, 19 Ağustos 2017
Türk Milletinin Hayat Hikayesidir Türküler

2065

Türk Milletinin Hayat Hikayesidir Türküler

Cemal Kurnaz hocanın “Türkülerin Gücü” adlı eseri halk edebiyatındaki şiiriyete, ezgi ve sözün birlikte hayat verdiği türkülere dikkatimizi çekiyor. Çoğu isimsiz halk şairleri tarafından yakılan bu eserler, yıllarca süren ve halkın düzenlemelerinden geçerek, milletin tecrübelerinin sese ve söze bürünmüş birer mucizesi olarak günümüze gelmiştir. Yavuz Ertürk yazdı.

İlgili Yazılar
Mücadelesini son ana kadar aşkla sürdürdü
Mücadelesini son ana kadar aşkla sürdürdü

Cemal Kurnaz’ın binbir işçilik ve adeta kanaviçe titizliğiyle işlediği Deli Rüzgâr: Osman Yüksel Serdengeçti isimli biyografisini bitirdiğim zaman, merhum Osman Yüksel Serdengeçti’nin yeryüzündeki varlığı, bıraktığı ve dilden dile dolaşan hatıraları karşısında derin ürpertiler yaşadım.
21/07/2013 14:02
Her devrin sanık koltuğunda idi Serdengeçti
Her devrin sanık koltuğunda idi Serdengeçti

B. Zakir Avşar, hazırladığı 'Dava Dergiciliğinde Bir Örnek: Serdengeçti Dergisi' adlı kitabıyla bir dava dergisi ve bir dava delisi adamı, Osman Yüksel Serdengeçti'yi bizlere yeniden hatırlatıyor.
25/06/2014 14:02
Gidecekleri istikameti bilen bir duruş onlarınki
Gidecekleri istikameti bilen bir duruş onlarınki

Mehmet Can Doğan, Mehmet S.Fidancı ve Cengizhan Orakçı, yıllardan beri Ankara’da hiç dağılmayan bir kümeyi dolduruyor. Bu devamlılığı önemsemek gerekli. Selçuk Küpçük, bu üç ismin yeni çıkan şiir kitapalrı üzerine yazdı..
11/05/2014 16:04
Jönleri en iyi yine bir Jön Türk anlatır
Jönleri en iyi yine bir Jön Türk anlatır

Osmanlı tarihinin belki de en tartışmalı dönemlerinde ortaya çıkan Jön Türklerin sürgün olarak gittikleri Mısır’da yaşadıklarını yine bir Jön Türk olan Bekir Fahri Jönler Mısır’da romanında anlatmış.
04/10/2013 10:10
Biraz daha misafiriz hepsi bu hepsi bu
Biraz daha misafiriz hepsi bu, hepsi bu

Cengizhan Orakçı'nın 'Zamansız Sipahi' adlı şiir kitabında 34 şiir yer alıyor. Şadi Kocabaş yazdı.
14/02/2016 14:02

Anonim halk edebiyatı ürünlerinin içinde barındırdığı şiiriyet, genelde konunun ilgilileri dışında pek azımızın dikkatini çekmiştir. Maniler, ninniler, masallar ve halk hikâyeleri bu şiiriyetin görülebileceği önemli türler olmanın yanında önemsenmeyen türler olma talihsizliğini de yaşamışlardır aynı zamanda. Oysa unutulmaması gereken en önemli husus, asırları ve kuşakları aşıp gelen bir bilgi birikiminin sözlü edebiyat vesilesiyle günümüze aktarılmış olmasıdır. Bundan da çoğu insanımızın haberi olmadı ve yukarıda da belirttiğimiz gibi işin akademik boyutu ile ilgilenenler ve bu tarihî ve kültürel birikimin köklerini araştırma gayretinde olanlar bu konuların üzerinde düşünme gayretinde olmuşlardır.

Anonim halk edebiyatı ürünlerindeki bu şiiriyetin farkında olmayışımızın yanısıra rahatsız edici olan hususlardan biri de halk şiirindeki edebî zenginlikten ve tecrübî bilgiden haberdar olmayışımızdır. Toplumumuzun halk şiirine dair bilgi birikiminin büyük bir kısmı bu şiir örneklerinin bestelenmiş şekilleri vasıtasıyladır. Halk şiirini “türkü” formuyla biliyoruz çoğunlukla. Bu alanın akademik ve az sayıdaki ilgililerinin birikimi hariç tutulduğunda asırları aşıp gelmiş bir birikimden mahrum yaşayışımızla yüzyüze geliyoruz.

Sesin ve sözün muhteşem ahengi: Türküler

Prof. Dr. Cemal Kurnaz hocanın “Türkülerin Gücü” adlı eseri halk edebiyatındaki şiiriyete, ezgi ve sözün birlikte hayat verdiği türkülere dikkatimizi çekiyor. Çoğu isimsiz halk şairleri tarafından yakılan bu eserler, yıllarca süren ve halkın düzenlemelerinden geçerek, milletin tecrübelerinin sese ve söze bürünmüş birer mucizesi olarak günümüze gelmiştir deniyor eserde.

Sesin ve sözün bu muhteşem ahengi ile dilimize ve dimağımıza dolan bu özel eserler halk edebiyatının bir eseri oluşları münasebetiyle “taşralı” muamelesi görmekten de kurtulamamışlardır. Tarihî yolculuğu süresince bu muameleye maruz kalan halk edebiyatı ürünleri gibi bu ürünlerin aktarıcı ve icracıları da aynı muameleye maruz kalmışlar; taşralılık, köylülük bu ürünlerin üzerine yapışmış bir yafta haline gelmiştir. İlgili gözler ve bu alana yönelik akademik çalışma yapma gayretindeki gönüllüler müstesna, halk edebiyatı ürünleri bu yaftalama yüzünden gözardı edilmiştir. Âşık kahvehanelerinin akıbeti ve halk ozanlarının günümüzdeki durumu -ki yok olmakla karşı karşıyadırlar- bu geleneğin bugünkü halinin görülmesi açısından önemli ayrıntılardır. Aslında tabloyu şöyle özetlemekle abartmış olmayacağız:

Folklor (halkbilimi) dediğimiz şey âlem gecelerinin küçürek oyunu, halk edebiyatı ise ulufe bekleyen ozanların maskaralıkları olarak görülmektedir maalesef...

Sıra gecelerinin alaylı gazelhanları

Oysa ki Cemal Kurnaz hocanın 1974 yılında Şanlıurfa’ya öğretmen olarak atandığında karşılaştığı ortam çok daha farklı, şaşırtıcı ve bir o kadar da zengindir. Urfa’da dilencilerin Fuzûlî’den okudukları gazeller karşısındaki şaşkınlığını anlatan hoca, bu vesile ile Şanlıurfa bölgesindeki gazelhanlığın işleyişinden de bahis açar. Yazar, verdiği örnekler ve isimlere bakıldığında okuma yazma bilmeyen ya da okur-yazar durumunda olan, herhangi bir müzik eğitimi almamış icracıların maharetlerinden bahsediyor. Kazancı Bedih, Tenekeci Mahmut ve sıra gecelerinin diğer mensupları eserde ismi zikredilen gazelhanlardır. Fuzûlî gazelleri okuyan alaylı bir topluluğun devam ettirdiği bir gelenek olan sıra gecelerinin müntesipleri ya da bu gelenekle yetişmiş yârânları onlar.

Önemli isimler türkülere bîgâne kalmamışlar

Kitapta Cemal Kurnaz hoca Ahmet Hamdi Tanpınar’ın romanlarından elde ettiği tespitlerini de paylaşıyor. Romancı, şair ve deneme ustası olan Tanpınar’ın eserlerinde türküleri işleyiş ustalığı dil ve anlatım ustalığıyla birleşince tadına doyulmaz birer metne dönüşürler. Metinlerdeki şiiriyet musıki ile birleşir ve yazarın tabiriyle sözü ve nağmeyi kullanmadaki bu ustalığıyla Anadolu’nun iç romanına ulaşır Tanpınar.

Şair Ali Akbaş’ın şiirlerindeki müzikalite de Cemal Kurnaz hocanın bu şiirler üzerine müstakil bir yazı kaleme alması açısından önemlidir. Mehmet Kaplan, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Fethi Gemuhluoğlu, Nevzat Kösoğlu gibi edebiyatımızın ve düşünce dünyamızın önemli isimleri de türkü konusunda fikirleri ve öne sürdükleri düşünceleri ile doğrudan ya da dolaylı olarak zikredilen isimlerdir.

Halk muhayyilesinin sanatla içiçe örülüşünün adı: Anonim halk edebiyatı

Türküleri her dinleyişinde farklı tatlar aldığını belirten yazar, onlardaki şiir ve hikmet yüklü, çarpıcı mısralarla karşılaşmasını da aktarır kitabında. Bu bakımdan türkülerin diğer halk edebiyatı türleri ile birlikte çağdaş şiirin kaynakları arasında yer alması gerekliliğini öne sürer. İsimsiz halk sanatkarlarının birer üretimi olan türkülerdeki güzellikleri keşfetmek için de biraz ilgi ve dikkatin yeterli olacağını belirtir.

Anonim halk edebiyatı ürünlerindeki şiiriyet halk muhayyilesinin sanatla ne kadar içiçe örüldüğünün örnekleriyle doludur. Halkımızın hayat hikâyesinin türkülerde dile geldiğini belirten Cemal Kurnaz hoca, yüzyıllar boyunca tekrarlanan bu türkülerin halkımızın müşterek kültürünün önemli bir yanını oluşturduğunu ifade eder. Kelle koltuğunda üç gün savaşan Bağdatlı Genç Osmanlar, kılıcının ucu kan ve duman olan Kırımlı Sinanlar, Çanakkale içinde kimisi nişanlı kimisi evli Mehmetler, sellerin apardığı Saralar, suya giden Ümmü Gelinler, Yemen’e gidip dönmeyen yiğitler bu coğrafyanın evlatlarıdır.

Anadolu’da her evin kapısı gurbete açılır. Her ev hasretten büyüyen gözlerle yollara bakar. Gidenler gâh İstanbul’u gâh Almanya’yı mesken tutar. Türkünün “kör olsun gurbeti icat edenler” demesi bu sebepten olsa gerektir. Bu yüzden Türk milleti, ortak hatıralarını birlikte hatırlayan, oğullarına kızlarına birlikte yas tutan büyük bir ailedir.

Cemal Kurnaz, Türkülerin Gücü, Kurgan Edebiyat Yayınları

 

Yavuz Ertürk