, 20 Haziran 2018
Babürlülere Moğol Denerek Hindistan'daki Türk Varlığının Üstü Örtülüyor

Babür bahçesi, Kabil

602

Babürlülere Moğol Denerek Hindistan'daki Türk Varlığının Üstü Örtülüyor

Flora Annie Steel’in Türkçeye 'Babür Şah' olarak tercüme edilen kitabı, Fergana'dan Semerkand'a, Kabil'den Hindistan'a yoğun mücadelelerle geçen bir sultanın hayatına mercek tutuyor. Yusuf Sami Kamadan yazdı.

İlgili Yazılar
Bilal Kemikli'nin Gençliğinin Sivas'ı Çiğdem Der ki Ben  l
Bilal Kemikli'nin Gençliğinin Sivas'ı: Çiğdem Der ki Ben Âlâyım

Edebiyat alanındaki çalışmalarından sonra memleket üzerine kaleme aldığı yazılarını da okuyucularla buluşturan Prof. Dr. Bilal Kemikli’nin içli bir Anadolu fotoğrafı tadındaki 'Memleket Yazıları & Çiğdem Der ki Ben Âlâyım' kitabı hakkında Mustafa Uçurum yazdı.
11/05/2018 12:12
İpekli Mendil'in Yazarı Sait Faik'i Necati Mert'ten Okumak
İpekli Mendil'in Yazarı Sait Faik'i Necati Mert'ten Okumak

Necati Mert’in 'Sait Faik' adlı biyografik eseri, bir öykücünün başka bir öykücüyü anlattığı, geniş kapsamlı bir eser. Mustafa Uçurum bu kitap hakkında yazdı.
09/04/2018 10:10
Çeşitli Yayınevlerinden Yeni Çıkan Kitaplar Şubat 2018
Çeşitli Yayınevlerinden Yeni Çıkan Kitaplar / Şubat 2018

Her ay başında, sitemize hangi yayınevleri yeni çıkan kitaplarından neleri göndermişse onları toplu olarak siz okurlarımızla paylaşıyoruz. İşte Şubat-2018 döneminde Dünyabizim'e gönderilen yeni kitaplar...
01/03/2018 08:08
Bir Şairin Gözünden Kahire ve Paris
Bir Şairin Gözünden Kahire ve Paris

Piramitler’den Montmartre‘a, Necip Mahfuz’un romanlarından Aragon’un dizelerine uzanan zengin içeriği ile Nil’in ve Seine’in suları gibi akıp giden bir kitap olmuş Mehmet Narlı'nın 'Kahire ve Paris Notları'. Yasemin Dutoğlu yazdı.
10/01/2018 08:08
Halim S bit Efendi ile Altaylar'a Doğru Bir Seyahate Çıkıyoruz
Halim Sâbit Efendi ile Altaylar'a Doğru Bir Seyahate Çıkıyoruz

Halim Sâbit Şibay adı çok bilinmeyen fakat verdiği eserler ile bir dönemin en üretken eğitimci ve yazarlarından biri. Birçok yazısı dergi sayfalarında kalan Şibay’ın ''Altaylar’a Doğru'' eseri geçtiğimiz günlerde okuyucularla buluştu. Mustafa Uçurum bu kitap üzerine yazdı.
09/12/2017 08:08
Bir Şairin İzinden Türkiye Halleri
Bir Şairin İzinden Türkiye Halleri

İhsan Deniz, ''Sevgilimdir Yazdığım Her Şiir Benim'' kitabında sadece kendi hayatından, kendi sanatından bahsetmiyor. Hayatı ve sanatını anlatırken hem yakın dönemin sanat-edebiyat dünyasına hem ülkenin eğitim sistemine hem yöneticiler ve insanımızın şehirleşme-modernleşme anlayışına hem de toplumdaki sosyal dokunun değişimine içeriden ve samimi bir bakış getiriyor. Ahmet Serin yazdı.
23/07/2017 08:08

İlhan Yıldız tercümesi ile Cümle Yayınları’ndan çıkan “Babür Şah”, Britanya Hindistan’ında yaşadığı 22 yıllık uzun zaman zarfında bu bölgeye dair pek çok önemli eser kaleme alan Flora Annie Steel’in eserlerinden sadece biri.

Araştırabildiğim kadarıyla Steel’in Türkçe’de başka herhangi bir eseri de bulunmuyor. 1912 yılında ilk baskısı yapılan bu eserin İngilizce orijinalinin ismi tam olarak “King Errant”. Çeşitli tercümeleri yapılabilse de ben en iyi tercümenin “Başıboş Kral” olacağını düşünüyorum. Babür’ün hayatına bakıldığında bunun ne kadar da doğru bir isim olduğunu takdir etmek kaçınılmaz olacaktır. Keşke tercüman da bu başlığa riâyet etmiş olsaydı. Bu eserin ilk baskısı olduğunu söylediğim 1912 baskısını edinmiş, yer yer okurken ona da göz atmış olmakla birlikte, ben yine de eserin tercümesi üzerinden yazıma devam edeyim.

Yaşarken o kadar çok kişiyi affetti ki…

Yazarının da önsözünde dediği gibi “bu, ne bir romandır ne de bir tarih kitabı. Yalnızca bir kişinin kendi anılarından yola çıkılarak oluşturulmuş bir yaşam öyküsüdür”. Yazar her ne kadar eserinde Bâbür’ün kendi hayatını anlattığı dünya çapında ilgiye kavuşmuş hâtırat kitabı olan Bâbürnâme’den bolca faydalansa da bana göre fazlasıyla işin içine kurgu da eklemeyi ihmal etmemiş. Hatta bunu şu sözleriyle kendisi de kabul eder: “Hayal gücümün, kahramanımızın yaşamının genel seyriyle uyumlu olduğuna inanıyorum. Eğer öyle değilse, eminim kendisi beni affedecektir. Yaşarken o kadar çok kişiyi affetti ki ölümünden sonra da en büyük hayranını affetmekten geri durmayacaktır”

Eser üç ana başlık altında üç kısma ayrılmış: “Tohum Zamanı” 1493’ten 1504’e, “Tomurcuk Zamanı” 1504’ten 1511’e, “Meyve Zamanı” 1525’ten 1530’a. Güney Asya coğrafyasında özellikle Babür’ün hakim olduğu bölgelerde bulunmuş; Babür ve kurduğu devlet üzerine özel olarak okuma yapmış biri olarak böyle bir ayrımın Babür’ün anlaşılması konusunda oldukça yerinde olduğunu düşünüyorum. Belki de Babür’ün bu özelliği dolayısıyla yukarıda bahsettiğim gibi yazar, eserine “Başıboş Kral” ismini vermeyi uygun görmüştü

Kitapla alakalı değerlendirmeme geçmeden önce burada Babür’den bahsetmek, dolayısıyla kitabın içeriği hakkında da okuyucuyu bilgilendirmek faydalı olacaktır.

Büyük Hindistan seferi ile kendisine Hindistan kapıları açıldı 

Babür, Timur’un soyundan gelen bir baba ve Cengiz Han’ın soyundan gelen bir annenin çocuğudur. Bugün Özbekistan sınırları içerisinde kalan Fergana hâkimi babasının vefatı ve bunun üzerine kendisi Fergana hükümdarı olduğunda 12 yaşındadır. Tam da bu noktadan sonra Babür’ün vefatına kadar olan zaman zarfını üç başlık altında toplamak mümkün. Bunlardan birincisi kitapta “Tohum Zamanı” başlığıyla ifade edilen Fergana hâkimiyeti dönemidir. Babür, babasının ani bir ölüm dolayısıyla ölmesi ve ufak denilebilecek bir yaşta hükümdar olması dolayısıyla kimi akrabaları ve kumandanlarıyla problem yaşar. Bunları kısmen bertaraf ettikten sonra atalarının bir zamanlar hakim olduğu Semerkant’ı fetih amacıyla büyük uğraş verir. Her ne kadar kısa süreli Semerkant’a hakim olsa da döneminin büyük rakibi Şeybânîler hânedanının kurucusu ve ilk hükümdarı olan Şeybânî Han ile uzun zaman sürecek bir mücadeleye girişir. Ayrıca Şah İsmail de o dönemin büyüyen bir başka ismidir. Şeybânî Han ile yaptığı savaşı kaybeden Babür Şah, sonrasında her ne kadar dayısının yanına sığınsa da bir zaman sonra tekrar kuvvetlenmeyi başarır. Beraberindeki az sayıdaki kuvvetle Hindukuş dağlarını aşarak Kâbil’i savaşsız teslim alır ve buraya yerleşir

Kitapta “Tomurcuk Zamanı” başlığıyla ifade edilen dönem, Babür’ün Kâbil hâkimiyetinin başladığı bu dönemdir. Tabi kendisi Semerkant’tan vazgeçmiş değildir. Şah İsmail ile Şeybânî Han arasında 1510 yılında yapılan savaşta Şeybânî Han kaybedip de öldürülünce Babür Safevîlerin yardımı ile Semerkant ve Buhara’yı ele geçirir. Ancak Şah İsmail adına hutbe okutmak gibi kimi uygulamalar yapmak zorunda kalınca Sünni olan toplum tarafından ciddi bir rahatsızlıkla karşılanır. Bu arada Şeybânî Han’ın hayattayken başında olduğu Özbeklerle mücadelesi hiç bitmez. 1514 yılında Yavuz Sultan Selim Şah İsmail’i mağlup edip, kendisi de Özbeklerle mücadele edemez hale gelince artık buralarda da tutunamayacağını düşünür ve Kâbil’e geri döner. Bu bölgenin fethiyle ilgilenir. Hindistan’a yönelik seferlerde bulunur.

1525 yılında yaptığı büyük Hindistan seferi ile kendisine Hindistan kapıları açılır. Kitapta “Meyve Zamanı” başlığını taşıyan kısım Babür’ün Hindistan hâkimiyeti dönemiyle alakalıdır. Bu tarihten sonra çok büyük başarılara imza atan Babür, bugün mimari eserleri özellikle Hindistan topraklarında kalan muhteşem Babür İmparatorluğu’nun da temelini Hindistan topraklarında atmış olur.

"Moğol İmparatorluğu" tabiriyle Hindistan'daki bu dev Türk varlığının üstü örtülmeye çalışılıyor

Sayfalarında Babür’ün yoğun mücadelelerle geçen hayatından parçalar taşıyan eser, kimi yerlerde de gereksiz olduğunu düşündüğüm detaylar ile okuyucuda bir tempo düşmesine yol açıyor. Özellikle Babür’ün -kurgu olduğundan şüphe olmayan- duygusal ilişkilerine ayrılan kısım, eserin bir kadın tarafından bir kadın romantizmi ile yazıldığını hemen belli eder. Bununla birlikte önemli kimi tespitlerin de eserin satır aralarında yer aldığını ifade etmek gerekir. Mesela Babür Şah'ın ordusunda bulunan, emre itaat konusunda problemler çıkaran ve yaptıkları yağma dolayısıyla hükümdarın başını ağrıtan Moğollarla alakalı aktarılan detayların ardından, Steel’in "Moğollardan bu kadar çekmiş bir kişinin imparatorluğunun adı nasıl olabiliyor da Moğol olarak adlandırılabiliyor?" şeklindeki sorusu önem arzediyor.

Bilindiği gibi Batı literatüründeki Babür İmparatorluğu'na verilen isim "Mughal Empire" ile karşılık bulur. Bugün "Moğol" kelimesinin İngilizce karşılığı "Mongol" olması dolayısıyla kimi Türk araştırmacılar tarafından, Babürlüler için kullanılan "Mughal" kelimesinin "Moğol" olarak anlaşılmaması gerektiği yönündeki iddialar, Steel'in yukarıdaki cümlesi ile çürütülmüş oluyor. Muhtemelen "Mughal" kelimesi o zamanki İngilizce ile "Moğol" tabirini ifade ediyordu. Yakıştırılan "Moğol İmparatorluğu" tabiriyle Hindistan'daki bu dev Türk varlığının üstünün örtülmeye çalışıldığında şüphe yoktur. Çoğu fikir de zaten bu yöndedir. Kendisi Türk, kendisinden sonra gelen hanedanı Türk olduğu halde, ordusunun sadece bir kısmının Moğollar tarafından oluşması bu devleti tabi ki Moğol kılmaz. Bence kitabın en çarpıcı yeri de burasıdır.

Tercüme her ne kadar doğru olsa da kimi yerlerde görülen cümleler arasındaki âhenksizlik okumayı zorlaştıran bir faktör olmuş. Kitabın orijinal başlığını tercüme konusunda hassasiyet göstermeyen mütercimin, kimi cümleleri birebir tercüme etme konusundaki çabası, kitabı kimi yerlerde anlaşılması zor bir hale getiriyor.

 

Yusuf Sami Kamadan