, 23 Kasım 2017
Unutulan Bulgaristan Müslümanları-4 Ahmet Hamdi Akseki ve Bulgaristan Mektupları

3291

Unutulan Bulgaristan Müslümanları-4: Ahmet Hamdi Akseki ve Bulgaristan Mektupları

Ahmet Hamdi Akseki, Cumhuriyet kurulmadan önce, yeni kurulan Bulgar devletindeki durumu gözlemek ve oradaki Müslümanlar ile görüşmek için Bulgaristan’a bir ziyarette bulunur. Buradaki gözlemlerini Sebilürreşad dergisinde yayınlayan Akseki'nin yazıları daha sonra 'Bulgaristan Mektupları' adı ile yayınlanır. Abdullah Osmanoğlu yazdı.

İlgili Yazılar
Sebilürreşad Dergisi
Sebilürreşad Dergisi

Bulgaristan Mektupları, Ahmet Hamdi Akseki'nin, 1912 yılında, henüz genç bir ilim adamı iken Sebilürreşad dergisi adına Bulgaristan'a yaptığı iki aylık seyahat sırasında kaleme aldığı mektuplardan meydana geliyor.
11/04/2009 16:04
Sözü Tesirli Kalemi Kuvvetli Üslubu Sade Bir  lim Ahmet
Sözü Tesirli, Kalemi Kuvvetli, Üslubu Sade Bir Âlim: Ahmet Hamdi Akseki

Veli Ertan, Tohum dergisinin Mart 1976 tarihli 94. sayısında Ahmed Hamdi Akseki’yi yazmıştı. Önemine binaen sözkonusu yazıyı alıntılıyoruz.
19/04/2017 08:08
Diyanet in en tesirli başkanlarından biriydi
Diyanet’in en tesirli başkanlarından biriydi

Ankara’da Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yanıbaşında inşa edilen camiye Ahmed Hamdi Akseki’nin adı verildi.
13/04/2013 10:10
Birçok hayırlı hizmete öncülük eden biriydi
Birçok hayırlı hizmete öncülük eden biriydi

'Mazimiz bir dağdı; onu çıkmıştık, şimdi inmekle meşgul idik ve talihin bizi iniş tarafında dünyaya getirdiğine kızmaktan başka yapacak bir şeyimiz yoktu' diyerek büyük yaramıza, kadim hastalığımıza neşter vuruyordu Ahmet Hamdi Akseki. Muaz Ergü yazdı.
09/01/2014 10:10
Yeni Hutbelerim h l yeni gibi duruyor
‘Yeni Hutbelerim’ hâlâ yeni gibi duruyor!

İki hutbe kitabı, eskiyle yeni hutbeleri karşılaştırmak için iyi bir fırsat oldu. Değişen pek bir şey yok. E, peki sevinelim mi, üzülelim mi?
01/02/2013 16:04
Sofya Müslümanlarından Selam Var
Sofya Müslümanlarından Selam Var

Sofya'nın soğuk, gri bir kenar mahallesinde küçük bir mescit, 8-10 kişilik azıcık bir cemaat. Boynu bükük bir müslümanlık. Fakat o gün bir avuç tebessüm herkese yetti.
16/08/2017 08:08

20. yüzyılın önde gelen âlimlerinden Ahmet Hamdi Akseki, Cumhuriyet kurulmadan önce Bulgaristan’a bir ziyarette bulunur. Genç bir ilim adamı olan Akseki o zamanlar Sebilürreşad dergisinde yazmaktadır. Osmanlı Devleti Balkan savaşları neticesinde Bulgaristan’ı henüz yeni kaybetmiştir ve yüzyıllardır Müslüman toprağı olan Rumeli elden çıkmıştır. Ahmet Hamdi Akseki, yeni kurulan Bulgar devletindeki durumu gözlemek ve oradaki Müslümanlar ile görüşmek için yola çıkar. Buradaki gözlemlerini Sebilürreşad dergisinde yayınlayan Akseki'nin yazıları daha sonra Bulgaristan Mektupları adı ile yayınlandı. 

Yolcuğu esnasında ilk olarak Kırklareli’ye uğrar (eski ismi ile Kırıkkilise). Kırklareli’de gördüğü yıkık bir caminin durumunu sorduğunda oldukça üzülür; anlatılanlara göre Rus ordusunun taarruzu esnasında yıkılan bu cami yeniden onarılmamıştır. Kırklareli ahalisi de kendi arasında para toplayıp bu camiyi yeniden inşa etmemiştir. Hatta camiye karşı gayri müslimler tarafından saygısız davranışlarda bulunulmaktadır. Kırklareli’nde Müslüman ahalinin durumundan hiç memnun olmayan Akseki Edirne’ye doğru devam eder. Edirne’yi daha mamur olarak gören Akseki kısa süre sonra Bulgar sınırından içeri girer.

Müslüman tebaa hicret etmeye mecbur bırakıldı

Ahmet Hamdi Akseki, yüzyıllar boyu Müslüman beldesi olan yerlerin kaybedilmiş olmasından çok hüzünlenir. İlk önce Filibe’ye gider. Ancak buradaki gelişmeden etkilenir. Kısa zaman önceye kadar Filibe kötü durumda olan bir şehirdir ancak Bulgar yönetimi altına girdikten sonra derlenip toparlanmıştır. Filibe’de yetkili Müslüman hocalarla görüşür. Maalesef Bulgarlar Müslümanlara göre daha iyi çalışmaktadır.

Filibe’den Sofya’ya geçen Akseki burada neredeyse hiç Müslüman göremez. Sofya’yı gelişmiş bir şehir olarak gören Akseki, burada Türkçe konuşan insan bulmakta bile zorluk çeker. Müslüman gördükleri zaman Bulgarların davranışları değişmektedir. Nerede sarıklı biri görseler birden bakışları buraya dönmektedir, biraz da aşağılarlar. Akseki’ye göre bu insanın başında bir de sarık olursa sokaktaki karıncalar bile bakar. Yani Bulgarlar Müslümanlara saygı duymamaktadırlar. Hatta maalesef köylerde insanların canı, malı ve namusu tehlike altındadır. Bu hal içinde yaşayan Müslüman tebaa hicret etmeye mecbur bırakılmaktadır.

Müslümanlar kendi aralarında bölünmüş

Akseki’ye göre en büyük sıkıntı Osmanlı yönetimi içindeki bölünmüşlük ve tefrikadır. Müslümanlar kendi aralarında bölünmüşken Bulgarlar gerektiğinde tek bir bütün altında toplanabilmektedirler. İşte bu bölünmüşlük maalesef Osmanlı’yı giderek zayıf bırakmaktadır.

Biz Bulgaristan tarihini ne kadar biliyoruz? Tuna vilayeti, Rumeli eyaleti, Cuma, Şumnu, Varna, Rusçuk hakkında ne kadar malumatımız var? Biz yaşadığımız yerleri bilmiyoruz” diye şikâyet eden Akseki, kendi milli gelenek ve göreneklerimize sahip çıkmamız gerektiğini, tarihi hakikatleri bilmek zorunda olduğumuzu düşünür.

Aksekili Karlova’da da İslami hayatı inceler. Orada doğal kaynakları bol ve insanları saygılı bulur. Ancak Karlova’da Rus savaşından önce ticaretin çoğu Müslümanların elindeyken birçok Müslüman hicret etmek zorunda kaldığı için ellerinde ne var ne yok bırakıp gitmişlerdir. Buraları Bulgarların aldığını, şimdi bölgenin efendisinin Bulgarlar olduğunu yazar. Çoğunluğu Müslüman olan beldeler olsa da oralarda da Müslümanların ticaret ve eğitim adına hiçbir varlığı olmadığını söyler. Maalesef bölgede yaşayan Müslümanlar arasında da bir tefrika olduğunu anlatır.

Rus savaşından önce cami ve mescitler vardır, şu anda ise bunlardan bazıları yıkılmıştır. Kalan caminin ise maalesef cemaati yoktur. Karlova’nın bazı köyleri tamamen boşalmıştır: Kıranlar, Işıklar, Dereli, Karahisar, Kullar, Darobası, Medreseli, Hamdli, Binköy ve daha birçok köyde şimdi hiç Müslüman yaşamamaktadır. Bu durum üzerine Akseki sık sık tekrarladığı ifadeyi kullanır: “İbret alın ey akıl sahipleri!”

“Hissizlik, kansızlık, tembellik taksim olunurken sanki başta Müslümanlar bulunmuştur”

Ahmet Hamdi Akseki, Müslümanların genel durumuna çok üzülmekte ve kızgınlık duymaktadır. İlk ziyaret ettiği Kırıkkilise dâhil Müslümanların durgun olduğundan şikâyet eder. Müslümanlara nispetle diğer vatandaşlar müteyakkız, uyanık haldedir. İslamlar ise sanki dünya ile hiç ilgileri yok imiş gibi kayıtsızdır. Akseki’ye göre “hissizlik, kansızlık, tembellik taksim olunurken sanki başta Müslümanlar bulunmuştur.” Bunları düşünürken Akseki’nin aklına sık sık şu ayet-i kerime gelmektedir: “Yeryüzüne salih kullarım varis olacaktır.

İşte Müslümanlar salih kul olmadıkları için bu toprakları kaybetmişlerdir. Vaktiyle Tırnova’da 16 cami, 8 mescit, 10 da medrese varmış. Şimdi bunların azı kalmıştır; Bulgarlar bazı camileri ve medreseleri kiliseye çevirmiştir. Bu acı durumu gördükçe hüzünlenen Aksekili düşünür: “Ya Rabbi, bir zamanlar İslam mabetleri ile dolu olan bu memleketlerin geçirmekte oldukları felaketler nedir? Hani Kur’an: ‘Müminler her yerde aziz olacaklar, hiçbir yerde sefalet, zillet ve hakaret görmeyecekler’ diyordu? Halbuki asıl üstünlük ancak Allah’ın Peygamberi’nin ve müminlerinindir (Munafıkun 63-8)” Akseki işte o anda “Allah sözünden dönmez” ayeti kerimesinin aklına geldiğini söyler.  

Bu yaşananların sebeplerini düşünürken kabahatin Müslümanlarda olduğuna kanaat getirir. Kuran-ı Kerim yeryüzünde “Salih olan kimseler varis olurlar” şeklinde belirtmektedir. Bir memleketi kim imar eder, işini yoluna koyarsa o memleket onun olur. Bu yüzden Müslümanlar nifak ve bozgunculuktan sakınmalı, herkes birlik ve ittifak ederek memleketin muhafazası için lazım gelen kuvveti hazırlamak zorundadır.

Büyük Bulgaristan hayali

Akseki’ye göre insanları yaşatacak olan şey ilimdir, cahil bir millet daima çöküşe mahkumdur. Bu ilahi kanuna aykırı şekilde hareket eden Müslümanlar neticeyi hazırlamıştır. Nimete karşı nankörlük etmişlerdir. Allah’ın öteden beri gelen kanunu budur. Bu noktada Fetih suresini hatırlatır: “Allah’ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın.”

Ahmet Hamdi Akseki, Silistre, Ziştovi, Burgaz ve Plevne’yi de ziyaret etmeye çalışır. Bütün beldelerde durum aşağı yukarı aynıdır. Mescit, camii, medreseler yıkılmış veya kiliseye çevrilmiştir. Bulgaristan yönetimi Müslümanlar üzerinde baskı uygulamakta, hatta şiddete ve tacize başvurmaktadır. Kitabın son kısmında Filibeli Müslümanların içinde bulunduğu mezalimden bahsedilir. Müslümanlar aç ve susuz halde toplatılmışlardır, işkence görmüşlerdir. 1500’e yakın Müslüman tevkif edilmiştir. Evler yağmalanmış ve yakılmıştır. Kadınlar taciz edilmiştir. İnsanlar dövülmüşlerdir. Hatta Saraybosna’dan gelen vapurla İstanbul’a gitmek isteyen Müslümanları indirip Tuna’ya atmışlardır. Bulgar köylülerinin bu duruma yardım ettikleri söylenmektedir. Müslümanlardan zar zor kaçanlar olmuştur. Mallarına el konulmuştur. Benzer zulümler Vidin’e de sıçramıştır. Akseki bütün bu yapılanların orada yaşayanları göçe zorlamak için olduğunu ifade eder.

Son bölümde Akseki Büyük Bulgaristan hayalinden bahseder. Büyük Bulgaristan’ın kurulması için Bulgarların Makedonya bölgesinde yaptıkları faaliyetlerin planlı olduğunu ve orayı ele geçirmek istediklerini anlatır. Rusya ve büyük devletler ile olan ilişkilerin buna göre yönetildiğini anlatır. Bulgarların bu devletler arasındaki fikir ayrılıklarından da faydalanıp Büyük Bulgaristan’ı kurmak istediklerini söyler. Aynı zamanda Bulgaristan hükümetinin İslami vakıfların gelirlerini sürekli olarak alıp kilise ve okulların giderleri için harcadığını, bu şekilde Müslümanları geri bırakıp kendi tebaasını ilerlettiğini anlatır.

Kitap son olarak Ahmed Hamdi Akseki’nin Filibe Muradiye Camii’nde verdiği hutbe ile biter. Bu çarpıcı hutbenin tamamı kitapta yer almaktadır.

Ahmed Hamdi Akseki, Bulgaristan Mektupları, Rağbet Yayınları

 

Abdullah Osmanoğlu





Yorum
muhasebe
ahmed emin
bu eserler okunup derhal ders çıkarılmalı ve medya, sokak, ev okulda bu değişim başlamalı
10/03/2017, 09:52