, 18 Temmuz 2018
Moltke II Mahmud'un Reformları Uygulayacak Kadrosu Yoktu

795

Moltke: II. Mahmud'un Reformları Uygulayacak Kadrosu Yoktu

Feldmareşal Helmuth Von Moltke’nin 1835-1839 yılları arasında Türkiye’de görev yaptığı sırada ailesi ve dostlarına yazdığı mektuplardan oluşan ''Moltke'nin Türkiye Mektupları'', 19. yüzyıl Türkiye’sini dışardan bir gözle anlatması bakımından önemli... Abdurrahman Akdağ yazdı.

İlgili Yazılar
Ebeveynlerin Mutlaka Başvurması Gereken 5 Kitap
Ebeveynlerin Mutlaka Başvurması Gereken 5 Kitap

Ülkemizde herhangi bir kitapçıya yahut kitap satan internet sitesine girdiğimizde, 'çok satanlar' bölümünde muhakkak çocuk eğitimi kitaplarına da rastlıyoruz. Bu kitaplar arasından doğrusunu seçebilmek kendi başına bir uzmanlık meselesi... Yağız Gönüler, bu kitaplardan beşine değiniyor.
21/11/2016 08:08

Helmuth von Moltke, 26 Ekim 1800’de Meclenburg’da dünyaya geldi. Askeri eğitimini Danimarka’da aldı ve 1819’da subay olarak mezun oldu. 1822’de Prusya hizmetine girdi. 1835-1839 yılları arasında ise yüzbaşı rütbesiyle Türkiye’de askeri uzman ve danışman olarak bulundu. Türkiye’de bulunduğu yıllar onun ilk askeri tecrübelerini oluşturmaktadır, nitekim geldiğinde genç bir subaydı.

Alman ordusunda alabileceği en yüksek askeri rütbeyi (feldmareşal) alan Moltke’nin özel hayatında oldukça alçakgönüllü olduğu belirtilmektedir. Az konuştuğu için kendisine “suskun feldmareşal” unvanı takılmıştır. Askeri niteliklerinin yanında birçok eser de bıraktı. Bunlardan biri de ailesine yazdığı, sonradan Moltke’nin Türkiye Mektupları adıyla yayınlanacak olan mektuplardır.

Kitap, Remzi Kitabevi tarafından, Hayrullah Örs’ün çevirisi ile ilk defa 1969’da basılmış, son baskısı ise 2017’de çıkmıştır. Moltke’nin 1835-1839 yılları arasında Türkiye’de görev yaptığı sırada ailesi ve dostlarına yazdığı mektuplardan oluşan bu eser, 19. yüzyıl Türkiye’sini dışardan bir gözle anlatması bakımından önemlidir.

Moltke’nin mektubuna geçmeden evvel, dönem hakkında kısa bir bilgi vermek gerekir. II. Mahmut devri, siyasi felaketlerin devlet üzerinde yoğunlaştığı bir dönemdir. Bu dönemde devlet hem içerden hem dışarıdan parçalanma tehlikesi içindeydi ve diplomasi devleti kurtarabilecek tek çare olarak görülmekteydi. Devleti her bakımdan zamanın gereklerine uydurmak isteyen II. Mahmut, bunun için, 1826 yılında reformların önünde engel olarak görülen yeniçerileri ortadan kaldırmış, yerine Avrupa usulleriyle yetişmiş bir ordu kurmak için girişimlere başlamıştı. Moltke’nin Türkiye’ye gelişi de bu nedenledir. Moltke başlangıçta istemediği halde Serasker Mehmet Hüsrev Paşa himayesinde alıkonuldu ve dört yıl sürecek macerası başladı.

Bu yazıda, üzerinde duracağımız bölüm Moltke’nin Sultan Mahmud portresi çizdiği, 66. mektuptur. Hayrullah Örs’ün önsözünde belirttiği gibi, bu bölüm bu kitap için yazılmış ve bütünlüğü sağlamak için üzerlerindeki tarihler mektuplara benzetmek için konmuştur.

“Türkiye’de devrimlere kuyruğundan başlandı”

Moltke, Sultan II. Mahmut bölümünü 1 Eylül 1839 tarihinde, İstanbul’da kaleme almıştır. Sultan Mahmut’u ilk etapta büyük bir hükümdar, ancak yalnız ve yardımcısız bir kişi olarak tasvir eder. 28 Haziran’da vefat eden padişahın mezarını ziyaret ettiğini belirtip onun Nuruosmaniye Camii yakınında bir tepede gömülü olduğunu belirtir. Dönemin diğer kaynaklarında olmayan bir özellik o dönem bölge hakkında Moltke’nin okuyucuya canlı bir manzara sunmasıdır. II. Mahmut’un vasiyeti üzerine defnedildiği, bugün türbesi olan yere büyük bir ironi içinde “Yeniçeriler Caddesi” adı verilmiştir.

Moltke, Sultan Mahmut’un hayattaki tek amacının, milletin yeniden dirilmesi olduğunu, ancak bu planın boşa çıktığını belirtir. II. Mahmut döneminde askeri alan başta olmak üzere, her alanda köklü reform hareketleri uygulanmıştır. Ancak bu reform hareketleri ona göre yüzeysel kalmış ve adeta kuyruklarından yakalanmıştır. (“En Turquie on a commence la reforme par la queue” - Türkiye’de devrimlere kuyruğundan başlandı)

Moltke, yeniçerileri ve ayanların kudretini yok eden II. Mahmut’un artık yıkma devrinin bittiğini ve işin daha iyisini kurmaya geldiğini belirtir. Ancak yapmak yıkmaktan daha zordur. II. Mahmut’un çevresinde bu reform hareketlerini uygulayacak bir kadro olmamasından yakınmaktadır. Sultan Mahmut’un mevcut devlet teşkilatıyla memleketi idareye devam edemeyeceği ve hükümdarlığıyla hayatını bu yönde feda edebileceği düşüncesine candan inandığını belirtir.

“Cezayı Osman’ın yirmi dokuzuncu torunu çekti”

Moltke, Sultan Mahmut’un saltanat devrini, Osmanlı idaresi altında yüzyıllardan beri ezilmiş olan Hristiyan milletlerin uyanış ve benliklerini aramaları olarak tanımlar. Moltke bu milletlerin ezilmiş olduğunu belirtir, lakin zımmi hukuk sistemi sayesinde Osmanlı idaresinin bu milletlere tahammül göstermesi dolayısıyla benliklerini koruyarak bağımsız olabilmişlerdir. “Dedelerinin ettiği haksızlıkların cezasını Osman’ın yirmi dokuzuncu torunu çekti” der. Sırbistan, Eflak-Boğdan, Yunan, Rumeli, Vidin… Tüm Osmanlı coğrafyasındaki memleketlerin isyan halinde olduğunu söyleyerek, bunu Sultan Mahmut’tan önceki idarecilerin kötü yönetimine bağlar.

Halklar muhafazakâr, hükümetler ihtilalciydi

Moltke’nin, bu bölümde Rusya ve Osmanlı yenileşmesini karşılaştırdığı kısımlar önemli bir yer tutar. Kuzeyde yükselen bir güç olarak Rusya’nın Avrupa devletler sistemine girdiğini ve neden yapılan ıslahat hareketlerinin Rusya’da başarıya ulaşıp Osmanlı’da başarısızlıkla sonuçlandığını araştırır. Bu araştırmasında sadece şahıslar, II. Mahmut ve Petro değil, Rusya ile Osmanlı İmparatorluğu’nun genel durumlarının birbiriyle kıyaslayarak bir kanıya varılabilmesinin mümkün olabileceğini belirtir. Her iki memlekette de devrim halktan gelmemiş, yukarıdan zorlanmıştır. Her ikisinde de halklar muhafazakâr, hükümetler ihtilalciydi. Devletin başındaki insanlar bir yenileşmenin zorunlu olduğunu anlamışlardı. Moltke, Çar Petro’nun genç bir imparatorluğun kaynaşan enerjisini doğru yola sevk etmekten ibaret olan göreviyle, artık bir hayatiyeti kalmamış olan Osmanlı devletine yeniden bir ruh kazandırmanın birbirinden farklı olduğunu belirtir. Din ve geleneklerin etkisinden, ayrıca her ikisinin de farklı yetişme tarzından bahsederek, II. Mahmut’un daha zor bir işi başarmaya çalıştığını belirtir.

“Avrupa Türkiye ile bizzat Türkiye’nin kendisiyle olduğundan daha fazla ilgiliydi.” diyen Moltke’ye göre, Avrupa devletleri güçlü bir Osmanlı istemekteydi, ancak aynı zamanda güçlü bir Mısır da istemekteydiler. Ona göre, Avrupa devletleri, Osmanlı ile Mısır aynı derecede kuvvetli hale getirilirse Doğu’nun bütünüyle güvenlik haline alınacağı görüşündedirler. Moltke yapılan reform hareketlerinin çoğunun görünürdeki şeylerden, isimlerden ve projelerden ibaret olduğunu belirtir. Devlet adamlarının unvanları değiştirilmiş, ancak yetersizlikleri aynı kalmıştı. “En zavallı eser de Rus ceketleri, Fransız talimnameleri, Belçika tüfekleri, Türk serpuşu, Macar eyerleri, İngiliz kılıçları ve her milletten öğretmenleriyle, Avrupa örneğine göre bir orduydu.”

Dağılmakta olan Osmanlı İmparatorluğunun genel görünümü

Moltke’nin eserinde II. Mahmut’u eleştirmediği görülür, genel itibariyle ondan üstün nitelikli ve yalnız bir hükümdar olarak bahseder. Böyle bahsetmesinden II. Mahmut’un onun hamisi olmasının büyük etkisi vardır. Anılarında, Sultan II. Mahmut'u Rus çarı Büyük Petro ile mukayese edenlere karşı onun reformlarını takdir eder. Moltke’nin belki de eleştirilebilecek tek tarafı tüm bu olumsuz durumları sürekli olarak dini emirlerin gündelik hayata girmesine bağlamasıdır.

Görülmektedir ki, Moltke Osmanlı İmparatorluğunu iyi bir şekilde gözlemlemiştir, ancak devletin üst düzey ricali ile görüştüğü gibi, eğitimsiz kişilerle de görüşmüş olması eserine yansımıştır. Nitekim eserinde yer yer yanlış bilgilere rastlanmaktadır ancak bu eserin değerini düşürmemektedir. Moltke’nin Türkiye izlenimleri, dağılmakta olan Osmanlı İmparatorluğunun genel görünümünü vermesi bakımından da önemlidir.

 

Abdurrahman Akdağ