, 19 Ağustos 2017
Muhyiddin Şekur'dan Rüyası Olan Herkese Yazdan Kalan Son Gül

Muhyiddin Şekur

4841

Muhyiddin Şekur'dan Rüyası Olan Herkese: Yazdan Kalan Son Gül

Muhyiddin Şekur'un 'Yazdan Kalan Son Gül'ü, hayâlin ve hâtıranın iç içe geçtiği, aşkın evrensel dilinin hâkim olduğu, güneşten yansıyan ışınların parlaklığında zerrelerin aşka/güneşe yolculuğundan dem vurulduğu, bazen güldüren bazen de hüzünlendiren bir üslupla kaleme alınmış bir roman... Büşra Burcu Arslan yazdı.

İlgili Yazılar
Muhyiddin Şekur sadakate vurgu yapmış
Muhyiddin Şekur sadakate vurgu yapmış

Tekke, tarikat, şeyh ve dervişin ne olduğu hakkında kulaktan dolma bilgi sahibi olanlar için mutlaka okunması gereken bir hâtırat ‘Gölgeler Koridoru’..
06/09/2012 12:12
Muhyiddin Şekur'un kitabı önce Türkçe'de
Muhyiddin Şekur'un kitabı önce Türkçe'de!

Muhyiddin Şekur’un beklenen kitabının Türkçesi İngilizcesinden önce çıktı: ‘Gölgeler Koridoru’..
28/04/2012 12:12
Tarikat kelimesinden neden korktuk o kadar
Tarikat kelimesinden neden korktuk o kadar?

Muhyiddin Şekûr’ün ‘Su Üstüne Yazı Yazmak’ kitabıyla şeyhlere, dervişlere ve müridlere olan hürmetimi bir kez daha tazeledim.
17/03/2012 14:02
Muhyiddin Şekur ile 8 gün
Muhyiddin Şekur ile 8 gün!

Arkadaşımız Mehmet Erken Muhyiddin Şekur'un İstanbul'da mihmandarı idi. İzlenimlerini, gözlemlerini bizlerle paylaştı.
20/05/2009 10:10
Su üstüne yazı yazan dervişi dinledik
Su üstüne yazı yazan dervişi dinledik

Muhyiddin Şekur geçen gün İstanbul’da bir konuşma yaptı. Abdülaziz Tantik Bey de oradaydı ve izlenimlerini aktardı.
03/05/2012 14:02
Allah İçin Sevmek ve Bir Mürşidin Huzurundan Notlar
Allah İçin Sevmek ve Bir Mürşidin Huzurundan Notlar

M. Fatih Çıtlak’ın “Huzur Defteri” serisi en çok da huzurlu zât-ı kiramları anlattığı için huzurlu bir kitap serisi. Malum, huzurda bulunanlar huzurlu olurlar. Serinin ikinci kitabında da Çıtlak, mürşidi huzurunda tuttuğu notlarında, İstanbul’un manevi sultanlarına, İstanbul’u İstanbul yapan güzel insanlara, bir devrin sohbet meclislerine kapı aralıyor. Büşra Arslan yazdı.
15/08/2017 08:08

Su Üstüne Yazı Yazmak ve Gölgeler Koridoru adlı iki kitabında tasavvufa ve enfüsî âlemine dair tecrübelerini aktaran, tüm samimiyetiyle “Benim hikâyemde kendinizi okumanızı istiyorum.” diyerek, kendimizi keşfetmeye kapı aralayan, kitaplarının satır aralarında rûhumuzun derinlerine ses eden Amerikalı yazar Muhyiddin Şekûr, bu kez bir roman ile çıkıyor karşımıza. Kaleme aldığı romanda da yine bizim hikâyemizin satır aralarına ışık tutuyor.

Tüm mevcudâtın bir isim ile vâr olduğu ve görünür kılındığı, insana ilk öğretilenin de yine isimler olduğu bir yerde, kitaba da evvelâ ismi ile başlamak yerinde olacaktır. “Yazdan Kalan Son Gül”, rûhu dünya mekânında solmaya yüz tutmuş insana, bahçesindeki son gülü hatırlatır. Nitekim bu bir uyanıştır da, çünkü insan rûhundaki son tohum bahâra erecek gülü tekrar filizlendirmeye muktedir olandır. “Yazdan Kalan Son Gül” ise bu hatırlayışın başladığı yere götüren ilk adımları anlatır. Gül yapraklarının özel bir yeri vardır hikâyede, her şey gül yapraklarıyla başlar ve hayatın gerçekleriyle savrulup giden ömürlerin her bir safhasına bir gül yaprağı düşer.

“Her veda eden gitmiş sayılmaz”

1960’lı yılların Amerika’sında, Ohio-Cleveland’da; samimi, herkesin dayanışma içinde olduğu, müziğin ve ritmin, rengârenk insanların, samimi dostlukların, arada da kapışmaların eksik olmadığı bir mahallede geçiyor romanın çevresindeki hikâye. Kitabın başkahramanı Carlos’un aşkı ve sevmeyi tecrübe ettiği ilk ânları, aşkın insana kattığı ve yalnızca sevmek duygusu ile öğrenilecek, belki de başka hiçbir şekilde öğrenilemeyecek kadar derin ve çarpıcı tecrübeleri konu alıyor roman. Henüz 14 yaşında iken kalbine düşen kıvılcımlar ve komşu kızı Kamara’ya duyduğu bu aşk, ilerleyen yıllarda kahramanın içsel yolculuğunda ve kendini keşfetme serüveninde yegâne unsura dönüşecektir.

İlk gençlik yıllarında, ilk aşkından ayrı kalmanın acısı Carlos’un çocuk kalbini ateşe verirken, mahallenin bilge ihtiyarı addedilen Dan Amca’nın Carlos’a “Sana bir şey söyleyeyim mi ufaklık? Bak bunu sakın unutma: Her gözünü kapayan uyumaz, her veda eden gitmiş sayılmaz.” sözü roman boyunca bize eşlik eder ve âdeta romanda yaşanan her olayın iç yüzüne ışık tutar. Nitekim daha çocuk denecek yaşlarda Carlos’un hayatına bir güneş gibi doğan, sonrasında birtakım sebepler nedeniyle Kamara’dan ayrı kaldığı ilk yıllar, her veda edenin gitmiş sayılmayacağını ve ayrılık gibi görünenin birbirine gerçekten bağlı kalpler arasındaki muhabbeti ziyâdeleştirdiğini gözler önüne serer.

Sevmek ve sevilmek insan varoluşunun doruk noktasıdır

Amerika’da dünyaya gelen Afrika kökenli kahramanımız Carlos ve yaşıtı diğer çocuklar için, Afrikalıların Mende toplumunda uygulanan “Buluğ Çağı Töreni” düzenlenir; erkekliğe yeni geçen çocuk, kabul töreni tamamlandığında erkekliğinin bir sembolü olarak bir keple ödüllendirilir. Dan Amca’nın ve diğer ustaların gözetimindeki bu törende ezberletilen on kural, insanın rûhunu dünyada temiz tutmak adına rehber olacak ilk ve temel öğretilerdir.

Onuncu kural! Sevmek ve sevilmek insan varoluşunun doruk noktasıdır. Fakat bu herkesin zannettiği gibi bir aşk değildir… ‘Sakın unutmayın!’ dedi usta olanlar son cümleyi tamamlarken. Dudaklardan dökülen bu kurallarla köle yola çıkar. Onları iyice kavrayıp kalbine kazıdığında ise yolculuğu nihâyete erer.”

Onuncu kuralın Carlos’un hayatına kattığı ise, sevmek adına zincirlerinin kırıldığı bir doruk noktası mâhiyetindedir.

Çocukluğa veda edilecek olan Vision Rock tepesine yapılacak yolculukta Ustalardan birinin; “Kayaya doğru giderken gözlerinizi ve kulaklarınızı dört açın. Olan biten her şey size bir şey öğretmek için. Bunu şimdi anlamasanız bile, Tanrı’nın izniyle er ya da geç anlayacaksınız.” öğüdü kitabın ilk sayfalarından sonuna kadar süre gelen bir olay örgüsünün ipuçlarını verir. Romanın satır aralarına serpilen birtakım vurucu sözler, arka sayfalarda vuku bulan olayların şerhidir âdeta.

Rüyası olan herkese…

Muhyiddin Şekûr, romanında; kurgunun temelini oluşturan bu aşk hikâyesinin yanı sıra, ırkçılığa, kardeşliğe, kahramanlığa ve devletlerin kendilerini vâr etmek adına insanların hayatlarından götürdüklerine de vurgu yapıyor. Amerika’nın Cleveland sokaklarında yaşanan günlük hayatın heyecanlarından Vietnam savaşına, medreseleri ve camileriyle İslâm’ın Afrika’da yayılmasına önemli katkılar sağlayan Timbuktu şehrinden içsel yolculuğa kadar uzanan serüvende, insanlar her ne kadar farklı coğrafyalarda yaşasalar da rûhlarının aslına ve kendi özlerine olan yolculuğun aynı güneşten beslendiğini hikâyet ediyor bizlere.

Dan Amca Boyacı’ya gülümsedi ve devam etti: İnsanların ve gezegenlerin, ırkların ve ulusların hepsi güneşten yansıyan ışınlar gibidir. Burada bir kardeşlik dersi vardır, zira insanların, ırkların ve ulusların çoğu kendi ışınlarına kapılıp gitmektedir. Güneşin etrafında dönüp ışıldayan herkes bazen kendini asıl mesele zanneder. Ama öyle değil. Asıl mesele güneşliktir. İşte kardeşlik dersi budur. Her bir ışın diğer ışınlara bağlı olduğunu fark eder ve günün birinde bir de bakar ki bütün ışıklar güneşten gelmektedir.”

Kitabın “rüyası olan herkese” ithaf edildiğine de değinmiş olalım. Şâirin “Serin bir rüya hatırınadır çektiğim dünya ağrısı” mısraı ile çektiği dünya ağrısı nihayetinde serin bir rüyaya ulaşan Carlos’un, romanın sonunda enfüsî âlemde yaptığı yolculuk arasında nasıl bir bağlantı olduğunu kitabı okuyarak daha net göreceksiniz. Belki de bu yüzden “rüyası olan herkese”dir çağrısı.

Hayâlin ve hâtıranın iç içe geçtiği, aşkın evrensel dilinin hâkim olduğu, güneşten yansıyan ışınların parlaklığında zerrelerin aşka/güneşe yolculuğundan dem vurulduğu, bazen güldüren bazen de hüzünlendiren bir üslupla kaleme alınmış roman herkesin iç âleminde bir yerlere dokunacak cinsten.

Muhyiddin Şekur, Yazdan Kalan Son Gül, Timaş Yayınları

 

Büşra Burcu Arslan





Yorum
okumalı
fatma
Bu güzel tanıtımdan sonra okumadan olmaz
10/07/2017, 03:56