, 24 Mart 2017
'Anadolumuzun Paris'i'' Yozgat'a Dair İçli Bir Güzelleme

Yozgat

3220

''Anadolumuzun Paris'i'' Yozgat'a Dair İçli Bir Güzelleme

S. Burhanettin Kapusuzoğlu'nun 'Bozoknağme' adlı eseri, Yozgat’a dair bilinmesi gereken ne varsa bildiriyor. Yozgat’ın güzel mimarisinin, türkülerinin, halaylarının, eserlerinin, inceliğinin nasıl yok edildiğini üzüle üzüle okuyoruz. Kitap bir şikayet vesikası değil. Bilakis, bir güzelleme fakat anlatılan o güzelliklerin bugün yerinde olmadığını görünce üzülmemek elde olmuyor. Muhammed Özbey yazdı.

İlgili Yazılar
Peyami Safa dil için ne diyor
Peyami Safa dil için ne diyor?

Peyami Safa dil konusunda en doğru yerde durmamakla birlikte döneminde dikkate değer çıkış yapanlardan biriydi.
13/01/2011 16:04
Çeşitli Yayınevlerinden Yeni Çıkan Kitaplar Şubat 2017
Çeşitli Yayınevlerinden Yeni Çıkan Kitaplar / Şubat 2017

Her ay başında, sitemize hangi yayınevleri neler göndermişse onları toplu olarak siz okurlarımızla paylaşıyoruz. İşte Şubat-2017 döneminde Dünyabizim'e gelenler...
01/03/2017 10:10
Aşk estetiği artık gereksiz mi
Aşk estetiği artık gereksiz mi?!

Medeniyetimizin estetik kodlarını anlaşılır ve derinlikli ortaya koyan eserlerden biriydi Aşk Estetiği kitabı.
22/10/2011 08:08
Mağlup olurken bile destan yazdılar
Mağlup olurken bile destan yazdılar

Başımıza gelen en büyük felaketlerin sebebi hatırımızdan çıkarmamamız gereken bazı şeyleri unutmamızdır. İşte hatırlanması gereken bir destan.
18/12/2011 11:11
Halamın romanı niçin yazılmadı
Halamın romanı niçin yazılmadı?

'Şehit doğurmuş analara ve romanı asla yazılamayacak bir kadın nesline' ithaf edilen bir metni ç-alıntılıyoruz.
07/11/2009 10:10
Kültür Bakanlığı yağ satıyor
Kültür Bakanlığı yağ satıyor!

Bu sene 45 yaşına giren Ötüken Neşriyat'ın hikayesini ve yayın sektörünün geleceğini, yayınevi editörü Erol Kılınç ile konuştuk.
30/12/2009 13:01

Sosyal medyanın kendine özgü bir mizahı var. Bu mizahın konularından birisi ise “Bilecik” ve “Yozgat”a dair espriler. Zaman zaman şehir halkını rencide edecek seviyeye varsa da, bazılarına şehrin yerlilerinin bile eşlik ettiğini görüyoruz. Bilecik’in ‘yok’luğuna, pardon, ‘var’lığına dair mizah yapılırken; Yozgat’ın pek etliye sütlüye karışmaması ve gelişmemiş bir şehir olması ile ilgili şeyler söyleniyor. Hakarete varanların bir kısmı ise genelde ismiyle ve tutuculuğuyla ilgili oluyor.

Benim Yozgat ile olan ilişkim pek çok insan gibi Yimpaş, Yimpaş Yozgatspor ve Yozgatlı bir arkadaşımdan ibaretti. Bu yüzden sosyal medyadaki mizahın ve eleştirilerin makul olanlarına tebessümle eşlik ediyordum ki, tebessümün yerini üzüntüye tebdil eden bir kitap ile karşılaştım. Bozoknağme (Dem Bu Demdir – Yozgat’a Güzelleme) kitabı, Yozgat’a bakışımı değiştirdi.

S. Burhanettin Kapusuzoğlu tarafından yazılan, Ötüken Neşriyat’tan çıkan ve 2015’te TYB ile ESKADER ödüllerine layık görülen kitap; Yozgat’a dair bilinmesi gereken ne varsa bildiriyor. Yozgat’ın güzel mimarisinin, türkülerinin, halaylarının, eserlerinin, inceliğinin nasıl yok edildiğini üzüle üzüle okuyoruz. Kitap bir şikayet vesikası değil. Bilakis, bir güzelleme fakat anlatılan o güzelliklerin bugün yerinde olmadığını görünce üzülmemek elde olmuyor. Ülkemizde genel olarak karşılaştığımız problemlerin yanında bir de Yozgat’a özel durumları öğrenince, bugün Yozgat’ın şehir olarak durumunu daha iyi anlıyoruz.

Bozok’la birlikte tarihi yer adları ve Türkmen köylerinin isimleri de değiştirilmiş

Müellif Burhanettin Kapusuzoğlu, yoğun ve geniş bir kültür atmosferinde yetişmiş. Bu yüzden Yozgat tarihini, kültürünü ve sanatını çok iyi bilmekle beraber çok da iyi yorumlayabiliyor. Şehre Yozgat demekten kaçınmıyor fakat gönlünde Bozok isminin derin bir yeri var, çünkü Yozgat’ın ve eski güzel günlerin kadim ismidir Bozok.

Bozok aslında pek çok şehirle aynı kaderi paylaşıyor. Şehrin ismi, yazarın da belirttiği üzere, tüm muhalefete rağmen 1927’de Yozgat olarak değiştirilmiş. Bununla da yetinilmemiş; tarihi yer adları ve Türkmen köylerinin isimleri de değiştirilmiş. Örneğin; “Bahaeddinlü”, Bahadın; “Gülebi”, Sarıyaprak; “Seydiyar”, Yıldız; “Hasençi”, Sağlık oluvermiş. Şehre başka bir isim değil de Yozgat isminin verilme sebebi ise; Yozgat’ın köy olduğu zamanlarda buraya Çapanoğulları’nın yerleşmesi, köyün büyüyüp gelişmesi ve böylece Bozok’un yerini almasıdır.

Yozgat ve Çapanoğulları

Çapanoğulları demişken belirtmek gerek; bu aile Yozgat tarihinin büyük bir kısmını oluşturmaktadır. Kitapta da kendilerinden hak ettikleri kadar bahsedilmiş. Yozgat isminin dahi bu aile ile bağlantısı vardır, daha doğrusu rivayet edilir. Çapanoğulları’nın atası Çapar Ömer Ağa, Çamlık’a çıkar. Ak sakallı bir pîr zuhur eder ve Ömer Ağa’ya yaklaşır, selam kelamdan sonra su ister. Ömer Ağa da pîr’e kırbasındaki soğuk sütten ikram eder. Pîr ayrılacağı sırada Ömer Ağa’ya “Hey oğul! Gönlün gani, mülkün de gani olsun! Yozuna yoz katılsın, ilin oban dahi Yozgat olsun!” der. Kırbadaki süt içilmesine rağmen eksilmemiştir. Ömer Ağa düze indiğinde aksakallı kocalara olanı biteni anlatır ve kocalar ağanın gördüğü kişinin Hızır aleyhisselam olduğunu, bunun bir manevi işarete karşılık geldiğini söylerler. Çapanoğulları da böylece Saray Köyü’nden kalkar, Yozgat Köyü’ne yerleşir.

Yoz, olumsuz anlamlarının haricinde erkek koyun sürüsü demektir. Kapusuzoğlu’nun ifadesiyle törede koyuna hürmet edilir, altından kıymetli görülür. Koyun giren evin kıymetli ve zengin olduğu kabul edilir. Koyunların artması, bolluk, bereket, zenginlik getirir. Yani ‘yozuna yoz katma’nın sürülerin, bolluğun, zenginliğin çoğalması anlamına geldiği söylenmektedir. Yazar, bu tahkiyeyi bir hakikat kabul etmemekle birlikte en azından makul bulmaktadır. Yozgat’ın “Juskat”tan veya “yüz kat”tan geldiği iddiaları ise, Türkiye’de beş adet yerleşim yerinin daha Yozgat ismine sahip olması ile beraber düşünüldüğünde pek mantıklı durmamaktadır.

Yozgat’taki yıkım

Kapusuzoğlu, Yozgat’ın kaybettiklerini, acı fakat gerçekçi bir ifade ile anlatıyor. Aslında bu ifade tüm şehirlerimiz, tüm medeniyetimiz için geçerli: “Şurası muhakkak ki, ecdadın yapmakta gösterdiği büyük başarıyı, sonra gelenler de yıkmakta göstermiştir. Yozgat, tarihi dokusu yok edilmiş bir şehirdir (artık)! Bugün ise geçmiş zaman fotoğraflarında ve tarihi kayıtların hüzün dolu satırları arasında melali andıran bir hasret ve gıpta ile seyrettiğimiz hatıralardaki Yozgat var sadece!” Çapanoğlu Sarayı, camiler, el yazması eserler, kitabeler, tuğralar, armalar yakılır, yıkılır. Bu yıkımın en yakın ve acı örneklerinden biri, Emirce Sultan Tekkesi’ne dairdir. Tekke ve caminin 1995 yılındaki restorasyonunda, türbenin ve caminin etrafındaki tüm mezarlar taşınır. Horasan Erenleri’nden Bayezid-i Veli ve Ahmed Can’ın mezarları, tekkenin son şeyhi Mehmed Nuri Efendi’nin mezarı ile birlikte kaldırılır. Kapusuzoğlu burayı ziyarete gittiğinde durumdan haberdar olur, köylülerden dere kenarında sarı kesme taştan sarıklı bir mezar taşı olduğunu öğrenir. Söylenilen yere gittiğinde mezarın Mehmed Nuri Efendi’ye ait olduğunu mezar taşından okur. O zaman o taşı oradan kaldırtamayan Kapusuzoğlu, aynı yere tekrar gittiğinde taşın yerinde yeller estiğine şahit olur.

Medreseler, tekkeler, camiler ile donatılan fakat pek çok şehrin yaşadığı yıkıma maruz kalan Yozgat’ta, 20. yüzyılın başında Yozgat Lisesi’nin müfredatı beni bir hayli şaşırttı. Çünkü hendese, inşâ, coğrafya, hesap, Türkçe gibi derslerin haricinde lisede üç dil öğretiliyormuş: Fransızca, Arapça ve Farsça.

Şeyh’i ağlatan türkü

Yozgat’ın mühim simalarından biri, Hafız Süleyman Efendi imiş. Hakkında pek çok malumat ve hatıra olmakla birlikte, ben bir hikâyeden çok etkilendim. Hafız Süleyman, müderrislik ve imam-hatiplik yapan âlim Şeyh Hacı Yakup Efendi’nin ve kalabalık bir cemaatin huzurunda, camide Kuran-ı Kerim okur. Yakup Efendi okuyuşunu pek beğenir, iltifat eder. Hafız Süleyman, Yakup Efendi’yi evvelden tanımaktadır ve bu iltifatlar hoşuna gider. Kuran tilavetinden sonra biraz otururlar, sohbet ederler ve Hafız Süleyman Yakup Efendi’nin elini öpüp ayrılır.

Tesadüf, o gün köyde bir düğün vardır. Hafız Süleyman’ı düğüne davet ederler. Hafız Süleyman, halayın başına geçer ve halay türküleri söylemeye başlar. Aynı sıralarda düğün sahibi zat, Yakup Efendi’yi de düğüne davet eder. Tabi müzevirler de Hafız Süleyman’ı Yakup Efendi’ye şikayet için fırsat bulur, “Aman efendi! Takdir ettiğiniz hafız düğünde halay çekip türkü çığırıyor!” derler. Yakup Efendi düğün yerine varır, düğün odasına doğru çıkacakken Hafız Süleyman’ın halayına ve söylediği türküye şahit olur. “Ağ koyun meler gelir/ Dağları deler gelir/ Hakikatli yar olsa/ Uykuyu böler gelir// Ağ koyun kara koyun/ Yaremi derin oyun/ Ben bu dertten ölürsem/ Adımı dertli koyun” Herkes Yakup Efendi’nin Hafız Süleyman’a kızacağını beklerken, Şeyh Hacı Yakup Efendi ağlamaya başlar. Türkü ve Hafız’ın okuyuşu çok tesirlidir. Hatta öyle ki, düğün akşamından sonraki iki gün boyunca cami vaazında bu türkünün sözlerinin manası üzerine ağlayarak ve ağlatarak vaaz verir. ‘Yobaz’lığı ile ‘tanınan’ Yozgat, o zamanlardaki ‘yobazlıklar’ karşısında muhteşem tavırlar sergileyen nice âlimlere sahiptir.

“Anadolumuzun Paris’i”

Kitapta Yozgat’a dair birkaç iddialı cümle ile karşılaşınca, “memleket sevdasının taşmasından olsa gerek” diye düşünüp, “kuzguna yavrusu şahin gözükür” dedim fakat bu iddialı cümlelerin sahiplerinden sadece Abbas Sayar’ın Yozgatlı olduğunu görünce bir hayli şaşırdım. Abbas Sayar, Yozgat Panayırı’nı iktisadi açıdan ele alırken “19. asrın ikinci yarısında Yozgat, değil Orta Anadolu’nun, Küçük Asya’nın en güçlü şehri olmuştur” diyor. Alman şarkiyatçı ve seyyah Andreas David Mordtmann, “Yozgat’ın manzarası diğer bütün şehirlerinkinden daha iyidir. Yozgat’ta damlar kiremitle örtülmüştür. Umumi manzarası Avrupa şehirleri gibidir.” diyor. Nevşehirli mimar Numan Kıyat ise Edebi Abideler kitabında “1316 senesi seyahat suretiyle Yozgat’a uğramıştım. Ol vakit Anadolumuzun Paris’i olan o beldeden almış olduğum ilhamlar...” diye başlayan bir cümle kuruyor.

Akıllı şehirleri konu ettiğimiz yazımızda bir fotoğraf ile bahsettiğimiz Çin’in Xi’an şehri ile Yozgat’ın kardeş şehir olduğunu öğrenmek de garip bir tesadüf ve şaşırtıcı bir durum oldu benim için.

Yazımızı bir Yozgat eseriyle bitirmek gerekiyor: Nida Tüfekçi’den bir Yozgat Sürmelisi

S. Burhanettin Kapusuzoğlu, Bozoknağme, Ötüken Neşriyat.

 

Muhammed Özbey