, 16 Aralık 2017
Ahmed Davudoğlu'nun Mukaddime Takdim ve Takrizleri Biraraya Getirildi

1066

Ahmed Davudoğlu'nun Mukaddime, Takdim ve Takrizleri Biraraya Getirildi

İlim geleneğimizde kitap yazmanın her basamağının ayrı bir hususiyeti var. Mukaddime, takdim, takriz gibi… ''Ahmed Davudoğlu Hocaefendi’nin Mukaddime, Takdim ve Takrizleri'' kitabında, Ahmed Davudoğlu merhumun takriz yazdığı kitaplarda da titizlik gösterdiğini, her ne kadar takriz yazdığı eserlerin bir kısmı talebelerinin olsa da sözünü esirgemediğini görüyoruz. Kâmil Büyüker yazdı.

İlgili Yazılar
Bu yaşanıp bitmiş bir hik ye değil
Bu yaşanıp bitmiş bir hikâye değil

Yakup Köse’nin “Bir Çocuğun Gözünden 28 Şubat – Cezaevi Notları” kitabı, 14 yaşında derdest edilmiş bir çocuğun 9 yıl süren kelepçeli halinin kronolojik sıra gözetilmeksizin kaleme alınmış şekli..
09/03/2013 08:08
İlminin ve imanının bedelini ödemiş bir  lim
İlminin ve imanının bedelini ödemiş bir âlim

Ahmed Davudoğlu Hoca, Bulgaristan'dan Türkiye'ye uzanan hayatında yaşadıklarını 'Ölüm Daha Güzeldi' adlı hatıratında anlamıştı. Mustafa Kesici bu eser üzerine yazdı.
27/10/2015 14:02
Sahih-i Müslim Avrupa normlarına uymazmış
Sahih-i Müslim Avrupa normlarına uymazmış!

Ahmed Davudoğlu Hoca’yı anma merasiminde Mehmet Şevket Eygi, Prof. Cevat Akşit, Prof. Osman Güler ve Bekir Yıldız konuştu. Programı izleyenler arasında Emin Saraç Hocaefendi de vardı..
09/04/2013 16:04
Davudoğlu Hoca bir mücadele adamıydı
Davudoğlu Hoca bir mücadele adamıydı!

Son devrin önemli âlimlerinden Ahmed Davudoğlu, Bulgaristan’dan Türkiye’ye çileli bir ömür sürdü..
16/03/2012 16:04

İslam düşünce geleneğimizin her aşaması birer maksada dönüktür. Eser yazılırken usûl ne ise, eserin takdimi de o kadar önemlidir. Mukaddime eserin özüdür. Yazar yazdığını ya da yazamadığını, yaptığını ya da yapamadığını burada dile getirir ve maksadını sıralar. Bir de takriz vardır ki o da eser sahibinin ricası ile önde gelen bir ilim adamının esere yazdığı övücü bir yazı demektir. (Takriz geleneği üzerine DİA, C.39. s.474, Takriz maddesine bakıldığı zaman işin boyutları daha iyi görülecektir.)

Bugün mukaddimenin yerini önsöz, takrizin yerini ise protokol yazıları aldı maalesef. Geçtiğimiz günlerde Kökler Yayınevi tarafından bir eser neşredildi. Ahmed Davudoğlu Hocaefendi’nin Mukaddime, Takdim ve Takrizleri (2017, 174 s.) adlı eser Melikşah Sezen’in çalışmaları sonucunda yayımlandı.

1912 yılında Bulgaristan’da dünyaya gelip Nüvvab Medreselerinde okuduktan sonra İstanbul’a gelen ve burada Yüksek İslam Enstitüsü hocalığı ve idareciliği yapan Ahmed Davudoğlu Hocaefendi 1983 yılında vefat etmiştir.

Ehl-i Sünnet çizgisinin müdafaası konusunda zaman zaman çok sert yazılar yazmış ve eserler vermiş olan Davudoğlu, geride ilim dünyamıza rehberlik edecek önemli eserler bırakmıştır. El-Munkizu Min’ed-dalal Tercümesi, Sahih-i Müslim Tercüme ve Şerhi, Buluğu’l-Meram Tercüme ve Şerhi, Tibyan Tefsiri Tercümesi vd. eserleriyle hayırla yâd edilmeye devam etmektedir.

Bir vazife şuuru içinde hazırlanmış

Ahmed Davudoğlu Hocaefendi’nin Mukaddime, Takdim ve Takrizleri isimli eseri yayına hazırlayan Melikşah Sezen, kendisini harekete geçiren sebebin 17 Nisan 2012 tarihinde Milli Gazete’de “Ahmet Davudoğlu Hoca’nın Ardından” isimli yazıyı kaleme alan Ebubekir Sifil hoca olduğunu söylüyor. Burada “Ehl-i Sünnet itikadı adına zararlı ve tehlikeli gördüğü cereyanlarla, oluşumlarla ve şahıslarla sözünü esirgemeden, idare-i kelam etmeden mücadele etmiş, eserleriyle de bu mücadelesini kalıcılaştırmış bir hoca bir âlim” dediği Davudoğlu’nun misyonunu yaşatmaktan bahseder Sifil Hoca. Melikşah Sezen de buradan hareketle hocaefendinin takdim ve takriz yazılarını bir araya getirmeyi bir vazife addediyor ve bu eser ortaya çıkıyor. Kitabın girişinde Davudoğlu merhumu diğer fıkıh ve hadis hocalarından ayıran hususiyetin Ehl-i Sünnet itikadına, usulüne, birikime sımsıkı bağlılığı olduğu ifade ediliyor.

Kimilerinin taassub olarak yorduğu bu duruşa ise yazar şu izahı getiriyor: “Sahih-i Müslim Şerhi’ni tamamlamak üzere iken Hindistan’da neşredilen yeni ve güzel bir Müslîm şerhinin varlığından haberdar olunca ona ulaşıp incelemeden eserini tamamlamak istememiş ve uzun bir müddet bu sebeple eser neşredilmemiştir. İlim haysiyeti bu denli yüksek bir âlimin taassub ile hareket edip-etmeyeceği de sanıyorum ki izahtan varestedir.” (s.12)

Yazar esere Ahmet Davudoğlu’nun hayatını ve eserlerini anlattığı biyografisi ile başlıyor. Öncelikle kendi eserlerinin içerisinde yer alan mukaddimeler değerlendirmeye tâbi tutuluyor. Burada eseri yayına hazırlayan yazarın giriş yazıları ve notlandırmaları da dikkat çekiyor.

(s.a.v.) mi, sallallahü aleyhi vesellem mi?

“Takdim ve Takrizler” bölümünde ise başta Ali Arslan Aydın, Ali Fikri Yavuz, Hasan Küçük, Mehmet Emre gibi pek çok ismin hazırladığı eserlere Ahmet Davudoğlu merhumun takdim ve takriz yazdığını görüyoruz. Bunlar kimi zaman kısa yazılardan oluşurken kimi zaman da çok uzun metinler olabilmiş. Ahmet Davudoğlu merhum takriz yazdığı kitaplarda da titizlik göstermiş, her ne kadar takriz yazdığı eserlerin bir kısmı talebelerinin olsa da sözünü esirgememiştir. Bunlardan birisi İzmir eski müftüsü Haydar Hatiboğlu’nun hazırladığı Sünen-i İbn Mace Tercüme ve Şerhi’dir. Eseri tanıtıp takdim eden Davudoğlu, yazısının sonunda şunları söyler: “Tercümesi de güzel, şerh ve izahı da. Hatta Peygamberimiz anıldıkça bazı kimselerin yaptıkları gibi (s.a.v.) işaretiyle geçmeyip (sallallahü aleyhi ve sellem) cümlesini tam yazması memnuniyet ve takdirimi mucib oldu. Allah razı olsun. Zira asıl sevab bu cümleyi okumaktır.

Ancak yazara ikaz yapmayı da unutmaz: “Yalnız ravi zincirini atmakta hata etmiş, keşke bunu yapmasaydı. Nevevi gibi büyük hadis imamları bu zincirin atılmamasını ehemmiyetle tavsiye etmişlerdir. Başka milletlerde bu yoktur. Bu yalnız Ümmet-i Muhammediye’ye mahsus bir mizedir ve bizim medar-ı iftiharımızdır. İnşaallah kitabın son baskılarında bu hata tamir edilir.” (s.103)

Salâtı nasıl ikame edeceğiz?

Bir başka eserin takrizinde de yine ilkelerinden taviz vermeyen bir hocaefendi portresi görürüz. Eser, hocanın ifadesiyle hamiyetli gençlerden Dr. Zeki Çıkman tarafından Muhammed Hamidullah’a reddiye sadedinde yazılmış Mi’rac ve Hamidullah isimli eserdir. Bu esere yazdığı takriz yazısında da Cemaleddin Efgani üzerinden dinde tahribat yapmak isteyenler konusuna vurgu yapan Hocaefendi, Muhammed Hamidullah Hocaya da “bu paslı silsilenin son halkası” nitelemesinde bulunmuştur.

Bu takrizde de sünnet vurgusu dikkat çekici. Şunları söylüyor: “İnsafla düşünülsün! Kur’an-ı Kerim’de yalnız namaz kılmak emir olduğuna, bu babta tafsilat verilmediğine göre bir Müslüman, namazın nasıl kılınacağını nereden öğrenecektir? Hadislerden desem, onların da bize delil teşkil edenlerine uydurmadır, denilirse halimiz nice olacak?

Bu sualin cevabını vaktiyle İstanbul Yüksek İslam Enstitüsünde müdür bulunduğum sıralarda talebemize konferans veren bir profesör vermişti. Cevap şudur: Cenab-ı Allah Kur’an’da bize “salâtı ikame edin” buyurmuştur. Salât dua demektir. Acaba dua nasıl dikilir ve doğrultulur: Bunu da yine Cenab-ı Hak Fatiha suresinde bize talim etmiş ve “bizi doğru yola ilet ya Rabbi” demek suretiyle yapılacağını açıkladı. Kısacası namaz, ayakta dikilerek “bizi doğru yola ilet ya Rabbi” diye dua etmekle de eda olunacaktır. Aynı profesör zekât hakkında da buna benzer hezeyanlar savurmuş, o meclisteki itirazlarımız üzerine şükürler olsun bir daha semtimize uğramamıştı.” (s.121-122)

Kitapta dikkat çekici takrizlerin yanında “İman Bir Bütündür” isimli İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü Dergisi’nde ve İslam Mecmuasında (1964 ve 1976) yayınlanmış bir yazı da kitabın sonuna ilave edilmiş.

İlim geleneğimiz için önemli bir isim ve onun adına atılan önemli bir adım

Ahmet Davudoğlu merhum, ilim geleneğimiz için mühim bir halkayı temsil ediyor. Elbette düşünceleri ve kimi meselelerde kendi has çıkışları ve yazıları ile takdir ve tenkit edilecek yönleri olabilir. Ancak bu çalışma onun dikkatimizden kaçan takdim yazıları yanında, sadece araştırmacıların farkına varacağı takrizlerini göstermesi bakımından da ayrı bir hususiyet taşıyor. Bu tür eserlerin emsal gösterilerek ulemamız içinde yapılması gereklilik arzediyor. Neden? Çünkü isimler kayboluyor, eserler külleniyor ve dahi takdimler, takrizler de küller altında kalıyor.

Ahmet Davudoğlu Hocaefendi’nin Mukaddime, Takdim ve Takrizleri, haz. Melikşah Sezen, Kökler Yayınevi

 

Kâmil Büyüker