, 21 Nisan 2018
Mehmet Sarı'dan Dervişane Sözlerle Yol Alan Hikayeler

1095

Mehmet Sarı'dan Dervişane Sözlerle Yol Alan Hikayeler

Mehmet Sarı, 'Altıncı Hikâye' isimli kitabında dervişane bir üslupla cümlelerini kurmuş, kurgusunu oluşturmuş. Sarı bu çalışmasında bizi şarktan garba, mağribden şimale yolculuğa çıkarıyor. Fatih Pala yazdı.

İlgili Yazılar
Osmanlıca Öğrenmeyi ya da Osmanlıcasını Geliştirmeyi İsteyenler İçin 10 Temel
Osmanlıca Öğrenmeyi ya da Osmanlıcasını Geliştirmeyi İsteyenler İçin 10 Temel Kaynak

Anadilimizde yazılmış bir eseri okuyamıyoruz diye geçmişte icra edilmiş birtakım politikaları eleştirmeyi bırakıp dil engelini aşmaya çalışanlar için temel kaynaklardan bazılarını tanıtacağız. Tıptan optiğe, hukuktan felsefeye birçok alanda Osmanlıca kaleme alınmış eserler bulunmaktadır fakat şahsi araştırma yapanlar genellikle edebiyat, tarih ve ilahiyat alanlarında oldukları için listeyi bu üç alanı önceleyerek oluşturduk.
05/02/2018 11:11
Hukukçu Şairden Denemeler Zaman Irmağı
Hukukçu Şairden Denemeler: Zaman Irmağı

Erdal Noyan’ın 'Zaman Irmağı' adlı kitabı, okuyucuyu ırmak serinliğinde, zamanda bir yolculuğa çıkaran denemelerden oluşuyor. Mustafa Uçurum bu kitap hakkında yazdı.
16/12/2017 11:11
Uzağın ve Yalnızlığın Öyküsünü Yazıyor Dursun Ali Sazkaya
Uzağın ve Yalnızlığın Öyküsünü Yazıyor Dursun Ali Sazkaya

İlk öykü kitabı ''Petersburg’da Ölüm'' ile öykücü yanını da okuyucularla paylaşan Dursun Ali Sazkaya, yaşadığı topraklardan uzak diyarlara uzanan öykülerin ardına düşerek uzun soluklu bir seyahate çıkıyor. Mustafa Uçurum yazdı.
30/11/2017 08:08
Çeşitli Yayınevlerinden Yeni Çıkan Kitaplar Ekim 2017
Çeşitli Yayınevlerinden Yeni Çıkan Kitaplar / Ekim 2017

Her ay başında, sitemize hangi yayınevleri yeni çıkan kitaplarından neleri göndermişse onları toplu olarak siz okurlarımızla paylaşıyoruz. İşte Ekm-2017 döneminde Dünyabizim'e gönderilen yeni kitaplar...
01/11/2017 08:08
Çeşitli Yayınevlerinden Yeni Çıkan Kitaplar Mayıs 2017
Çeşitli Yayınevlerinden Yeni Çıkan Kitaplar / Mayıs 2017

Her ay başında, sitemize hangi yayınevleri neler göndermişse onları toplu olarak siz okurlarımızla paylaşıyoruz. İşte Mayıs-2017 döneminde Dünyabizim'e gelenler...
01/06/2017 08:08
Çeşitli Yayınevlerinden Yeni Çıkan Kitaplar Mart 2017
Çeşitli Yayınevlerinden Yeni Çıkan Kitaplar / Mart 2017

Her ay başında, sitemize hangi yayınevleri neler göndermişse onları toplu olarak siz okurlarımızla paylaşıyoruz. İşte Mart-2017 döneminde Dünyabizim'e gelenler...
01/04/2017 08:08

Mehmet Sarı’nın “Altıncı Hikâye” isimli öykü kitabı, Mayıs 2017’de Okur Kitaplığı Yayınları arasından okuyucusuyla buluşmuştu. Ondan söz etmek ise bugüne nasip oldu.

Üç uzun hikâye gibi öyküden, öykü gibi hikâyeden oluşan çalışmanın yazarı Sarı, dervişane bir üslupla cümlelerini kurmuş, kurgusunu oluşturmuş. “Altıncı Hikâye”, “Perukâr Çıkmazı” ve “Bir Buselik Rüya” adını verdiği öykülerinden-hikâyelerinden en uzun olan ve aynı zamanda da kitaba ismini veren Altıncı Hikâye’sine dikkat kesildim asıl.

Kitap isminde “Hikâye” ifadesi bulunup da türü öykü olan çalışmalar, beni hep düşündürmüştür. Belki kavramsal bir durum ama öykü öyküdür, hikâye hikâyedir sonuçta. Mesela Mustafa Kutlu usta, bir kitabına “Uzun Hikâye” adını vermiş ve yayınevi de tür olarak “hikâye” olarak görmüş çalışmayı. Bu tamam, bir sorun gözükmüyor burada. Bir başka örnek de Ömer Faruk Dönmez’in “Hep Aynı Hikâye” isimli eseri. Yayınevi, kitabı “hikâye” türünden vermiş ama arka kapağında bu kitabın Dönmez’in ilk “öykü” çalışması olduğu yazmakta. Bu “öykü-hikâye” yakınlaştırmasını veya benzeştirmesini veyahut da aynileştirmesini bilen varsa beri gelip bizi aydınlatır mı acaba, ricasında bulunarak ve fazla lafı uzatmadan kendimizce bunlara direkt “hikaye” diyerek şimdi maksadımıza geçelim inşallah.

Ödüllü hikayeler

Kitaptaki üç çalışmanın ikisi, yazarın biyografisinden aldığımız bilgilere göre hikâye yarışmalarında ödül almış. Yarışmalarda ödül alan hikâyelerle muhatap olma hissiyatı, bulunduğumuz yere biraz daha ciddi yerleşmemizi gerekli kılıyor. Aynı şeyi, Bülent Gündoğan’ın “Kayıp Kelebekler Atlası” isimli hikâye kitabında da yaşadım. Gündoğan’ın bu kitabındaki bütün hikâyeler, yarışmalarda ödül almış. Yarışma duygusunun verdiği havayla yazıldıkları için midir bilinmez, bazen “yahu düşünce kitabı mı okuyorum?” diye sorduğum olmuştu kendi kendime. Sarı’nın bu çalışmasında da yer yer bu soruyu sordum.

Kitaba ismini veren Altıncı Hikâye’ye başlamadan evvel, yazarımız Sarı’nın bir anlamda uyarı mahiyetinde yer verdiği, en azından ben öyle anladım, “İyi bir hikâye kısaltılamaz, sadece uzatılabilir…” şeklindeki alıntı sözüne takıldım biraz. “Ey okuyucu dostum! Şimdi uzun bir yolculuğa, nam-ı diğer seyahate çıkacaksın. Muhatap olduğun metin, bol söz kümesiyle seni kapsama alanına alacak, yorulayım, bırakayım deme sakın!” gibi bir düşünceye sevk etti beni bu söz. Aslında güzel bir şey. Kibarca okura, çıktığı yoldan, bindiği sandaldan haberdar ediyor son tahlilde.

Altıncı Hikâye, İstanbul-Ümraniye Belediyesi tarafından “2011 UNESCO Evliya Çelebi Yılı” etkinlikleri kapsamı çerçevesinde organize edilen “Seyahat” konulu yarışmaya sunulduğu için, yazarımız da bu çalışmasında bizi şarktan garba, mağribden şimale yolculuğa çıkarıyor. Dervişane bir üslupla yazıldığını ifade etmiştim Altıncı Hikâye’nin. Gerçekten de öyle. Kahramanımız oradan oraya gidiyor, farklı kişi ve kişiliklerle karşılaşıyor. Ama özellikle bir kişilik var ki söylediği sözlerinin tamamına yakını “atasözü” ya da “deyim” nev’inden. Ve bu sözlerin geneli de tırnak (“”) içerisinde.

Sadece atasözü, deyim, hikmetli söz konuşan kahraman

Sarı’nın altı bölüme ayırarak yazdığı Altıncı Hikâye’sinde bahsekonu ettiğim bu atasözü ve deyim cinsi sözler özellikle dikkatimi çektiği için, siz dostların da dikkatlerini o yöne çekmek maksadını taşımaktayım. Mesela Derviş Saye ismindeki şahıs, kendisine “Safa geldin Mısırlı seyyah” diyen kişiye, “Mavi, yanı sıra siyahı sürükler” diye karşılık veriyor. Gel de şimdi bu sözün üzerinde durma ey sevgili dost! Sözün üzerinde dursak olay örgüsü gidecek, durmasak söz araya gidecek. İşte böyle med-cezirleri az yaşamadık okurken.

Örneklerimize devam edelim: Bir gün, yazarın ifadesiyle hayat gibi hızla akan mavi bir nehrin kenarına geldiklerinde Derviş Saye, “Tüm harflerin aslı, kâtibin koyduğu ilk noktadır; diğerleri onun tekrarıdır” diyerek söze başlar. Evet, ne diyorsunuz, haksız mıyım düşünmekte?

Altı bölümden birini okurken, aklınıza Musa aleyhisselam’ın genç arkadaşıyla yaptığı yolculuğu hatırlıyorsunuz; ben hatırladım hemen mesela. Benzerlikler çoktu çünkü. Özellikle bu yolculukta Derviş Saye, genç arkadaşı Azat’a koca bir dünya kuracak sözler sarf ediyor. Yüce Rabbim yardımcısı olsun Azat’ın. O her söze bir saatini verse düşünmek için, sanırım adam akıllı “düşünür” olup çıkacaktır. Derviş Saye’nin bir örtü gibi yitirilmiş ruhun anlamına dair söylediği şu söze bakar mısınız: “Bu yüzden parçalanmış ruh, ikiye ayrılmış ve zamanın sonsuz koridorunun içinde akrep ile semender birbirlerini kaybetmişler. İkisi de yarım hissediyormuş kendini ve kendilerini tamamlamak için zamanın sonsuzluğu içinden, yeniden doğup birbirlerini aramışlar.” İnanıyorum ki şimdi bana hak verdiniz.

Durun! Bitmedi daha sözümüz. Bir zindan bahsi var kitapta. Dervişin biri orada Azat’a hep gitmek, yaşamak istedikleri bir şehirden şöyle bahseder, Azat’ın “Biliyor musun sen onu? Nerede? Adı ne?” soruları üzerine: “Ne adı var ne de yeri. O şehir, bir söz üzerine kurulu. Onu neden anlatıyordum, söyleyeyim sana. Ruhları birbirine rapteden bir hikâyeden yoksun bir şekilde yığılmış şehirleri, düşlenebilir şehirlerin sayısından düşmek gerekir. Şehirlerle ilişkimiz, düşlerde olduğu gibidir. Hayal edilebilen her şey, aynı zamanda düşlenebilir. Oysa en beklenmedik rüyalar bile böyle bir arzuyu ya da arzunun tam tersi bir korkuyu gizleyen bir bilmecedir. Şehirleri de rüyalar gibi arzular veya korkular kurar; söylediklerinin çoğu gizli de olsa verdiği umutlar aldatıcı, her şey başka şeyi gizliyor olsa da.” Peki, bu sözler karşısında Azat ne demiş olabilir sizce? İşte size, Azat’ın onca derviş sözlerinden sonra yüreğinde ve zihninde biriktirdiği dervişane bir söz: “Ne arzularım ne de korkularım var benim. Düşlerimi ve düşlerimin aynası olan kitabımı, hep rastlantılar oluşturuyor.”

Okurunu hem sürükleyen, hem düşündüren hem de bir kez okuyup geçmesine mani olan sözlerle bezenmiş güzel bir çalışma Altıncı Hikâye. Biz, burada kitabı oluşturan üç çalışmadan yalnızca birini gündem ettik. Diğerlerine uzanmak da bu satırları okuyacak olan sizlere düşüyor artık.

Kurgusuyla, tasviriyle, söz ve cümle seçimiyle ciddi ve başarılı bir çalışma çıkaran Mehmet Sarı’ya teşekkür ediyor ve kitaplaşmış yeni çalışmalarını beklediğimizi hatırlatmak istiyoruz.

 

Fatih Pala