En Çok Okunanlar
Son Yorumlananlar
Namaz Vakitleri
Not Defteri
Not Defteri
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Ne oldu bu şehrin has rengine arkadaş!
Ne oldu bu şehrin has rengine arkadaş!

Dünyabizim’de geçenlerde tarihi yarım adanın bozulan silüetini anlatmıştık. Şimdi Nureddin Durman bir başka kaybı anlatıyor.
Güncelleme: 12:15, 28 Eylül 2011 Çarşamba

 

Yine son dakikaya takılmayayım, bir an önce çıkayım diye huylanmışken o son dakika gene çıkıverip yakama yapışmaz mı? Eh benim ki de iş yani. Hep böyle oluyor da ben de kendime bir kıymık olsun acıtıcı bir şey yapmıyorum. Olur mu olur. Aklıma gelmişken söylemek istiyorum tabii, gene gecikmiş olmayayım diye. Kendine gel dedim de iki defadır gördüğüm cicili bicili erguvani renkli belediye otobüslerini görmüş olmayayım mı? Hani tazecik şeyler ama bu renk beni boğazın her iki yakasında baharın ilk aylarında açıvermiş erguvan ağaçlarına götürüverdi birden. Hani bir de ben bu İstanbul şehrine yakışacak bir sembol rengin hep mavi ile karışık yeşil olduğunu aklımda tuttuğumdan olsa gerek biraz çocukça geldi bana. Bir takım aklı evvellere teşne olmuş uygulamacı zevatın bu uygulaması.

Yahu bu şehir evvel emirde bir su medeniyetini uygulamış şehirdir. Çınarlar daha bir sembol şerefini taşırlar bu şehirde. Çeşmeler desen zaten hakeza hayrat olmuştur medeniyet tarihinde tescillenmiştir. Hâkim renk yeşil olmaklığını hâlâ muhafaza ve müdafaa eylemekte sebat göstermektedir.

Kaybolan çınarlar, namazgâhlar...

Üsküdar ilçesine bağlı Beylerbeyi deyu bir semt vardır. Güzeldir, âlâdır, ranâdır... Eh tarihi bir hayli eskilere dayanır. Öyle bir semttir yani İstanbul’un dâhilinde… Burada demişti Burhaniye Muhtarı Recep Efendi, burada yani şu Beylerbeyi'nde yedi tane çınar ağacı ve yedi tane namazgâh vardı zamanında... Bir bir saymış yerlerini tarif etmişti bana yıllar önce. Şurada, şurada, şurada diye... Bir tane çınar ağacı oluyor tabii, yanında bir çeşmesi bulunuyor ve ayrıca çınarın dibindeki yeşillikte de kıbleyi gösteren bir kıble taşı, mermerden yapılmış olarak yerini alıyor. Çınar ağacı, suyu akan bir çeşme ve bir insanın abdestini alıp namaz kılacağı bir toprak alan… İşe bak sen hele! Böyle bir tazim işte, hayatın içinden insana dair sergilenmiş olan vakti zamanında... Dervişin fikri neyse zikri de odur misali… Şimdi o çınarlardan bir iki tanesi ya var yok. İkisinin yerini ancak tespit edebildiğimi ve yalnızca çınarların hâlâ bu egzos dumanına, kirine, pasına dayanabildiğini, direndiğini söylemek isterim. Çeşmeler kurumuş, kıble taşının yerinde ise yeller esiyor.

Erguvan, otobüs rengi olur mu!

Diyeceğim şu ki bu şehri İstanbul’u bozup bozup bir şeye benzetemeyecekler gibi geliyor bana. Adeta esas şehirden kaçıyorlar gibi oraları boşaltıyorlar. Maalesef o eski duyarlı mollalar da kalmadı ki ahaliyi haberdar edip uyarsınlar. Tetik dursunlar. Ne çare çok şey erguvani bir renk almak üzere… Karışık kuruşuk işlerin bir kılıfı gibi geliyor bana. Ha biz ne hoş meşguliyetler içindeyiz ey ahali gör işte, demek istiyorlar zahir. Mütedeyyin ahalinin bilhassa gözlerini erguvani gözlüklerle bakmaya özendirip asıl niyetin görülmemesini temine gayret ediyorlar adeta var güçleriyle. Hayfa ki zaman geçiyor! Müslim ve Müslümanlar türlü ve çeşitli komplolar ile baş başa kalıp bocalama moduna girip şaşkın ördek misali sularda oyalanmaya bakıyorlar.

İstanbul'un ucubeleriRahat bırakın şu şehri efendiler!

Şehrin rengini değiştirip de ne yapacaklar demeyelim bence. Renkler çok önemlidir şehirlerin hayatında. Her şeyden önce İslambol diye bir muhteşem rengi vardır İstanbul’un. Aman ha bu rengi korumak kollamak yaşatmak için gayret ve hassasiyet içinde bulunmak lazım geldiğini aklımızdan çıkarmamak gerekir diye düşünmekteyim. Şehrin ana merkezini, tarihî vasfını bozmamak lazım gelir elbet. Gören göz, düşünen akıl bunu icap ettirir. Yoksa koca koca binalar tarihi mekânların yanı başında göğe doğru yükselmişse buna ancak hamakat ve aymazlık denir elbette.

Yüksek, yüksek binalarınızı uzaklara götürün, dikin, gökyüzüne merdiven dayayın, Firavun gibi kuleler kurmak isteyin... Her neyse ama bu şehr-i İslambolu rahat bırakın n’olur, rahat bırakın… Erguvanları şehrin parklarına, yollarının kenarlarına dikin ki bir güzellik yayılsın bahar aylarında, gözler ışıldasın gönüller hoş olsun emi!.....

Ne hoş söylemiş vakti zamanında şair Nedim Efendi:

Bu şehr-i Sitanbûl ki bî-misl ü behâdır
Bir sengine yekpâre Acem mülkü fedâdır

Nurettin Durman’ın İstanbul sevdasına düşeli ilginç şeylerle karşılaşır olduğunun beyanıdır velhâsıl

GYY bu renk meselesi tartışılır gider Nureddin ağabey diye bir not düştü!


  • Google'a kaydet
  • digg'e kaydet
  • delicious'a kaydet
  • FriendFeed'de paylas
  • facebook'ta paylas
  • Haberi Paylaş
  • Yazdır
  • Arkadaşıma Gönder
ANKET

Sosyal medyanın edebiyata en büyük etkisi nedir?

Anket sonuçlarını görmek için tıklayınız...
Anket sonuçları getiriliyor. Bekleyiniz...

dunyabizim.com on Facebook
TAMAM