, 26 Mayıs 2018
Osmanlı'da İlk Filmlerle Beraber 'Milli Sinema' Arayışları da Başlamış

2442

Osmanlı'da İlk Filmlerle Beraber 'Milli Sinema' Arayışları da Başlamış

İ. Arda Odabaşı’nın ''Milli Sinema & Osmanlı’da Sinema Hayatı ve Yerli Üretime Geçiş'' kitabı, Osmanlı Devleti’nin son dönemlerindeki sinema faaliyetlerine ve bunun toplumsal yansımasına, dönemin basın yayın organlarında sinemaya ve filmlere dair eleştirilere de yer veren ilgi çekici bir içeriğe sahip... Sedat Palut yazdı.

İlgili Yazılar
2 Meşrutiyet Basınında Halkçılık Köycülük ve Sosyalizm
2. Meşrutiyet Basınında Halkçılık, Köycülük ve Sosyalizm

İttihat ve Terakki dönemindeki yerel basından, kıyıda köşede kalıp unutulmaya yüz tutmuş dergilerden haberdar olmak isteyenler için İ. Arda Odabaşı’nın yazmış olduğu 2. Meşrutiyet Döneminde Halkçılık Köycülük Sosyalizm adlı eseri önemli bir kaynak…
30/06/2016 08:08
Bozkır Boyunca Sorulmuş Yaman Bir Soru Bir Japon Nasıl Ölür
Bozkır Boyunca Sorulmuş Yaman Bir Soru: Bir Japon Nasıl Ölür?

Şair, hikayeci, editör Ali Ayçil’in ‘Bir Japon Nasıl Ölür?’ adlı son kitabı, onun için söylediğimiz bu üç kimlik belirtecini tek’e indirmeye ve ondan sadece şair olarak söz etmeye yetecek nitelikte. Şairin ‘benim iç ülkem’ dediği ve kendine has düzeniyle karşımıza çıkan bir özge yerde yazıldığı ayan beyan görülüyor bu şiirlerin... Şahin Torun yazdı.
10/05/2018 12:12
Ah ve Şarkısızın Şarkısı'ndan Hareketle Alper Gencer Şiiri
Ah ve Şarkısızın Şarkısı'ndan Hareketle Alper Gencer Şiiri

Şarkısı olanların şarkısını çokça dinlemişliğimiz olmuştur. Lakin şarkısızın şarkısı nasıl bir şeydir, nasıl söylenir, nasıl dinlenir diye sorduğumuz zaman, ‘sevgilim sessizlik tartısız bir mukaveledir’ diyerek cevap veren ve verdiği cevaba denk bir anlayış bekleyen, ancak ve sadece böylece bilebileceğimiz bir şiir/şarkıdan söz ediyoruz. Şahin Torun, Alper Gencer'in 'Ah' ve 'Şarkısızın Şarkısı' şiir kitaplarına dair yazdı.
26/04/2018 12:12
Hüsrev Hatemi'nin Kelimeler Deryasından Bir Nazar Kelimeler Kitabı
Hüsrev Hatemi'nin Kelimeler Deryasından Bir Nazar: Kelimeler Kitabı

Kelimelerin mahiyetini ve mevzilerini bir kez daha gözden geçirmek için; bilhassa dilimize, kelimelerimize ha koptu ha kopacak bir dal ile tutunduğumuz bir çağda, bir sonraki nesillere birkaç sağlam dal bırakmamız için okunması gereken bir eser Hüsrev Hatemi'nin 'Kelimeler Kitabı'. Gönül Sığırcı yazdı.
09/05/2018 08:08
Mustafa Kutlu ile Maddeden Manaya İyiliğe Güzelliğe Yolculuk
Mustafa Kutlu ile Maddeden Manaya, İyiliğe, Güzelliğe Yolculuk

Eşyadan hakikate, maddeden manaya doğru yolculuk, Mustafa Kutlu'nun ''İlmihal Yahut Arzuhal'' kitabının temelini oluşturuyor desek yanlış olmaz sanıyorum. Günlük, gündelik meselelerin hikemî bir üslupla ele alınıyor oluşu, bu yazılara, hem zihinlere hem de kalplere doğrudan hitap eden bir mesaj olma özelliği kazandırıyor. Yavuz Ertürk yazdı.
16/04/2018 08:08
Esir Olduk Urus a Sürdü Bizi Sibir e İrfanoğlu İsmail'in
Esir Olduk Urus’a, Sürdü Bizi Sibir’e: İrfanoğlu İsmail'in Esaret Hatıraları

''Çayeli Beyazsu Köyünden İrfanoğlu İsmail Efendi’nin Hatıraları & Sarıkamış, Esaret ve Sonrası'' kitabında, Molla İrfanoğlu İsmail Efendi’nin Çayeli’nin Beyazsu köyünden başlayıp Sarıkamış’a ve oradan Sibirya’ya esaret günlerine uzanan, önemli, bir o kadar da ibretlik hayatından hatıralar yer alıyor. Kâmil Büyüker yazdı.
02/04/2018 08:08

Sinema günümüzde insana ulaşmak için kullanılan en popüler araçlardan birisidir. Yine günümüzde bu aracı kullanmanın farklı dilleri, kategorileri vardır. Milyonları kapalı bir mekânda bir perdenin önüne çeken cazibenin geçmişi 150 yıldan fazla değil. Batı’da ortaya çıkan sinemanın bu büyüsü, kısa zamanda bir halka şeklinde tüm dünyaya yayıldı.

Peki, sinemanın Osmanlı Devleti’ndeki serüveni nasıldı? Bu sorunun yanıt bulduğu bir kitap yayımlandı 2017’de. İ. Arda Odabaşı’nın yazdığı Milli Sinema & Osmanlı’da Sinema Hayatı ve Yerli Üretime Geçiş adlı kitap Dergâh Yayınları arasından çıktı.

Kitabın yazarın 2017’de Toplumsal Tarih dergisinde yayımlanan makalelerinden derlendiğini belirtmekte fayda var. Yazar, kitabını oluştururken Osmanlı Devleti’nin son yıllarında ve Cumhuriyetin ilk yıllarındaki süreli yayınları ve özellikle günlük gazeteleri taramıştır.

Savaşla beraber sinema salonları da artmış

Lumiere kardeşlerin 28 Aralık 1895’te Paris’te halka açık ilk film gösterimlerinin üzerinden bir sene bile geçmeden, 1896’da Sinetograf dergisi Osmanlı topraklarında yayımlanmaya başlar. Buna benzer dergilerin ve film olgusunun, zikredilen tarihlerde, ne devlet ne de toplum tarafından olumsuz algılanmadığını söyleyelim. Bu çerçevede Osmanlı vatandaşı (Makedon kökenli) Manaki kardeşlerin 1905-1908’de yaptıkları çekimlerin günümüze ulaştığını belirtiyor yazar. Bu tarihten sonra, özellikle 1914’ten sonra sinema salonları açılmaya başlamış.

İşin ilginç yanı savaşla beraber sinema salonlarının artmasıdır: “1913 ve 1914 senelerinde şehirdeki sinemaların miktarı, on dördü Beyoğlu, üçer tane Kadıköy ve Adalar, iki tane Beyazıt, birer tane Bakırköy, Üsküdar ve Anadoluhisarı olmak üzere yirmi beştir.” (S.18) 1915 sonu itibariyle bu sayı kırk altıyı bulmuş.

Birinci Dünya Savaşı döneminde sinemanın bu topraklarda kurumsallaşmaya başladığını söyleyebiliriz, lakin savaşla birlikte gelen salgın hastalıklar da kamusal alanlara bağlı olan sinemayı doğrudan etkilemiştir: “Örneğin İspanyol nezlesinin İstanbul’da vahim bir şekilde yayılmaya başladığı 1918 senesinin Ekim ayında sinema salonları geçici süre kapatılmıştır.” (S.23)

Sinemanın bu dönemdeki en önemli sorunlarından birisi kömür yokluğundan kaynaklanan elektrik sıkıntısıdır. Bu sorun da devlet destekli Almanya’nın yardımı ile çözülmeye çalışılır. Ayrıca günde 3 seans film oynatan sinema salonları, seanslarını, bahsedilen sebepten dolayı bir ya da ikiye indirmiştir.

İlk film cinsel unsurlar içerdiği için ciddi eleştirilere maruz kalmış

Kurumsal olarak ilk sinemacılık faaliyetleri Müdafaa-i Milliye Cemiyeti’nin çalışmaları ile gerçekleşmiştir. 1913’te kurulan cemiyet, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin ön ayak olmasıyla partiler ve siyaset üstü bir yapı olarak kurulmuştur. Hükümetle uyumlu bir şekilde çalışan bu yarı resmi kurum 1914’ten itibaren ağırlıklı olarak kültürel faaliyetlerle ilgilenmiş, müsamereler, konserler, tiyatro ve sinema filmleri gösterileri düzenlemiştir. Kurum, gelir kaynaklarını artırmak amacıyla film yapımına da başlamıştır.

Türkiye iletişim tarihinin önemli sinemalarından Sedat Simavi, ilk yerli kurmaca filmlerinin kahramanıdır. Hikayeli ilk film Simavi’nin yönetiminde 1917’de çekilmiş ve seyirci ile buluşmuştur. İlk filmin adı Pençe’dir. Filmin gösterimi Ekim 1917’de Beyoğlu’nda Sinema Royal’de gerçekleştirilmiştir. “Pençe” ile birlikte çekilen birkaç film “13 Kasım Salı gününden itibaren Ayasofya’da Alemdar Sineması’nda gündüz hanımlar, gece beyler içim gösterime sunulmuştur ve hasılatın yarısı Müdafaa-i Milliye Cemiyeti’ne ayrılmıştır.” (S.40)

Odabaşı, “Pençe” filmi ile ilgili o dönemin basına yansıyan tartışmalarını okura aktarıyor. Filmin cinsel unsurlar içerdiğine ve ciddi eleştirilere maruz kaldığına dikkat çekiyor. Muhsin Ertuğrul seyrettiği “Pençe” filmini ihanet olarak yorumlamaktadır. Ona göre “o adi mevzulu Pençe nam iğrenç şeritten daha fazlasına muktedir olamazdık. Müdafaa-i Milliye Cemiyeti’nin yaptığı şeritlerin manevi faydası işte budur!” (S.57) Fakat film günümüze kalmadığı için bu filmle ilgili yapılan yorumların havada kaldığını söylemek mümkündür.

Enver Paşa’nın isteği hayata geçmemiş

Malumdur, Birinci Dünya Savaşı döneminde sinemanın toplumsal karşılığını bulması dönemin iktidarı İttihat ve Terakki Cemiyeti’ni rahatsız etmiştir. Şubat 1918’de Harbiye Nazırı Enver Paşa, Dahiliye Nezareti’nden, savaş bölgelerindeki askeri işleyişin aksamaması için gazetelerde ve sokaklarda savaştan zarar görenler ve savaş kurumları yararı olanlar dışında, sinema da dahil, tüm eğlence ilanlarının ve tanıtımlarının yasaklanmasını ve buna aykırı hareket edenlerin de Divan-ı Harb’e gönderilmesini istemiş ama bu isteği hayata geçmemiştir.

“İyi sinema halkın terbiyesine yararlı olur”

Sinemanın yararı ya da zararı üzerine o dönemin yazarlarının görüşlerini de kitabında paylaşmış Odabaşı. Almanya’da 1913’te gösterime giren Alman propaganda filmini izleyen Mehmet Rauf, sinemadan bu amaçla yararlanabileceğini işaret eder. Ona göre sinemadan elde edilen ve edilebilecek olan yararlar sınırsızdır. Ayrıca okullarda ve kışlalarda askerleri ve öğrencileri sinemadan faydalandırmanın yolları bulunmalı ve bir an önce hayata geçirilmelidir.

İkdam Gazetesi’nin başyazarı Celal Nuri’nin düşünceleri de şöyledir: “Sinemanın ne kadar aleyhinde bulunulabilirse, o derece lehinde de idare-i kelam edilebilir. Bu, büyüleyici bir alet ve araçtır. Kılıçla ülkeler fethedilebileceği gibi cinayetler işlemek de mümkündür. Sinema da bunun gibidir. İyi bir şekilde idaresi halkın terbiyesine/eğitimine yararlı olur.” (S.103)

“Kadınlar şıklık, moda, israf ve eğlence derslerini hep sinemadan almakta”

Dönemin önemli yazarı Refik Halit Karay ise sinemanın olumsuz bulduğu taraflarına dikkat çeker. Ona göre kadınlar şıklık, moda, israf ve eğlence derslerini hep sinemadan almakta, aktrislere benzemek merakına ve hevesine kapılmaktadır.

Tasvir-i Efkar Gazetesi, sinema ile ilgili yazılarında Türk sinemasının başlangıç seviyesinde olduğunu ve Batı’nın ileri seviyesine ulaşmak için Avrupa’dan uzman getirilmesi gerektiğini aktarır.

“En iyi sinema Ali Efendi Sineması’dır çünkü şeritleri Türkçe, ahlakı ve ciddi”

İttihat ve Terakki’nin yayın organı Tanin Gazetesi’nde yayımlanan “Sinemalar ve Milli Sinema” başlıklı makalede sinemanın medya emperyalizmine ve kültürel emperyalizme olan hizmetine dikkat çekmiştir. Tanin Gazetesi bu haberi paylaşırken, savaş senelerinde Alman propaganda filmlerinin Osmanlı Devleti’nde yoğun şekilde gösterilmesini de okuyucularına hatırlatıyor. Tanin, sinemanın millileşmesi yönündeki yazılar yayımlamaya sonraki dönemlerde de devam etmiştir.

Kısa bir süre yayımlanan Talebe Dergisi ise sinema gerçeğine milliyetçi gözlerle bakmış yazılarında. Vatandaşlara “şeritleri Türkçe olmayan sinemalara gitmeyin” çağrısında bulunmuştur. “Dergiye göre en iyi sinema Ali Efendi Sineması’dır. Çünkü şeritleri Türkçe, ahlakı ve ciddidir. Sahibi Türk ve Müslüman’dır.” (S.155)

İ. Arda Odabaşı’nın yazdığı Milli Sinema-Osmanlı’da Sinema Hayatı ve Yerli Üretime Geçiş kitabı Osmanlı Devleti’nin son dönemlerindeki sinema faaliyetlerini ve bunun toplumsal yansımasının nasıl olduğunu merak edenlere tavsiye edilebileceğim bir kitaptır.

İ. Arda Odabaşı, Milli Sinema-Osmanlı’da Sinema Hayatı ve Yerli Üretime Geçiş, Dergah Yayınları

 

Sedat Palut

sedat.palut @ gmail.com