, 25 Eylül 2017
Bir Buruk Sivas Hikayesi ''Sivas'ımı Sıtkınan Sevdim''

Sivas Gök Medrese

5323

Bir Buruk Sivas Hikayesi: ''Sivas'ımı Sıtkınan Sevdim''

Kadir Üredi'nin ''Sivas'ımı Sıtkınan Sevdim'' kitabı, kadim şehir ve kültürümüzden bugüne, üç aşağı beş yukarı benzer şekillerde bütün ülkede yaşadığımız değişimi, kah tebessüm ettirerek, kah gözlerinizi nemlendirerek Sivas şehri üzerinden ustalıkla aktarıyor. Yasemin Dutoğlu yazdı.

İlgili Yazılar
Anadolu nun Ortasında Bir Dürr-i Yekta Divriği
Anadolu’nun Ortasında Bir Dürr-i Yekta: Divriği

Divriği günümüzde biraz unutulmuş, bakımsız ve bezgin bir görünümde olsa da, bin yıllık kadim bir medeniyetin nadide izlerini taşıyan, özellikle tarih ve kültür severler için etkileyici bir yer. Yasemin Dutoğlu yazdı.
29/09/2016 11:11
Yeni misafirleri için mütevazı bir Sivas rehberi
Yeni misafirleri için mütevazı bir Sivas rehberi

Dünya Bizim yazarlarıyla, bulundukları şehirlere dönük küçük çaplı, 'rehber' niteliğinde bir dizi söyleşi yapalım dedik. Sivas'a dair sorularımızı Sefa Toprak yanıtladı.
17/09/2015 12:12
Rol Modelleriyle Şehirlerin Ruhu Sivas
Rol Modelleriyle Şehirlerin Ruhu: Sivas

İyi ve kaliteli bir organizasyonla, hemen olmasa bile beş-on sene içerisinde, tüm dünyada Şems-i Şemseddin Ahmed Es-Sivasi ile anılan bir Sivas, İhramcızade ile anılan bir Sivas çok uzak değil, buna inanıyoruz. Sefa Toprak yazdı..
27/11/2014 16:04
Altıncı Şehir'i kim yazdırmış
Altıncı Şehir'i kim yazdırmış?

Bilim ve Sanat Vakfı'nın yaz seminerlerinde Ahmet Turan Alkan Sivas'ın hikâyesini anlattı.
09/07/2010 15:03
Taşranın samimiyeti sıkıntıları gideriyor
Taşranın samimiyeti sıkıntıları gideriyor

Anadolu'da Kültür Sanat söyleşilerinde Sivas'ta faaliyetlerini sürdüren Uluslararası Öğrenci Dernekleri Federasyonu (UDEF) Sivas temsilcisi Abdullah Altunkes ile konuştuk.
14/06/2015 10:10
Taşrada daha nitelikli faaliyetler yapabiliyorsunuz
Taşrada daha nitelikli faaliyetler yapabiliyorsunuz

Anadolu'da kültür sanat söyleşilerimiz devam ediyor. Sivas’ta faaliyetlerini sürdüren Kemal İbni Hümam Vakfı’ndan Abdusselam Bulut ile vakfın faaliyetlerinde dair konuştuk.
10/06/2015 10:10

Sivas’ımı Sıtkınan Sevdim, 1933 yılının ramazan ayında kadir gecesine denk gelen karlı bir şubat gecesi doğduğu için Abdülkadir adı verilmiş olan Kadir Üredi’nin 3. kitabı. Uzun ve bereketli ömrünün tamamını doğduğu şehir olan Sivas’ta geçirmiş olan yazarımız, 30 yıl hizmet ettiği cer atölyesinden emekli olduktan sonra, hayatı boyunca vazgeçmediği okuma sevgisinin meyvelerini devşirerek yazmaya başlamış ve birbirinden güzel eserler meydana getirmiş.

Beş Şehir ile edebiyatımızda unutulmaz bir iz bırakmış olan Ahmet Hamdi Tanpınar’ın yolunu takip eden Üredi, aşkla bağlı olduğu şehri Sivas hakkında Revak, Hayat Ağacı, Sultan Şehir gibi dergilere yazılar yazmış. İlk iki kitabı Bir Şehrin Beş Hali (2006) ve Şehrin Ahşap Zamanı (2009) Ötüken Neşriyat tarafından yayınlanmış. Bir Şehrin Beş Hali adlı ilk eseri sanatçıya 2006 yılında Türkiye Yazarlar Birliği’nin “yılın şehir kitabı” ödülünü kazandırmış. Sivas hakkındaki üçüncü kitabı olan Sivas’ımı Sıtkınan Sevdim ise bu yıl (2016) Kitabevi Yayınları’ndan çıkarak raflardaki yerini almış.

Anadolu’nun ortasında; uzun, karlı kışları, sağlam havası, yiğit ve mert insanlarıyla meşhur olan; Selçuklular devrinde altın çağını yaşamış, birbirinden değerli eserlerle süslenmiş tarihi şehrimiz Sivas’ı sayısız veçhesi ve şaşırtıcı detayları ile anlatan bu kitap, hem içeriğinin zenginliği hem de yazarın akıcı ve güzel Türkçesi sayesinde bilhassa şehir kitaplarının meraklıları için keyifle okunacak bir eser olmuş.

“Gardaş, bugünkü yediğimiz bu şey neyse bilemedim. Ama öyle lezzetliydi ki suyuyla birlikte birini ben yedim, tekini de sana getirdim.”

Yazar, yokluk ve zorluklarla dolu 2. Dünya Savaşı yıllarına denk gelen çocukluk zamanlarının; nisbi bir bolluk ve bereket mevsimi olduğu için güzün yapılan düğünlerinden yeni gelinlerin bebek bekleme heyecanına, askere uğurlanan evlatların ardından gösterilen hüzünle karışık tevekkülden misafir ağırlamak için gönülden açılmış sofralara, türlü güzellikle bezenmiş mahalle hayatının birçok perdesini kuvvetli gözlem yeteneği ve duygularının içtenliğinden beslenen bir sahicilikle okuyucusuna aktarıyor. Tüm olumsuz şartlara rağmen kanaatkâr, fedakâr ve alicenap Anadolu insanına dair hatıralar paylaşıyor: “Okulumuzda yetim çocuklara yemek verilirdi. Yanımda oturan arkadaşım da yetim olduğu için bu yemekten yerdi. Hiç unutmam, bir gün yemekten geldi. Kağıda sardığı bir şeyi cebinden çıkardı. ‘Gardaş’ dedi, bugünkü yediğimiz bu şey neyse bilemedim. Ama öyle lezzetliydi ki suyuyla birlikte birini ben yedim, tekini de sana getirdim. Tadına bir bak. Parmak kalınlığında ufacık beyaz bir şey. Öğretmene sezdirmeden ağzıma attım. Aman Allahım, bu ne lezzetli bir yiyecek! Tatlı mı tatlı, üstelik mest edici bir karanfil kokusu var. Tadına doyamadığım için bir müddet ağzımda beklettikten sonra yuttum. Elma kompostosunu ilk kez o zaman tatmıştım. O gün bu gündür ne kadar elma kompostosu yedimse o tadı alamadım.” (sayfa-27)

Şehrin tarihi yapılarını, çarşı-pazar hayatını, artık yerinde yeller esen hanlarını, dükkanlarını, bugün çoğu yok olmuş durumda olan meslek ve zanaatlarını, ancak erbabının bilebileceği teknik detayları da belirterek anlatırken, bir anlamda tarihe not düşmüş de oluyor Kadir Üredi. Mesela o yörede tıktık da denen takunyanın yapılışını anlatırken, o gürgen kalaslarının nasıl dokunuşlarla biçimlendirildiğine adeta bir atölyede takunya ustasını izliyormuşçasına tanık olabiliyorsunuz: “Bıçkıcı ustası kalıbı biçmeden önce çok az fire vermek için sıfırdan başlayıp yediye kadar olan endaze yani tıktık şablonlarını kullanır, kalastan az zayiat vermek hesabı ile kalasın yüzeyini değişik ölçülerdeki endazelere göre çizerek markalardı. Kalas markaya göre her biçilişte bir çift takunya elde edilecek kalınlıkta olduğu için önce takunyanın çevresi biçilir, ikinci bir şablon kullanılarak yapılan marka çizimine göre biçildiğinde birisinde yüzey diğerinde ise tıktığın tabanı yani yere gelen ökçeli tarafı biçilmiş olurdu.” (sayfa 137)

İhramcızade İsmail Hakkı Efendi’nin de uğrak mekânıydı Tekke Önü

Sivas’ta Tekke Önü denen yer de, bir zamanlar halkın eğlendiği mesire yerlerinden biriymiş. Tekke Önü’nün gelenek demek olduğunu, şehrin mozayiğini oluşturan insanların geleneklerini yaşattığı yerlerden biri olduğunu belirten Üredi, hatta çoğu zaman Cuma sabahları İhramcızade İsmail Hakkı Efendi’nin de ihvanıyla buraya geldiğini ifade ediyor. İhramcızade hazretleri, ırmak kenarındaki ağaçların altında oturur, dostlarıyla sohbet eder, semaverde demlenen çaylar içilirken ihvandan sesi güzel olanların okuduğu kasideyi dinlermiş. (Sayfa- 77)

Sivas’ımı Sıtkınan Sevdim kitabında ayrıca, Cumhuriyet dönemine damgasını vurmuş olan İstasyon Caddesi, Gar binası, Cer atölyesi, ülkenin pek çok kentine göre erken bir dönemde başlamış olan uçak seferleri ve havaalanı gibi yeniliklerden bahisle, son 80-100 yıl içinde şehrin geçirdiği değişimin izi de sürülüyor. Kale çevresindeki sur kalıntılarının birer ikişer ortadan kalkmasından da bahsediliyor, şehri sulayan derelerin yeraltına hapsedilerek görünmez kılınışından da… Eski mimarimizdeki kapı ve pencere detayları da Kadir Üredi’nin satırlarında kendine yer buluyor, geleneksel ahşap dokunun bugünün betonarme bloklarına dönüşmesinin yakıcı hikâyesi de: “Televizyonlardan dünyayı gören gençler oturdukları ata ocağını beğenmez oldular. Güzelim evleri kat karşılığı bir apartman dairesine heba ettiler. Sefer tası misali üst üste oturmaya, hiç yüzünden birbirleriyle küs olmaya başladılar. Güzelim sokağı, bahçesiz, yeşilliksiz bir beton çölüne dönüştürdüler. Sokağa en son müteahhitler girdi.” (Sayfa- 223)

Yitirdiğimiz değerlere dair buruk bir sızı

Kadim şehir ve kültürümüzden bugüne, üç aşağı beş yukarı benzer şekillerde bütün ülkede yaşadığımız değişimi, kah tebessüm ettirerek, kah gözlerinizi nemlendirerek Sivas şehri üzerinden ustalıkla aktaran bu kitap bittiğinde, anlatılanlardan arta kalan lezzete, yitirdiğimiz değerlere dair buruk bir sızı eşlik ediyor. Dileriz, yazarımız daha uzun yıllar, “sıtkınan sevdiği” Sivas’a dair yazmaya devam eder: “Atalarımızın emanet bıraktığı kadim camilerde yürek dağını içlerinde gizlemeyi bilen bazı gönül müminleriyle saf tutup namaz kılmanın manevi hazzını sevdim. Mübarek günlerde minarelerde yanan kandillerini sevdim. Tahtadan yapılmış ezanlıklı mahalle mescidlerinde peykelere oturup, ezan vaktini bekleyen müminlerle sohbet etmeyi sevdim. Az kazanca kanaat edip şükretmeyi, ikbal tasniflerinde başlarda olmak yerine, sonlarda olmayı sevdim. Memleketimin üstündeki bu güzelliklerini sevmemden daha çok, toprağının altına gireceğim için Sivas’ımı sıtkınan sevdim.” (Sayfa-17)

Kadir Üredi, Sivas’ımı Sıtkınan Sevdim, Kitabevi Yayınları

 

Yasemin Dutoğlu

Sivas Fotoğrafları: Yasemin Dutoğlu