, 25 Temmuz 2017
Her Bir Hayat Bir Fetih Macerası Bir Keşif Seyrüseferidir

Belkıs Altuniş Gürsoy ve Kenan Gürsoy

2152

Her Bir Hayat; Bir Fetih Macerası, Bir Keşif Seyrüseferidir

Belkıs Altuniş Gürsoy'un 'Şimdi Mola Zamanı' adlı kitabında insana, hayata ve yaşamaya dair yazılar yer alıyor. Gürsoy, eğitimci ve edebiyatçı kimliğinin yanı sıra topluma ve insana dair çıkarımlarıyla değme sosyologlara taş çıkarıyor. Muhammed Özbey yazdı.

İlgili Yazılar
Orta Asya'da SSCB Sonrası Türklerin Hayatına Tutulan Ayna
Orta Asya'da SSCB Sonrası Türklerin Hayatına Tutulan Ayna

Okuması kolay ve insana yol boyunca eşlik edecek, farklı insanların hikâyelerini, okurunu farklı coğrafyalara götürerek yaşatacak bir kitap olmuş Özer Ravanoğlu'nun 'Doğudan Batıdan Hikâyeler'i... Sedat Palut yazdı.
31/05/2017 13:01
Erol Güngör ve İhsan Süreyya Sırma Üzerinden Misyonerliğe Bir Bakış
Erol Güngör ve İhsan Süreyya Sırma Üzerinden Misyonerliğe Bir Bakış

''Hristiyan-Batı dünyasının, öteden beri Orta-Doğu İslâm dünyası üzerindeki emperyalist emelleri inkâr edilemez. Her ne kadar bu emperyalist emeller, 19. ve 20. yüzyılda sadece ekonomik bir sömürgecilik olarak görülüyor ise de, bunların kökeninde Hristiyan dünyasının, kendisi için kutsal saydığı Kudüs ve çevresine egemen olan İslâm varlığını ortadan kaldırma düşüncesi yatmaktadır.'' Mehmet Akif Öztürk, Erol Güngör'ün ''Türkiye’de Misyoner Faaliyetleri'' ve İhsan Süreyya Sırma’nın ''Sömürü Ajanı İngiliz Misyonerleri'' kitapları üzerinden misyonerlik faaliyetlerine değindi.
24/05/2017 08:08
Tadı damağımda kaldı bu hikayelerin
Tadı damağımda kaldı bu hikayelerin!

Şerif Aydemir’in ‘Mendilim Sende Kalsın’ kitabı, bitirdiğinizde farklı bir lezzet bırakan cinsten bir hikâyeler demeti…
12/07/2012 14:02
Taviz vermedi dininden Cenab-ı Ebu Bekir
Taviz vermedi dininden Cenab-ı Ebu Bekir

Ötüken Neşriyat Celaleddin Suyûti'nin Halifeler Tarihi kitabını Türk okuruyla buluşturdu. İslam halifelerinin hayatlarını konu alan eserin Hazreti Ebu Bekir'i anlattığı bölümü, günümüzde büyük miktarda unutulan asabiyet-i diniyyeyi hatırlamamıza yardımcı oldu. Ahmed Sadreddin yazdı..
08/10/2014 10:10
Hazreti Mevlana'dan oruç ve Ramazan'a dair
Hazreti Mevlana'dan oruç ve Ramazan'a dair

'Orucun kaf'ına ulaşan serçe, anka olur.' Hz. Mevlânâ'nın, 'Divan-ı Kebir'de yer alan Ramazan ile ilgili bir gazelini ç-alıntılıyoruz.
19/06/2015 15:03
Çeşitli Yayınevlerinden Yeni Çıkan Kitaplar Mart 2017
Çeşitli Yayınevlerinden Yeni Çıkan Kitaplar / Mart 2017

Her ay başında, sitemize hangi yayınevleri neler göndermişse onları toplu olarak siz okurlarımızla paylaşıyoruz. İşte Mart-2017 döneminde Dünyabizim'e gelenler...
01/04/2017 08:08

Hayat meşgalesi ve telaşesinden bir nebze de olsa sıyrıldığımız, derin bir nefes aldığımız zaman aralıkları vardır. Vardır ama herkese nasip olmaz. Prof. Dr. Belkıs Altuniş Gürsoy, bu zaman aralığını yakalayabilmiş nasipli kişilerden biri. Memleketine derin bir bağ duyan ve Erzurumlu olan Gürsoy, bir edebiyat profesörü ve Prof. Dr. Kenan Gürsoy’un eşi. Kenan Gürsoy’un 2009-2014 yılları arasındaki Vatikan Büyükelçiliği görevi ülkemize olduğu kadar Belkıs Hanım’a da yaramış çünkü bu esnada kısa da olsa telaşelerinden kurtulup soluklanmış. Yazılar yazıp kitaplaştırmış. Kitabın adı da yazılarını yazdığı zaman dilimine nispetle, “Şimdi Mola Zamanı” olmuş.

Kitap okuyuculara birbirinden lezzetli beş hikâye, dört kitap tanıtımı ve altmış altı adet deneme sunuyor. İnsana, hayata ve yaşamaya dair yazıların hepsi Belkıs Hanım’ın mütevazı kaleminden okuyucuya gerçek bir mola verdiriyor. Bu mütevazılık ile henüz sunuş yazısında tanışıyoruz. Kitabı iç sesle okumaktan ziyade sanki bir dostla sohbet ediyoruz. Pek isabetli olan kendi deyimiyle, eğer bu yazılanlara bir sıfat yakıştırılacaksa, o sıfat samimiyettir. Gürsoy, eğitimci ve edebiyatçı kimliğinin yanı sıra topluma ve insana dair çıkarımlarıyla değme sosyologlara taş çıkarıyor. İyi bir gözlemci olan Gürsoy, gözlemlerinin yanı sıra tespit ettiği problemlere çözüm de öneriyor.

Her bir hayat; bir fetih macerası, bir keşif seyrüseferidir

“Şuurlu Yaşamak” adlı denemeye “İnsanoğlunun uluları ‘yaşamak bir sanattır’ derler” cümlesiyle başlıyoruz. Ulu kelimesi bende her zaman büyük bir etki yaratmıştır. Zihnimde haşmetli bir yansıması vardır. Bu yüzden ulu sözü dinlemeyenin uluyakalacağına ziyadesiyle inanırım. Yaşamanın bir sanat olduğunu düşünmeyenlerin de ulu sözü dinlemediklerine kanaat getiririm. Yazının devamında, “İnsan olmak; bilerek ve isteyerek canlı ve cansız hiçbir varlığa zarar vermemektir” cümlesini görüyoruz. Yunus’un Yunusça tarif ettiğini, Belkısca nesir olarak okuyoruz. Yunus’un dilinden anlıyor, Yunus’la aynı dilden konuşuyor Belkıs Hanım. O dil yalnızca ‘biz’im dilimiz değil, ‘insan’ın dilidir. Bu yüzdendir ki yaratılanı Yaratan’dan ötürü seviyoruz, bu yüzdendir ki bilerek ve isteyerek hiçbir varlığa zarar vermeme amacı içindeyiz.

Yazıda kâinat kitabında her insanın hüviyet kâğıdının varla yok arasında küçük bir zerre mesabesinde olduğunun altı çiziliyor. Ardından kapitalizmin insanı bir kaynak olarak kullanmasını, insan olmanın mahiyetini ve bundan hâsıl olan insana değer vermeyi, insan olma unsurunun biricikliğini görüyoruz. “Her insan kendisi ve etrafı için yepyeni bir hayat, taze bir başlangıçtır. Her bir hayat; bir fetih macerası, bir keşif seyrüseferidir.” diyor Gürsoy. Keşke dışardan bir gözün gördüğü ve söylediğini, insanlar içeriden de görüp söyleseler. Ne yazık ki pek çok insan kendini zahiren çok önemli, biricik, taptaze görse de derinlerde bir yerlerde kendini alelade, sıradan, çürümeye mahkum görüyor.

Devam ediyor Gürsoy: “Devamlı yoklayıp anlayarak, kavrayıp sorgulayarak yaşadığımız takdirde; önümüzde yeni yeni kapıların açıldığını, perdelerin bir bir aralandığını fark ederiz. Bu köhne dünyada her insanın var oluş çizgisi kendisi için ilk ve tektir. Hiç kimse, bir diğeriyle yüzde yüz benzeşmediği gibi, hiç kimsenin yolculuk defteri de diğerine benzemez.” Aynı görüşlere sahip bir üniversite hocası ile karşılaştığımda çok şaşırmıştım. Çünkü benim nezdimde pek çok insan birbirinin kopyasıydı. Sakarya Üniversitesi’nde İsmihan Yusubov isimli bir hocamız vardı. Her kişinin bir derya olduğunu söyler, fil hafızası sayesinde herkesin ismini hatırlar ve ismiyle hitap ederdi. Bu yüzden herkese kendisini özel hissettirirdi. Ona göre her insan başlı başına bir dünyaydı ve bizim bu bilinçle yaşamamız gerekirdi. Böyle düşünen insanlarla karşılaştıkça, düşüncelerim “pek çok insanın birbirinden farklı olduğu” yönüne doğru evrildi.

Bizim bir üslubumuz var mı?

Dil, iletişim, kendini ifade etme ve konuşma tarzı denilen insan ilişkilerini belirleyen temel çıkış noktaları; Türkiye’de birçok insanın sorunudur. Özellikle kalabalık şehirlerde ve toplu taşımalarda ister istemez tanımadığımız birçok insanla iletişim kurmak zorunda kalabiliyoruz. Bazıları olması gerektiği gibi olsa da birçok diyalog kaba bir üslup veya tavır içerebiliyor, bir hayli can sıkıcı olabiliyor. Bu soruna Gürsoy da değiniyor. Gürsoy’a göre ‘üslub-ı beyan ayniyle insan’ deyimi insanın özetini oluşturmaktadır. Çünkü üslup sadece lisanımızda değil; dünya görüşümüzde, hayatı algılayışımızda, oturup kalkışımızda, attığımız her adımda kendisini hissettiren bir kişilik özelliğidir. Belkıs Hanım devam ediyor: “Asık suratlı, öfkesi burnunda, en ufak bir kıvılcımla bile patlamaya hazır bir toplum haline geldik. ‘Pire için yorgan yakmalar’ın, ‘bir bardak suda fırtına koparmaların doğurduğu sahte gündemler; hayatımızı kuşatır oldu. Küçük tartışmalar ve fikir ayrılıkları her kesimde kavgaya ve kaba kuvvete kolayca dönüşebiliyor.”

Maalesef bu şikayetler sadece Gürsoy’un problemi değil. Artık öfkeli okuyucular bırakın meydanları, sosyal medyada bile linç girişimi başlatabiliyor. Herkes kolayca harcanabiliyor. İncir çekirdeğini doldurmayacak mevzulara sanki hiç bitmeyecekmiş gibi enerji harcıyoruz. Belkıs Hanım, bu tablonun bize yakışan bir tablo olmadığını söylüyor. Heyhat! Söylüyor ama kime söylüyor? Elbette bunun bir sapma hali, rayından çıkmış trenin kazazede hali olduğuna katılmamak elde değil. Fakat katılmadığım nokta, Belkıs Hanım’ın bu konudaki iyimserliği. Belkıs Hanım bu konuda insaniyetçi yanımızın değişmediğini ve değişmeyeceğini düşünüyor. Tozlarımızı silkelediğimizde asli özelliklerimizle parıldayacağımıza inanmanın boş bir hayal olmadığını düşünüyor. Umarız ki haklı çıkar.

Çalışmak mutluluktur

Gürsoy; kendi ayakları üzerinde duran, kendine güvenen, cesur, atılgan ve üretken fertler yetiştirmenin öneminden bahsediyor. Bunun yolunun da gençleri, yapabilen, üretebilen, farklılık yaratabilen; ilim, sanat ve teknolojide çığır açabilen bir anlayışa yöneltmekten geçtiğini vurguluyor. Çalışmanın, işin ve mesleğin eskisi kadar övüldüğünü görmediğimiz şu zamanlarda, ‘iş’in ne kadar önemli olduğunun altını çiziyor Gürsoy. İş; kişinin gizli kabiliyetleri ve keşfedilmemiş güçlerini açığa çıkarır, kişinin kozasını delmesine vesile olur, hem şahsın kendisini gerçekleştirmesini sağlar hem de kişisel mutluluğa vesile olur.

Şahsi olarak nesirde çok sevdiğim bir tür olan deneme, Belkıs Altuniş Gürsoy’un elinde daha da sevilecek bir hâl alıyor. Belirtmek gerekir; Gürsoy, doğrudan Erzurum’la ilgili yazılarını müstakil bir eser teşkil etme maksadıyla bu kitaba almamış. Bu yüzden hemşerileri ve meraklıları muhtemel yeni eser için beklemede olsunlar.

Belkıs Altuniş Gürsoy, Şimdi Mola Zamanı, Ötüken Neşriyat.

 

Muhammed Özbey