, 29 Nisan 2017
Türk Musiki Tarihinin En Büyük Simalarından Biri Abdülkadir Meragi

1562

Türk Musiki Tarihinin En Büyük Simalarından Biri: Abdülkadir Meragi

Musikide hem nazariyeci ve hem de icracı olan Abdülkadir Meragi hakkındaki kitabında Yılmaz Öztuna, Türk musiki tarihinin bu büyük şahsiyetinin hayatı, yaşadığı çevre, Abdülkadir’den önce Türk musikisi, müzikolog Abdülkadir, bestekârlığı ve şahsiyeti hakkında bilgi veriyor. Metin Uygun yazdı.

İlgili Yazılar
Üniformalı politikacılık iptila haline gelmişti
Üniformalı politikacılık iptila haline gelmişti

Rumeli’nin kaybı tüm Anadolu’nun gönlünde hüzünlü bir yer etmişti. Muhammed Özbey,
12/12/2014 10:10
Bütün Türk tarihinin en büyük kaybıdır Rumeli
Bütün Türk tarihinin en büyük kaybıdır Rumeli

Yılmaz Öztuna, 'Tarih Sohbetleri' kitabında Osmanlı Devleti’nin kudretini kıran gelişme olarak Rumeli’nin kaybını görür. Metin Uygun yazdı.
26/08/2015 12:12
Osmanlının kurduğu düzen çok iyi anlaşılmalı
Osmanlının kurduğu düzen çok iyi anlaşılmalı

Yılmaz Öztuna, 'Tarih Sohbetleri' kitabının ikinci cildinde Osmanlı sisteminin bir imparatorluk sistemi olduğunun altını çiziyor. Metin Uygun yazdı.
13/02/2016 08:08
Hanım sultanlar Osmanlı'ya neler etti
Hanım sultanlar Osmanlı'ya neler etti?

Yılmaz Öztuna'nın 'Osmanlı Hareminde Üç Haseki Sultan' kitabı, Osmanlı tarihinde kadınların yönetime el atmalarının, kadın iktidarının nelere mal olduğunu anlatır. Metin Uygun yazdı.
27/04/2015 08:08
IV Murat nerde ve niçin içiyordu
IV. Murat nerde ve niçin içiyordu?

Emirgan'a yolu düşenler İstanbul'un eski güzelliğinin korunduğu bu yerden hayli keyif alırlar ama bilinmesi gereken birkaç ayrıntı vardır.
22/03/2011 15:03
Bir Osmanlı çelebisinin nezaketini taşırdı
Bir Osmanlı çelebisinin nezaketini taşırdı

Milletimizin son dönemlerde yetiştirdiği büyük şahsiyetlerden, büyük ilim ve mefkûre adamlarından birisidir Yılmaz Öztuna. Mehmet Baş yazdı..
11/11/2013 08:08

Abdülkadir Meragi, Türk musiki tarihinin en önemli ve en büyük simalarından birisidir. Musikide hem nazariyeci ve hem de icracıdır. Yılmaz Öztuna, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları tarafından 1988 yılında yayımlanan Abdülkadir Meraği isimli biyografik eserinde; Türk musiki tarihinin bu büyük şahsiyetinin hayatı, yaşadığı çevre, Abdülkadir’den önce Türk musikisi, müzikolog Abdülkadir, bestekârlığı ve şahsiyeti hakkında bilgi verir.

Öztuna, Abdülkadir Meraği’nin Türk musiki tarihindeki yerini şu sözlerle açıklar: “Hoca lakabıyla da anılan musikinin en büyük üstadı kabul edilen Meraği’nin besteleri, XV. asır Türkiye’sinde okunup çalındıktan sonra, klasik bestekârlarımızca örnek kabul edilmiştir. Bestekârlık sahasında Abdülkadir’i aşmak, belki ancak Itri (1640-1712) ile mümkün olabilmiştir. Osmanlı dışı Türk âleminde yaşayıp da bu derecede radikal etkide bulunan nadir şahsiyetlerden biridir.

Sadece musiki değil, şiir ve hat tahsili de görmüş

Öztuna, Meraği’nin doğum tarihini 17 Aralık 1353 olarak belirtir. Ölümü Herat’ta, Mart 1435 tarihinde, Sultan Şahruh döneminde veba salgını sebebiyledir. Güney Azerbaycan’ın Meraga şehrinde doğmuştur. Doğum yerine nisbetle Meraği diye anılmaktadır. Babası da Meraga şehrinin önemli âlimlerindendir. İsmi Giyaseddin Gaybi’dir. Ünlü bir müzisyendir ve Abdülkadir’in ilk hocasıdır. Öztuna, Abdülkadir’in çeşitli ilimlerde mükemmel derecede tahsil gördüğünü ifade eder. Kıraat ilmi, şiir, edebiyat, celi hat, Arapça, Farsça onun tahsil gördüğü değişik ilim dallarıdır. Musikideki dehasıyla kısa zamanda Azerbaycan’da ve diğer civar ülkelerde şöhret bulmuştur.

Öztuna, Meraği’nin bestekâr, hanende, ûdî ve musiki bilgini olarak bu dört sahada eşsiz olduğunu ifade eder. Meraği, dini musikide de eşsizdir. Küçük yaşlarında Kur’an okumayı öğrenmiş ve yine küçük yaşlarında hafız-ı Kur’an olmuştur. Öztuna, Timuroğulları’nın tanınmış tarihçilerinden Handmîr’in de Meraği’nin musiki bilgisindeki yeri ve değeri hususunda, “ilm-i musikide de, ilm-i edvârda da (yani hem musiki icrasında, hem musiki bilgisinde) hiçbir devirde hiçbir kimsenin Abdülkadir’le eşitlik iddia etmeyi hayal bile edemeyeceğini” yazdığını aktarır. Abdülkadir, Meraga’dan ayrılarak daha büyük bir kültür merkezi ve taht şehri olan Tebriz’e gider. Celayir sultanlarına intisab eder, onların gözde müzisyeni ve nedimi olur. Onlardan büyük değer görür. İhsanlarına mazhar olur.

Her gece nevbet-i müretteb formundan bir eser besteler 

Abdülkadir Meraği’nin hayatında, şöhret bulmasında, Tebriz’de tahtta Hüseyin Celayir’in bulunduğu zamanda tertip edilen musiki yarışmasının rolü büyüktür. Öztuna, Meraği’nin kendi eserleri olan Cami’ü’l-Elhan ve Mekaasıdü’l-Elhan’dan bize bu yarışma hadisesinin nasıl gerçekleştiğini nakleder. Ramazan’ın girdiği gece Tebriz Sarayı’nda bir ilim ve sanat meclisi tertip edilir. Meclise Meraği’den başka seçkinler de katılır. Sohbetin konusu bestekârlıkta en zor şeklin hangisi olduğuna gelir. ‘Nevbet-i müretteb’ formunun en zor olduğu hususunda ittifak edilir ve bu formda bir eserin bir ayda bile bestelenmesinin büyük bir hüner olduğu söylenir. Meraği buna itiraz eder. Her gün bir adet olmak üzere ayda 30 nevbet-i müretteb’in bestelenmesinin mümkün olduğunu söyler. Bu iddiasını kimse kabul etmeyince, kendisinin bunu ispat edebileceğini, her gün bu formdan bir eser telif edeceğini bildirir. Ertesi gün başlayacak Ramazan’ın her günü gecesinde bu formdan ayrı bir eseri o gün besteleyip okuyabileceğini söyler.

Celayir Sultanı Hüseyin bunu kabul eder ve bir jüri kurar. Jüri başkanı Meraği’nin hocası ve kayınpederi, büyük bestekâr Raziyüddin olur. Razıyüddin, talebesi ve damadı Abdülkadir’in iddiasının insan kudreti dışında bulunduğunu, ancak evvelden besteleyip de kimsece bilinmeyen aynı formdaki eserlerini okumak ihtimali olduğunu söyler. Bunun üzerine Meraği, her gün için bestelenecek her güftenin heyetçe seçilmesini ve her güfte için ayrı makam ve ayrı usûl’ün yine heyetçe belirlenmesini ister. Öyle de yapılır. Bu iş 30 ramazan gecesi devam eder. Güfte, makam ve usul ancak bir gün öncesinden belirlenip kendisine verilir. Abdülkadir, Ramazan’ın daha ilk gecesi eserini okuyunca başta hükümdar olmak üzere meclisteki üstatlar tarafından tebrik edilir. Musikiye çok düşkün bir hükümdar olan Sultan Hüseyin, Abdülkadir Meraği’yi 100.000 dinar vererek mükâfatlandırır. Bu olay Meraği’nin ününün Doğu İslam âlemine yayılmasını sağlar.

Timur tarafından da taltif edildi

Öztuna, Meraği’nin yaşadığı tarihlerde bölgede hüküm süren Celayirliler, Osmanlılar, Muzafferiler, Memlükler ve Timurlular hakkında da bilgiler verir. Meraği’nin hayatı uzun süre Timurluların saraylarında geçmiş. Herat’ta Timur ve daha sonra hükümdar olan Timur’un oğulları ve torunları kendisine çok büyük değer vermişler, meclislerinde bulundurmuşlar, ihsanlara gark etmişler. Meragi birkaç defa Timur’un sarayından kaçmaya çalışmış, bunun neticesinde ölümle cezalandırılmışsa da affedilmiştir.

Musiki alanında istisna bir kabiliyet olan Meragi hakkında Timur, “dünyadaki yüksek kültür sahiplerinin en büyüğü, insanlığın hocası, musikinin hem nazariyat, hem bestekârlık ve icra sahalarında bir eşi gelmemiş üstad, ayrıca hattat, şair, hatib, hafız, nedim, meclis adamı, olgunluk sahibi, yakışıklı ve güzel. Kendisi benim yakınımdır, her bakımdan takdirime mazhar olmuştur, tarafımdan bütün üstadlara üstün tutulmuştur, herkesçe kendisine benim ona yaptığım muamelenin yapılmasını isterim” ifadeleriyle bu istisna kabiliyetin hakkını teslim etmiştir. Öztuna, Timur’un hiç kimse hakkında bu şekilde bir ferman vermemiş olabileceğini söyler.

Abdülkadir’in eserleri, çocukları, şahsiyeti, musikideki yetkinliği, donanımı, yaşadığı devrin tarihine dair daha detaylı bilgiler yer alır eserde. 

Öztuna ve Meraği’yi rahmetle anıyoruz. Ruhları şad olsun.

 

Metin Uygun






İlgili Konular