, 23 Kasım 2017
Osmanlı Arap Coğrafyasını Ne Kadar Biliyoruz

Necid çölü

3914

Osmanlı Arap Coğrafyasını Ne Kadar Biliyoruz?

Uzun süre bu coğrafyalar ile ilişkimiz kesilmişti. Sonra birden bu coğrafyalar ile haşir neşir bulduk kendimizi. Peki tarihi sorumluluğumuz oranında Osmanlı coğrafyasını tanıyor muyuz? Ali Suad'ın 'Seyahatlerim: Suriye, Irak, Necid ve Hicaz' adıyla yayınlanan seyahat notları böyle bir imkana kapı aralıyor. Mehmet Erken yazdı.

İlgili Yazılar
Çeşitli Yayınevlerinden Yeni Çıkan Kitaplar Şubat 2017
Çeşitli Yayınevlerinden Yeni Çıkan Kitaplar / Şubat 2017

Her ay başında, sitemize hangi yayınevleri neler göndermişse onları toplu olarak siz okurlarımızla paylaşıyoruz. İşte Şubat-2017 döneminde Dünyabizim'e gelenler...
01/03/2017 10:10

Türkiye’nin bir müddetten beri Fırat Kalkanı harekâtıyla güney sınırımıza yakın terör hedeflerini vurduğu şu günlerde Ortadoğu ana gündemlerimizden biri haline geldi. Suriye ve Irak meseleleri defalarca tartışıldı ve yeni tespitler yapılmaya çalışıldı. Bu coğrafyalar Türkiye’nin resmen varisi olduğu Osmanlı Devleti’nin eyalet/vilayetleriydi. Peki buralar hakkında ne kadar malumatımız var? Gerçekten tarihi sorumluluğumuz oranında coğrafyayı tanıyor muyuz? Uzun süre bu coğrafyalar ile ilişkimiz kesilmişti. Sonra birden bu coğrafyalar ile haşir neşir bulduk kendimizi. Siyaset, ekonomi, turizm ve hatta insani sebeplerle.

Eskiden bilgi kaynakları arasında seyahat ve gözlemler önemli bir yer tutmaktaydı. Avrupalıların seyahatnameleri hep bizim ilgi alanımıza girerken, acaba kendi seyahatnamelerimiz neredeydi? İşte bu soruya cevap teşkil edecek bir seyahatname sessiz sedasız kitapçı raflarında yerini aldı: Ali Suad, Seyahatlerim: Suriye, Irak, Necid ve Hicaz. (Yayına Hazırlayanlar: Zekeriya Kurşun, Ali Okumuş, ORDAF Yayınları, İstanbul, 2015, 278 sayfa, 24 TL.). Kitap, Ortadoğu hakkında ulusal ve uluslararası etkinlikler de düzenleyen Ortadoğu ve Afrika Araştırmacıları Derneği (ORDAF) tarafından yayınlanıyor.

“Her yerinin ve her halinin müştak-i dîdârı olduğum vatan-i azizin dağlarını aşıp ovalarını geçerek…”

Bir Meşrutiyet aydını ve kendine has üslubu, yazıları ve şiirleri olan Ali Suad, 1909-1912 yıllarında bölgede gezip yaptığı incelemeleri ile adeta geçmişten bugüne bir ayna tutuyor seyahatlerinde. İki bölümden oluşan seyahatlerin birinci bölümü “Necid’e doğru”, Tanin gazetesinde 36 tefrika halinde yayınlanmışken, ikinci bölüm aynı gazetede tefrika halinde yayınlanmış ve 1914 yılında kitaplaştırılarak basılmıştır.

1914 baskısı esas alınarak hazırlanan kitabın girişinde Ali Suad’a dair geniş bir bölüm yer alıyor. Ali Suad, 1869’da doğmuş ve 1933’te İstanbul’da vefat etmiştir. Oldukça çalkantılı bir hayatı olan müellifin çeşitli hikâye ve şiirleri dönemin gazetelerinde yayınlanmıştır. Ayrıca Mehmed Suad adıyla bazı tercümeleri de neşredilmiştir. Basra valisi olan Süleyman Nazif’in tavassutuyla, 1909 yılında Osmanlının en ücra yerlerinden bir olan Necid mutasarrıfı olarak tayin edilmiştir.

Görevlendirildiği Necid’e deniz yoluyla gitmeyi tercih etmeyen Ali Suad, “yirmi beş gün bu denizlerde kapanmaktansa ne zamanlar ve nice senelerdir her yerinin ve her halinin müştak-i dîdârı olduğum vatan-i azizin dağlarını aşıp ovalarını geçerek” Necid’e ulaşmak istediğini söylemektedir. Böylelikle İstanbul’dan Beyrut’a kadar vapurla gitmiş, Beyrut’tan itibaren “vatan-i aziz” olarak nitelendirdiği toprakları, kâh arabayla kâh yayan geçerek, Halep, Bağdat, Basra, Bahreyn üzerinden Ahsa’ya varmıştır. Doğrusu iyi ki de böyle yapmıştır. Aksi takdirde elimizde bu coğrafyayı müthiş bir edebi üslupla, bu kadar canlı ve içten tasvir ederek anlatan bir eser olamayacaktı.

Sadece gözlemlerini değil, sorunları ve çözüm yollarını da yazdı

Osmanlı Devleti tarihi boyunca binlerce memur kilometrelerce mesafe kat ederek ve ciddi meşakkatler yaşayarak görev yerlerine gitmişlerdir. Ancak askeri seferlere ait bazı menazilnâmeler ile Hicaz’a giden bazı hacıların tuttukları notlar / rehberler dışında yaşadıklarını, gördüklerini ve şahit olduklarını anlatan pek çıkmamıştır. Nitekim Necid’e Doğru ismini taşıyan yazılar, Ali Suad tarafından görevine gidiş yolunda iken, sıcağı sıcağına kaleme alınmıştır. Bu itibarla Ali Suad’ın yayınlanan seyahat notları sadece bir gözlemi yansıtmasının ötesinde yeni ufuklar açması bakımından da ciddi katkılar sunmaktadır.

Seyahatleri esnasında gezdiği Suriye, Irak ve Ceziretülarap coğrafyası hakkında son derece isabetli tespitler yapan ve oralardaki sorunlara rasyonel çözümler sunan Ali Suad, ancak Meşrutiyet’in getirdiği yeniliklerle yetişen nesillerin yaşanan problemlerin üstesinden gelebileceğine dair bir ümit beslemektedir. Maalesef bu ümit bugüne kadar gerçekleşmemiş, sorunlara kalıcı çözümler üretilememiş ve bölge yıllar boyu süren ve halen daha devam eden savaşların altında ezilmiştir.

Basra’daki inci avcılığı, Halep’teki sanayi mektebinin perişan vaziyeti…

Ali Suad’ın seyahat notlarında son derece ilginç ve farklı bilgiler bulunmaktadır: İstanbul’dan yola çıkan bir memurun, görev yerine gitmek için hangi yolları ne şekilde geçtiği, hangi ulaşım vasıtalarını kullandığı, güvenliğini nasıl ve kimlerle sağladığı, özellikle nerelerde nasıl konakladığı ve ne yiyip içtiğinden uzun uzadıya bahsedilir. Bununla birlikte ne tür paraları kullandığı, pazarlarda ne tür ürünlerin ne kadar fiyatlarla satıldığı, hangi dillerin kullanıldığı, yaşayan halkın kültür, eğitim ve zirai faaliyetleri gibi pek çok bilgi seyahat notları arasında bütün detaylarıyla anlatılır. Aynı zamanda kitap içerisinde başka eserlerde kolayca rastlanılmayacak değerde ve oldukça merak uyandıran çeşitli noktalara da temas edilmektedir. Mesela Basra’daki inci avcılığı, Halep’teki sanayi mektebinin perişan vaziyeti, Palmira’daki antik kalıntıların durumu, Ali Suad’ın kaldığı kervansaraylarda bulunan duvar yazıları, Bağdat’taki sokaklar, yolda rastladığı Amerikalı, İngiliz ve Almanların bölgede yaptıkları araştırmalar hakkında bizzat kendilerinden dinlediği şeyler bunlardan bazılarıdır.

Kitabın diline dokunulmamış

Kitabın güzel bir yönü de, yayın hazırlayanların diline müdahalede bulunmamış olmaları. Bu vesile ile Ali Suad’ın güzel dilinin lezzetini tatmak ve bu vesile ile dönemin muhayyilesine yaklaşmak mümkün. Kitaba dil açısından genel bir bakış attığımızda, yolculuğu esnasında yazdığı “Necid’e doğru” yazılarının daha sade bir üsluba sahip olduğu, sonradan neşrettiği yazıların ise daha edebi bir üsluba sahip olduğunu söyleyebiliriz. İkinci bölümde Ali Suad’ın bazı şiirlerinin de yer alması bu yorumu güçlendiren bir örnek olarak zikredilebilir.

Kitabın türü seyahat ve gezi notları olsa da içerisinde sanattan edebiyata, tarihten iktisada kadar pek çok alanda bilgiler yer almaktadır. Belki seyahat ile hatıratın birleşmiş hali de denilebilir. Zira Ali Suad, notlarını “meşhudat-ı yevmiye” (Günlük şahit olunan şeyler) olarak isimlendirmektedir.

Kitabın sonunda ise, geniş bir indeksin yanında bölgenin haritaları ve yine kitabın içinde bölgenin fotoğrafları yer alıyor. Bütün bu ekleri, kitabın orijinal dili ile beraber ele aldığımızda, okur için dönemin ruhunu ve bölgenin şartlarını anlamayı sağlayacak katkılar olarak değerlendirebiliriz.

Memuriyet yerine ulaşıncaya kadar gördüklerini ve yaşadıklarını anlatan müellif, özellikle görevi ile ilgili konulara girmekten kaçınır. Keşke görevine vardığı yerde yazmayı bırakmayıp, Basra Körfezinin bir ucundaki Necid’de bulunduğu süre zarfında orada yaşadıklarını da yazarak günümüze ulaştırabilseydi. Kim bilir belki yazmıştır ve keşfedilmeyi bekliyordur. 

Ali Suad’ın Seyahatleri, Ortadoğu’yu ve oradaki Osmanlı bakiyesini görmek ve tanımak isteyen bütün okuyucular için bir el kitabı niteliğinde... Ali Suad ile Suriye, Irak ve Ceziretülarab’ı gezin ve size rehber olması için ona fırsat tanıyın.

Ali Suad, Seyahatlerim: Suriye, Irak, Necid ve Hicaz, Yayına Hazırlayanlar: Zekeriya Kurşun ve Ali Okumuş, ORDAF Yayınları, İstanbul 2015, 278 sf.

 

Mehmet Erken