, 24 Mayıs 2018
Edeb örneği bir genç

7819

Edeb örneği bir genç

Lütfi Arslan bir genci anlatıyor. Öte âleme gitmiş bir gencimizi, Yunus'u, bizim Yunus'u..

İlgili Yazılar
Bu yüzün yazdıkları okunur
Bu yüzün yazdıkları okunur!

O bir şov adamı değil. Dindar çevre içinde olup da çevresini küçümseyen medya şovmeni entellerimizden değil. O hasbi bir ağabey!
02/09/2010 13:01
Amerikalı genç  limlerin yükselişinin sebebi ne
Amerikalı genç âlimlerin yükselişinin sebebi ne?

Geçtiğimiz ay Genç dergisinin kapağını gördüğümde daha önce hiç okumamış olduğum bu dergiyi okumak istedim. Tam da bizim DünyaBizim’de bu sene koyulduğumuz yola dair bir kapak konusu seçmişlerdi: “Amerikalı Genç Ulemanın Yükselişi”. Deniz Baran yazdı.
23/03/2016 08:08
M Lütfi Arslan 'Batı Düşüncesi'ni anlattı
M. Lütfi Arslan 'Batı Düşüncesi'ni anlattı

Mehmet Lütfi Arslan ile Richard Tarnas’ın 'Batı Düşüncesi Tarihi II' adlı kitabının genel hatları üzerine sohbet ettik. Hocanın güler yüzlülüğü, Gazanfer Ağa Medresesi’nin tarihî kokusu, Yusuf Kaplan Hocanın nükteli dipnotlarıyla akşamımız hayır oldu. Yunus Sürücü yazdı.
02/04/2014 14:02
Onun her şeyi Genç
Onun her şeyi Genç!

Biz 'olduk, yaptık, başardık' demenin, ölmek, bitmek, tükenmek anlamına geldiğini biliyoruz. Arayışımız sürüyor. Son nefese kadar da sürecek. Bu sonsuza giden bir koşudur, durmak olmaz.
14/02/2009 12:12
Medyanın doğruları doğrularımız oldu
Medyanın doğruları doğrularımız oldu!

Genç Akademi Yaz Dönemi sürüyor. M. Lütfi Arslan dersteydi biz de notlarımızı aldık.
13/07/2011 09:09
Şiirin dua olduğu gece
Şiirin dua olduğu gece

Bir Hasan Yıldız tanıdık. Üstad'ın 'Sevgili… En sevgili… Ey sevgili! Uzatma dünya sürgünümü benim.' sözleriyle göçmüştü bu dünyadan yıllar önce bugün.
31/12/2010 16:04

Genç dediğinizde, yakın çevrenizden kimler gelir aklınıza? Benim aklıma Yunus gelir. Bizim Yunus derdim ona. Bizimle olmanın liyakatini ona yakıştırdığımdan değil, bizimle birlikteliğinin sevincini bize de hissettirdiğinden... Hani böyle dolu dolu, gürleyip gelen kanın damarda duramaması gibi, maiyyetinin coşturduğu bir tarafı vardı Yunus’un. Etrafına taşan enerjisini hissetmemeyi bir tarafa bırakın, bu enerjiye kapılmamak imkânsızdı. Sarmalayan heyacanın ardında hangi iç fırtınaları vardı, bunu sonradan öğrendim.

YunusTanıştığımız ilk gündü muhtemelen. Hasbihal arasında bizim gibiler diye bir vasfına gönderme yaptığını fark ettim. Merak ettim, sordum. Güldü: ‘Bizim gibiler, yani midesi olmayanlar...’ Hayretten gözlerimin açıldığını hatırlıyorum. Susup kalışımı da siz tahmin edin. Bir şeyi daha: Yunus’un bundan ne kadar eğlendiğini. Neden sonra ‘Hakikaten miden yoksa nasıl oluyor bu Yunus?’ deyişime aynı gülüşle cevap verdi: ‘Rabbimin hikmeti. Mide alınınca kalın bağırsak aynı fonksiyonu görmeye başlıyormuş. Anlayacağınız şu an bağırsakla idare ediyoruz.’ Sözünün devamında hikâyesini dinledim Yunus’un.

Bursalı bir ailenin yerinde duramayan çocuğu. Küçük yaşında karate kursuna gitmeye başlıyor. Kısa zamanda siyah kuşağı kuşanıyor. Sonrası o turnuva senin, bu turnuva benim... Ve şampiyonluklar... Ama pahalıya patlıyor bu ona. Kondüsyon çalışmalarında, kilo ayarlamalarında asitli yiyeceklerle midesine fazla yükleniyor. Bir zaman geliyor ki mide rahatsızlığından hastaneye kaldırılıyor. Sonrasında kanser teşhisi konuyor hastalığına. Gün geliyor; doktorlar midenin alınması gerektiğine karar veriyorlar. Aksi takdirde kanserin tüm vücudu saracağı ikazında bulunarak...

Bu hikâyeyi sanki gülüşünün sıcaklığında eritiyor, inceltiyor, sevimleştiriyor Yunus. Ben de işi yüzsüzlüğe vuruyorum: ‘İlk defa bir midesiz insanla karşılaşıyorum, heyecanımı mazur gör’ diyorum. İşte moduna girdiğim an bu Yunus’un. Üniversiteye geldiği bu ilk senede, mütevazı bir öğrenci evinde başlayan tanışıklığımız bir müddet sonra bambaşka bir buud kazanıyor.

Zamanla bir şey fark ediyorum Yunus’ta: Adının sahibi gibi bir aşkınlık var onda. Bir başka hal ki tarifine ne güç, ne söz yeter. Bir yarı yolda kalmış; kervanı göçürmüş de, ah nice bir uyumanın derdine düşmüşün hali gibi bir hal... Yürümekle yanında gidilemeyen bir yolcunun acunluğu var sanki hani koşmaktan başka çareniz yoktur gidebilmek için ardından... Sonra güzel insanlara, ulu çınarlar gibi Hakkın divanında durmuşlara, etrafına güzellik saçanlara bir iştiyak, bir iştiyak... İlkin çözemedim. Sonra kendisi anlattı: ‘Benim gibiler ancak iki, üç sene yaşayabilirlermiş’ Siz isterseniz inanmayın ama bunu derken de gülüyordu. Bana düşen ise acı bir tebessüm ve birkaç kırık dökük gevelemeydi: ‘Aman Yunus, kimin kimden önce gideceğini kim bilir?’ Yine güldü: ‘Öyle, öyle. Biz uzatmaları oynuyoruz.’

Yaklaşık bir altı ay göremedim sonra onu. Bir gün bir telefon aldım. Bir güzel insandı arayan.  Yunus’ta kanser tekrar nüksetmişti. İşyerimin hemen yakınındaki bir hastanede yatıyordu, beraber gidebilir miydik? Buluşmak için sözleştik. Daha öncesinde duramadım, yalnız gittim. Görür görmez, takınmaya çabaladı yine o sıcak tebessümünü, ama nafile, başaramadı. Başka bir şey demek zaid olur. Varın siz tahmin edin orada, yataktaki Yunus’un halini. Bir şey diyemedim: Tebessümün acısı yakarken boğazımı, yanında sessiz sessiz ağlayan annesini, yüzlerinde kederin bini bir parça babası ve abisini öylece bıraktım, gittim: Ah Yunus, bir kez daha şaşırttın beni diyerek...

Buluşma saatinde o güzel insanla beraber tekrar gittim yanına. Göz kapaklarını kaldırmaya mecali yoktu ama bir şeyler yapmaya yeltendi. Annesi hareketlendi, tuttu elinden: ‘Söyle anne abiye, bu şekilde yatakta karşılamak istemezdim onu. Bize böyle öğretmediler onlar’ Bu sefer sadece ah, diyebildim; Yunus demeye bile gücüm yetmedi.

Bir hafta sonra bu sefer evindeydik. Burası odası dediler, bir huzurlu yere götürdüler. Annesi babası, abisi, taziyelerimizi burada aldılar. ‘Biz üzgün değiliz, biz şükrediyoruz’ diyorlardı. ‘Bir gidişi vardı Yunus’un, görseniz, niye şükrettiğimizi siz de anlarsınız.’ Anlattılar... Ya da işte şöyle ağlattılar:

Bir ara yatağında doğrulmuş Yunus. Annesine seslenmiş: ‘Anne bir sakallı amca geldi, arkanda duruyor, kenara çekilsen de iyi görsem onu’ demiş. Sonra bir heybet haline bürünmüş ki tüm hastane şahit... İki eliyle dizlerine vurarak kendisini yaratanın adını zikretmeye başlamış. ‘Lailaheillallah, Lailaheillallah, Lailaheillallah...’ Zikretmiş, zikretmiş, zikretmiş... Öyle gür bir avazı varmış ki cümle hastane personeli koridorlara doluşmuş... Dilinde O’nun zikri, gözünde kim bilir nelerin seyri, bir sakallı dedenin maiyyetinde terk-i dünya eylemiş Yunus.

Genç dediğinizde, yakın çevrenizden kimler gelir aklınıza? Benim aklıma Yunus gelir. Bizimle olmanın liyakatini ona yakıştırdığımdan değil; bizimle birlikteliğinin sevincini bize de hissettirdiğinden... Son anında bile dolu dolu yaşamanın ne demek olduğunu bize gösterdiğinden... Sevmenin, sevilmenin tadını tattırdığından... Yunus uzatmaları oynadığının şuurunu kuşanmıştı. Üzerimize bir muhabbet sağnağı oldu, yağdı. Alıp kendisini ‘İşte güzel insanlar bunlar; bir zor zamanda kendilerinden ancak güzellikler sadır olanlar bunlar’ diyenlere ‘Hakikaten bunlar güzel insanlar. Lakin bu insanlar işte böyle sevilir’ dersini verdi. Vakıa, o yüzden herhalde, otuz üç senelik senelik bir mahsülü üç ay gibi kısacık bir zamanda devşirdi gitti ya, bizim Yunus...  

(Mehmet Lütfi Arslan, Yaşanmış Hikâyeler, Erkam Yayınları, İstanbul, 2005)


 

Mehmet Emir Bahadıroğlu bir Fatiha niyetine ç-alıntıladı





Yorum
Allah Rahmet Eylesin...
Fatih Mehmet ÜZER
Yunusla Kardeşler Apt. tanışmıştık...Biraz spor, biraz tekvando anıları...Şimdi geriye dönüp bakıyorum da Milli Takım kampına gidişinden bahsetmişti...Mücadeleci ruhundan...Bizden bir kaç yaş büyüktü ama çok daha olgundu...Belli ki kemâl sıfatının tecellisiydi ondaki durum...Bir şeylere hazırlanır gibiydi...Meğer gitmeye hazırlanıyormuş Rabbinin huzuruna...Meğer oymuş sükûnetinin sebebi...Dünyayı tüketmişti...Bir kaç yıl önceki Türkiye Şampiyonluğunu 20 yıl önceki olay gibi anlatışı ondanmış...
08/04/2014, 20:05
tanıyorum heralde
abdulah
ben bu insanla Allah'a söz verirken tanışmış mıydım ne! hani galu bela da! çıkartçam gibi. bi ortaklık var ruhumuzda.
11/12/2010, 17:20
ne yaptın be Lütfi abi?
Hakan YÜKSEL
tanıştığınız evde beraberdik Yunus'la. Tüm yaşanalar geçti gözlerimin önünden. Katı yiyecek tüketemediği için hepimiz sulu yemkler sever olmuştuk. Öyle bir hal vardı ki onda sık yemek yemesi gerektiğinden hepimizi seve seve mutfağa hapsetti. Sohbetlerimiz ve evde geçirdiğimiz vaktin mekanı mutfaktı. Gitiiğinde bile bu kadar göz yaşı dökmemiştim. ne yaptın be Lütfi abi? Ben şahidim Yunus gerçekten çok güzel insandı. o hali ile hep teselli eden olmuştu.
11/12/2010, 12:47
...
melike aydın
bu hikayeyi geçen hafta kütahyadaki programda dinledim. iyi ki de dinledim. lütfi abi anlatırken yaşadı, biz dinlerken anladık. nerde şimdi öyle gençler demiyorum, çünkü bir yerlerde gizli olsalar da "var"lar. kendisini rahmetle anıyorum. keşke yolundan gidebilsek...
11/12/2010, 01:55
YILLAR SONRA BİR FATİHA
MEHMET ERDEM
çok az tanışıklığımız olmasına rağmen, yılla sonra yunusu hatırlamamıza vesile oldunuz. anlattıklarınıza biz de şehadet ederiz. allah rahmet eylesin. bir fatiha okumak nasip oldu sayenizde...
11/12/2010, 00:25
sürgün ülkeden...
edip başaran
Allah rahmetini eksik etmesin... lütfi arslan abi hüdayi'de bir geniş cemaat içinde sohbetteyken bahsetmişti kendisinden. yunus abi, sezai karakoç'un sürgün ülkeden başkentler başkentine isimli şiirini çok severmiş. sürekli dilinde o şiir varmış. ben de o 'eskimeyen' günlere gittim birden. güzel ölüm güzel yaşamak....
11/12/2010, 00:05
Allah (cc) rahmet eylesin
Mehmet Fatih Çakır
yazıyı okuyunca 13 yıl geriye gittim. O günlere şahit olmuş biri olarak... Bende tanırdım Yunus arkadaşımızı ve tanıyan biri olarak hakkında yazılanların az bile olduğunu söylemek istiyorum. Tarifi zor ama farklıydı işte hemde çok farklıydı... Uzatmaları oynuyordu ya, o uzatmalar farklı kazandığı bir maçın uzatmalarıydı. Bitiş düdüğünü beklerken bir yandan galibiyeti kutluyordu. Allah(cc) rahmet eylesin...
10/12/2010, 17:05

İlgili Konular