, 24 Kasım 2017
Artık 'evimiz' dışarısı

6045

Artık 'evimiz' dışarısı!

Lütfi Bergen, şehir haberlerimize bir katkı amacıyla, 'evimiz'in ve 'şehrimiz'in nabzını tuttu.

İlgili Yazılar
İmre Özbek Eren Sorguluyor Geleneksel Mahalle Geleceğe Taşınabilir mi
İmre Özbek Eren Sorguluyor: Geleneksel Mahalle Geleceğe Taşınabilir mi?

İmre Özbek Eren geçtiğimiz günlerde 'Mahalle – Yeni Bir Paradigma Mümkün Mü?' isimli kitabına dair bir söyleşi gerçekleştirdi ve geleneksel mahallenin geleceğe taşınıp taşınmayacağı noktasında önemli tespitlerde bulundu. Dilara Yabul etkinlikten notlarını aktarıyor.
23/09/2017 11:11
Çıkmaz sokaklar insana çıkıyordu
Çıkmaz sokaklar insana çıkıyordu!

Şehirlerin isim değiştirip 'kent'e dönüşmesi, sadece bir varlığın isim değiştirmesiyle sınırlı kalmadı asla.
28/06/2011 13:01
Nesneye aşık olduk yağmaladık geleneği
Nesneye aşık olduk, yağmaladık geleneği!

Hepimizin büyüdüğü, hepimizi büyüten bir mahallemiz vardı. Şimdi neye dayanacağız?!
28/02/2012 13:01
Evimiz Çalınmıştır Buradan Başlayalım
Evimiz Çalınmıştır, Buradan Başlayalım

''Ev hakkı madde ile değil doğrudan ve sonuna kadar insan olmanın köküyle ilgilidir ve adalet düşüncesi tam olarak ‘ev’den başlar.'' Yağız Gönüler, Ömer Erdem'in 'Ev Meselesi' başlıklı yazısını alıntıladı.
14/02/2017 10:10
Taşranın ahengi bir yeraltı nehri gibidir
Taşranın ahengi bir yeraltı nehri gibidir!

Mustafa Kutlu’nun ‘Mavi Kuş’undan çalıntıladığımız ‘ahlak risalesi’nde neler diyor Kutlu?
20/03/2012 15:03
Müslümanlar Apartman Yığınlarını Mahalle Zannediyor
Müslümanlar Apartman Yığınlarını ‘Mahalle’ Zannediyor

''Mahalle, kırk haneden oluşur. Kırk kapı komşu birbirine kefildir. Avarız akçası da bu kefaletin senedidir. Bir şehir, mahallelerden oluşur. Şehir inşa edemezsek medeniyet de inşa edemeyiz.'' Lütfi Bergen, 'Şehir Sünnettir' kitabı etrafında Yağız Gönüler'in sorularını cevapladı.
08/11/2016 12:12

Heidegger, “Evsizlik dünyanın kaderi olmaya doğru gidiyor” demiş. İnsanın evini kaybediyorDış etkilere kapalı ev oluşu yeni değil. Ama kaygı verici. Çünkü evi kaybetmek, insanlık tarihinde “düşme”yi ifade ediyor. Âdem, yasak meyveyi yemekle evini kaybetmişti. Nihai bir geri dönüşü, eve avdeti hatırında taze tutarak kendini toparladı. Modern adam, evsizliğini bir günah saymayacaktır.

Evde olmamak ne demek?

Evsizlik halini, düşmekle tanımlamamı garabet saymayın. Evinde bulunamayanlar durumu şöyle açıkladılar: “İşteyim”, “göç yolundayım”, “yolcuyum.” Böylece aslında “yerli yerinde” durduklarını, ama bir icbar neticesi “ev”de olamadıklarını ima ettiler. Bu ifadeleri eski bir tabirle hafsala almıyor. Evde olmamak; başka bir yer, başka bir hayat, başka bir gelecek ihtimali için “evdekiler”den uzaklaşmak demekti: Arzularının peşinde, “yerli”lerin toplumsal seyr-ü seferinden kendini koparmak.

Ev sefer içindir

Kırlangıç yuvası
(+)

Şöyle düşünmeli; bilirim ki, yaz gelmeye yakın kırlangıçlar, akşam semalarını dolduracak. Çatı altlarında çamurdan yuvalar yapacak. Komşuluk, bir göçle buluşacak. O halde... Göçer için vasıl olunan her yer, bir geçiş olduğu miktarda, “göçte eve dönüş eylemi”dir. Göçer, kalkış ve varış noktalarındaki sabiteye ve göç yolunun istikametinde ikamet etmeye müdavimdir. Böylece hareket, kör bir dolaşma, rotasız bir denize açılma ifade etmez. Güzergâhını bilen bir hareket, her bastığı zeminde evdedir aslında. Demek ki göç yolunda bile evde kalınabilir. Hatta ev sefer içindir. Sefer ev içindir. “Sefer der vatan” demişlerdi.

Osmanlı şehri
(+)

‘İnsan’ bir iddiadır

Âdem “cennet evini” kaybedip yere düşünce, eve dönüşün mümkün olduğunu gördü. Rabbi’nden kelimeler aldı. Dualar eyledi. İndiği yerden çıkmak istedi. Mustakim ve müstekar bir yol aradı. Sürekli değişime maruz kalınan bir rûy-i zeminde dil-zaman-kimlikte mukim bulmaya ahdetti. Çünkü “insan”, bir iddiadır. Allah’ın meleklere ve şeytana karşı iddiası. Meleklerin, “biz kan dökücü bir müfsid olacak adamın yanında seni överek tesbih ediyor değil miyiz”; şeytanın da, “ben ondan daha üstünüm” iddialarına mukabeledir insan. Dahası nûr ve nâr ehli dışında kalan tüm mahlûkatın da dâvâsıdır.

İnsan vesilesiyle gök altı âlemin halkı demiştir ki: “Nagihan ol şâra vardım/ ânı ben yapılır gördüm/ ben dahi bile yapıldım/ taş u toprak âresinde.” Hacı Bayram Velî, bu dörtlüğünde; fakr, fenâ, mahv, muhabbet, zikr, hayret, haşyet, dünyaya gönül vermemek, nûra dalmak gibi hallerden bahsetmiştir ve adeta kainat onun şiirinde, insan donu giyip dile gelmiştir. Kainat, kendini öncelikle bir gayeye (tevhide) yönelmiş olduğu oranda “yaşayan” olarak kavrayabilir. Gökte ve yerde olanlar O’nu tesbih ederek varlık bulurlar. Yaşamaları ondandır. Tesbihatı kesilenin, nefesi de kesiliyor; azîm cüsseler cesede dönüp kesrete dağılıyor.

Cami ve mahallesi: Cemaat ve mahremi
Cami ve mahallesi: Cemaat ve mahremi

Evimizi kaybediyoruzİnsan ancak nerde ‘insan’dır?

Âdem, Şeytan’ın “sana tükenmez bir mülk ve ölümsüz bir şecere için rehberlik edeyim mi?” (20 Taha 120) fısıltısına kapılarak evini yitirdi. “Kendinden ayrılmayan bir ben” ve “mükemmel bir dünya idealizmi” tasavvuru üzerinden tevhidini yitirdi. İnsan hiçbir zaman kendini kendi başına yeterli göremez, kendi idealize ettiği dünyaya sırtını dayayamaz. Kendi kendine evini yaparken, kutsalın kalıplarını sökmekle yuvasını mahvetti. O artık örümcek evinde oturuyor. Örümcek yuvası, evlerin en zayıfı değil miydi?

Bugün korkunç bir bozulma müslümanca yaşamanın kalbine doğru saplanmaktadır. İnsan ancak, kutsalın kalıbını yaşadığı yerde insandır. Modern toplum, müslüman adama sadece “kutsala inanmak izni” veriyor. Kutsalı yaşayamamakla tevhidi bölünmüş adam evini kaybetmiştir. Zira değerleriyle yaşamayan bir hayat düzeni kurmaya yönelmiş bir bilinç, bu kez de dünyada, birikip birikip sayılan mülk ve tükenmezlik fısıltısıyla ayartılmış gibidir. Böyle bir ritim, bir makinenin, bir otomatın ritmi olmaya teslim edilmiştir. Bir makinenin dişlisi olmaya çabalayan insan, canlılığın şartını bilmeyen bir yaratıktır. Yaşadığının farkında olmayan bir varlıktır. Büyük şehirlerde yayılan duyarsızlık, izah edilemez yalnızlık, yakınlıkların yitirilişi, hasbîliğin kayboluşu... cansızlığın iç karartıcı kederini büyütüyor.

Kutsalımızı yitirdik, “evimiz”e giremiyoruz

Bizi “evsiz” bırakan, kutsalı yaşayan bir “biz” olan ailenin ve içinde hayat bulduğu cemaatin yıkılışıdır. Aile ve cemaat, bütün dünyayı tahrip ederek inanan kimliği yaşadığı topraklardan süren yeni bir tür cürmün saldırısıyla şuurunu yitirdi. Aile (ve cemaat) “evimiz”den ve mahalleden ayrılmayan bir “biz”dir. Kutsalı yaşayan bir “biz”, onu var eden konuttan/mahalleden müstakil düşünülemez. Sanayi, kentleşme ve kapitalizmin dağıtıcı hareketleri kutsalın yaşadığı alanları (ev-mahalle) ters yüz etmekte, yeniden-yapıma ve dönüşmeye zorlamaktadır. İnsanlık durumunun yabancılaştırılması ile kutsalını yitirmiş adam (ve kadın) artık “evine girememek”te, hatta evlenememektedir.

Müslüman gençler sokaklarda saatin tükenmesini birbirlerinin yüz çizgilerinde beklemektedir. Popüler tatlar sağlayan işgalci bir tüketim dayatmasıyla sinemanın, televizyonun, futbolun, hipermarketin, gazetenin, müziğin, otomobilin ve ekonomik düzenin icbar ettiği ürünlerin kullanış biçimlerinin kurduğu dünyada insan tekleri haline gelmiş bu iki ayaklı varlığın artık “kutsal”ı yoktur. Ama bir koşuşturmaca, bir savruluş nefisleri kışkırtmaktadır.

'Evimiz' apartmanların tahakkümü altında
'Evimiz' apartmanların tahakkümü altında

“Dışarıda” yaşayan müslümanlar

Safranbolu
(+)

Dolayısıyla bütün mahremiyetini (yemek yemek, el ele yürümek, sevgi sözcükleri söylemek, özel bir hediye vermek, vs.) evin dışına taşıyan, mutluluğunu ve değer sembollerini “dışarıda” yaşayan müslümanlar için de, gerçek, acıtıcı bir dorukta ortaya çıkmıştır: “Artık dışarı diye bir şey yok, bizler içerideki yabancılarız.”

Evini ve evinin içindekileri hatta kendisini kendi ürünleriyle “geçindiren” bir zihinden kopan müslüman zihin, aile şuurunu ve mahalle tasavvurunu kaybetmiştir. Tehdit edici dünyaya karşı “biz”i koruyan zar gibi hissedilecek “ev” yıkılmıştır. Aile yıkılmıştır. Onun yerine makinelerin ve ayarlanmış saatlerin uzamı haline dönüşerek silikleşmiş insanların girip çıktığı kutsalı olmayan konutlar inşa edilmiştir. Köyün ortasında apartmanlar, kırın silüetinde gökdelenler inşa edilmiştir. Bunlar -adı üstünde- tabiata konulmuş bir saplanmışlıktır. Hiçbiri, “ev”deki “vav”ın bükülmüş adanışını, teslimiyetini, ulvîliğini bulamayacaktır.

Musa (as), böylesi robot ve köle topluma gönderilmiş ve bu marazdan içinde namaz kılınan evlerle felah bulunacağı bilgisini edinmişti. Musa Mısır’a ailesi ile gelmişti. Bereketi arayan evler ve mahallelerden çıkacak kanaat, kapitalizmi yine yenecek güçtedir.

Sakarya - İslam şehri
Sakarya'da bir İslam şehri

Lütfi Bergen “şehr”in kalbine dokundu






İlgili Konular