, 24 Haziran 2017
Biz öldürdük İsrail şehit etti

11669

Biz öldürdük, İsrail şehit etti!

Zeki Bulduk doğruyu eğriden ayıran çocuğu, Şehid Furkan Doğan'ı yazdı.

İlgili Yazılar
Şehitlik Furkan ın çocukluk hayaliydi
Şehitlik, Furkan’ın çocukluk hayaliydi

Ramazan Kayan Hoca, Kayseri'de şehit Furkan Doğan'ı anlattı. Bünyamin Gültekin etkinlikten notlarını aktarıyor..
14/12/2014 10:10
Furkan için namaz çok önemliydi
Furkan için namaz çok önemliydi!

Bir şehidin doğum gününde, Furkan’ın doğum gününde hocasına Furkan\'ı sorduk.
20/10/2011 07:07
Bugün onun doğum günü
Bugün onun doğum günü!

Kayseri’ye kabrinin başına gittik ve onu yaşıtları genç arkadaşlara sorduk.
19/10/2011 16:04
Furkan'ı gördüm rüyamda
Furkan'ı gördüm rüyamda

Erciyes'in zirvesinden selamlar yükseliyor burada. 'Beş kurşunla şehit olan gencin şehridir burası' nidaları kuşatıyor dağları taşları.
02/06/2011 17:05
Amerika'dan Furkan'ın babasına
Amerika'dan Furkan'ın babasına!

Genç Şehidimize Amerikalı Müslümanlar Derneğinden ödül verildi.
01/03/2011 09:09
Gençler şehidimizi ziyaret etti
Gençler şehidimizi ziyaret etti

İnşa Fikir Ailesi Şehid Furkan Doğan'a vefa ziyaretinde bulundu..
12/12/2010 15:03

Furkan öldü! Evet, bu hakikati değiştiremeyiz. Furkan, basiretsizliğimizden dolayı Doğu Akdeniz’de, adı Mavi Marmara olan, insana benzeyen, soluyan, acı çeken, ibadet eden, bizden daha fazla zekatını vermiş, konuşan bir gemide öldü. Biz, kalplerimizi teskin etmek için, zaten onurlanmış olan çocuğa (sanki biz onurlandırıyormuşuz gibi) ‘ey şehit!’ diye sesleniyoruz.

Furkan, 19 yaşında öldürüldü. Basiretsiz yöneticiler, medeniyet projesi olmayan alimler, kendi sıkıntılarından ve kitabi cümlelerinden kurtulamayan yazarlar, bir şey yapamıyoruz bari ölelim, diyen adamların gözü önünde öldürüldü. Beş kurşun sıktılar tüm unutkanlıklarımızın, kokularımızın, masumiyetin üzerine. Beş kurşun hepimize yetti. Ağlamayı seven bir ümmetiz. Hatta, “Ümmetim, ümmetim!” diye diye ağlayarak doğan bir peygambere tabi olmaklığımızla övünürüz. O peygamberin “Bir peygamber kılıncını çekti mi, savaşmadan o kılıç kınına girmez!” dediğini çabuk unutur, Uhud sonrası kafirlere karşı “Bizim ölülerimiz cennette, sizin ölüleriniz cehennemde!” sözünü hemen hatırlarız. Yıllardır çocuklarımızın şedit ordular karşısında ölmesine şahit oluyoruz.

Furkan Doğan

Şehitlerimiz var, diye seviniyoruz. Eyvallah! Derdim, “şehitlik” ile değil. Derdim, “şehit” ile asla değil. Şehitlerin ardına saklanan bir ümmet ne zaman gün yüzüne çıkacak? Kestirmeden cennete gideceğimiz düşüncesini kim soktu koskoca ümmetin aklına?

O çocuk, adını, ‘doğruyu eğriden ayırt eden Kitap’tan alan çocuk, daha on dokuz yaşındaydı. Dünyaya doymuştu. Belki de dünyanın doyulası bir yer olmadığını çoktan öğrenmişti. Cesur bir çocuktu. Sorunları çözmektense öteleyen ya da görmezden gelen bir ümmetin sancılı bir evladıydı. Her 31 Mayıs gününde bir daha bir daha öldüreceğiz o çocuğu. Büyüyüpte on yedisine geldiğinde babaları idamlar alan çocukların kaderi yazılı alnında. Bir ümmet uyanışını gerçekleştiremediği için, başka uygarlıkların diliyle hayata dokunan insanların içinden çıkıp, ‘yeter kardeşim!’ diyen bir delikanlılıkla ap ak öldü Furkan.  O ölürken biz delikanlılığımızı da kaybettik. O öldürülürken bir film sahnesi seyreder gibi seyrettik kendi ölümümüzü.

Ahirete kalkan gemiler

Furkan DoğanEfendimizi, raşid halifeleri, adil halifelerimizi özlüyoruz. Bir de Furkan’ı ekledik özlenen ölümsüzler listesine.

Hz Hüseyin: ’Eğer gitmezsem…’ diye başlayan cümleyi kurduğunda, dünyada adaletin, yiğitliğin, cesaretin ve zalime kafa tutmanın daima olacağını da hatırlatmıştı bizlere. Evet, Furkan gemiye binerken muhtemelen İmam Hüseyin’in niyetiyle çıktı yola:’Eğer Furkan bu gemiye binmezse, bir daha hiç kimse televizyonun başından kalkıp, sıcacık odasından çıkıp, çocuğunun başını okşayıp, ‘dünyada garipler, mazlumlar ve yardımımıza ihtiyacı olanlar var! Sıra bende, zamanı gelince sen de yollar düşersin evladım!’ demez kaygısıyla binmiş olabilir gemiye. Her ne niyet ile o gemiye bindi ise akibeti hayr olmuştur inşallah.

Bize düşen o geminin ardından mendil sallamak ya da ağıtlar yakmak yerine; kurduğumuz hayal medeniyetini yakıp külleri üzerinde bir abdest tazelemek olsa gerek. Öyle ya, bazı gemiler boğaz turu, turistik gezi, taşımacılıktan öte Ahirete şehit taşır; abdestsiz durmamalı!

Kendi cenazesini kaldıran çocuk

Furkan gibi gülümseyerek.

Furkan gibi çocuklarla aynı  dünyada yaşamanın verdiği onurla.

Furkan gibi… diye bir deyim kalacak yarınlara. Bu ağır bir yük farkında mısınız? Okumadığımız kitaplar, yapmadığımız yollar, kılmadığımız namazlar, başını okşamadığımız yetimler, tamir etmediğimiz bereket medeniyetinin manevi binaları, anlamını buharlaştırıp elimizden kaçırdığımız zaman, boşa geçen gençliğimiz, çok fena hesap soracak; Furkan olmayıp Furkanların ardına saklandığımız için.

Öyle ya “ölüleri dirilerinden büyük bir ümmet” olduk. Ne zaman ki dirilerimiz de ölülerimiz denli büyük olurlar o gün Furkan gülümsemesine kaldığı yerden devam eder!

Furkan DoğanFurkan öldü. Bizim yerimize ölmedi. Cenaze namazı değil ki o gerçekleştirince hükmü üzerimizden kalksın. Furkan, kendi cenazesini kaldıran çocuk. “Yaşayan sağlam delile dayansın,” demiyor muydu kitap? Yoksa cesedimizi ölene kadar boş bir çuval gibi sürüklemekte var işin ucunda… Ölülerimizin ardına saklanmaktan vazgeçebiliriz. Lakin ölülerimizle övünmek hastalığını çok uzun yıllardır sevdik ki alışkanlıklar kaderimiz olmaya yüz tuttu. Ölülerimizi gömme vakti geldi sanırım.

İlk önce ölü sesleriyle bizleri hayata, dünyaya, miskinliğe ve doygunluğa sevk eden ölülerin fersiz gözleriyle bakan uyutucularından başlamalıyız gömme işine. Yoksa Akdeniz’e açılan her gemi, dönüşünde yas ile, ağıt ile, yenilgi ile dönecek limanlarımıza. (bu noktada “yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır,” deyip kıymayın çocuklara efendiler!)

“Onlara ölüler demeyin!” Evet, bu ikazı bile bile yazıyorum. Şehit çocuklara ölü demedim; ölüler derken, katil olanın duyarsızlığa ve miskinliğe rapt olmuş bir ümmet olduğunu söylemek istedim, o kadar.

Sevgili Furkan, İmam Hüseyin’e selamımı ilet kardeşim! Ümidimi yitirmedim, bilinsin ümit ve korku arasında gidip geldiğim. Fazlasına yüzüm yok!

 

 

Zeki Bulduk, bir şehidin gülümseyen yüzüne baktı, baktı, baktı…





Yorum
dikkat
şevket şimşek
Gazze şehidlerinden bir kardeşimizin ailesiyle ilgili bir haber okumuştum gazetede. 3 ya da 4 kardeş, bir de anne. ‘babasız buruk bayram’ başlığıyla. Canım yanmış, içim kavrulmuştu.
Şehitlerimizin kalanlarına karşı görevlerimiz var.
Mavi Marmara’yı konuşurken, buna dikkat etmeli, güzel bir üslupla konşmalı yazmalıyız.
21/05/2011, 10:50
Ahhh..
Ahmet Faruk
ki Ahh. .
İşte ümmetin ahvâli, pür melâli
Furkan kendini kurtardı.
Sen bize yardım eyle Allahım . .
20/05/2011, 15:55
Siz hayat süren leşler,Sizi kim diriltecek?
Hatice hiranur tüfekci
Zeki abicim ne güzel kaleme almışsınız. Furkan'da diğer şehitlerimiz gibi Peygamber Efendimiz (s.a.s.) kucağında, yanıbaşında... Söylenecek çokta söz yok aslında! Furkan ve diğer şehitlerimiz ölmediler! Her bir gün çalışma odalarında çalışır halde görülürken, Peygamberi sofralarda muhabbetin tadına doyarken, asıl yazık dünyayı kendine mesken sayan leşlerdir

(Ahmet abimi bu yazınızdan hemen haberdar ediyorum.)
20/05/2011, 10:29
AKILLAR(IMIZ)A
Mahmut UNAL
Şehitlerimiz var, diye seviniyoruz. Eyvallah! Derdim, “şehitlik” ile değil. Derdim, “şehit” ile asla değil. Şehitlerin ardına saklanan bir ümmet ne zaman gün yüzüne çıkacak? Kestirmeden cennete gideceğimiz düşüncesini kim soktu koskoca ümmetin aklına?
20/05/2011, 03:25

İlgili Konular