne? Ha, sahi banka kredilerinin faizi de düşmüştü öyle ya!.. Kefil mefil bulunur elbet, bulunur mu dersiniz? Çok değil, şöyle paşalar konağının alt kısmını andırır bir kat olsun, yeter de artar bile… Her bir muamelenin aslı faslı bitirildikten sonra, sevinç nöbetleri içinde tıpış tıpış çıkılan merdivenlerinde, azami sessizliğin hüküm sürdüğünü yakinen görüp edep erkân içinde ilk anahtar “dairenin sahibi” sıfatıyla çevrilir. Yeni bir evin çehresine bakıp bakıp sobalı, müstakil evceğizlerin hatırı kalırmış, ne gam! Sittin sene çalışıp bir kat sıcak kalorifer gibisi var mıdır şu dünyalık içinde sanki?     

Yeni bir memleket gibi yeni bir apartman

Apartmana yeni taşınanların ürkek yüzlerinde gezinen gizli merakı fark etmiş olmalısınız. Sessizce açılan kapılardan uzanan başların üzerindeki bir çift göz için ne söylense az gelir. Neyi gizlemektedir mukavva kutuları andıran beton yığını tepecikler içinde saklanan yürekler? Kendi adıma, muhayyer yeminlerin büyüsüne kapılıp güzelim kış ikindisini unutalı beri kendime bile küser oldum. İşte belli, sıcacık odalarında cıvıldaşan çocukların kurduğu aile saadeti dedikleri şey, komşunun kimliğinde gezinen kara bir leke sanki. Sonra, hal hatır faslının azami sahtelikler ardında sırıtan küçük bir tebessüm ayarındaki sözcüklerine ne demeli? Gülünç acemiliklerin bulaştığı ilk ziyaretler, çay sohbetleri… Iııh, pek sevimsiz, çıtkırıldım kültür yığınağı belki hepsi!

Yıllar öncesinden hatırlıyorum, “Apartmanda Yaşama Sanatı”, adı gibi sürek avlarını çağrıştıran küflü bir eski zaman akordunun cızırtısıyla yer etmişti kitapçı raflarında. Utandım da, merakımı sürekli kamçılayan apartman dilini öğrenmeye kalkıştım. Meselenin özü şu idi; Bütün efradıyla apartman sakinleri, sakinliklerine halel getirmeden ve de sakin olduklarını belli eder bir rikkat halinde giriş çıkışlarını yapmalıydılar. Zira çevreye verilecek gürültünün akabinde, şikâyet dâhil dedikodunun bir numaralı numarası alınmış kapısı olma ihtimalleri mümkündür. Yani merdivenlerden öyle yalap şap çıkılmayacağını, asansör denilen garip icadın tarifnameye dikkat edilerek kullanılması gerektiğini bilmek, sakin olmanın olmazsa olmaz şartlarındandır. Sonra hırlı ve hırsız bilumum gözbağcıya karşı giriş kapılarının her daim kapalı tutulması menfaatimiz icabıdır. Unutmadan, yöneticinin padişah fermanlarına taş çıkartacak at nalı büyüklüğündeki uyarı ve emir levhalarının –ki daha çok “S”, “N” ve “Z” özürlü bu ünlü büyüklerimizin (“cahili” demeye dilim varmıyor yine de) asılı bulunduğu bölümü okumadan geçmek gibi bir gaflete düşülmemelidir! Hele hele yakıt, kapıcı, bakım ve onarım işleri için arzu edilen para geciktirilmeden verilmelidir. Yoksa tarihi meçhul bir akşam, yorgunluğun Yönetici ilanıpaçalarınızdan aktığı bir saatte, giriş katına birkaç adım atar atmaz o ünlü “borcunu ödemeyen yüzsüzler” listesinde isminize tesadüf edebilirsiniz! Şaşırmayın a canım, hem apartmanın keyfini kaçırmaya ne hakkınız olabilir? Bu istekler, bu akçeli işler bir türlü açık veren apartman bütçesini karşılamaya yetmez elbette. Öyle ya, koca daire sahibisiniz, hem değil mi ki meclis-i ahbap içinde bir iki kelam da siz etmelisiniz. Öyleyse pamuk eller cebe lütfen!..

Ey apartman sakini! Sakin ol!

Bu saydıklarım adı geçen kitabın dört başı mamur sayfalarının dış mihraklar bölümünden. Şimdi pek asabi okurların bu ıvır zıvır işler için bıyık altından güldüklerini görür gibiyim. (“gibiyim” bağlacına iyelik katan sahiplik ekleri aslında sözün gelişi ya, neyse…) En çetrefilli bölüm ise iç mihrakların bulunduğu pek netameli sayfalar arasındakiler. En azından okuyunca öyle olduğuna şahitlik edebilirsiniz. (beni şahit mahit yazma sevgili yazar arkadaşım diyenlere sözüm yok tabii) Öncelikle eve alınacaklar bahsinin a bendi uyarınca sevgili bekâr kardeşlerimin bilmesinde fayda telakki ediyorum; apartmana bir cins-i latif ile giremezsin kardeşim! Nereden bileyim yanındakinin dünya ahiret bacın olduğunu!? Ailenin bulunduğu kutsiyetin ruhuna ve vakarına aykırı bu gönül işlerini lütfen giriş kapısında bırak apartmana öyle gir, benden söylemesi. Sen kulakları ağır işiten nineciğim, kapını belli bir düzeyin üzerinde ses çıkarmamasına azami itina göstererek açıp kapamalısın. Bak gidiyor, (demiştim ya, kulakları ağır işitir) Neyse… Odalarda bulunan eşyaların ve diğer nesnelerin çekip çevrilmesi sırasında alt kat komşunun uzun sırıklar eşliğinde tabanınıza döşediği üç beş uyarı atışını dikkate almalısınız! Yok öyle, odanın bir köşesinden diğerine takunya babından ses çıkarıp ortalığı ayağa kaldıran terlik azmanı nesnelerle gezinmek! Ayrıca her gönlünüzün çektiği duvara inceden inceye ayar verip, pergelini gönyesini aldıktan sonra tak tuk çekiç sesleri arasında “Mona Rıza” tablosu asamazsınız!

Eve gelen envai tür çocukların çığlıklarını absorbe edecek bir cihaz çıktı mı bilmiyorum ama bu işten tamamen siz mesulsünüz. Görgü kurallarının biz insanlara faturası olan apartmanda yaşama sanatında öncelik, çocuk seslerini mümkün ise apartmandan kazımak, mümkün değil ise sindirip çocuk odasına hapsetmektir! Ah nasıl da unutuyordum… Düğün-dernek, cenaze veya kalabalık gözükmeyi gerektirecek hallerde öncelikle ev ahalisine, sonrasında da izzet-i ikram bekleyen misafir taifesine küçük ve sessiz bir nutuk atılması apartmanın huzuru açısından son derece önem arz etmektedir! Son derece önemli bu ayrıntıyı savsaklayan misafir güruhundan edep dışı davranış gösterenleri ufaktan ufaktan iğneleyerek tez zamanda bu bela da savuşturulmalıdır! Mümkün ise zeytinyağının dışında, her ne marka olursa olsun bütün apartmanı kokuya gark edecek yağlardan uzak durulmalıdır! Çünkü unutulmamalıdır ki “kamusal alan”, birey olarak huzurumuzu bozanlara karşı her daim tetikte bekleyen aynı siperin yoldaşlarıyla doludur!

Bitti mi? Ne gezer!..

Pazar sabahlarının beti benzi atmış kızlarının müzik kanallarında tepişerek teneke cızırtılı seslerini alt veya üst kattaki komşularınıza dinletmek zorunda değilsiniz. Ta haftanın ilk günü bile Pazarı ve yatağını hayal ederek geçiren apartman sakinlerini asabiyetin hatırına daha fazla zorlamayınız lütfen. Hem sonra şu halı silkeleme olayını da bir çözüme kavuştursak iyi olacak sanırım. Ha şimdi siz, ne yani Necla ablanın güzelim Bağdat halılarını sergilemeye hakkı yok mudur diyeceksiniz, değil mi? Vardır var olmasına ancak, mümkün ise halılarının fotoğrafını çektirip asıversin balkon pencerelerine ayol! Hele bir de gözü kör olası müteahhitlerin malzemeden çalarak meydana getirdikleri, banyo ve lavabolardan alt kat komşunun adı geçen mekânlarına sızan suyun oluşturduğu sanat eserleri yok mu, insan baka baka doyamıyor inan olsun! Çağırın bakalım sakar sucu kalfasını ve çırağını; kırıversin sızıntının kaynak yerini, çamur deryası içinde bir güzel yüzsün bal badem halı ve el dokuması kilimleriniz, hah şöyle!..

Şimdi aklıma geldi, sözü uzatmak niyetinde değilim. (uzat bakalım uzat, biz anladık ne demeye getireceğini sözü diyenlere eyvallah) “Yöneticinin El Kitabı” bahsine geçmeden önce…

İşin muzipliği bir yere kadar diyenlere hak veriyorum. Yine de çocukların saksılarda büyüdüğü apartmanların çok katlı kültür rengiyle boyandığına hiç inanmıyorum. Çocukluğumuz hangi baharın yeliyle sürüklenip gittiyse bütün insanlığımız o yıllarda, o tunç renkli uçurtmaların kuyruklarında kaldı demektir. Bugün inancımızı, değerlerimizi, alınterimizi hor gören apartman kültürüne karşı; iki oda bakla sofa, kış ikindisinin üzerinde kestane çıtırtılarıyla çınladığı sobaların ve gül şerbetiyle uyanılan sahur bereketinin bedduasına uğrayacağımızın resmidir!                            

 

Reşit Güngör Kalkan yazdı





Yorum
.
b.tekin
başlığı görünce reşit güngör kalkan dedim. yanılmadım. sizi seviyorum ağabey :). eklemeyi mi unuttunuz bilemiyorum. öğrenci milletinin apartmanda yaşama sanatıyla -ya da apartmana sığdırılmama sanatı- ilgili birkaç cümle sarf etmiş olsaydınız bütün bütün bahtiyar olacaktım. kaleminize kuvvet.
31/10/2011, 17:15

İlgili Konular