
Kelam-ı Kadim dışında hiçbir söz, bir şehit ailesinin evindeki ateşe su, yaraya merhem olamaz. Ne teselli verebilir ki? Bütün empati yeteneğimizi kullanarak düşünmeye, kendimizi o ocakların birer ferdi olarak tahayyül etmeye yeltendiğimizde, bu çaba bizi ne kadar onlara yaklaştırır? Kıyısına bile gelemeyiz. Politik yorumlar, televizyonlarda carcar konuşan adamlar, sabit fikirli, her olayı bir konu mankeni olarak kullanan mankafalar...
Cihadın adı şimdi ne!
Bu kadar acı olunca, “yalnız hüznü vardır kalbi olanın” oluyor. Bu garip çağda garip hastalıklarla ölüyoruz. Veya trafik kazalarıyla. Trafik kazasında ölmek, ölümün en absürd olanı olmalı diyor Albert Camus. Bir trafik kazasında ölüyor o da. Zaman garip, ölümler de garip velhasıl. Çocuğun askere gidiyor, iki ay eğitim alıyor, sonra karşısında dağların profesyoneli olmuş eşkıyaların karşısına çarpışmaya gidiyor. Eskiden Cihad’a gidilirmiş, çatışmaya değil. Erkek erkeğe, dişe diş, güce güç savaşılırmış. Ölüm yine ölümmüş ama onurluymuş. Mantıklıymış. Adaletliymiş. Şimdi; mantıksız, adaletsiz, karmakarışık, para baronlarının, ırkçılığı kışkırtarak, Anadolu mayasına zehir çalarak oynadıkları bir kanlı oyun sahnede.
Ölüm nasıl anlatılır bilmiyorum. Bütün bu olaylardan neticeler çıkarmaya çalışıyorum. Allah’ın ipine tutunmayan her ne fikir, ideoloji, düşünce, hayat tarzı, hangi tanımlamayı getirirseniz getirin, hepsi hayırsızdır. Bunlardan hayır gelmez, kalbe de, beyne de zarardırlar. Bazı şeyleri öğrenemedik. Öğrenemediğimiz için de, düzgün, kaliteli yaşamamız mümkün olmuyor bir türlü. Hep bir etiketleme, karşısındaki Müslüman hakkında yanlış zanlarda bulunma, kıskançlık, gıybet… Allah’ın yasakladığı bu hükümleri işleyerek, daha ne kadar hayatımızın, bu memleketin ve İslam coğrafyasının bir gül bahçesine dönüşebileceğini düşleyebiliriz ki? Ayağımızı yere sağlam basabilmek için, doğru dürüst düşünmek gerekir, kukumav kuşu gibi sadece düşünmek de yersiz ve boştur. Güzelce düşünüp, güzel eylemler gerçekleştirmelidir Müslüman. Gerek şahıs olarak gerekse istişare usulüyle diğer Müslümanlar ile...
Tuzakların farkına varın!
Allah’ın ipine tutundukça acımız azalacaktır. Kalbimiz nokta nokta, çizik çizik, kırık kırık siyahlarla, lekelerle dolu. İyi şeyler düşünüyor, ama uygulayamıyoruz. Bu topraklarda, genç çocuklar, göz göre göre, sanki –evet!- göz göre göre ölsün de, bu çark dönsün diye düşünen katiller, caniler oldu. Hala hata yapanlar, bu çarka isteyerek veya istemeyerek hizmet eden insanlar var. Bunlar apaçık, ayan beyan ortadadır.
Hepimiz oradaydık!
Şimdilerde bir video var. “Hepimiz Oradaydık.” Grup Dergah ve bir prodüksiyon şirketi tarafından oluşturulan ilahinin sözleri, Çanakkale Savaşı’na katılmış bir Kürt askerimizin şiiri. “Çanakkale Savaşı’nın genel olarak anlatıldığı şiir; savaş öncesi durum, seferberlik anı, savaş bölümü ve zafer coşkusu olmak üzere dört kısımdan oluşuyor.”
Bizlere, dişe diş, kana kan bir savaş işte bu! Toprağını, namusunu, düzenini işgal için gelen “yabancıya” karşı, birlik ruhu. Müslüman ruhu. Emperyalistler, para babaları, kin kusucular, onların parayla ve mevkiyle tutulmuş, kiralanmış ortakları bizlere bu şiirin anlattığı iklimi yaşatmıyorlar. Varsa bir savaşımız bugün, bu iklime geri dönmektir!
Taha Süren yeter artık dedi
İşte o türkü: Türküyü dinlemek için tıklayınız





- Tweet
- Haberi Paylaş
- Yazdır
- Arkadaşıma Gönder








