, 27 Mart 2017
Hocanın Huzurunda Nasıl Oturmalı

4083

Hocanın Huzurunda Nasıl Oturmalı?

İlim talebinde usul ve adap çok önemlidir. Hocaya karşı edeple davranmak, ona tevazu ile muamele etmek ilme duyulan hürmet ve muhabbetten kaynaklanır. Rahmi Gökmen yazdı.

İlim talebinde usul ve adap çok önemlidir. Hocaya karşı edeple davranmak, ona tevazu ile muamele etmek ilme duyulan hürmet ve muhabbetten kaynaklanır. Eski dönemlerde yaşanılarak öğrenilen ve nesilden nesile aktarılan davranış kurallarıyla ilgili çeşitli kitaplar da yazılmıştır. Bu kitaplarda verilen örnekler bugünün öğrencileri için pek kıymetli, ibretli birer vesika değerindedir. Bu yazıda Dr. Abdülhakim el-Enîs hocanın Âdâbü’l-müte‘allim tücâhe’l-mu‘allim fî târihine’l-ilmî adlı kitabından hoca huzurunda oturma adabıyla ilgili bazı kısa alıntılar yapacağız.

Hocaya hürmet onun huzurunda tevazu ve ciddiyetle oturmayı gerektirir. Hatîb el-Bağdâdî, Duhaym diye meşhur olan Hafız Abdurrahman b. İbrahim el-Marûf’la ilgili şunları nakleder:

Hasan b. Ali b. Bahr dedi ki: Duhaym, 212 (828) yılında Bağdat’a geldi. Babamı, Ahmed b. Hanbel’i ve Yahya b. Maîn’i onun önünde çocuklar gibi oturur halde gördüm”.

“Önünüzden başka yere oturmam”

İlim talibi hangi seviyede olursa olsun ders aldığı kişiye hürmet etmelidir. Bunun örnekleri tarihimizde çok yaşanmıştır. İdris b. Abdülkerim el-Haddâd şöyle anlatır: Dil âlimi Seleme b. Âsım yanıma gelip Halef b. Hişam el-Bezzâr’dan (ö. 229/843) el-Aded adlı kitabını okumayı istediğini söyledi. Halef’e durumu anlattım, onun isteğini kabul edip gelmesini söyledi. Seleme, onun meclisine gelince onu yükseğe oturtmak istedi. Seleme ise bu teklifi kabul etmedi ve “sizin önünüzden başka bir yere oturmam. Bu öğretimin hakkıdır” dedi. Halef bunun üzerine şunları söyledi: Ahmed b. Hanbel benden Ebu Avâne hadisini almak için geldiğinde onun da yüksek bir yere oturmasını söyledim. O da bunu kabul etmemiş ve “önünüzden başka yere oturmam. Biz kendilerinden bir şeyler öğrendiğimiz hocalarımıza karşı mütevazı olmakla emrolunduk” demişti.

Zehebî, Hatîb el-Bağdâdî hakkında şöyle bir hadise nakleder:

Sem‘ânî dedi ki: Merv’de Yusuf b. Eyyûb’u şöyle derken işittim: Hatîb [el-Bağdâdî], hocamız Ebû İshâk eş-Şîrâzî’nin dersine gelmişti. Ebû İshak, Bahr b. Küneyz es-Sekkâ rivayetiyle bir hadis nakletti ve ardından Hatîb’e “Bahr hakkında ne dersin?” diye sordu. Hatîb “İzin verirseniz onun halini size anlatayım” diye cevap verdi. Bunun üzerine hocamız Ebû İshâk, biraz geri çekildi ve Hatîb’in önünde talebe gibi oturdu. Hatîb söze başladı ve Bahr hakkında güzel güzel izahat verdi. Hocamız bu izahattan sonra onu övdü ve “Bu adam asrının Dârakutnî’si” dedi.”

“Ne büyük edep, ne muazzam bir hikmet”

Buna benzer bir hadise büyük âlim Fahreddin Râzî hakkındadır. Yâkût el-Hamevî, nesep âlimi Azizüddin İsmail el-Mervezî’nin terceme-i halini verirken şu olayı nakleder:

“Fahreddin Râzî, Merv’e geldiği zaman herkesin hürmet ettiği, tazim gösterdiği büyük, mehabetli bir âlimdi. Sözüne karşı çıkılmaz, huzurunda kimse nefes bile alamazdı. Huzuruna girdim ve onun meclisinde okumaya başladım. Bir gün benden Talibîlerin nesebine dair bir kitap yazmamı istedi. Müşeccer mi yoksa manzum mu olsun diye sorunca “müşeccer kolaylıkla ezberlenmez. Ben ezberlemek istiyorum” dedi. “Emriniz başım üstüne” dedim ve “el-Fahrî” adını verdiğim kitabı yazdım. Kitapla birlikte huzuruna girdim. Kitabı görünce oturduğu koltuktan indi ve hasıra oturdu. Bana “sen koltuğa geç” dedi. Kendisine hürmetimden bunu yapamadım. Bana kızdı ve “Hemen söylediğim yere otur” dedi. Ben de onun emrini yerine getirip koltuğa oturdum. Önümde oturarak kitabı okumaya başladı ve sonuna kadar okudu. Ardından “Şimdi istediğin yere oturabilirsin. Bu ilimdir. Sen bu konuda benim hocamsın. Ben senden istifade ediyorum ve sana talebelik yapıyorum. Ardından oturduğum yerden kalktım ve tekrar yere oturdum. Hocam da koltuğuna oturdu ve ders vermeye devam etti. Bu gördüğüm ne büyük edep, ne muazzam bir hikmetti.” Bu olay olduğu zaman muhtemelen Fahreddin er-Râzî 63, talebesi Azizüddin el-Mervezî ise 34 yaşındaydı.”

“İlim, zayi edemeyeceğim kadar değerli bir hazine”

Yukarıda anlatılan bu tevazu ve edepten mahrum olanlar bu sebeple ilimden mahrum kalma ihtimaliyle karşı karşıya kalabilirler. Hamdan b. el-Isbahânî şöyle anlatır: Şüreyk b Abdullah’ın (ö. 133/750) yanındaydım. Halife Mehdî’nin çocuklarından biri onun yanına geldi. Duvara yaslandı ve ona bir hadis sordu. Şüreyk ona hiç yüz vermedi. Mehdi’nin oğlu tekrar sordu. Yine ona bakmadı. Bunun üzerine Mehdi’nin oğlu “Yoksa halifenin çocuklarını hafife mi alıyorsun” diye sordu. Şüreyk bu soruya “Hayır, sadece ilim, zayi edemeyeceğim kadar değerli bir hazine” şeklinde cevap verdi. Bunun üzeri halifenin oğlu iki dizinin üstüne oturdu ve hocaya hadisi sordu. Hoca bunun üzerine “İşte ilim böyle talep edilir” dedi.

Münâvî şöyle demiştir: “Burhan el-Bikâî’nin anlattığına göre bir gün bir yabancı gelip kendisini okutmasını talep etmiş. Burhân da ona izin vermiş. Talebe huzuruna gelip bağdaş kurmuş. Bunun üzerine onu okutmaktan imtina ederek: “senin ilimden önce edep öğrenmen lazım evladım” demiş.

 

Rahmi Gökmen






İlgili Konular