, 21 Ocak 2017
Burda kalıcı değiliz işte eski evlerimiz

5335

Burda kalıcı değiliz, işte eski evlerimiz

Yeni bir toplum inşa etmeye yeni evleri inşa etmekle başlamak gerek belki de. Bunun örnekleri de uzakta değil, hemen yanıbaşımızda. Ahmet Serin yazdı..

İlgili Yazılar
Hikaye hikaye Bursa'nın hüzünlü dönüşümü
Hikaye hikaye Bursa'nın hüzünlü dönüşümü

Hikâyeci Mustafa Başpınar’ın hazırladığı 'Öykülerde Bursa' kitabında eski Bursa ile yeni Bursa’ya dair önemli ayrıntılar da yakalanabiliyor.. Ahmet Serin yazdı..
31/10/2014 08:08
Gelenekler unutulunca herkes sıradanlaştı
Gelenekler unutulunca herkes sıradanlaştı

‘Bursa Köylerinde Gelenek ve Görenekler’ kitabı, başkalarının esiri olmadan ayağımızı yere sağlam basmak için ne yapacağımız konusunda iyi bir fikir veriyor bize. Ahmet Serin yazdı..
08/09/2014 10:10
Bursa köylerine 'lavabo' gelmemiş şükür
Bursa köylerine 'lavabo' gelmemiş şükür

Bursa Büyükşehir Belediyesi, güzel bir iş çıkararak Bursa köylerinde yaşayan sözlü anlatımları derlemiş. Ahmet Serin 'Bursa Köylerinde Sözlü Anlatımlar-1' kitabı üzerine yazdı.
05/08/2014 08:08
Gizemli keşişlerden İslam erenlerine Bursa
Gizemli keşişlerden İslam erenlerine Bursa

Bursa, her meraklıya farklı bir çehresini sunan hülyalı bir güzel gibi sürdürüyor varlığını. Bir yerleşim birimi olarak kuruluşunun üzerinden binlerce sene geçti Bursa’nın ama mahremi hiç tükenmeyen bu şehir, her zaman önemli oldu. Ahmet Serin yazdı.
15/02/2014 12:12
İmralı adasının ismi nereden geliyormuş
İmralı adasının ismi nereden geliyormuş?

Emir Sultan’ın oğlu Emir Ali, Timur’un Yıldırım’ı yendiği savaşın ertesinde Timur tarafından gözetilir. Emir Ali, zamanla Osmanlının aleyhine çalışmaya başlar..
21/08/2013 12:12
Tarihe kaynak eserler okunarak sahip çıkılır
Tarihe kaynak eserler okunarak sahip çıkılır!

Hasan Basri Öcalan ile tarih bilinci, Bursa’daki tarihî mezar taşları ve Bursa’nın yaşayan kıymetleri üzerine konuştuk..
16/07/2012 15:03

Müslümanlar için dünya, cennetin yeryüzündeki yansımasıdır, Allah’ın bize bir emanetidir. Bu bilince sahip olan Müslüman için yapılacak şey bellidir. Yaşadığı mekanı, bu mekanla bütünleşen her şey dahil olmak üzere güzelleştirmek…

Müslüman’ın dünya ile ilişkisini bilmek için, Müslüman’ın dünyaya bakışını bilmek gerekiyor. Bilindiği üzere Müslüman için dünya hayatının süresi, bir ağacın altında gölgelenme miktarıdır. Dolayısıyla bir Müslüman, dünyada sürekli kalmayacağı bilgisiyle donanmaktadır ilk önce. Bu bilgiye bir de dünyadaki hayatının ve bizatihi dünyanın kendisine emanet olduğu bilgisi eklendiğinde, Müslüman’ın kendisini dünya üzerinde konumlandırmasının çerçevesi de çizilmiş olur. Bu çerçeve, “Altında gölgeleneceğim bu ağaca ihanet etme, ona hükmetmeye çalışma; nasıl ki senin onda hakkın varsa, onun da sende hakkı olduğunu bil.” şeklinde formüle edilebilir.

Aslında yakın tarihimize baktığımızda, bu formülün hakkıyla uygulandığını görüyoruz. Bizden önce yaşayan kuşaklar mesela tarım yatağına, su yatağına asla ev yapmamışlar. Bir yerde ova ve dağ varsa, evleri dağa yapmışlar, ovayı suya, bitkilere, tarıma bırakmışlar. Dağa ev yapmak zor, işin kolayına kaçayım, dememişler. Günümüzde ovaya ve su yataklarına pervasızca ev yapanların başına gelenleri gördükçe çağımız modern insanınca önemsenmeyen o irfanî bilginin ne kadar önemli olduğu bir kez daha ortaya çıkıyor.

Kalıcı ve geçici olan

İslami bilginin irfanını almış atalarımızın mekan inşa etmekteki tavrının güzelliği, sadece mekan inşa edeceği yer seçiminde değil, mekan inşa edeceği malzemenin seçiminde de kendini gösterir. Bu konuda atalarımızın yaptığı aslında hem insani hem de çok pratik bir şeydir. Onların bu konudaki tavırlarına baktığımızda, şöyle bir yol izlediklerini görüyoruz: Eğer toplumun geneline hizmet edecek bir mekan inşa ediyorlarsa, bu mekanı uzun süre dayanacak taş vb. malzemeden yaptıklarını görmekteyiz. Burada, kamu yararı gözetildiği gün gibi aşikar. Ama sıra kendilerine bir mekan inşa edilmesine geldiğinde, işin değiştiğini görürüz. Osmanlı insanı, kendine inşa ettiği mekanın temelini ve alt katını sağlam olması için taştan yaparken üst katları kerpiç veya ahşaptan yapar. Bunun aslında çok pratik bir faydası da, temel hariç diğer bölümlerin zamanla güncellenebileceğini düşünmektir. Çabuk değişebilen malzemeden yapılan odalar ihtiyaca cevap vermez hale geldiğinde, hemen değiştirilmekte, eklemeler, çıkarmalar yapılmaktadır. Bu özellikler hem geçiciliği hem pratikliği hem de mekana ve insana saygıyı ifade ediyor aslında.

Osmanlı, planlamayı bilmiyor muydu?

Günümüz Batı şehirlerinin öncelikle övgüye değer taraflarının planlaması olduğu söylenir. Orada evler ip gibi dizilmiştir, sokaklar bellidir, çıkmaz sokak yoktur ve tüm sokaklar hep meydanlara açılır. Övgüye mazhar olan budur. Övgüye mazhar olan bu durumun ortaya çıkış sebepleri ve bunların doğurduğu sakıncalar hiç hesaba katılmaz bile. En azından şu evlerin ip gibi dizilmesi ve tüm sokakların bir meydana açılmasının mimari bir tercih olmayıp isyan eden halkı kontrol altında tutmaya yönelik askeri bir zorunluluk olduğu bilgisi, olaya farklı bakmamızı sağlar sanırım.

İnsanı yaşat ki devlet yaşasın ilkesine bağlı olduğu için silahını milletine çevirmeyi düşünmeyen Osmanlının ise böyle bir tedbire hiçbir zaman ihtiyacı olmadı. O, sadece insanıyla değil, insanının yaşadığı mekânıyla da barışık yaşadı. Sokakların ip gibi düzenli uzanması yerine, evlerde mukim olanların odalarının pencerelerinden birbirlerini görmemelerini esas aldı. Bunun doğal sonucu olarak da evler birbirine bakmadı. Bunun tam ifadesi, yatak odaları birbirine bakmadı demektir aslında. Sokakların çıkmamasını önemsemedi mesela hatta bilerek çıkmaz sokak bıraktı ki insanların uğrak yolu olmayan bu sokaklardaki evlerde yaşayanlar birbirlerinin ihtiyaçlarını giderebilecek kadar birbirlerine yakın olsun, geniş bir avlu mesela okul olsun; çıkmayan sokak, çocuklar için oyun alanı olsun; açık bırakılan kapıdan komşu içeri girip de bakıma muhtaçların bakımını yapsın…

Bursa köylerindeki evlerin mimarisi

Osmanlının kurucu başkenti Bursa, sonraları İstanbul’un gölgesinde kalan bir şehir. Aslında onun bu şekilde gölgede kalması, başına gelebilecek en iyi şeylerden biri. Çünkü bu gölgede kalma, onun aslî kimliğini korumasına sebep olmuş. Son otuz sene hariç tutulursa, Bursa, Osmanlı şehri kimliğini koruyan bir şehirdi demek ziyadesiyle mümkündü. Hatta şimdi bile Bursa, Osmanlı şehrine çok fazla benziyor. Ama bunu daha çok köylerine bakarak görebiliriz.

Bursa Büyükşehir Belediyesi'nin “Somut Olmayan Kültürel Miras” serisinin Bursa Köylerinde Geleneksel Mimari ve Arkeoloji-I başlıklı hacimli kitabı, Bursa köylerinin mimari yapılarını inceleyerek tarihe önemli bir not düşmüş. Büyük boy ve dört yüz altmış sayfa olan kitap, görsellerle de desteklenerek konuya yabancı olanların bile anlayabileceği bir hale getirilmiş.

Kitapta sadece evler değil, hamamdan fırına, samanlıktan camiye, ahırdan köyevine kadar geniş bir yelpazede tüm yapıların karakter özellikleri, bu yapılarda kullanılan malzemeler ve bu yapıların işlevleri anlatılmış.

Kitapta anlatıldığına göre, genellikle iki katlı olan Bursa köy evlerinin alt katları depo, kiler vb. olarak kullanılırken ikinci kat ise yaşanan alandır. Bu yapıların ilk katlarında ahşap karkas ve taş kullanılırken ikinci kat, daha önce de dediğimiz gibi, ahşap karkas ve kerpiçten yapılır. Kerpiç, evin kışın sıcak, yazın serin kalmasını sağladığı gibi, evde yeni bir oda veya yeni bir bölmeye ihtiyaç duyulması halinde, çabucak işlenebilen bir özelliğe sahip olduğundan tercih edilir. Evler genellikle avluludur ve avlu kapısı, yük hayvanının rahatça geçeceği genişlikte olur. Evine girişte önce bahçeyle karşılaşan ev sahibi, ister istemez bahçede biraz oyalanarak günün yorgunluğunun bir kısmını burada atar ve evine sakin bir şekilde girer. İşte bu, genelde İslam’ın, özelde ise Osmanlının insan fıtratına uygun bir hayatın nasıl sürüleceği sorusuna verdiği müthiş bir cevaptır!

Modern dönemlerin mimarisinde, ister istemez komşusunun her sırrına vakıf olan insan (Bitişik daireden gelen seslerin verdiği rahatsızlıklar, pencereden bakarken karşı evde yaşayanların yaptığı çirkin hareketlere şahit olmanın verdiği stres vs.) insandan uzaklaşmakta, bu da insanlarda çeşitli psikolojik rahatsızlıklara yol açmakta, toplumsal hayatı çürütmektedir.

Yeni bir toplum inşa etmeye yeni evleri inşa etmekle başlamak gerek belki de. Bunun örnekleri de uzakta değil, hemen yanıbaşımızda. Görmeyi bilmemiz yeterli.

 

Ahmet Serin yazdı