, 24 Haziran 2017
Bir adam girdi şehre koşarak

14651

Bir adam girdi şehre koşarak!

Tarık Tufan'ın dumanı üstünde kitabı 'Bir Adam Girdi Şehre Koşarak', durup da ince şeyleri anlamaya vakti olanlar için.

İlgili Yazılar
Çeşitli Yayınevlerinden Yeni Çıkan Kitaplar Mayıs 2017
Çeşitli Yayınevlerinden Yeni Çıkan Kitaplar / Mayıs 2017

Her ay başında, sitemize hangi yayınevleri neler göndermişse onları toplu olarak siz okurlarımızla paylaşıyoruz. İşte Mayıs-2017 döneminde Dünyabizim'e gelenler...
01/06/2017 08:08
1950 li Yılların Kirlenmemiş İnsan Hik yeleri
1950’li Yılların Kirlenmemiş İnsan Hikâyeleri

Safa Önal'ın kısa kısa hikâyelerinin yer aldığı ''Dünyanın En Güzel Gemisi'', bir yolculukta bitirilecek, bir ömür boyu cümleleri taşınacak, keyifli bir kitap olmuş. Sedat Palut yazdı.
19/05/2017 08:08
Düştümse Sana Bakarken Düştüm' Diyenlere Gelsin Bu Kitap
'Düştümse Sana Bakarken Düştüm' Diyenlere Gelsin Bu Kitap

Bir şair duyarlılığıyla ördüğü yazılarını ‘Sokakta’da toplamış olan İsmail Kılıçarslan’ın yazılarını son siyah önlüklülere selam olarak okudum. Halil Arslan yazdı.
08/05/2017 08:08
Çeşitli Yayınevlerinden Yeni Çıkan Kitaplar Nisan 2017
Çeşitli Yayınevlerinden Yeni Çıkan Kitaplar / Nisan 2017

Her ay başında, sitemize hangi yayınevleri neler göndermişse onları toplu olarak siz okurlarımızla paylaşıyoruz. İşte Nisan-2017 döneminde Dünyabizim'e gelenler...
01/05/2017 10:10
Sadık Yalsızuçanlar la Dünyayı Dolaşmak
Sadık Yalsızuçanlar’la Dünyayı Dolaşmak

Sadık Yalsızuçanlar, ''Başçarşı'da Karşılaşmak''ta bu defa mağripden maşrığa, dünyanın çeşitli coğrafyalarında yaptığı gezilerine dair yazmış. Yasemin Dutoğlu bu kitaba değindi.
03/04/2017 11:11
Harflerin Hik yesini Anlatıyor Yalsızuçanlar
Harflerin Hikâyesini Anlatıyor Yalsızuçanlar

Sadık Yalsızuçanlar’ın C’nin Hazırlanmış Hayatı adlı kitabı harflerin dünyasından sesleniyor okuyucuya. Mustafa Uçurum bu kitap hakkında yazdı.
19/03/2017 08:08

Eduardo Galeano bir hikâyesinde anlatır: Hikâyenin kahramanı Lucia Pelaez küçücük bir çocukken yorganının altında gizlice bir roman okur. Amcasının gözde kitaplarını koyduğuEduardo Galeano raftan çaldığı bir romandır bu. Geceleri bölük pörçük ve yastığının altına saklayarak okur. Yıllar geçer, Lucia büyür, çok yer gezer, çok uzaklara gider, çok sokak arşınlar. Fakat yalnız değildir. Gezilerinde ona, çocukluğunda gözleriyle duymuş olduğu o ırak seslerin yankılarının yankıları arkadaşlık eder. Lucia o kitabı bir daha hiç okumaz, hatta görse tanıyamaz hale gelir. Zira bu kitap onun içinde öylesine dal budak salmıştır ki başka bir şeye dönüşmüştür artık: Onun olmuştur.

O sebep oldu bunca fark edişe

Lucia’nın başına gelen, başıma gelendir. Yani demem o ki, Tarık Tufan’ın kitaplarını, ne kadar niyetlensem de birkaç seferden sonra niçin okumayı başaramadığımı ben Galeano’dan öğrendim.

Unkapanı’ndaki İMÇ bloklarının önünden ne zaman geçsem kulağıma Müslüm Gürses’in sesinin çalınması; iftar vakti iyiden iyiye yaklaşmış, sofra başında dakikaları sayarken ‘Bilal ezan okuyana kadar bekleriz biz’ demelerim; bir konfeksiyon atölyesinin önünden geçerken ‘Tanrım annemi ve bakire kızları koru’ diye dua edişlerim; üçüncü sayfa haberlerine cesaret gösterip de baktığımda ‘Tanrım bana kelimelerini ver’ diye içimden geçirmem; konuşulanları anlamayınca oturup Haydar Ergülen şiirleri okumam, zaman zaman misafir olduğum öğrenci evlerinin kuytularında sezdirmeden Sezen Aksu ve Ahmet Kaya izleri arayışlarım, hiç görmediğim Haydar sinemasında ecnebi filmler, Yavuz sinemasında ise Türk filmleri oynatıldığını biliyor olmam bundan.

Tarık Tufan, Bir Adam Girdi Şehre Koşarak
(+)

Yeni kitap yine Profil’den!

Tarık Tufan, dumanı üstünde kitabı Bir Adam Girdi Şehre Koşarak’ta yine yakasına yapışan cümleleri yazarak yakamızı bırakmaya niyeti olmadığını gösterdi. Kapak tasarımı Yunus Karaaslan tarafından yapılan kitap, yazarın diğer dört kitabı gibi Profil Yayınları tarafından neşredildi.

Kitabın ismi ise Yasin suresinin 20. ayetinden mülhem: “…Şehrin en uzak ucundan bir adam koşarak geldi ve ‘Ey kavmim’ dedi, ‘Bu elçilere uyun!’” Şehre koşarak giren o adam aynı zamanda Tarık Tufan’ın, “kahramanın kim” sorusuna verdiği cevap.

Bir adamın bir şehre koşarak girmesi hakikate arka çıkmak demektir. Hakikati temsil eden elçilere sahip çıkmak için canhıraş bir halde koşarak gelen adam sizden hiçbir karşılık beklemez. O adamın hakikati savunmadaki içtenliği, cesareti, hatta bizatihi varlığı bile umutsuzluğun dibine dinamit koyar. Hakikati içimizde tutamayız, savunurken yalnız da kalabiliriz, fakat ne kadar çaresiz kalsak da Allah nimetini gönderir. Şehrimize koşarak gelecek bir adamın şahitliğini yani.

Okura numara çekmek yok!

Tarık Tufan yazdıklarıyla son sürat akıp giden hayatı yavaşlatıyor, modern zamanın hızına ayak diriyor. Zira ancak hayat bize ağır çekim gösterilince görebiliyoruz çöpten bir şeyler toplayan iyi giyimli kadını, annesi kadın olan çocuğu, Mushaf’ına sığınmış genç kızı, kızı ölüm orucunda babayı, babası tersanede oğlu.

Yavaşladığınızda fark ediyorsunuz sokağın acımasızlığında kan ter içinde koşuşturan adamları, yoksullukla birlikte bir ülke siyasetini de yüklenecek yaralı omuzları, annelerin duasını, şehirlerin duasını…Tarık Tufan

Elleri cebinde sokakları arşınladığı için, otobüse bindiği için, vapurun tenhalığını mesken edindiği için, tribünle irtibatını koparmadığı için kaleminden dökülenler bu kadar sahici. Kendi var oluşunu anlamlandırabilmek için hikâye anlatıyor ve insanlara kulak kesiliyor. Tarık Tufan şimdiye kadar kendi yolunda giderken peşine takılanları Mutlak Vahy'e, ateşin yakmadığı İbrahim'e, Karakoç'a, Zarifoğlu'na, Pakdil Usta'ya, Aliya’ya, ‘Satranç Dersleri’ne ve daha da nicesine götürdü. Bir Adam Girdi Şehre Koşarak’ta da durum aynıyla vaki. Hüznün ümmete en çok yakışan olduğunu biliyor, başını çevirdiği her yerde gözleri vicdanı arıyor. Okuyucusuna numara çekmiyor, gözünü ‘ne pahasına olursa olsun yükselme’ bürümüşlerin arasından kaçıp sığınabileceğiniz başı dik cümleler kuruyor ve kesinlikle ağrı kesici vermiyor.

Hayatta kalabilmek için her şey var!

Sokakta, metroda, otobüste, vapurda ne varsa bu kitapta da o var. Arka kapakta yazıldığı gibi söylersek; “Karanlık, rutubetli, çok bağırışlı, çok nefessiz, çok sabahsız, çok aşksız, çok çiçeksiz, çok neşesiz, çok kitapsız bir şehirde hayatta kalabilmek için her şey” var. “Büyücülerin, haramilerin, borsacıların, reklamcıların, korsanların, işgalcilerin, bankacıların elinden kurtulabilmek için yani.”

Bu kitabı tek bir cümleyle ifade etmek zorunda kalsaydım, şaire nazireyle, ‘durup da ince şeyleri anlamaya vakti olanların’ kitabı derdim. Yazarın peşine takılınca daha dikkatli bakıyorsunuz geçip giden hayata. Sizi bir güzel gezdiriyor. İstanbul, Diyarbakır, Viyana, Gazze, Kudüs, Mekke, Gaziantep, Amazon ormanları, bir bankanın önü, bir cami, bir dolmuş, bir vapur, bir otobüs, bir sokak, bir düğün salonu…

“Kapanış nedeniyle zararına satışlar” tabelalı mağazaya girmeye yüreğiniz elvermiyor, hızla uzaklaşıyorsunuz; Galeano ile Latin Amerika hikâyelerine dâhil oluyorsunuz. Kapitalizmin ‘yüz yüze bakmamak’ olduğunu anlıyorsunuz, sonra arabeskin bu topraklarda neye karşılık geldiğini.

Tarık TufanKitap akıp giderken, hayat akıp giderken, yani Mushaf’ın bir sayfası Süleymaniye’de diğer sayfası Hz. Ömer camisinde çevrilirken… Çöpteki sebzeleri karıştıran kadını görüp başınızı çevirdiğinizde içinizi alevlere karıyorlar. Bakışlarınızı kaçırmaktan yoruluyorsunuz. Korktuğunuz için okumadığınızı annesi yazara, yazar size hatırlatıyor. Ölüyorsunuz, diriliyorsunuz.

Şeyh-i San'an’a, Turgut Uyar’a inceden selamlar gönderiliyor, Max Brod’a sitem. Yine Gedikpaşa’daki kunduracılar, sefertası yine. Biraz İmam Ali Efendimiz, biraz Hira dinginliği. Biraz yazıhane.org’un sevmelere doyamadığımız patronu merhum Faruk Yücel, biraz da Ümmü Gülsüm ve Maria Puder… Kalkıp Kudüs’e gitmeler; etrafına topladığı mahallenin çocuklarına, nebilerden şehrimizde kalan son sabırla, Mushaf’ın çarpıcı cümlelerini öğretmeye çalışan genç kızlar; bir hakikatin elinden tutup, onu yeryüzünde dolaştırma hevesine kapılmış sıkı adamlar var. Gazze’den başlayıp mahallemize kadar uzanıp gelen o yıkılası duvar, siyah-beyaz aşk, Panama bandıralı gemilere, ama illa ki Panama bandıralı gemilere binip gitmeler var. Ahir zamanın şehrin en uzak ucundan koşarak gelen adamı bile var. Ayrıca Meksika Sınırı müdavimlerini tebessüm ettirecek birçok ayrıntı mevcut.

Aslında yara var, en çok yara var. Yavaşça dokununca iyileşecekler gibi.

Ez cümle: Tarık Tufan denilince akla vicdanın gelmesi boşuna değil.

 

Hatice Yaltırak, “Allah şehre koşarak giren adamları başımızdan eksik etmesin” dedi





Yorum
harika..
İbrahim
Tarık Abi'mizin bu kitabı da muazzam, kesinlikle okunmalı..
25/06/2011, 02:44
Şehre giren adam şehid oldu Hatice hanım
ince Memed
Ve dedi ki, ey halkım! Sizden ücret istemeyen elçilere tabi olun!
Bana ne oluyor ki,beni yaradana kulluk etmeyim? O ndan başka ilah edinir miyim? Edinirsem,apaçık sapıklıta olurum.Rabbinize iman edin,beni dinleyin!Kur an bu şehid ögretmenin koşarak hangi mesajı zumladıgını iktibas etmekte.Tarık tufan gerek meksika sınırında gerek kafa dengi programında nihilist bir zihniyet ve söylemlerle gündeme gelmekte.Allahın ilahlıgını,kullugu,ücret talep etmeyen davetcileri gündemine almamakta.
07/09/2010, 12:11
değer..
mislina
yazar tarık tufan ise okunmaya değer...
04/09/2010, 15:00
tşk..
halime
Hatice'nin de Tarık Abinin de hem kalemlerine hem yüreklerine sağlık :))
02/09/2010, 21:32
kılçıklı balina
kıl
yav ben bu adamları niye hiç sevemedim. niye bu adamların her yaptıkları işte tutmuraklı bir gösteriş olduğunu sezinledim. niye bu adamları hiç samimi bulmadım. niye bu adamların dam düşkünü madam olduklarına kanaat getirdim. niye bu adamlar hep mutlu olmayı becerebiliyor. niye bu adamlar hep kahkahadan yana duruyor. yeaaah lanet olsun kendimden tisssskindim .
01/09/2010, 16:06