, 27 Mayıs 2017
Okuyucuyu Arkasından Baktıran Roman Rüya Dedektifi

Bülent Ata

1862

Okuyucuyu Arkasından Baktıran Roman: Rüya Dedektifi

Bülent Ata'nın 'Rüya Dedektifi'nde rüya nerede başlıyor, gerçek nerede bitiyor belli değil. O kadar farklılaşıyor ki var olduğu düşünülen karakterlerin bile bir düş yanılsaması olduğu kanaatine varıyorsunuz bazen. Hatice Kübra Karadeniz yazdı.

İlgili Yazılar
Bülent Ata Ramazan'da Zamanı Yavaşlatıp İnsanları Gözlemliyorum
Bülent Ata: Ramazan'da Zamanı Yavaşlatıp İnsanları Gözlemliyorum

''Ramazanın bir atmosfer olarak, eski bir arkadaş olarak çıkıp gelmesini hissetmeye çalışıyorum. Bilmediğim camilere ve uzun zamandır görüşmediğim insanlara gidiyorum.'' Bülent Ata ile kısa bir Ramazan söyleşisi gerçekleştirdik.
10/06/2016 11:11
Çocuklar duyunca muzipçe gülümsüyor
Çocuklar duyunca muzipçe gülümsüyor!

Son kitabı Anne Babanızı Nasıl Eğitirsiniz’i, en küçük dunyabizim habercilerimiz İbrahim Taha ve Elif Rana Gültekin yazarı Bülent Ata ile konuştular.
22/10/2014 15:03
O yazdıysa kelimelerin sevimlisi elbette olur
O yazdıysa kelimelerin sevimlisi elbette olur

Bülent Ata’nın şair ve öykücü kimliğinin çocuk hikâyelerindeki dili pürüzsüz hale getirdiğini ve çocuklar için en can alıcı ve cezbedici ifadeleri seçmeye yardımcı olduğunu düşünüyorum.
19/09/2013 12:12
Bülent Ata öyküleri başkadır
Bülent Ata ile yazıyı, şiiri ve kitapları konuştuk.
08/01/2012 14:02
Toplumun savruluşlarını da yansıtıyor bu şiirler
Toplumun savruluşlarını da yansıtıyor bu şiirler

Bülent Ata'nın 'Savaş Meydanında Başıboş Atlar' kitabındaki şiirleri çağrışımlara açık ve okurundan da bilgi/kültür istiyor bu şiirler. Ahmet Serin yazdı.
23/06/2015 10:10
İnsan bir kader kuşu bir sözün kayboluşu
İnsan bir kader kuşu, bir sözün kayboluşu

Bülent Ata, 'Savaş Meydanında Başıboş Atlar' şiir kitabı ile okuyucu ile konuşuyor. Ve bu şiirleri okurken, hiç susmasa keşke diyebiliyorsunuz. Furkan Çimen yazdı.
22/08/2015 08:08

Bir rüya düşünün, hatta rüyalar sarmalı; gerçek olan her şeyden onu ayırmak çok güç. İmkansız değil belki ama öyle sıradan, olağan ve aleladede bir şey değil. Hatta öyle bir zaman dilimi düşünün ki rüyalar gerçek, gerçekler rüya olsun. Bedenlere kilitlenen her düşüncenin ve ruhun azap çektiği bir dünya. Öyle bir evrede çıkıp geliyor “Rüya Dedektifi” Bülent Ata. Kitabın ismi Rüya Dedektifi evet. Rüya nerede başlıyor, gerçek nerede bitiyor belli değil. O kadar farklılaşıyor ki var olduğu düşünülen karakterlerin bile bir düş yanılsaması olduğu kanaatine varıyorsunuz bazen.

Rüya Dedektifi toplam 118 sayfa. Geçtiğimiz sene Erdem Yayınları’ndan okuyucusuyla buluştu. Üç ana başlık ve pek çok ara başlıkları bulunuyor. Ana başlıkların isimleri ise şu şekilde: Her İşin Sonu Başında Gizlidir, Rüya Yolcusu ve Fragmanlar. Kitaba dair en ilgi çekici yer ise 3. bölüm yani “Fragmanlar” kısmı diyebiliriz. Kitabın içinde geçen kahramanların izdüşümüne yer veriyor. Tabiri caizse başroldeki karakterleri ve dahi gizli başrolleri anlatıyor. Kendine özgü tarzıyla yazılan ve neticelendirilmeden bitirilen bir kitap Rüya Dedektifi. Pek çoğuna göre bir sonu varmış gibi görünse de okuyucuyu arkasından baktıran bir roman. O kadar hızlı gelişiyor ki olaylar, bundan bir değil birkaç tane roman çıkar diyorsunuz. Bir nefeste okuyorsunuz işte tam da bu yüzden. Elinizden bırakmak ne mümkün. Bir anda karışıveriyor bütün kelimeler. Çok hızlı okunduğu için okuyucuyu yoruyor bazen ama polisiye roman nitelemesini layıkıyla taşımış oluyor aynı zamanda da.

Kitabın yazarı Bülent Ata Ankara Üniversitesi Matematik bölümü mezunu. Şiir ve öyküleri pek çok dergide yayınlanış. Onlardan birkaçı; Yedi İklim İtibar, Mostar, Kaşgar, Dergah… Rüya Dedektifi’nden başka bir tane daha romanı var. Adı ise Asuman. Öyküleri “Köpekler Akşamı” kitabında, şiirleri ise “Savaş Meydanında Başıboş Atlar”, “İnsan Aldanır”, “Eve Gitmek İstemediğim Günler” kitaplarında toplanmış.

Rüya âleminde sen de bir misafirsin

Rüya Dedektifi’nin birinci bölümünde bir sandıktan bahsediliyor önce. Sonuna saklanmış olan bütün ayrıntılar aslında başındaki gizin arka tarafında yerleştirilmiş gibi. Bu da önce sandık, sonra ise bir kaçış macerasından çıkıyor yola. Başlangıçta kaçışın nedeni yok, kitap ilerledikçe anlıyorsunuz ve kitabın sonuna doğru geldiğinizde olayın başlangıcını anlıyorsunuz. Kafanızdaki bütün soru işaretleri ise Rüya Dedektifi bitince son buluyor. ‘Şehrazat’ isimli alt bölümden bir alıntıyla devam edelim: “O an anladılar, birbirlerini sevenlerin birbirini anlamak ve bağışlamak için daha fazla şeye ihtiyacı yoktu.” Bu cümlenin iki sayfa sonrasında ise şöyle bir cümle ile karşılaşıyorsunuz: “ ‘Beni dinle!’ diyor Ruşen Amca. ‘Senin olan sana geri dönecek, sen onu kalbinden çıkarmadıkça.’” Bazen bütün cilt cilt kitaplar okuyucun içinden cımbızla çekip aldığı bir cümleden ibaret hale geliyor. Rüya Dedektifi ise benim gözümde aslında bu cümlenin etrafında dönüşüyor ve düşleniyor. Belki çok kısa ve çok net ama derinliği ve hitabı farklı açılardan ele alıyor insanı.

O kadar çok rüya ve gerçek var ki. Karışıyor bazen, ‘Şu an rüyada mıydı bu karakter, yoksa uyanmış mıydı?’ diye soruyorsunuz çoğu zaman. İşte tam da böyle bir rüyada şöyle bir cümle geçiyor: “Bir rüya gördüm. Yaşlı amca dedi ki ‘Her rüya bir yolculuktur. Rüya âleminde alırsın, verirsin ama hiçbir şeyi değiştiremezsin. Sadece sen değişirsin bu yolculukta.’” Aslında anlatmak istediği şey o kadar aşikar ki. Dünya ve rüya gerçekleri... Birkaç sayfa sonra ise “Tezgah” başlıklı alt bölümde şöyle bir cümle ile karşılaşıyorsunuz: “Her rüya bir evdir. Rüya âleminde sen de bir misafirsin. Ne zaman can bedenden çıkar, artık sen de bir ev sahibi olursun.” “Falçata” başlıklı alt bölümde ise şu kaybolma anı var: “Bütün gün yorulup sonunda uyuyakaldığında, bırakırsın artık tuttuğun ipi. O ip senin kaybolmadan yürüdüğün dünya gezegenindeki yolculuğu güvenli kılar. Ama ipi bıraktığın an, uyuyakaldığın yerde her şey geride kalacak. Kim olduğun, konuştuğun dil, gördüğün resimler, olaylar, insanlar, içine karışacağın hayatlar, neredeyse her şey yeni bir yolculuk için seni bekliyor olacak.” O kadar çok altını çizdiğim cümleler var ki. Yazar nokta atışı yapıyor sanki kişinin hayatına ve rüyalarına dair. Bir bir dökülüveriyor bu satırlar Bülent Ata’nın kaleminden.

Vildan isimli bir karakterimiz var. Ve onun bir sırrı. Sırrın ne olduğundan bahsetmeyeceğim tabii ki; yalnız sırrına mukabil anlatılan bir bölüm daha var: Kaybolan Taş. Bu ara bölümde şöyle bir paragraf yazı var: “Rüyada mazur sayılırsın gördüklerinden. Kim olduğun değişmemiş olabilir. Ama değişebilir de her an. Bir bakmışsın hiç tanımadığın biriymişsin. Hiç bilmediğin bir şehirde bundan yıllar önce, belki yıllarca sonradasın. Aynı anda birkaç kişisin. Şekillerin ve zamanın dünyanın bilinen fizik kurallarını pek takmadığın söylenebilir. Gördüğün canlı cansız biçim değiştirebilir.” Bir baktığımız, bir de gördüğümüz şeyler var hayatta. Baktıklarımızdaki göremediklerimiz, gördüklerimizdeki anlayamadığımız pek çok şey.

Kısacası dünya tersine dönmüştür Rüya Dedektifi’yle birlikte. Sadece dünya değil, kurguların ele alınış biçimleri de. Sonda anlatılanlar başta, başta anlatılması gerekenler ise sonda anlatılıyor. Tufan var mesela, iyi biri gibi duruyor aslında önceleri ama masum değil, başka hesapların arkasına gizlenmiş. Sonra düğün oluyor gibi; tam da o sırada kuaför salonunda bulunan bir kadın var, kızıl saçlı; orada bulunması tesadüf değil. Nesrin’e hem çok yakın hem de çok uzak biriyle bağlantısı var. Nesrin, Ali’nin sevdiği ama nasıl bu hale geldiler ikisi de bilmiyor, ikisi de üzerlerinde oynanan oyunların farkında değiller. Bir Ruşen Amca biliyor, sezinliyor aslında. Bir de Muhsin Ağabey. Lakin bazı şeyler için bilmek yetmiyor. Yaşamak gerekiyor ve büyük bir teslimiyet. Bunun adı bazen beklemek, bazen ise sabır oluveriyor.

Bülent Ata, Rüya Dedektifi, Erdem Yayınları

 

Hatice Kübra Karadeniz