, 27 Haziran 2017
Sözün Çok Olmasın İfaden Zengin Olsun

2940

Sözün Çok Olmasın, İfaden Zengin Olsun

Âlim Kahraman, hikâyelerinde birçok şeyi fabl türünün imkânlarını kullanarak anlatmaya çalışıyor. Yazma ahlâkı, yazar duruşu, dergileri takip etme, eser yayınlatma âdâbı, yazı türleri, yazma ritüeli, yazmanın zorlukları gibi konuları hikâyelerine taşıyor ve bunları ''Yazmak Bana Göre Değil''de tartışıyor. Hatice Ebrar Akbulut yazdı.

İlgili Yazılar
 lim Kahraman Kendi İstanbul'unu Gezdirdi Orhan Okay Bana
Âlim Kahraman: Kendi İstanbul'unu Gezdirdi Orhan Okay Bana

''Zarifoğlu gibi artist (sanatkâr) bir kişilikle beraber yol yürümenin kendisi başlı başına bir nimettir. İçinize işleyen bir şey olur. Bunun ne olduğunu onu kaybedince anlarsınız.'' Âlim Kahraman, son çıkan kitabı 'Tanıdığım Orhan Okay’ vesilesiyle Orhan Okay’la hatıralarına, kendisinin yetişmesine ve çalışmalarına, eleştiriye, eleştirmene ve hatıra yazımına dair M. Murtaza Özeren'in sorularını cevapladı.
25/05/2017 10:10
Zarifoğlu'yla geçen yedi yılda neler yaşandı
Zarifoğlu'yla geçen yedi yılda neler yaşandı?

Âlim Kahraman, 'Cahit Zarifoğlu'yla Yedi Yıl' kitabında Zarifoğlu'yla geçen yedi yılını mektuplarla ve kendi yaşadığı duygularıyla, anılarıyla kaleme döktü. Hatice Kübra Karadeniz yazdı..
06/08/2014 10:10
Yahya Kemal in hayatı ve düşüncesine giriş
Yahya Kemal’in hayatı ve düşüncesine giriş

Dr. Âlim Kahraman’ın ‘Büyük Göçmen Kuş Yahya Kemal Beyatlı’ adlı kitabı incelendiğinde şairin sağlıklı bir hayat bütünlüğünün ortaya konduğu fark edilecektir. İsmail Alperen Biçer yazdı..
11/06/2014 14:02
Kitaptaki öyküler tasavvufa açılan birer kapı
Kitaptaki öyküler tasavvufa açılan birer kapı

Mavera dergisinin Şubat 1985 tarihli 98. sayısında, Âlim Kahraman’ın Rasim Özdenören ile “Denize Açılan Kapı” kitabı vesilesiyle yaptığı bir mülakat yer alıyor. O mülakat üzerine İsmail Demirel yazdı..
16/04/2013 16:04
Eleştirmenin has eseri
Eleştirmenin has eseri!

Âlim Kahraman'ın Akabe Yayınları'ndan çıkan ilk kitabının üzerinden neredeyse 30 yıl geçmiş.
01/09/2010 15:03
Eleştirmen eksikliğini gördü onu teşvik etti
Eleştirmen eksikliğini gördü, onu teşvik etti

Âlim Kahraman, Cahit Zarifoğlu’yla ilgili anılarını ve ondan gelen mektupları 'Cahit Zarifoğlu’yla Yedi Yıl' adlı kitabında toplamış. Ömer Yalçınova yazdı.
06/05/2015 12:12

Âlim Kahraman, hikâye mi öykü mü tartışmaları üzerine düşünmüş, kendi okumaları ekseninde bu konu üzerine düşünceler üretmiştir. “Modern Türk Hikâyesi” kitabının girişi, bu konuyu tartışan bir yazıyla açılır. Yazının sonunda, benim de katıldığım bir sonuca varır Kahraman. “Benim tutumum, yazılarımda her iki kavramı da kullanmak şeklinde sürüyor. Bazen kendimce ayrımlar koyuyorum bu iki kavram arasına: Mesela ilk öykü kitabıma Kayıp Hikâyeci adını verdim, nedense. ‘Kayıp Öykücü’ desem olmuyordu. Belki ‘Yitik Öykücü’ diyebilirdim ama o zaman da kitapta kurmak istediğim atmosfer yitip gidiyordu.” (Modern Türk Hikâyesi, s.16) 

Kahraman’ın bu söylediklerine istinaden Yazmak Bana Göre Değil” kitabındaki hikâyeler için de öykü diyemeyiz. Bana göre hikâye, öyküden daha fazla ayrıntılar içerir. Odağında tek bir şey yoktur. Teşbihte çok fazla kullanılan iç içe bebekler gibidir hikâye, yani matruşkalar… Çözüldükçe, açıldıkça içinden başka bir hikâye daha çıkar. “Yazmak Bana Göre Değil”in hikâyeleri de böyledir. İçinden eleştiri, insanın kısa tarihi, edebiyat, sanat, kapitalizm, modernizm, sanat ve edebiyat ortamlarına dair fikirler, türlere dair yorumlar, insanî ilişkilerin hırpanî ilişkilere dönüşmesi, masumiyetin hırçınlığa evrilmesi, uygarlığın dönüşümü gibi birçok konu karşımıza çıkar. Hikâyelerin insan zihnini bu kadar meşgul etmesi, böyle tabakalı bir yapısının olmasındandır.

Hikâye; masal, menkıbe ve efsane gibi gündelik hayatımızın içindedir. “Bana hikâye anlatma, bana masal okuma” gibi cümleleri sıklıkla kurarız. Ya da beğendiğimiz bir şey karşısında “Efsane olmuş” deriz. Fakat öyküyü bu şekilde kullanamıyoruz. En fazla yaşamöyküsü diyoruz ya da kız çocuklarına isim olarak koyuyoruz. Son zamanlarda da kafe isimlerine öykü sözcüğünün iliştirildiğine rastlıyorum. Kim bilir, belki uzun yıllar sonra günlük dilimizde kullanılır hâle gelir, hatta öykü yerine başka bir tür kavramı ortaya çıkar, belki mesele daha da çatallanır.

Kurgu mu gerçek mi?

Alışageldiğimiz bir şeydeki özelliği/ güzelliği/ farklılığı görebilmemiz için o şeye dışarıdan bir gözle bakmayı denememiz gerekir. Âlim Kahraman’ın hikâyeledikleri, alışkın olduğumuz şeylerin sıra dışı ve farklı bir gözle yeniden okunması, yeniden kurgulanması şeklinde yorumlanabilir. Çocukluğunda etkisinde kaldığı şeylerin ileriki yaş dönemine yansıyışlarını ve karga üzerinden insanlık durumlarını anlatması ya da fare, köpek, kumru gözünden beşeri ilişkilerdeki birlik ve ayrışmaları hikâye etmesiyle bir arzuhâl gibidir “Yazmak Bana Göre Değil”in hikâyeleri.

Anlatıcının anlattıklarının yazarın kendi yaşamıyla özdeşleştirilmeye çalışılması yahut eserde anlatılanların tümüyle yazarın başından geçtiği sanısına düşülmesi, herhâlde hemen her hikâyecinin karşılaştığı bir şeydir. Son okuduğum iki kitapta, -bunlardan biri Cemil Kavukçu’nun “Başkasının Rüyaları”, diğeri H.Ali Toptaş’ın “Kuşlar Yasına Gider”idir-, bu durum hikâyenin bizatihi içerisinde kurguya yedirilerek anlatıcı tarafından anlatılmıştır. Aynı şeyi Âlim Kahraman da hikâyesindeki kurgunun bir parçası yapmış ve karganın dilinden, anlatılanların gerçeğe dayalı olmakla birlikte bunların kurgu olduğunu ifade etmiştir.

Kıvamında bir didaktiklik

“Yazmak Bana Göre Değil”in öne çıkan özelliklerinden birisi, didaktik bir eser oluşudur. Bu yönüyle geleneğimize yaslanır. Gelenek içerisinde serpilen hikâyelere/ kıssalara baktığımızda, anlatılan şeyde bir hikmet, bir hisse olduğunu fark ederiz. Bu cihetten bakarsak, Kahraman’ın bilgelik, ilim, saygı, sevgi, dostluk, eser-müellif gibi kavramlara dair kıssadan hisse nevinden hikâyeler anlattığını görürüz. Anlatıcı, hikâyelerde, köstekli saati cepkeninin sağ cebinde duran bir dedenin hikâye anlatışındaki edayı hissettirir ve o atmosferdeki havayı estirir. “Sakın kendini bir şey oldum sanma, bilgin olmak değildir asıl olan, bilgeliktir. Bilgeliğe ulaşamamış bir bilgin, kafasında taşıdıklarının hamalıdır ancak.” (Yazmak Bana Göre Değil, s.62)

Fuad Köprülü, edebiyatımızdaki kimi ilk eserlerden bahsederken bunların didaktik oluşunu vurguladıktan sonra kuru ahlakçı eserler olduğunu söylemiştir. Günümüzde de kimi yazarlar, bir eserde didaktiklik söz konusuysa olumsuz anlamda eleştiriler yöneltebiliyorlar. Her dönemin kendine mahsus bir dili-anlatım tarzı olmuştur. Günümüzde dil ve anlatım açısından kıvamını bulamamış öğretici tarzda yazılan metinler sığ ve yoz kalabiliyor. Âlim Kahraman, kültürümüzün aynası olan hikâyeye kulak verdiğinden hikâyelerinde öğretici olma ve nasihat verme konusunda kıvamını bulmuş ve dengeyi sağlamıştır.

Yazarlığa soyunan karganın büfeden dergi çalması

Kur’an-ı Kerim’de yeryüzündeki her şeyin insanın hizmetine verilişi sahhara lekum sözcük öbeğiyle ifade edilmiştir. Yani her şey insan için musahhar kılınmış, insanın onlardan istifade etmesi üzere yerlerde ve göklerdekilere boyun eğdirilmiştir. Kahraman’ın temel olarak üzerinde durduğu tema budur. Karga, kötü anılan, uğursuz sayılan, burnu leşten çıkmayan bir hayvandır insanların gözünde. Birçok esere de bu yönleriyle konu olmuşlardır. Yeryüzüne sığmayan, kanaati bilmeyen, her şeyin kendi hizmetinde oluşuna kibri karıştıran insanoğlu, kendisinin hizmetine verilenleri hunharca, müsrifçe kullandığı için kargalara bile illet olmuştur. “Biliyorum ama siz söyleyin ne yapayım? Ne geliyorsa insanoğlundan geliyor başımıza. Bizden onlara hep iyiliktir giden. Onlar ise –dillerinin kemiği yok ya- söyleyiverirler akıllarına geleni. Kara çalarlar etraflarına.” (Yazmak Bana Göre Değil, s.17)

Vikipedi Özgür Ansiklopedi’deki bilgiye göre kargalar, insan sesini en iyi taklit etme becerisine sahip hayvanlarmış. Bunun da etkisi olmuş olmalı hikâyelerde karganın insan gibi konuşturulmasına. Aynı ansiklopedinin söylediğine göre kargalar, hırsızlık yapma/çalma işinde çok mahirmiş. Yazarlığa soyunan karganın büfeden dergi çalması boşuna değilmiş! Fakat anlatıcı, kargalara iade-i itibar yaparcasına insanların kargalar hakkında yanlış hükümler verdiğini her fırsatta dile getirmiştir. Kötü bir yol üzere giden kimseye burnunun karga gibi pislikten çıkmadığı ya da kılavuzunun karga olduğu söylenir. Anlatıcı ve bilge karga, buna şiddetli eleştiriler getirir. İnsan soyunun yeryüzünü bozduğu sebebiyle “insanın ardını toplamak bize kalmıştır” der. “Eğer bizim burnumuz onların içinden kurtulmuyorsa, sizin bir yerlerinizi (nokta nokta) götürmesin diyedir, bunu bilesiniz.” (Yazmak Bana Göre Değil, s. 18)

Karganın insan soyundan şikâyet etmesi, Sezai Karakoç’un “Meydan Ortaya Çıktığında” kitabının hikâyeleri arasında yer alan “Kartal” hikâyesini hatırlattı bana. Oradaki kartal da insan soyunun yeryüzünün dengesini bozduğu yetmezmiş gibi kanat çırptığı göğü de bozmaya kalkışına çıkışmakta ve hüzünlenmektedir. “Evet, bulmuştu, insan, bu kez, fethedemediği gökyüzünü kirleterek çürütmek ve öldürmek istiyordu. Temiz havanın, temiz görüntünün düşmanı olan insan!” (Sezai Karakoç, Meydan Ortaya Çıktığında, s.73) Âlim Kahraman’ın kargası, Sezai Karakoç’un kartalıyla yalnızca tür olarak akraba değil, düşünce ve hissiyat olarak da akrabadır.

Aynı hikâyenin parçaları: Karga, fare, köpek ve kumru

Karga insan soyuna kızadursun, “Yaşlı Kütüphaneci”deki fare, kütüphanedeki kitapları kemirmesine karşılık yaşlı kütüphanecinin ilgisi, rehberliği ve dostluğuyla yavrularını kaybetmesine rağmen hayata tutunmuştur. Bu yönüyle Kahraman’ın hikâyeleri, sevginin inanılmaz bir bağ oluşunu anlatır.

Şifahi kültürde ağızdan ağza aktarım çok önemlidir. Aktarım işi yapılırken her insan kendi kurgusunu hikâyelere ortak etmiştir. Kültürel hafıza dediğimiz şeyi bu aktarım işine borçluyuz. “Yazmak Bana Göre Değil”in hikâye kişileri, yaşadıklarını, duyduklarını ve gördüklerini birbirlerine anlatarak bir hikâyeye ortak olmuşlardır. Karga, fare, köpek ve kumru birbirlerine yaşadıklarını anlatageldiği için kitaptaki bütün hikâyeler birbirine bağlanmış, aynı hikâyenin parçaları olmuştur.

Kitabın alt başlığı olan “KAR-a-GA-k-GA-k” ifadesindeki hikmeti, anlatıcı kargadan dinleyelim: “Düz okunuşu: ‘Karagakgak’ Onu en son açıklayacağım. İçindeki parçalara gelince; ‘Gaga’, ‘Gakgak’ Başka? ‘Kara’, ‘Karaga’, ‘Karga’, ‘Karag’ böylece sürüp gidiyor. Tam bir çeviriden uzak olacak gerçi ama bu söz birimlerinin anlamlarını da belirtmeye çalışayım: KAR-a-GA, ‘Karga’ kelimesinin arkaik hâli, sonradan bir ses düşmesine uğramış. Burada ‘ata-karga’yı ifade ediyor, ‘dede’ anlamına da gelir. Aradaki harfleri çıkararak okursak GA-GA ‘gaga’ oluyor. GA-k-GA-k, bildiğimiz karga sesi: gakgak…” (Yazmak Bana Göre Değil, s.59)

“Etrafıyla yazmadan da, etrafını sezdirebilirsiniz çünkü”

Bir şeyi hikâye etmek dediğimizde onun uzun uzun ve estetik bir biçimde anlatılışı gelir aklımıza. Şöyle de bir yanılgı görüyorum ben birtakım yorumlara baktığımda. Mesela uzunsa hikâye, kısaysa öyküdür diye bir ayrım yapılmaya çalışılıyor. Hâlbuki bazen kısacık bir metinde bile ne hikâyeler gizli olabilir. Metnin uzunluğu ya da kısalığı onu öykü ya da hikâye yapmıyor, bence söyleyişteki maharet çok önemli. Dilin beslendiği kaynak, geçmişten gelen o köklü ve etkili ifade gücüne dayanıyorsa bu, hikâye olması için bir sebeptir. Âlim Kahraman da karganın ağzından hikâyenin bu yönüne dikkat çekmiştir: “Bazen, bir hikâyeci değil, eli çabuk bir romancı gerek belki de olanları etrafıyla yazmaya, diye düşünüyorum. Fakat çabuk kurtuluyorum bu düşünceden. Benim tarzım olamaz öylesi. Biraz hamuru fazla kabartıyor gibi geliyor bana onlar, gevezelik de giriyor sanki işin içine. Etrafıyla yazmadan da, etrafını sezdirebilirsiniz çünkü. Sözün çok olmasın, ifaden zengin olsun, derdi dedem.” (Yazmak Bana Göre Değil, s.58)

Âlim Kahraman, hikâyelerinde birçok şeyi fabl türünün imkânlarını kullanarak anlatmaya çalışmıştır. Yazma ahlâkı, yazar duruşu, dergileri takip etme, eser yayınlatma âdâbı, yazı türleri, yazma ritüeli, yazmanın zorlukları gibi konuları hikâyelerine taşımış ve bunları “Yazmak Bana Göre Değil”de tartışmıştır.

Âlim Kahraman, Yazmak Bana Göre Değil, Büyüyenay Yayınları

 

Hatice Ebrar Akbulut





Yorum
Teşekküre mukabele
H.Ebrar
Alim Hocam, Çok teşekkür ederim. Nice eserlere... Muhabbetle, Selamlar...
27/03/2017, 12:33
Teşekkür
Alim Kahraman
Hatice Ebrar Akbulut ismen, yazdıklarıyla tanıdığım bir yazar. Buradan kendisine ulaşabileceğimi düşünerek, kitaplarım hakkında yazma zahmetine katlandığı için açık bir teşekkürde bulunmak istiyorum. Selamlarımla..
25/03/2017, 18:36